12. bölüm / 13
Ddlc fanfictionİsim yok yıne
Bölümler 13Şu an: İsim yok yıne
- 1 İlk toplantı312 kelime
- 2 Şiirler ve tartışmalar283 kelime
- 3 Aynı masada253 kelime
- 4 Beklenmedik bir ortaklık223 kelime
- 5 Merak260 kelime
- 6 Birşeylerin farkına varmak280 kelime
- 7 Kırılma Noktası325 kelime
- 8 Eksik sandalye280 kelime
- 9 Sessizliğin ardında250 kelime
- 10 Sessizliğin ardından 2197 kelime
- 11 İsim bulamadım xd161 kelime
- 12 İsim yok yıne447 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 İsim yok332 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yuri, koridorun ortasında tek başına durmaya devam etti. Natsuki’nin uzaklaşan ayak sesleri merdivenlerde yankılandı ve sonunda tamamen kayboldu.Sessizlik yeniden çöktüğünde, etrafını saran hava sanki daha da soğudu. Kalbindeki baskı hafiflememişti; aksine, Natsuki’nin gidişiyle birlikte göğsünün ortasında kocaman, katlanılmaz bir boşluk açılmıştı. “Seni yanımda istemiyorum.” Natsuki’ye söylediği o son sözler zihninde yankılandıkça, kendi sesinden tiksindi. Natsuki sadece endişelenmişti, sadece yanındakini korumaya çalışıyordu. Yuri ise her zamanki gibi her şeyi mahvetmişti.Okuldan nasıl çıktığını, eve nasıl yürüdüğünü hatırlamıyordu. Zihni tamamen bulanıktı. Kulüpteki tartışma, Monika’nın bitmek bilmeyen baskısı, insanlarla iletişim kurmaktaki beceriksizliği ve şimdi de Natsuki’yi kendinden uzaklaştırmış olması... Her şey, her tek bir detay üzerine bir çığ gibi devriliyordu.Odasının kapısını kapatıp sırtını ahşaba yaslayarak yere kaydı. Karanlık odayı sadece sokak lambasının cılız ışığı aydınlatıyordu. Gözyaşları yanaklarından sessizce süzülürken nefes almakta zorlanmaya başladı. İçindeki zihinsel gürültü ve vicdan azabı o kadar şiddetliydi ki, artık göğsündeki fiziksel acıyı bile hissedemiyordu.Zihnini susturmanın, bu dayanılmaz suçluluk duygusundan kaçmanın tek bir yolunu biliyordu.Yavaşça ayağa kalktı. Çekmecesine doğru yürüdü. Eli gümüş kaplamalı, keskin koleksiyon bıçağına gittiğinde parmakları titriyordu. Bu bir çözüm değildi, biliyordu. Ama içindeki zihinsel fırtına o kadar kontrolsüz bir hal almıştı ki, hissettiği duygusal acıyı somut bir şeye dönüştürmekten başka çaresi kalmamıştı.Bıçağın soğuk metalini teninde hissettiği an gözlerini kapattı.İlk kesikte derin bir nefes verdi. Kolundan süzülen sıcaklık, zihnindeki o yıpratıcı gürültüyü birkaç saniyeliğine de olsa susturdu. Ama ardından gelen şey ferahlama değil, daha da derin bir çaresizlik oldu. Kendi kanına bakarken ne kadar kırılmış, ne kadar yalnız ve ne kadar çaresiz olduğunu bir kez daha anladı. Kendinden bir kez daha nefret etti.O gece Yuri, yatağında uzun süre kollarını göğsüne bastırarak ağladı. Ne içindeki kanama tam anlamıyla duruyordu ne de ruhundaki o koyu karanlık dağılıyordu.Ertesi gün okula geldiğinde hava kapalıydı. Yuri, uzun kollu hırkasının manşetlerini ellerinin üzerine kadar çekti. Yüzü solgundu, gözlerinin altı morarmıştı. Kulüp odasının kapısına yaklaştığında adımları yavaşladı.İçeri girdiğinde Natsuki köşedeki masasında oturuyordu. Yuri’yi görünce gözlerinde anlık bir rahatlama belirdi, ama Yuri onunla göz göze gelmekten ölesiye korkarak başını hemen yere eğdi. Sırasına doğru yürürken adımları sarsaktı.Natsuki onun bu halindeki garipliği hemen fark etti. Yüzündeki o savunmacı ifade yerini hızla derin bir endişeye bıraktı. Yuri masasına oturduğunda, Natsuki oturduğu yerden kalkıp yavaşça onun yanına yürüdü.“Yuri?” dedi Natsuki, sesi bu kez hiç olmadığı kadar yumuşaktı. “İyi misin sen?”Yuri cevap vermedi. Ellerini hırkasının cebine daha da derin gömdü, vücudu hafifçe titriyordu.Natsuki masanın kenarına dokunduğunda, Yuri refleksle geriye doğru sıçradı. Bu anlık hareket sırasında hırkasının sol kolu yukarı doğru kaydı.Beyaz teninin üzerindeki taze, kırmızı izler saniyeliğine de olsa açığa çıktı.Natsuki’nin gözleri büyüdü. Nefesi boğazında tıkandı. Ne diyeceğini, nasıl tepki vereceğini bilemeyerek bir adım geri çekildi. Yüzündeki öfke tamamen silinmiş, yerini saf bir dehşete ve çaresizliğe bırakmıştı.Yuri hızla kolunu kapattı, gözyaşları yeniden gözlerini doldururken fısıldadı:“Lütfen... bakma bana.”
