26. bölüm / 24
DALYA~22. BÖLÜM~
Bölümler 24Şu an: ~22. BÖLÜM~
- 1 ~1. BÖLÜM~ (DÜZENLENDİ)2.333 kelime
- 2 ~2. BÖLÜM~(DÜZENLENDİ)1.843 kelime
- 3 ~3.BÖLÜM~(DÜZENLENDİ)2.384 kelime
- 4 ~4. BÖLÜM~2.730 kelime
- 5 ~5. BÖLÜM~2.574 kelime
- 6 ~6. BÖLÜM~5.019 kelime
- 7 ~ 7. BÖLÜM~2.703 kelime
- 8 ~8 BÖLÜM~3.364 kelime
- 9 ~9. BÖLÜM~3.761 kelime
- 10 ~10. BÖLÜM~2.996 kelime
- 11 ~11.BÖLÜM~3.973 kelime
- 12 ~12. BÖLÜM~3.611 kelime
- 13 ~13.BÖLÜM~2.582 kelime
- 14 ~14. BÖLÜM~2.471 kelime
- 15 ~15. BÖLÜM~2.422 kelime
- 16 ~16. BÖLÜM~3.157 kelime
- 17 ~17. BÖLÜM~3.765 kelime
- 18 ~18. BÖLÜM~4.319 kelime
- 19 ~19. BÖLÜM~4.855 kelime
- 20 ~20. BÖLÜM~4.650 kelime
- 21 ~21. BÖLÜM~5.198 kelime
- 22 ~22. BÖLÜM~5.530 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 ~23. BÖLÜM~4.584 kelime
- 24 ~24.BÖLÜM~7.044 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hepinize Merhabalar.🖤⭐💕🍃❤️🔥
Nasılsınuz görüşmeyeli. Umarım iyisinizdir. Size bomba gibi bir bölüm getirdim. Umarım severek okursunuz.
Şimdiden iyi okumalar
🔥OY VE YORUM ATMAYI UNUTMAYIN 🔥
Herkesin bir derdi vardı. Yaşayan her canlı bazı şeyleri öğreniyordu. Mutluluğu tadıyordu,acıyı sahipleniyordu.
Oysa sahiplenmek gereken o kadar şey vardı ki, anlaması bile çok zordu. Bazen bir hayvanı sahiplenmek vardı bazense bir inhaleri.
Dert bir yana dursun, dünyanın hareketine yetişmek bile zordu. Aniden her şey olurdu. Bir an dalıp gittiğini zannedersin ama sadece öylece durursun.
Dünya bir yana dursun, hastanelerden nefret etmek bazıları için daha zordu.Ne olabilir ki derken bile her şey olurdu ve bu olağan şeyler buz gibi olan hastanede olmuştu. Kime ne olmuştu bilinmezdi ama bilinen tek şey hastanelerin sadece gerçekten hastalar için olduğuydu.
Bu hastanede olan Eliz,Duhan,Onur,Bürkan ve Neslihan.
Hepsinin derdi farklıydı.
Bürkan eski ortağının davetine gelmişti.
Neslihan ise kızının arkadaşını görmeye gelmişti.
Yanlış, sil
Neslihan da eşinin yanında durmak için gelmişti.
Kızları vardı. Onlara sadece bakan. Zaten perperişan olmuş,saçları dağılmış, mecali bile kalmamıştı.
Ardında ise bir tane oğlu vardı. Sürekli kız kardeşinin ardında duran ama onun ardında kimse olmayan oğlu vardı.
Herkesin bir sıkıntısı vardı ama.
O hep tekti.
O hep tek kalacaktı.
O hep kız kardeşini sevecekti.
O hep civcivleri saklayacaktı.
Zaten ardından kalanları bağlayan bu adamdan başkası beklenmezdi.
İki çocukta sadece gelen anne ve babalarına bakıyordu. Eliz biraz korkuyordu. Bunun sebebini biliyordu. Çünkü o karşısındaki insanları tanımıyordu.
Onlar sadece bir kadın ve adamdı.
