DALYA kitap kapağı

6. bölüm / 24

DALYA

~6. BÖLÜM~

Vaveyla Yazarı: Bulutlar Arası Yalnızlık

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: ~6. BÖLÜM~

İYİ OKUMALAR

YORUM YAPMAYI VE OY ATMAYI UNUTMAYIN 🌾

Hayatımızda olan biten herşey için bazen bazı insanları suçlarız ama belki en büyük suç bizdedir. Hayatımızı onlara adamak, onlar için yaşamak, onlar için şu sefil hayata tutunmak zorundayızdır.Kendi benliğimizi onlar için harcamak bazılarımız için kolay, bazılarımız için çok zordur aslında ama bana kalırsa bir amaç uğruna varacağınız o yolun sonunda neler olacağını bilmeden yaşamak bana hep zor ve korkutucu gelirdi ama artık herşey biz insanların elindeyken buna bile karışacak tonlarca insan olduklarına emindim artık. Bazen oynanan oyunlar,kazanılan savaşlar ve kaybedilen maçlar herşey bir nedene bağlanır bu sebeple kazanmak istersiniz oyunu veya kaybetmek istemezsiniz var olan bir oyunu ama bana kalırsa bu seçeneklerden hepsine yenilemek isterdim bunları yaşamamak için ama yaşadıklarım,yaşattıklarımın önüne geçti ve bende olan ne varsa hepsini alıp çekip gitti.

Bana bu notları babamın gönderdiğini düşündüm ama olması imkansızdı. Babam benimle bu kadar büyük bir oyun oynamazdı, beni aradıklarında ise ses çok yapay ve çakma olmasına rağmen genç bir ses olduğu anlaşılıyordu bu sebeple babamın yapmasına imkan dahi yoktu.
Ama eve çiçek gelmiş ise babamda bunu okumuşsa kesin geçen sefer yalan söylediğimi anlardı buda benim canımı çok sıkardı.

“Her yanlış bir doğruyu getirir, yanlışın içinde hatalar gizlidir. Ama her hata yanlış değil doğrunun sebebi olabilir. Hamleler sonucu sonuç ise kıyameti barındırır kendi içinde ama bunu unutma ki kıyamet hiç iyi birşey değildir."

Herşey daha çok karman çorman olurken ben cümleleri kendi içimde tekrar ettim ama bu cümleden anladığım tek şey yolun sonunda bir kıyamet oluşuyordu ve bu not ise babam istemeyi iptal etmesinin ardından gelmesiydi.Mavzerle bu evde kalmamın üzerinden 1 gün geçmişti bazı yapboz parçaları gereğinden fazlaydı ve benim yanlış cevabı bulmama yardımcı olacak gibi görünüyordu. Mavzer cümleleri bana okuduktan sonra telefonunu cebine attı ve bana sakince bakmaya başladı ben ise suratına bakmak dahi istemedim.

Mavzer ise beni rahat bırakmayı seçti ve odadan çıkıp gitti, ben ise yalnız kaldıkça sessiz modunda gömülü kaldım ama gömülü kalmam hiçbir işe yaramadı nedensizce. Burada olmak, yaşanılan şeylerin sonucunun sürekli bana çıkması beni şaşırtıyordu. Odada yalnız kalmak istemediğim için aşağıya indim ama salonda kimse yoktu bende sadece koltuğa oturdum. Kapının kilidi çevirilince gelen kişinin mavzer olduğunu anladım.

Elindeki poşetlerle mutfağa gidip elindekilerini bıraktı ve karşıma oturdu.

“Akşam yemeği için çalışan gelecek ne istiyorsan söyle hazırlasın.”

Mavzere döndüğümde dudağım kıvrılmadan duramadı bu haldeyken yemek derdindeydi. Ben ona bakarken mavzer ise kıvrılan dudağımda kısa bir süre bakakaldı. Ben ise bakışlarını yakaladığımda tekrardan yüzüme baktığını fark ettim.

“Çalışan tavuk kapama yapabilir mi? Ama eğer yapmazsa sen halledersin. Malum sen iyi bilirsin kapama işlerini.”

“Değişik damak zevkin var eliz ayrıca kapama yapabilir ama ben yardımcı olurum sonuçta sen yiyeceksin.”

“En azından değişik olan tek şey damak tadım senin gibi tavırlarım değişik olsaydı daha iyi olurdu değil mi mavzer ama senin unuttuğun birşey var ben bu yaşıma kadar hiç bir şeyi isteyerek yapmadım ve bu saatten sonra tanımadığım bir adamın beni saçma sapan evliliği yüzünden tutsak etmesine izin vermem.

Kendi cümlelerimi ardı ardına sıralarken mavzerin yavaş yavaş sinirlendiğini anladım, elleri yumruk halini almış sinirle bana bakıyordu bende ona bakarken gözlerinde derin ve kasvetli havasında boğuldum ve bir kez daha anladım ki artık bazı şeyler beni etkisine bırakmıştı. Ne kadar bağırıp, çağırsamda içimdeki kız çocuğu tutunacak bir dal, korunacak bir yuva istiyordu ama bu yuva ne mavzer ne de babamdı.

O yuva bendim.

“Gitmek mi istiyorsun, tamam git ama sakın bunu unutma insanın şans ayağına bir kez gelir ve sen o şansı tekmeledin. Git artık çünkü ben seni istemiyorum anladın mı beni?
Her gidenin arkasından daha iyisi gelir eliz ve emin ol senden daha iyileri var bu hayatta. İlla ki kendime denk birini bulurum. Sana deliler gibi aşık olduğum için istemedim bu evliliği. Senin saçma sapan dediğin o evlilik benim içinde önemsizdi zaten, peşimde milyonlarca kız varken bir senin peşinde koşamam çünkü artık yoruldum. Sana gelen çiçekler, notlar herşeyi içinde bir tane sorun var ben artık sorunun en büyüğü yani seninle uğraşmaktan sıkıldım.”

