Bölümler 12Şu an: Tolerans
- 1 Gizem gecesi938 kelime
- 2 Fare suçu2.864 kelime
- 3 Yara2.760 kelime
- 4 Belirsizlik1.323 kelime
- 5 Tolerans1.389 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Kabuk1.205 kelime
- 7 Aptallaşmak941 kelime
- 8 Tek başına1.370 kelime
- 9 Yabancı1.390 kelime
- 10 Varsayım1.322 kelime
- 11 Randevu1.650 kelime
- 12 İstasyon1.370 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
GÜNLÜK 3
Saatlerdir aynada kendim ile konuşuyorum. Bu siktiminin evinde kafayı yiyiyorum. Tom benim tek ümidimdi beni sevebilecek tek kişiyidi ama yapmadı.
Jemma yola çıkmış, silikleşmiş asfaltın üzerinde ağır adımlarla yürüyordu. Arkasında bıraktığı Freya seslenmemişti bile; arkasına bakmaya korkuyordu. Bazen Jemma, Freya ile neden bu aralar bu kadar iç içe olduklarını anlayamıyordu. İki yıl önceki o karanlık geceden sonra araları doğal olarak kopmuştu. Fakat Freya bir şekilde bir sarmaşık gibi Jemma’ya tutunmuş, Jemma da bu tekinsiz bağı kesip atamamıştı.
Lena’nın yanında olduğu anlarda bile Freya onu arar, ekranı her aydınlandığında Jemma’nın içini soğuk bir vicdan azabı kaplardı. Aramaları reddeder, okul koridorlarında onu görünce başını öteye çevirirdi. Freya onları yarı yolda bırakmıştı. Peki gerçekten bu suçların, bu çürümüşlüğün sebebi olan o olay yaşanmış mıydı? Yoksa Lilith’in fısıldadığı gibi her şey hastalıklı bir iftiradan mı ibaretti? Lilith mi yalan söylüyordu; Delila’dan nefret ettiği için Jemma’nın zihnini kendi zehirli yalanlarıyla mı dolduruyordu?
Yaklaşık bir yıla yakın süren o sessiz küslükten sonra Jemma, Freya ile görüşmeyi kabul etmişti. Arkadaşının evinin önündeki terk edilmiş parkta buluşmuş, nemli bankta oturup konuşmuşlardı. Bu bir kavga değildi; Freya’nın sesi fısıltı kadar cılız ama bir o kadar zehirliydi. Tom ile yatmadığını, adamın sadece üzerine çullanıp onu öpmeye çalıştığını iddia etmişti. “Yattıklarına” dair tek kanıt, Delila’nın o zihnindeki zifiri bellekteydi. Freya kendini savunurken Jemma bunun gerçeğini Lena’ya anlatmasını söylemiş ama Freya inatla dudaklarını mühürlemişti.
Aynı okulda olmalarına rağmen gölge gibi birbirlerinden kaçar olmuşlardı. Lena, Freya’yı görünce başını çevirmez; aksine gözlerinin içine, nefret dolu ve ruhsuz bir ifadeyle bakardı. Freya ise bu düşmanca bakışların altında garip, hastalıklı bir tatmin buluyor gibiydi. Jemma, Freya’nın Tom yüzünden bu pis işlere battığını daha yeni öğrenmişti. Öğrendiği an zihninde hissettiği şey derin bir şok ve buz gibi bir kırgınlıktı. Zaten çatlamış olan dostluklarının ortasına, gömülmesi imkânsız olan yeni bir sır daha eklenmişti.
Jemma yürüdükçe boğazı düğümleniyor, gözleri doluyordu. Delila kontrolünü tamamen kaybetmiş psikopat bir manyağa dönüşmüştü; Freya saf bir pislikti ve Lilith yavaş yavaş aklını yitiriyordu. Tam o sırada Jemma, sisli yolun ilerisinden kendine doğru yaklaşan silüeti fark etti. Adamın omzu sertçe Jemma'ya çarptı ama geçip gitmedi. Yabancı, Jemma’nın kolunu bir kavrama gibi sıktı. Sol cebinden çıkardığı yıpranmış cüzdanı hışımla açtığında, içindeki gümüş polis rozeti Jemma’nın korkuyla büyümüş, ıslak gözlerinde ürkütücü bir parıltıyla yansıdı.
Jemma’nın üzerinde kendisine ait olmayan, yabancı kokan kıyafetler vardı ve tırnaklarının arasına kurumuş çamurlar dolmuştu. O an elindeki boşluğu fark etti; göğsünden buz gibi bir rahatlama dalgası geçti ve Tanrı’ya şükretti. Kanlı tişörtünü Delila’nın evinin önündeki o leş kokulu çöp konteynırına atmıştı. Fakat boynundaki tırnak izleri ve kesikler hâlâ birer kanıt gibi derisinde sızlıyordu.
“Merhaba küçük hanım. İsminiz Jemma, değil mi?” dedi adam. Sesi ne sıcak ne de uzlaşmacıydı. Jemma dehşetle başını sallayarak adamın ifadesiz yüzüne baktı.