Yanlış, sil
Onlar elizin anne ve babasıydı.
Onur ise sanki neler olacağını biliyordu. Zamanında her şeyi bildiği gibi. Sanki onların buraya gelişinin hayra alamet olmadığını anlamıştı. Bazen bilmekte yük oluyordu ona. Keşke diyordu, keşke bende hiçbir şey bilmeseydim. Ama bazı şeyleri bildiğini de kimse bilmiyordu.
Babası hariç. Onun bilmediği bir şey yoktu. Her zaman kontrolü elinde tutar, istemediği şeylerin olmasını engellerdi.
Babası yakardı.
Babası yıkardı.
Babası zehirdi.
Babası ateşti.
Bürkan Erber.
Anlamı ateş dağı olan Bürkan Erber.
Çocuklarını hep yakan Bürkan Erber.
Bir çift ateşte yüzmeye çalışan Bürkan Erber.
Birde onları sessizce izleyen Duhan vardı.
Elizin babasını ilk defa görmüştü ama bu görünüş onu ciddi manada etkilemişti. Babasının sert mizacı her şeyi açıklar nitelikteydi. Korkmadı ama kendini değişik hissetti. Bu his onun bütün çevresini sardı ve etrafında dolaştı. Sahi,neydi bunun ismi?
Bürkan Erberi bir baba olarak görmüştü.
Bürkan Erberi kendi babasına benzetmişti.
Derin bir nefes alıp verdi. Gözlerini kapatıp açtı. Babasının ona ilk defa aldığı o kalemi hatırladı ve gözlerini açınca eski haline geri döndü.
Onun için acı sırası şimdi değildi.
Henüz sıra onda değildi.
Henüz sıra ona gelmek bile istemezdi.
Gözlerini yavaşça elize çevirdi. Sadece anne ve babasına bakıyordu. Duhan o an anladı ki ortada çok karışık bir ip vardı. Bu ip ya yanacaktı yada elizin boynuna dolanacaktı.İpin ucunun elize çıktığından emindi. Bu dünyada acı dendiği zaman ilk akla gelen Eliz Erberdi.
Ama Duhan için Eliz denince akla sadece çiçekler geliyordu.
Bir kez daha seyretti elizi. O güzel yüzünü, biçimli kaşlarını,yüzünün oranına göre olan burnunu. Saçlarına bakmaya başladı. Bütün çiçeklerin kokularını içine alan saçları güzeldi.
O an için herkes başka şeyler düşündü ama sevenler ve nefret edenler için yol hep aynı yere çıktı.
Seyretmek ve susmak.
Bu yol gitmekle bitmezdi. Bu yol anca sevgi ile düzelirdi, bu yol güzellikler ile düzelmeye başlardı.
Veyahut bu yol her zaman yoldan çıkacaktı.
≈≈≈≈≈≈≈≈≈
Mavzer ve esin bir kahvaltı sofrasında oturmuşlardı. Kahvaltıda kuş sütü eksikti. Mutlu bir çifttiler. Mavzer keyifliydi çünkü eşi yanındaydı.
Esinde mutluydu çünkü eşi yanındaydı.
Bütün herkes eşlerini bulmuştu.
Mavzer çatalını domatese bastırdı ve ağzına attı ardından esine bakıp konuşmaya başladı.
“Benim karım ne kadar marifetli, şu domatesi bile ne kadar güzel doğranmış. Canım karım benim.” Dedi esine bakarak.
Esin ise ona muzip bakışlar atmaya başladı.
“Bence biraz abartıyorsun kocacığım.” Dedi esin. Bunu derken mavzerin ne tepki vereceğini biliyordu çünkü artık kocasını tanıyordu. Kocası aynen bildiği gibi bir tepki vermişti. Buna hiç şaşırmayan esin sadece mavzeri dinliyordu.
“ Uzun zaman sonra bana kocacağım dedin. Sence de bu işte bir sıkıntı yok mu karıcığım?” dedi mavzer.
Özüm başını hafifçe yukarı kaldırıp indirdi.