Yutkunamadım,sanki yumruk yemiş gibi kalakaldım öylece. Gözlerimin ardı sızladı, gözlerim doldu ama asla o damlaların gözlerimden akmasına izin vermedim. Sağ elim yavaştan uyuşunca anladım ki bir şeyler ters gidecekti direkt üst kattaki odaya çıkıp üstümü değiştirdim giydiğim şey ise bu eve geldiğimdeki siyah elbiseydi ama onun parası ile aldığı eşyaları giymektense bu elbiseyi tercih ederdim. Elbiseyi giydiğim gibi elimi biraz ovuşturdum ve kendimi ağlamamak tuttum ardından bir hışımla aşağı indim. Kapıya doğru gittim tam kapıyı açacakken son cümlelerimi söylemeden gitmek istemedim.

“Eğer benden bu kadar bıktığını, sıkıldığını, yorulduğunu,başına sorun olduğumu önceden söyleseydin bir dakika yanında durmazdım ama içinde kalmasın sorun olduğumu söyleyen ilk insan sen değilsin kaç kez duydum ben bu cümleleri. Bir daha birbirimizle karşılaşırsak ki imkansız ama sen daha can yakan cümleler bul çünkü canım hiç yanmıyor.”

Canım cayır cayır yandı,öyle bir yandı ki başka kimse yakamazdı böyle.

Aklıma Zeliha teyzenin lafı gelince gözlerim dolu dolu iken gülümsedim ama gülümsemem bile bir acı değerindeydi.

Sıkma güzel canını kimse için değmez."

Canımın güzel olduğunu ilk defa sen söyledin abla.”

Arkama bakmadan dış kapıdan dışarı çıktım ve hızlıca evden uzaklaşmaya başladım. Nereye gittiğimi bilmeden adımlarımı hızlı hızlı attım sadece. Gözlerim dolu dolu iken önümü net görmedim ama gözyaşlarımın akmasına izin verdim, onlar sessizce dökülürken ben ise dümdüz yürümeye devam ettim. Ana yolu bulabilseydim eğer herşey daha kolay olacaktı. Taşlı orman yolundan yürümeye devam ederken mavzerin dedikleri bir bir zihnimde dolaşıyordu. Bana söylediği cümleler o kadar ağırdı ki bu sefer gözlerinin içinde değil cümlelerinin derinliğinde boğuldum. Eğer bu cümleleri ailemdekiler söyleseydi hiç takmazdım ama mavzer canımı,kalbimi öyle acıtıp kırdı ki paramparça olan kalbim un ufak oldu ve bir rüzgar süpürdü bütün tozları bense kaldım öylece.

Başım döndüğünde sendeleyerek bir ağacın yanına oturdum. Gözyaşlarım hala akarken bir kez daha var olduğum için kendime kızdım o ağacın altında.

Kafamda susturamadığım mavzerin cümleleri dolanırken bir yandanda babamın küçükken bana bağırışının sesi yankı yaptı beynimin duvarlarında ama susturamadığım için hepsi sırasıyla kinini akıttılar bana ama yine sessizce yaşamaya devam ettim.Ağacın dibinden kalkıp yürümeye devam ettim ama acıyan canım sanki bunu beklercesine hızlı hızlı atıyor, durmak bilmiyordu.

Kayıplar yerine dökülen gözyaşları ve acıyan canlar, kırılan kalpler olgunlaştırır insanı. Bazen bir yazıyla bazen bir mektupla bazen ise bir kaç çift lafla olur bunlar. Ama olgunluk nedir ki?

Duygu ve düşüncelerini düzgünce yönetmek mi?
Yaşadığın olayların getirdiği suskunluk mu?

Ana yola çıktığımda bir sürü araba geçti hiçbiri durması ama şansım ilk defa bu sefer yaver gitti ve boş bir taksi durdu ona zeliha ablanın evinin adresini verdim ve orada doğru gittim. Zeliha ablanın evine vardığımda taksiden inmeden önce kolyemi ve boncuk küpemi çıkarıp adama verdim.

“Benim yanımda nakit para yok ama sen bu kolye ve küpeyi al eşine ver. Çocuğun var mı?”

“Evet bir tane kızım var.”

“O zaman kolyeyi eşine küpeleri ise kızına ver. Ama sakın bozdurma arabanın plakasını gördüm arar seni bulur bozdurduğun paraları alırım senden.”

“Tamam abla iyi akşamlar.” dedi bende arabadan inip kapıyı çaldım kapıyı açan ise zeliha ablaydı. O bana baktı ben ona baktım gözlerim dolduğunda hemen bana sarıldı ve içeri aldı. Zaten küçük bir evde yaşayan, sessiz, sakin birisiydi.Salona geldiğimizde kendimi tutmadan,kızmadan hıçkırarak ağladım. Kendimi tutmaktan sıkılmış ve yorulmuştum. Galiba kendimi rahatça ifade edebileceğim tek yer zeliha ablanın yanıydı bu yüzden ömür boyu burada kalabilirdim. Koltukta oturmuş ağlarken zeliha abla yanıma geldi ellerimi tuttu, gözlerimin içine baktı.

“Eliz iyi misin?” dedi ama bilmiyordum ki. O evden ve mavzerde kurtulduğum için mutlu ama duyduğum cümleler için kırgın ve üzgün hissediyordum ama bu kez her zaman söylediğim yalanı söylemedim daha doğrusu söylemek istemedim. Gözyaşlarım daha hızlı akarken benim canım daha hızlı kaybolmuştu bedenimden ve ruhumdan.

“İyi değilim hemde hiç iyi değilim.” dedim ve birden zeliha ablaya sarıldım,sarılırken bile hıçkıra hıçkıra ağlamaya devam ettim. Kolay kolay ağlamayan ben her zaman kendimi tutardım ama bu sefer tutmak hiç istemedim.