“Korkmanıza gerek yok. Sanırım ortada bir yanlış anlaşılma var. Bunun çözülmesi için karakola gelip ifade vermelisiniz. Lütfen, zorluk çıkarmadan arabaya binin.” Adamın parmakları Jemma’nın etine adeta gömülmüştü; kolunu tek bir saniye dahi serbest bırakmadı.
Jemma, kapısı yarı açık duran sivil polis aracına adım atarken, “Ne yanlış anlaşılması?” diye fısıldadı. Sesi arabanın içindeki basık havada eriyip gitti.
Kumral, darmadağınık saçlı polis dikiz aynasından ona kilitlendi:
“Tom Barvy cinayeti.”
Jemma’nın yüzündeki bütün kan çekildi, dudakları morardı. Bir cinayetle mi ilişkilendiriliyordu? Başını öne eğip arabanın soğuk deri koltuğuna sindi. Suratsız polis arabanın kapısını üzerlerine bir zindan kapısı gibi çarptı ve öne geçti. Direksiyona kurulduğunda savrulan kumral saçlarının altından, yan aynadan Jemma’yı bir av gibi süzdü. Gaza bastıklarında araba, karanlık sokakları yararak karakola doğru hızla süzüldü.
“Abla, kes şunu!” Lilith’in çığlığı evin nemli duvarlarında yankılandı. Ablası, hezeyan dolu bir öfkeyle kardeşine bağırıyordu:
“Ölmek mi? Freya ile bir gün geçirmek mi? Bütün ömrünü riske atıyorsun!”
Lena, bembeyaz koltukta Fred ile yan yana oturuyordu. Fred, Lena’nın elini morartırcasına sıkıyor, sanki onu bu kabustan çekip almak istiyordu.
“Ablacım, bak... Freya, Tom ile yattı! Sence ben o kadınla bir daha aynı havayı solur muyum?”
Lilith etrafında dönmeyi bir anda kesti. Gözlerini kısarak ablasına baktı; bakışlarında tekinsiz bir soğukluk vardı:
“Kendi ağzından söyledin, ‘Tom’u hiç sevmedim’ diye! Şimdi mi kıymete bindi? Delila uyanır da buraya gelirse...”
Lena hızla ayağa kalktı. Elleri kontrolsüzce titriyordu. Lilith’in tepesine dikildi:
“Kapa çeneni! Olay Tom değil, olay Freya! Biz dosttuk... Tom beni fiziksel olarak aldattı, evet; ama beni ayakta uyutan, sırtımdan bıçaklayan Freya’ydı, tamam mı?!”
Lilith, ablasının hiddeti karşısında istifini bozmadı. Dudaklarından buz gibi bir fısıltı döküldü:
“Tom da beni aldattı.” Sesi pürüzsüz ama söyler söylemez pişman olmuş gibi incecik çıkmıştı.
Lilith dışarıya yöneldi fakat Lena onun bileğini yakaladı. Gözlerinde derin bir şüphe ve dehşet belirdi:
“Ne dedin sen?”
Lilith kolunu silkeleyerek ablasının kavrayışından kurtuldu:
“Seni aldatan, beni de aldatmış sayılır...” dedi soğukkanlılıkla.
Dış kapıyı açıp kendini dışarı attı. Kapıyı gürültüyle kapatıp çitlerle çevrili, kasvetli süs bahçesine çıktı. Gökyüzü kurşun gibi ağırdı; havada boğucu bir felaket kokusu vardı. Kapının yanındaki yıpranmış ahşap sandalyeye çöktü. Cebinden titreyen elleriyle bir sigara çıkarıp yaktı. Dumanı ciğerlerine çekerken ablasının onu izleyip izlememesini umursamıyordu; çünkü ablasının onunla yüzleşmeye cesareti olmayan bir korkak olduğunu biliyordu.
Lena, kapının buzlu camından kardeşinin silüetine bakakaldı. Evin içini kasvetli sarı abajurlar aydınlatıyor, kapalı kepenkler dışarıdaki dünyayı içeri sızdırmıyordu. Fred, donakalan kız arkadaşının yanına yanaştı. İki eliyle Lena’nın soğuk yanaklarını kavradı:
“Sıkıntı yok... Ben seni biliyorum Lena. Bana açıklama yapmana gerek yok.”
Lena başını Fred’in göğsüne gömdü; gözyaşları adamın mavi tişörtünde koyu ıslak lekeler bıraktı.
“Kız kardeşinin bile seni suçlaması... Bunun ne demek olduğunu bilemezsin,” diye fısıldadı Lena, hıçkırıklarının arasından.
Fred onu kollarıyla sarmaladı: “Seni seviyorum Lena.”
Lena cevap vermedi; sessizliği sadece odada yankılanan kesik hıçkırıkları bozdu.