“Yok, işte bir sıkıntı yok. Kocama kocamdan başka ne diyeceğim.” dedi.
Bunu duyan mavzer sert bir kahkaha attı ve devam etti.
“Ee tabi sende haklısın. Benim gibi bir kocaya kocadan başka ne denir ki.” dedi.
Esin aynı kocası gibi bir kahkaha attı.
“Bence abartmaya devam ediyorsun mavzer.” Dedi esin.
Yüzü gülerek esine bakan mavzere aniden bir şeyler oldu. Bunun sebebinin ne olduğunu hemen anlayan esin daha da keyiflendi.
“Az önce kocandım, ne ara eskiye döndük anlayamadım hayatım.” Dedi mavzer
Esin tabağındaki peyniri ağzına atıp konuşmaya devam etti.
“Hayatın olduğumdan emin misin?” dedi esin.
“Evlendiğimiz andan beri hayatım sendin.” Dedi mavzer.
Bu cevabı duyan esin konuşmaya devam etti.
“Bakıyorumda çok kesin konuşuyorsun. Unutuyorsun galiba ama seninle evleneli daha bir ay oldu.” Dedi esin.
Mavzer başını sağa sola salladı.
“Kesin konuşmayı sevmem ama bu konuda çok keskinim hayatım. Evet evleneli bir ay oldu ama bir ayda hayatımda bir sürü şey oldu.” dedi mavzer.
Gülümseyerek onu dinleyen esinin aklı aniden başka bir şeye gitti.
Özüme
En yakın arkadaşına
En yakın dostuna
Ellerini masanın üzerine bıraktı ve konuşmaya başladı.
“Atakan hala özümün yanında mı?” dedi sakince.
“Yok hayatım. Özüm hastanede,Atakan ise nerde bilmiyorum ve merak dahi etmiyorum. Ne kadar az insan o kadar keyif.” Dedi ve keyifli şekilde çayından bir yudum aldı.
Özümün hastanede olduğunu öğrenen esinin yüreğine damlayan cehennem ateşi bir nebze için yaktı.
“Özüm neden hastanede? Atakan ona bir şey yapmadı değil mi? İyi mi?” Sorularını sıra sıra sorduğunda mavzer yudumunu yuttu ve konuşmaya başladı.
“Astım krizi tuttuğu için hastanede. Atakan ona hiçbir şey yapmadı. İyi galiba.” Dedi ve ayağa kalktı.
Eşinin sandalyesine yaklaştı, gözlerimin içine bakan esinin güzel olduğuna kanaat getirdi.
“Merak etme, bugün hastaneye gideceğiz zaten ama kankitonu görmek için değil. Davete katılmak için. Sen istersen bir,iki dakikalığına görmeye gidersin.” Dedi ve eşinin saçlarının üstünden öpüp mutfağı terk etti.
Ardından bakakalan esin neye uğradığını şaşırdı. Bir nebze şaşırdı, bir nebze şaşırmadı. Kocasını tanıyordu ama bir taraftan da tanımıyordu. Ne yapsa tamamdı ama bu sefer ne yapsa tamam olmayacaktı.
Kocasını herkesten iyi tanımıyordu.
Çünkü Mavzer Dağman herkesin adamıydı.
Esin Dağmanın değil.
🌬️🌪️🌬️🌪️🌬️🌪️🌬️🌪️
Hastanede ki banktan kalkıp bir spor salonuna gitmişti. Kafasının bir şekilde dağılması gerekiyordu.
Kafasının içindeki gözlerin kaybolması gerekiyordu.
Kum torbasına sertçe vurduğunda torba geriye doğru gitti. O an aklına yine özümün o gözleri geldi.
Birde gözünün hemen altında olan küçük beni.
Uzun zaman evdeydi, kaç defa birbirlerinin yüzüne bakmışlardı ama Atakan fark etmemişti. Aslında beni çok küçüktü. Görmek için yakından bakmak gerekiyordu.
Görmek için derinden bakmak gerekiyordu.
Biraz daha sinirlendi ve üst üste kum torbasına vurdu. Bir kez daha vurdu.
Yine vurdu.