“Benim canım, yaşamam sorunmuş zeliha abla. Herkes benden nefret etmiş, bıkmış ama benim gözüm kör şekilde seyirci kalmışım herşeye. Hastanede sen bana sıkma güzel canını demiştin bende sana canımın güzel olduğunu söyleyen ilk insan olduğunu söylemiştim ve bugün bir kez daha sorun olduğumu duydum. Ben bir hiçmişim zaten herkes beni peçete gibi kullanıp atmış. Hep saf olan benmişim, kendimi değerli zannetmiştim ama aslında dengi bile değilmişim. Ben kimse için insan bile değilmişim ki ben sadece bir kağıt olmuşum. Herkes benim üzerimden herşeyi kullanmış en sonunda çöpe atmış.” Yüzümü avuçlarının içine aldı ve akan gözyaşlarımı sildi.

“Eliz kızım anlat bana ne oldu? Ne oldu da bu kadar üzdüler seni.” Derin nefes aldım kendi ellerimle gözyaşlarımı sildim. Herşeyi baştan sona anlattım. Zeliha abla beni dinlerken mavzer ismini duymasıyla “NE” nidası atmasıyla kısık bir kahkaha atıp anlatmaya devam ettim.

Burda kimse yokken bile sessizdim.

Bütün her şeyi anlattığımda ortam çok sessizdi ta ki arka odadan bir erkek silüeti görene kadar.

Gelen adam herhalde zeliha ablanın oğluydu.Bana biraz bahsetmişti zaten. Oğlunu zar zor okuttuğunu, eşi öldükten sonra her zaman çalıştığını, oğlunun elinde mesleği olması için ölen annesinden kalan bilezikleri bile bozdurduğunu ve daha neleri anlatmıştı bana. Oğlu salona girdiğinde hafifçe arkamı döndüm ve gözyaşlarımı silip o sahte gülümsemeyi suratıma ekledim. Salona giren adam karşımızdaki koltuğa oturdu ve zeliha ablaya neler oluyor burada bakışı attı.

“Oğlum, çalıştığım hastanedeki doktor eliz hanım. Bir süreliğine bizim evimize kalacak.” dedi oğlunun bakışları bana döndüğünde “ Ne doktorusunuz?” diye sordu. Ben ise kısa bir şekilde psikiyatristim dedim o ise kafasını sallamayla yetindi. Salondan çıkıp gittiğinde zeliha abla bana döndü. Yüzündeki mahcupluk ifadesi kendini sinsice belli etmişti.

“Eliz eğer rahatsız oluyorsan duhanı evden gönderebili-” konuşmasını bitirmesine izin vermeden hemen sözünü kestim. Evde misafir olan bendim kendi evladını bir misafir için göndermek hiç mantıklı değildi.
“Hayır zeliha abla neden göndereceksin, ben zaten sabah kendi evime gideceğim. Bir gecelik için evden göndermeye hiç gerek yok.”

“Tamam olur ama istersen bizde biraz daha kal. Biraz kendini topla bu halde nasıl çalışacaksın?”

“Emin ol zeliha abla çalışınca daha mutlu oluyorum en azından birisine faydam oluyor böyle oturunca kendime dahi faydam olmuyor.” dedim ardından zeliha abla bana misafir odasını ayarladı üstümü değiştirdim o elbiseyi ise çöpe attım sonra yalnız kaldığımı odada kendi kendime yandım.

MAVZER DAĞMAN

“Gitmek mi istiyorsun, tamam git ama sakın bunu unutma insanın şans ayağına bir kez gelir ve sen o şansı tekmeledin. Git artık çünkü ben seni istemiyorum anladın mı beni?
Her gidenin arkasından daha iyisi gelir eliz ve emin ol senden daha iyileri var bu hayatta. İlla ki kendime denk birini bulurum. Sana deliler gibi aşık olduğum için istemedim bu evliliği. Senin saçma sapan dediğin o evlilik benim içinde önemsizdi zaten, peşimde milyonlarca kız varken bir senin peşinde koşamam çünkü artık yoruldum. Sana gelen çiçekler, notlar herşeyi içinde bir tane sorun var ben artık sorunun en büyüğü yani seninle uğraşmaktan sıkıldım.”

Gözlerinin dolduğunu görünce fazla ileri gittiğimi anladım ama hiçbir şey yapamadım. Sustuğumda öylece baktım elize o da bana baktı ama ikimizden de tek kelime çıkmadı, eliz üst kata doğru giderken ben ise arkasından sadece bakakaldım. Biraz dakikalar geçtikten sonra verdiğim birkaç parça kıyafeti değiştirmiş onun yerine istemede ki siyah elbisesi vardı. Aşağı geldiğindeki yüz ifadesi daha değişikti. Kapıya doğru gitti tam kapıyı açacaktım ki arkasını döndü ve tam önüme geldi.

““Eğer benden bu kadar bıktığını, sıkıldığını, yorulduğunu,başına sorun olduğumu önceden söyleseydin bir dakika yanında durmazdım ama içinde kalmasın sorun olduğumu söyleyen ilk insan sen değilsin kaç kez duydum ben bu cümleleri. Bir daha birbirimizle karşılaşırsak ki imkansız ama sen daha can yakan cümleler bul çünkü canım hiç yanmıyor.”

Dedi ve bir hışımla evden çıkıp gitti. Ben ise öylece durup elizin çıktığı kapıya bakakaldım. Söylediklerimi düşününce aslında ne kadar ağır ve kırıcı olduklarını fark ettim. Eliz benimle kavga ederken hiçbir zaman beni yaşadığım olaylar hakkında bir şey demezsen ben öfkeme yenilip çok ağır cümleler söylemiştim sonra bir anda aklıma şu geldi eliz bu eve geldiğinden beri istemediği şeyler hakkında konuşuyor, bağırıyordu duygularını içinde tutmuyordu ama ben Tuttuğum duyguların patlaması beni değil elizi yakmıştı.