Jemma sorgu odasına sokuldu. İçeride sadece iki adet eski ahşap sandalye ve ortalarında çiziklerle dolu metalik bir masa vardı. Havada Rutubet ve eski kâğıt kokusu hâkimdi. Polis memuru masanın arkasındaki sandalyeye oturdu, çenesiyle Jemma’ya oturması için işaret etti.
Sol duvarda tek yönlü, aynalı bir cam duruyordu. Jemma filmlerden biliyordu; o karanlık camın arkasında birilerinin görünmez gözlerle onu izlediğini, nefes alışverişlerini dinlediğini hissetmek kanını donduruyordu.
“Ben neden buradayım? Tom ile ilgili hiçbir şey bilmiyorum ki!” dedi Jemma, sesi titreyerek.
Polis, elindeki kalın dosyayı masaya vururcasına bıraktı. “Ona biz karar vereceğiz hanımefendi,” dedi buz gibi bir tonla.
B.H: “İsminiz Jemma Pox. Finiton Sokağı No: 9’da oturuyorsunuz. Kimlik numaranız *********. Doğru mu?”
J.P: “Evet.”
B.H: “Ağzınızdan çıkan her kelime şu an kayıt altına alınıyor. Sorgu sırasında kimsenin baskısı altında kalmadan, kendi iradenizle soruları cevaplayın.”
J.P: “Peki...”
B.H: “Olay günü, saat 16.00 sıralarında neredeydiniz?”
J.P: “Wentai’deydim. Arkadaşım bir haftalığına teyzesinin yanına gitmişti; teyzesi Wentai’de oturuyor. Ben de onu görmek için gittim.”
B.H: “Yani maktul Tom ile aynı semtteydiniz, doğru mu?”
J.P: “Evet ama... Ben Tom’un evinin yerini bile bilmiyorum!”
B.H: “Size bilip bilmediğinizi sormadım. Arkadaşınız hangi evde kalıyordu?”
J.P: “Bilmiyorum, oraya daha önce hiç gitmemiştim.”
B.H: “Hangi yollardan, hangi araçla gittiniz peki?”
J.P: “Kendi arabamla. Arkadaş grubumuz arasında bir konum paylaşım uygulaması var. Evine yakın bir lokasyonda arabayı bırakıp yürüdüm. Sokaklar çok dardı ve ehliyetimi yeni aldım; arabama zarar vermek istemedim.”
B.H: “Peki Tom’un evinin önünde ne işiniz vardı?”
J.P: “Anlamadım... Ne?”
B.H: “Tom’un kız arkadaşı ile konuşmuşsunuz. Sebebi neydi? O kızı tanıyor muydunuz? Cinayeti onunla birlikte mi işlediniz?”
Polis bu sözleri söylerken, masaya güvenlik kamerasından alınmış grenli, karartılı bir fotoğraf çıktısı fırlattı.
J.P: “Öncelikle... Ben kimseyi öldürmedim! Tom’u neredeyse tanımıyorum bile. Fotoğraftaki kadın benim eski bir dostum. Arada konuşuruz ama aramız bozuktur. Orasının Tom’un evi olduğunu bilmiyordum; arkadaşımın konumu haritada belirsizdi, orayı gösteriyordu. Delila’yı aramaya çalıştım ama hat hep meşguldü. O kadın birden yanıma geldi ve konuştuk. Kamera kayıtlarına bakarsanız o eve hiç girmediğimi görürsünüz! Zaten Delila’yı bulamayınca dönüp gittim.”
B.H: “Wentai küçük bir yerleşim yeri. O bölgedeki kamera sayısı yok denecek kadar az. Yani o eve girip girmediğinizi kanıtlayan bir kayıt elimizde yok.”
J.P: “Nasıl yani? O zaman beni nasıl buldunuz?”
B.H: “Bölgedeki binalarda kamera yok; sadece bakkal ve fırın kameraları var. Bana o saatte o evde bulunmadığınıza dair somut bir kanıt sunabilir misiniz? O eve kimlerin girdiğini gördünüz mü?”
J.P: “Anladım... O eve arkadaşımın girdiğini kendi gözlerimle gördüm. Ama o birini öldüremez; kandan, vahşetten ölesiye korkar! Benim o eve girmediğime gelince... Kanıtım VAR. Dönüşte benzin almak için istasyona uğramıştım. Fiş hâlâ duruyor, üzerinde saat yazıyor olmalı, değil mi?”
Polis memuru gözlerini Jemma’ya dikti: “Araba senin üzerine mi kayıtlı? Şu an nerede?”
Jemma arabanın Lena’da olduğunu söyleyince polis cebinden cızırtılı telsizini çıkardı. Odanın soğuk duvarlarında yankılanan kaba bir sesle talimat verdi:
“Jemma Pox adına kayıtlı, Finiton Sokağı No: 9 adresinde bulunan aracı derhal incelemeye alın. Araç şu an 11 numaranın garajında. Torpidoda veya koltuk aralarında benzin fişi arayın; kayda değer ne varsa getirin.”
Bölüm etkileşimi