Halen vuruyordu.
Zaman onun için geçmiyordu.
Zaman özüm için geçmiyordu.
Zaman olduğu yerde kalıyordu. Ama Atakan olduğu yerde değildi.
“Allah belanı verecek Atakan “ dedi kendi kendine.
Bunu biliyordu. Bilmek daha çok canını sıkıyordu.
Bilmemek ise sadece insanı yoruyordu.
Dayanamayıp sol bacağını kaldırdı ve bir tekme attı. Tam o sırada kulaklarında bir ses yankılandı.
“Öleceğimi bilsem bile seninle gitmeyeceğim.”
Zaten hastane kadar soğuk olan bir yerde yatıyordu. Zaten hastane kadar sessiz olan bir yerde yatıyordu
Zaten ölümü kabullenmişcesine bakıyordu.
Daha da şiddetlenen Atakan, sağ bacağını kaldırdı ve bir tekme daha attı. Salonda çıkan tok ses onu durdurmaya yetmiyordu. Çünkü kulaklarına yine bir ses doluşmuştu.
“Öldürecek misin yoksa kendin gibi ruhsuz,pislik biri mi yapacaksın?”
Önüne tekrardan gelen kum torbasına bir tane yumruk attı ve konuşmaya başladı.
“Nasıl yapayım lan! Senin gibi bir kadına bu yapılmaz ki.” Dedi ama aklına özümün yüzü geldi.
Dudağı patlamıştı, elmacık kemiği morarmıştı. Saçları birbirine karışmıştı.
Bu simayı unutmamıştı,unutamamıştı. Bu sima daha fazla sinirlenmesine neden oldu.
Siniri tekrardan katlayan şey ise yine kulağına dolan sesti.
“BENİM SİZE BİR ZARARIM OLMADI AMA BİRDE BANA BAK. ZARARDAN GEÇİLECEK YER YOK.”
Dayanamadı.
Vicdanının ağırlığına dayamadı .
Olmayan kalbine dayanamadı.
Önündeki torbaya yine vurduğunda bağırarak konuşmaya başladı.
“GEBER ATAKAN, SENDE GEBERİP ABLAN VE ANNENİN YANINA GİT. O KADINA VERDİĞİN ZARARI AL VE BU DÜNYADAN DEFOLUP GİT.” dedi. İki elini kafasına vurdu. Vurduğunda bütün anıların silinmesini istedi.
Çellocu ile olan anıları silinsin istedi.
“Ben ne yapacağım? Bu durumu nasıl düzelteceğim? Annemin mezarına gittiğimde bir kadına bunu yaptım nasıl diyeceğim? Ablamlara nasıl Nilüfer vereceğim?” Dedi kendi kendine.
Sorduğu sorulara yanıt alamayınca boks eldivenlerini çıkarıp yere attı ve salondan çıktı. Attığı sert adımlar hâlâ sinirli olduğunu kanıtlar haldeydi. Cebinden telefonunu çıkardı ve mavzeri aradı.
Telefonu açmayınca bir küfür savurdu ve tekrardan aradı. Bu sefer açılınca yine küfür etti.
Oldukça gergindi.
“Angut! Yine ne yapıyorsun lan sen ?” dedi sinirle.
“Çay içiyorum şekerim.” Dediğinde elini sağ kaşının üstüne atıp ovmaya başladı. Boş konuşmaktan nefret ediyordu ve mavzer dağman çok boş konuşuyordu.
“Şimdi çayın sırasımı lan hayvan herif! Herkesin eli dertten çıkmıyor senin götün başın ayrı oynuyor.” Dedi hiddetle.
Mavzerden çay hüpletme sesi gelince yüzüne kapatma isteğine zorla hakim oldu.
“Varsa bir problemin,çözeriz şekerim.” Dedi mavzer.
Bunu duyan atakan bağırmaya başladı.
“O ŞEKERİNİ SENİN ÇAYINA ATARIM LAN!” dedi Atakan. Başı ağrıyordu çünkü başının içinde şiddetli şekilde çalan bir çello vardı. Canı yanmıyordu çünkü daha mezarlığa gitmemişti.