Dışımdan bir küfür savurduğum anda önümdeki sehpaya sertçe tekme attım durmadım bir tane daha attım ama içim rahat durmadı. Yukarıdaki odaya çıktım ve elizin kıyafetlerini görünce aslında ona alıştığım ve bunu kendim itiraf edemediğim için bu halde olduğumu fark ettim. Elizin arkasından gitmedim eğer gitseydim evden çıkmadan önceki sessizliği yok olacaktı. Odamdaki telefonu alıp onuru aradım.

“Onur eliz birazdan sizin eve gelecek sakın elizin evden dışarı adım atmasına izin verme. Biz biraz kavga ettik.” dedim onur ise bana bir kaç kelime söyleyip telefonu kapattı ben ise yatağımın üzerine oturup pencereden dışarıyı izlerken ormandaki bir çiçek dikkatimi çekti. Pencereyi açıp daha net görmeye çalıştığımda aslında sadece göz yanılması olduğunu fark ettim.

Yatağa yatmadan önce gelen mesaj ile aslında elizin sorun değil bir kurban olduğunu bütün zerreme kadar anladım.

“Sanma ki sessizlik suskunluktur.”
“Her veda bir dönüşsüz yoldur.”
“Arkadakiler ise hep huzursuzdur”
“Kapatılan kapılar ise hep bozuktur”

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Hayat her yeni bir günde yeni şeyler yaşatırmış insana ama günün sonunda ise yaşamak kalırmış sadece insana,benim hayatımda ise yeni bir gün her zaman aynı ve günün sonu ise bilinmeyen bir sondu. Gece yattığımda saatin kaç olduğundan haberim bile yoktu, sadece yaşanılan şeyleri düşünmüştüm aklımda sadece onlar dolaşıp durmuştu. Gece yattığımda ise muhtemelen baya geç olmuştu ama bu sabah erken kalkmıştım ve daha ev sakinleri bile uyanmamıştı. Yatağımı topladım,odayı havalandırdım üstümde olan pijamalarla öylece yatakta oturdum ama aklım beni asla boş bırakmıyor sürekli kulağımda, beynimde, zihnimde aynı şeyler dönüyordu. Tek cümleydi beni çukura iten.

“Seninle uğraşmaktan sıkıldım.” ardından babamın yüzüme baka baka bağırdığında cümle geldi.

“Hırsızsın sen,insan babasının parasını çalar mı sana verdiğim emekler hepsi boşa gitti. Pislik seni.” oysaki babamın pantolonundan düşen bir lirayı ona vermediğim için hırsız olmuştum ben. Baban bu yaşıma kadar insan yerine koymamıştım ki beni,o bir lira çok parlak olduğu için babama vermek istememiştim ama babam çocuk olduğumu unutup beni paramparça etmişti.

“Aynı mavzer gibi”

Gözlerimi kapattım ağlamamak için ama gözyaşlarım aktı benden izinsiz. Bazen annem ile babam kavga ettiğinde babam evden çeker gider,arkada ise ben annem ve abim kalırdık. Annem ise bazen sinirinden dolayı benden çıkarırdı ben ise susup kalırdım bazen bana bakıp “Babası sevmeyeni kimse sevmez” deyip dururdu bende beni kimsenin sevmeyeceğini adım gibi bilerek büyümüştüm. Kapının çalınması ile hızlıca gözyaşlarımı sildim gülümsedim ve girebilirsiniz! dedim. Kapı açıldığında gelen kişi ise zeliha ablanın oğlu duhandı. Bana bakıp odaya girdiğinde yüzümü dikkatlice izlediğini gördüğümde bunu neden yaptığının bir dakika bile düşünmek istemedim.

“Eliz hanım annem sizi kahvaltıya çağırıyor.”

“Tamam hemen iniyorum.” dedim duhan tam kapıdan çıkacağı zaman tekrardan odaya girdi.
“Eliz hanım eğer cevap vermezseniz anlarım ama sormadan duramayacağım. Hiç iyi gözükmüyorsunuz ve yüzünüze bakılırsa ağlamışsınızda ve olası ki birşeyler yaşamışsınız ve bu olay sizi baya bir üzmüş. Anlatmak istermisiniz”

Durmaktan başka birşey yapamadım, cevap vermekte istemedim sadece gülümsedim.

“Herhangi bir sorunum yok duhan bey sorduğunuz için teşekkür ederim. Ayrıca bana hanım demenize gerek yok.”

“O zaman sizde bana bey demeğin eliz hanım olur mu?”

“Olur” dedim ve duhan odadan çıkıp gitti bende kendimi toplayıp hızla aşağı indim. Aşağı indiğimde zeliha abla çayları koymuş ve duhanla sohbete başlamışlardı bile. Benim geldiğimi görünce sohbeti kesmeyip konuşmaya devam ettiler ben ise günaydın deyip bir kaç şey atıştırdıktan sonra zeliha ablaya masayı toplaması için yardım ettim,odaya çıktım ve yatmaya çalıştım çünkü bir saat sonra eski eliz olmak zorundaydım, duygusuz olmak zorundaydım,acımasız olmak zorundaydım, merhametsiz olmak zorundaydım ve bunlar babamın koyduğu sayısız kurallardan bir kaç tanesiydi ve ben kurallarla ömrümü geçirmiştim ve hala geçirmeye devam ediyordum nedensizce.

Kapının sertçe çalınması ile birlikte kalbim hızla atmaya başladı çünkü kapı tokmakla 3 defa çalınmıştı ve kimin olduğu benim için gayet belliydi.

Babam

Odadan çıktığım gibi kapının deliğinden kimin geldiğine baktığımda gelenin mavzer olması ile dumura uğradım ama elim kapıyı açmak için kalkmadı bile. Duhan arkadan kapıyı açmak için geldiğinde açmaması için konuştum onunla,mutfağa saklandım ve duhan kapıyı açtı.Açılan kapının sesini, duhanı sesini ve mavzerin sesleri net şekilde duyuluyordu.

“Soruma net cevap verirsen çok sevinirim. Eliz nerede?”

“Ben eliz adlı birisini tanımıyorum yanlış kapıdasınız.” dedi duhan ve yumruk sesleri gelmesiyle mavzerin sesinin gelmesi bir oldu.

“TANIMADIĞIN İÇİN TAKSİ İLE ELİZ BU EVE GELİYOR DEĞİL Mİ? CEVAP VER BANA NE YAPTIN ELİZE?” zeliha abla direkt oğlunun yanına gitti mavzer ise zeliha ablayı görünce şaşırdı ama duhanla vurmaya devam etti. İçeriden bağırış sesleri çoğalırken gözlerim dolu dolu iken salona doğru adımladım. Yapacak başka bir şey yokken benim yüzümden birisinin dayak yemesini istemezdim.Salona girdiğimde mavzeri kolundan tuttum ve duhanın üzerinden sertçe çektim.Duhana baktığımda yüzü baya hasar almıştı iyimisin diye sorduğumda sadece başını sallamıştı. Mavzer beni kolumdan çektiğinde yüzlerimiz birbirine çok yakındı,kolumu elinden kurtardım ve bağırarak konuşmaya başladım.Ona karşı tahammül seviyem yerlerdeydi ve onun gibi bir adamı etrafımda dahi görmek istemiyordum.

“NE YAPTIĞINI SANIYORSUN SEN? NE HAKLA VURABİLİYORSUN SEN DUHAN’A?”

“DUHAN HA İSMİNİ EZBERLEMİŞSİN BAKIYORUM. ARANIZ NASIL?”

“ARAMIZ BAYA İYİ HATTA DUHAN O KADAR İYİ BİR ADAM Kİ NE İSTEDİĞİNİ BİLEN BİR ADAM SENİN AKSİNE.”

“BENİM NE İSTEDİĞİM GAYET BELL-”

“SENİN NE İSTEDİĞİN BELLİ DEĞİL MAVZER. BANA GİT DEDİN AMA SEN PEŞİMDESİN. BANA SENDEN BIKTIM, SIKILDIM DEDİN AMA BENİ BIRAKMIYORSUN. PEŞİMDE KOŞAN BİR SÜRÜ KIZ VAR DEDİN YİNE BENİM ARKAMDASIN YETER ARTIK MAVZER. NE İSTEDİĞİNİ BİLMEYEN BİR ADAMSIN SEN.”

“SÖYLEDİKLERİMİN HEPSİNİN ARKASINDAYIM BEN. EĞER BABAN BENİ ARAMASAYDI EMİN OL YANINA GELMEZDİM.” dediğinde bu seferde benim öfkem sakinliğimin önüne geçti ve herşeyi yıkıp geçti. Cevap vermeden mavzere baktığımda hızlıca ve sert adımlarla kapıdan dışarı çıktım mavzer ise arkamdan geliyordu. Arabanın önüne geldiğimde yerden iki büyük taş aldım ve arabanın ön camlarına attım, camlar tuzla buz olmuştu.Mavzer uzaktan beni izlerken durmadım ne kadar taş varsa arabaya fırlattım ama istediğim zararı vermeden yerimde nefes nefese kaldım. Ardından mavzere döndüm ve yine bağırarak konuştum.

“MADEM HALA AYNI DÜŞÜNÜYORSAN GİT BURDAN BABAMA İSE ÖLDÜ DE BEN ONU ÖLDÜRDÜM DE ÇÜNKÜ ANCAK ÖLDÜĞÜMDE SENİNLE GELİRİM MAVZER VE ŞUNU UNUTMA BEN SENİN GİBİ BİR ADAMLA BUNDAN SONRA SOHBET BİLE ETMEM. MADEM AYNI DÜŞÜNÜYORSUN BENİMDE YAPACAK BİRŞEYİM YOK ÖYLE DÜŞÜNMEYE DEVAM ET ÇÜNKÜ BENİMDE PEŞİMDE ERKEK ÇOK.” dedim ve eve girip kapıyı sertçe kapattım.

Eve girdiğimde zeliha abla salonda duhanın yüzündeki yaraları pansuman ediyordu, elinde olan tentürdiyot ile yaralarının üstünden geçiyordu. Salona mahçup bir şekilde girdiğimde ikisinin gözleri beni buldu,koltuğa oturduğumda konuşmak için kendimi hazırladığımda duhan fark etmiş gibi bir kelime dahi konuşmama izin vermedi. “Kendini sakın suçlama, senin elinde olan birşey değildi ama benim aklıma takılan böyle bir adamla nasıl tanıştın sen?” dedi. Ben cevap vermek yerine sadece kısa bir süreliğine sessiz kaldım. “Benim nasıl tanıştığımı boşver duhan. Sen iyi misin? Yani canın yanıyorsa doktora gidebiliriz.” dedim ama duhan keskin kahve gözlerini benim gözlerime diktiğinde sanki yanlış bir şey demişim gibi baktı bana. Ben ise o cevap verene kadar asla konuşmadım. Duhanın bakışları annesine döndüğünde nasıl bir bakış attığını anlamadım ama zeliha abla odadan çıktı. Duhan annesinin odadan çıkmasını beklerken bakışları bir saniye bile bana dönmemişti. Zeliha abla odadan çıktıktan sonra duhan bana baktı.

“Benim canım yanmıyor eliz. Emin ol canım yansaydı burayı ateşe verirdim. Senin nişanlın aksine benim bütün kurallarım nettir. Bu sebeble kendimi gayet iyi hissediyorum çünkü gayet sıradan bir adamım.”

“O adam benim nişanlım değil nasıl böyle bir sonuca vardın?”

“Sonuçlar her zaman nedeni verir eliz o adamın kapıyı çalmasından, senin hareketlerinden ve biraz annemden herşey anlaşılıyor zaten. Normal bir insan kapıyı çaldığında vücudu böyle tepkiler vermez.”