“Çayı da şekersiz içiyorum hayatımın şekeri.”diyen mavzeri duyduğunda içinde köpüren nefretle saydırmaya başladı.
“Aklını,inzimatini siktiğim başlayacağım sana da şekerine de. Hepiniz siktir olup gidin lan. Seninle konuştuğum günden beri başıma gelmeyen kalmadı. Ne musibetli bir adamsın. Senin hayatiyetini sikeyim!” dedi.
Mavzer telefonda kahkaha atınca biraz bocaladı. Cevap vermeden susup bekledi. O an fark etti ki mavzerde normal değildi. Kimse normal değildi.
Ve buda normal değildi.
“İçini döktüysen neden aradığını söyle. İşim gücüm var.” Dedi mavzer
Derin bir nefes aldı. Bunu yapması gerekiyordu. Belki o zaman vicdanı biraz onu rahat bırakırdı. Belki çellocuya kendini borçlu hissetmezdi.
“O gün özümü götüren iki koruma vardı.
Onları bul ve bana haber ver. “ Dedi Atakan.
Bunu duyan mavzer hemencecik cevap verdi.
“Tamam, ben hallettiğimde sana döneceğim.” Dedi
Bir iki dakika sonra kapattılar. Atakan önce özümle kaldığı eve gitti.
Duşa girdi,üstünü değiştirdi. Ondan sonra hastaneye gitti. Bundan sonra ne olur bilmiyordu ama olağan şeylerin iyi olması için çabalayacaktı. Çünkü onunda iyiliğe ihtiyacı vardı.
Hemen kapının önündeki arabaya bindi. Kemerini taktı ve arabayı çalıştırdı. Ardından sinirinin geçmesi adına radyoyu açtı ama açtığı anda arabanın içine dolan şarkı ona yine hırçın çellocuyu hatırlatmıştı.
İkimizden biri ölmeliydi
Yanıyor evim aklıma düştüğün an
Nefret ediyorum senden o zaman
Biliyorum eskisi gibi olamaz artık hiçbir zaman
Yanıyor evim seni çok özledim tamam
Nefret ediyorum kendimden o zaman
Biliyorum eskisi gibi olamaz artık hiçbir zaman
Şarkının her bir sözünde özümün sözlerini hisseden Atakan hemen radyoyu kapattı.
Dinlememeliydi.
Görmemeliydi.
Ama o her yerde görüyordu.
Ama o her yerde dinliyordu.
Hayatta buna izin veriyordu. Aklına düşmesine izin veriyordu, aklının tuzaklarına takılmasını sağlıyordu. Veyahut hayat ona biraz tevazu gösteriyordu.
Hayattı bu, neyi gösterirse unutturuyordu.
Neyi duysa sağır ediyordu.
🎭🎭🎭🎭🎭
Bazen öyle bir an geliyordu ki insan neye uğradığını şaşırıyordu,insan nasıl davranması gerektiğini kestiremiyordu. Hatta o an öyle değişik oluyordu ki ben bile anlayamıyordum.
Şu an böyle bir durumdaydım. Karşımda annem ve babam vardı. İşte bu yüzden değişik hissediyordum. Bir şey vardı ama bu şeyin neyden kaynaklandığını henüz bilmiyordum.
Zaman akmıştı, annem bana yürüyüp hızlıca sarıldı. Saçlarımı okşadı,elini belime sürttü. Bu hareketler her zaman vardı ama şuan değişikti.
Şuan tarif edilemezdi.
Babam ise bir bana bir anneme bakıyordu. Bir abime birde duhana baktı. İkisinin üzerinde bakışları gidip geldi. Ne düşündü, ne anladı bilmiyorum ama sonunda ağzını açıp konuşmaya başladı.
“Sizi görmeye geldik. Sonra eve gideceğiz. İşlerim var zaten.” Dedi babam.
İşleri vardı. Onun işleri hiçbir zaman biz olmamıştık. İşleri olmasın rağmen mavzerin davetine gelmeyi biliyordu ama ailesinin yanında durmayı bilmiyordu.