“Galiba tıp okudun”

“Yok hukuk okudum”

“Hiç belli etmiyorsun”

“Belli etmek gerekmez bazen”

“İnsanlar belli ederler bazen”

“İnsanlar beni hiç ilgilendirmez zaten” dedi gözlerimin içine bakarken ama söylediği cümledeki haklılık payı neredeyse gözlerimi yaşartacaktı. Ben sessizce dururken duhan ise salondan çıkıp gittiğinde zeliha ablanın girmesi bir oldu,karşımdaki koltuğa oturduğunda bu sefer o benim konuşmama izin vermiş.

“Zeliha abla az sonra ben eve gideceğim zaten yeterince yük oldum size. Mavzerin geleceğinden hiç ama hiç emin değildim,özür dilerim senden de duhandan da.”

“Ne özürü eliz hiçbir şey senin elinde değildi ki. Kendini suçlama ve benden de özür dileme artık. Mavzer olacak o adam yüzünden kendini hiç suçlama”

“Tamam. O zaman ben yukarı çıkıp üstümü değiştireyim.”

“Tamam elizim” dediğinde içim huzurla dolmuştu. Bende hızlı hızlı odaya adımladım. Odaya çıktığımda yatağın üstündeki saksıda olan petunya çiçeğini gördüğümde içimde korkutucu his uzun zaman sonra tekrardan ortaya çıkmıştı. Yatağa yaklaşıp notu elime aldım ve okumaya başladım.

“Yanan bir muma ateş olmak mı?”
“Yanıp kayıp olan küle bir hayat mı?”
“Sönmek için çabalayan bir muma mı?”
“ İhtiyaç oluyor hep hayatımın anlamı”

Tekrar ve tekrar okuduğumda beni nasıl bulduğunu ve bu evi nereden bulduğunu düşündüm ama asıl konu hayatımın anlamı yazıyordu ve bu not diğerlerine nazaran daha değiştikti. Ben kimin hayatının anlamıydım ve neden bendim? Odanın penceresine baktığımda açıktı ve oda azıcık serindi ve demek ki bu notu bırakan kişi pencereden girmişti. Pencerenin önüne geldiğimde yavaşça pencereden aşağı baktım ama normal şekilde ağaçlar falan filan vardı. Oflayarak yatağa geri oturduğumda petunya çiçeğini kokladığımda mükemmel derecede güzel koktuğuna emin oldum. Çiçekleri başka köşeye koyduğumda üstümü değiştirdim ve çiçeği aldım ve aşağı hızla indim ama birden önüme duhan çıkması ile elimde çiçek saksıya yere düştü. Saksı ortamızda öylece dururken duhan bana döndü. “İyi misin?” dedi ben cevap vermek yerine sadece başımı sallamakla yetindim ama gözlerim yerdeki nota kaydığında tam alacağım sırada duhan benden önce davranıp aldı ve okumaya başladı. Bitirdiğinde gözlerimin içine baktı ama ben onun yüzüne dahi bakmadım, yerdeki seramik kırıklarına bakarken kolumdan tuttu ve kırıkların olmadığı köşeyi çekti ve notu avucum arasına koydu. Bu sefer ben ona baktım ama o bakmadı. Yerdeki kırıkları toplamak için eğildiğinde bende eğildim, hepsini ona toplatacak değildim,ikimizde sessiz sakin kırıklarını toplarken aklıma gelen şey ile gözlerim dolmuştu, geri göndermeyi başarmıştım ama yüzüm kızarmıştı.Hemen ayağa kalkıp elimdeki porselen kırıklarını mutfaktaki çöpe attım ve bir bardak alıp kana kana su içtim.

“Aynı mavzere kanmam gibi”

Suyu içtikten sonra bardağı su ile çalkalayıp yerine koyacakken mutfağa duhanın girmesi ile birlikte aval aval bakmam bir oldu. Notu okuduğu için kendimi çok kötü hissediyordum zaten, duhan notu okuduğunda bile duygularını benden daha iyi yönetebilmişti,sandalye çekip oturduğunda birkaç dakika masaya baktı ardından bakışlarını gözlerime kilitledi. Sahiden gözleri bir kuyu kadar sessiz ama bir iplik gibi karmakarışıktı.

Mutfakta durmak istemediğim için çıkmak istedim lakin kapıdan çıkacağım sırada duhan sandalyeden kalktığı gibi kolumu tuttu sakince başımı onun yüzüne kaldırdığımda yüzü duyguları kadar ifadesiz ama kendisi kadar netti.

“O notta yazılanları okudun değil mi? dedi, sadece kafamı sallamakla yetindim.

“Okuduğun halde nasıl bu kadar sakinsin. Bu not nasıl eve kadar ve senin odana kadar girdi ve hiçbirimiz fark etmedik. Ya kocan bıraktıysa?” dedi.

Kolumu elinden çektim ve yüzlerce söylediğim şeyleri ona da söyledim.

“Mavzer benim kocam değil, söyledim sana. Hem kim bıraktıysa bıraktı bu benim meselem senin değil.”

“Onu bende biliyorum hatta annem bile biliyor. Bana bilmediğim şeyler söyle”

“Aslında bilmediğin şeyler var,mesela az sonra evden gitmem gibi.” dediğim gibi yüzü değişir gibi oldu ama ifadesini korumayı başarmıştı,kaşları şaşırırcasına çatılmış yanakları çok az olsada içe çökmüştü ama yanaklarının içe çökmesinin sebebi yorgunluk değildi bence.

“Bunu bildiğim pek iyi olmadı ama kararın saygı duyuyorum.”

Cevap vermeden mutfaktan çıkacağım sırada arkamdan bağırarak konuştuğunda sadece bir adım durdum ama arkam duhana dönüktü.

“ Merak etmeyin eliz hanım bugünlük torpillisiniz ama tekrardan bekleriz.”

“Kime?”

“Bana.” dediğinde yüzümde oluşan minik gülümseme ile hemencecik odama koştum ama koşarken zeliha ablanın radarına takılmıştım ama soru sormamıştı. Odaya girdiğim gibi pencereyi açıp derin derin soluklar çektim ama içimdeki o kıpırtı gitmedi. Bende ilk defa gitmesini istemedim ve onunla ömür boyu yaşamayı diledim.

Bazen gelen duygular o kadar tatlı ve önemlidir ki, insan o anda ne yapacağını bilmez bir şekilde durur ama kalbi durmaz atmaya devam eder. Benim kalbim ise atmayı dilemişçesine hızlı atıyordu. Sanki bir daha böyle bir şey yaşanmayacakmış gibi, sanki ben bir daha hiç bu duyguyu tatmıyacakmışım gibi…

Odaya son kez baktığımda burdan gitmek istemedim ama gitmek zorundaydım,zeliha ablayı bırakmak istemedim ama yine bırakacaktım. Gözümden bir yaş düştüğünde hemen sildim ve odanın kapısını kapatıp aşağı indim. Aşağı indiğimde duhan ve zeliha abla salonda oturmuşlardı ama odada derin bir sessizlik hakimdi. Sahi bu sessizlik benim gideceğim için miydi?

Salona adımladığımda zeliha abla bana baktı ve ayağa kalkıp yanıma geldi. Ellerimi sımsıkı tuttu
“Eliz gitme kızım oralara, benim seni bırakmaya içim el vermiyor.” dedi. Lakin ben gitmek zorundaydım eğer ben gitmeseydim mavzer burada olduğumu bildiği için mutlaka tekrardan gelecekti. Gülümseyerek zeliha ablaya bakmaya çalıştım ama gülümsemem aynı benim gibi buruktu.

“Zeliha ablam merak etme beni. Ben gayet iyiyim sen sıkma canın-” lafımı bitirmeme izin vermedi ve bana sarıldı. Gözyaşları omzumu ıslatırken, bende ona sımsıkı sarıldım.
Az sonra gitmeyecekmiş gibi.
İkimizin gözyaşları sessizce akarken duhan üzülen annesine ve bir de bana bakıyordu. Sarılmamız sona verdiğinde zeliha abla benim ellerimi sımsıkı tutmaya devam ediyordu.

Ellerimi zorla çektiğimde eğer gitmezsem herkese bir zararım olacağını fark ettim ve hızlı şekilde vedalaşmaya çalıştım. Gözyaşlarımı sildiğimde duhana dönüp teşekkür ettim her şey için o ise sadece başını sallamakla yetindi ama kapıya doğru gittiğimde beni bırakmak istediğini söyledi ve bende kabul ettim. Son kez zeliha abla ile vedalaştığımda artık arabaya binme vakti gelmişti. Arabaya bindiğimde camdan zeliha ablaya baktım hala ağlamaya devam ediyordu, ben onu gördükçe içim yanıyordu.

Emniyet kemerimi bağladığımda derin bir nefes verdim ve sadece önüme bakmaya yeltendim. Duhan gaza bastığında evden ve zeliha abladan uzaklaşmaya başladıkça kendimi berbat hissettim. Duhana evimi tarif ettim ve biz upuzun olan yollara doğru gitmeye başladık.

“Beni evin arka sokağına bırakabilir misin?”

“Elbette bırakırım.”

“Teşekkür ederim.”

“Neden sürekli teşekkür ediyorsun eliz?”

“Zeliha abla ve sen bana yardımcı oldunuz, başka ne yapmamı bekliyorsun ki”

“Ne yapmanı beklerdim biliyormusun,bir kez olsun kendine teşekkür etmeni beklerdim senden. Sürekli başkalarına teşekkür ediyorsun ve sürekli kendini es geçiyorsun.”

“Ben kendime niye teşekkür edeyim ki, takdir edilecek bir şey yapmadım ben”

“Neler yapmadın ki,sen bilmiyorsun sadece.” dediğinde cevap vermeden bakışlarımı cama çevirdim ve sessizce dışarıyı izledim ama ben dışarıyı izlerken duhan konuşmaya devam etti.

“Hayat sana gülmedi diye niye kendine zehir edesin ki. Hayat eğer şaşırılacak bir sebep çıkarırsa insana, insan ise şaşırmalı o sebebe sırasıyla demişler hiç duydun mu?”

Kurduğu anlamlı cümleden sonra bakışlarımı tekrardan ona kaldırdığımda bana bakmakla yetindi.

“ Duymadım ama hayatı kendime zehir edemem hayat yeterince tatsız zaten. “

“Emin ol tatsız dediğin hayat bir anda, bir kişiyle o kadar tatlı olur ki sen bile şaşırsın.”

“Benim tatlı olacak bir hayatım yok.” dedim ve konuşmayı burada kestim.

Araba evin arka sokağında durduğunda kemerimi açıp arabadan inecekken son bir kez duhana teşekkür ettim o ise sadece başını sallamakla yetindi, her zaman yaptığı gibi.

Arabadan indim ve yürümeye başladım, kısa bir süre sonra eve vardığımda kendimi savaşa giriyormuş gibi hissettim ve o savaşa yenilemek üzere adımımı attım. Evin kapısını çaldığımda açan kişi her zamanki gibi annemdi. Yüzüne odaklandığımda gözleri şişmiş, göz altları ben buradayım dercesine morarmıştı. Annem kolumdan çekip evin içine soktu beni. Kapıdan içeri girdiğimde salondaki sesleri duyduğumda bir an olsun yok olmak istedim ama ne ben yok oldum ne de onlar. Gelen sesler içimdeki öfkeyi arttırdığında bu kez onu susturmadım ve yükselmesine izin verdim.

Anneme döndüm ve “ Anne ben odama çıkacağım sen kapının çalındığını söyleme olur mu?” dedim annemde olur diyince odama doğru çıktım. Kapıyı açıp odama girdiğimde hafifçe gülümsedim odamı bile özlemiştim,hemen üstümü değiştirdim şık sayılabilecek ama bir o kadarda sade olan bir takım giydiğimde kendimi biraz daha güçlü hissettim. Boy aynasından kendime baktığımda gayet iyi gözüktüğünü anladım, kahküllerimi düzelttiğimde bu sefer sahneyi sadece ben aydınlattı. Çünkü kahküllerim benim perdelerimdi onlar olmadan sahne olmazdı.

Salona sert adımlarla giriş yaptığımda abim ve babam şaşkın bir halde bana bakakaldılar. Ben ise sadece gülümsedim onlara karşı. Yanlarına geldiğimde masada bir kuş sütünün eksik olduğunu fark ettim. Bu kez şuh bir kahkaha attım ama içim bana yine bişeyler haykırdı.

“Bu evde sadece annen sana üzülmüş”

İçimdeki kinimi içimde bıraktım ve konuşmaya başladım.

“Nasılsınız beyler? burdan bakınca gayet iyi gözüküyorsunuz.” dedim babam bana bakarken abimden daha panikti.

“Eliz sen nerden çıktın da geldin bu eve.”

“Baba biliyorum gelmemi istemedin ama bu evde benim annem var ben onu görmeye geldim.” dediğimde babam sanki rahatlamışcasına bir nefes verdi.Abim bana bakarken bende abimde baktım.

“Abi keyfin yerinde gözüküyor ama sanki birşey eksik bu masada”

“Ne eksik eliz?”

“Mavzer yok, sen onsuz tuvalete gitmesin hayırdır masalarda oturmalar, yemeler, içmeler. aranızda bişey mi oldu bizim haberimiz yok.” dediğimde abim hafiften kızardı ama bu kızarmanın ne demek olduğunu benden başka kimse bilmezdi.

“Neyse siz keyfinize devam edin ve lütfen rica ediyorum kendinize dikkat edin. Çünkü artık ben size hayatımda dikkat edilecek bir nokta bile vermiyorum.” dedim ve tekrardan odama çıkıp bir çantaya kıyafet ve kartlarımı, biraz nakit para ve telefonumu aldım ve direkt aşağı indim. Abim ve babam rahatlarını bozmamış öylece oturmaya devam ediyorlardı. Kapıya doğru gittiğimde annem arkamdan feryatlarını bırakıyordu.

“Elizim gitme! sen gidersen ben bu evde ne yaparım. Kızım gitme bırakma beni. Sensiz ben yaşayamam. “

Anneme döndüğümde annemin aslında benim içimde ne kadar derin ve özel olduğunu anladım. Anneme hızlıca sarılıp bu evden gitmek istedim. Anneme sarıldım ama kapıyı açtığımda mavzeri gördüğümde bu evden gidemedim.

Mavzer kapıdan içeri girdiğinde sadece bana baktı bende ona bakmamak için direndim. Annem elimdeki çantayı aldığında anneme seslenmeye çalıştım lakin mavzer gerek yok dedi ve kolumdan tutup beni evden dışarı çıkardı. Kolum elindeyken arabaya binip kapıyı üstüme kapattığında araba resmen sallanmıştı ama mavzerin ayı olduğunu unutmamaya çalıştım. Mavzerde arabaya bindiğinde sürmeye başladı lakin ne o konuştu ne de ben.

Yol boyunca ikimizde konuşmadığımız için sadece camdan dışarıyı izlemiştim araba bir dağın tepesinde durduğunda arabadan indik. Mavzer tam karşıma geçti ve yol boyunca açılmayan çenesini açtı.

“Ne yapmaya çalışıyorsun eliz?”

“Sen gelmeden önce evden gitmeye çalışıyordum. Peki sen ne yaptığını sanıyorsun mavzer”

“Evden çıkıp nereye gideceksin yine o adamın yanına mı gideceksin eliz?”

“Sanane mavzer ister o adamın yanına giderim ister cehennemin yedi kat dibine giderim seni ne ilgilendirir.”

“İster cehenneme git ister o adamın yanına ama nereye gidersen git ben seni bulurum eliz.”

“Beni bulup ne yapacaksın, peşinde kaç tane kadının olduğunun sağlamasını mı yapacaksın?”

“Hayır neden böyle bir şey yapayım ki”

Stresli bir şekilde nefes verdikten sonra arkamı döndüm dağın tepesine baktım lakin ona dahi gücüm yokmuş gibi hissettim ama biliyordum ki içimdeki yangın her gün biraz az daha artıyor yolun sonunda ise bu yangından sadece benim sağ çıkacakmışım gibi gözüküyordu. Mavzere tekrardan döndüğümde artık sinirlerim daha çok gerilmiştim bunu mavzere dahi göstermek istemedim.

“Kendini tanımıyormuş gibi konuşma benimle. Benim sorunlarımla uğraşmaktan sıkıldığını söyleyen sendin mavzer ama karşıma geçmiş pişkin pişkin konuşmaya devam ediyorsun.
Benim arkamda koşan birisini istemem mavzer senin aksine veya sürekli ters konuşup düz davranmam ben sen değilim, sende ne babam ne de abimsin. Onlar daha benim arkamdan gelmezsen sen benim arkamdan bir bin yangınlar vererek geliyorsun neden yapıyorsun bunu?

“çünkü gayet sıradan bir adamım.”

Aklıma duhanın cümlesi geldiğinde aslında ne kadar haklı olduğunu anladım. Mavzer’e beni eve götürmesini istedim oda sessiz sakin direkt onaylanmıştı. Arabaya binip eve gitmeye başladığımızda derin nefes aldım ve gökyüzündeki yıldızlara bakıp gülümsedim ve içimden şunları geçirdim.

“Yıldızlar kadar küçüp olup kimsenin gözüne batmasam keşke. Onlar kadar uzakta olsaydım eğer içimdeki öfke dinerdi belki çekip giderdi. Ama gitse bile gün herzaman yıldızlar için kararır içimdeki nefret kadar koyulaşırdı.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

43okunma 6beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18