“Baba istersen siz annemle aşağıda ki kafeteryaya gidin. Bizde şimdi geliriz.”dedi. Yoğun bakım ünitesinin önünde konuşmak hiç mantıklı değildi.
Babam cevap vermeden yürümeye başlayınca ne cevap verdiğini hepimiz anlamıştık.
Annem benden ayrıldı ve babamın peşinden gitti. Ben ise bir abime birde duhana baktım. Bu sırada abimde bana bakmaya başladı. Abim aniden kahkaha atmaya başladı. Ona şaşkın bir halde bakmaya başladım.
Bu durumda bile gülecek hali vardı.
Duhan da benimle aynı tepkiyi verirken,abim yavaşça yanıma geldi ve kolunu boynuma attı ardından saçlarımın üstünden öptü.
“Ulan mavzer olmasa babamız yanımıza gelmeyecek ha!” Dedi ve bu sefer daha sesli kahkaha attı.
“Şerefini siktiğim.” Dedi ama yüzünü bana çevirip muzdarip bir bakış attı. “Pıtırcık,özür dilerim ağzımdan kaçtı.” Dediğinde bende ona gülümsemeye başladım. Duhan ise abime manalı bakışlar atmaya başladı. Ben ve abim öylece durmuşken Duhan önüme doğru yürüdü.
“Eliz ben eve gidip geleyim. Sende annen ve babanla biraz vakit geçir. Ben hemen geleceğim.” Dedi.
Bana bakan gözlerinin içinde biraz endişe ve sevgi vardı. Bunu biliyordum, ama ifade etmesi bir o kadar da zordu.
“Zeliha teyzeme bir şey olmadı değil mi?” Dedim.
Başını bir sağa bir sola çevirdi ve konuşmaya başladı.
“Yok güzelim, annem iyi. Ben eve gidip hemen geleceğim.” dedi. Umarım bir sıkıntı yoktu.
Eğer varsa onun sıkıntısı benim sıkıntımdı.
Onun acısı benim acımdı.
Onun derdi benim de derdimdi.
“Tamam ama kendine dikkat et Duhan.” Dedim.
Ona da bir şey olsaydı dayanamazdım.
Ne zaman bu cümleyi kursam başıma gelmeyen kalmıyordu.
Abim bize çatık kaşlarla bakıyordu. Sadece konuşuyorduk ama ona görünen şeyler çok değişikti.
“Duhan sen git ama eğer istersen gelmeyebilirsin. Zeliha teyze yalnız kalmasın.” Dedi abim.
Duhan hâlâ bana bakarken abime cevap verdi.
“Yok geleceğim, elizimin yalnız kalmasını istemem.” Dedi ve bakışlarını abime çevirdi.
“Zaten çevresinde bir sürü çakal var.”
Abim hemen duhana doğru yürüdü. Onu kolundan tuttu ve benden uzaklaştırdı. Onları izlerken sadece Duhan'a baktım. O abime bakarak sırıtıyordu ve galiba abimin yanında bana “elizim” dediği için abim onu azarlıyordu.
Duhan bana iyi geliyordu ama abimin sinir sistemine pek iyi değildi.
Merdivenin başına kadar geldiklerinde birbirlerine sarıldılar ve ayrıldılar. Bunu görünce hemen yanlarına doğru yürümeye başladım. Duhan merdivenden inmeden önce bana sağ elini salladı. Ben de ona elimi sallayacağım sırada abim duhanın avucunun ortasına şak! Diye elini çaktı. Bunu görünce kahkaha atma dürtüme engel oldum ve hızlıca yanlarına geldim. Duhan merdivenlerden inerken bizde onun arkasından iniyorduk. Duhan sola, biz sağa gittikten sonra kafeteryaya girdik. Annem ve babam birlikte oturmuş, çay içiyorlardı. Babam her zaman koyu çayını içerken annemde ona eşlik ediyordu. Çocukluğumdan beri bu sahneden nefret ederdim. Abimle birlikte yanlarına gittik ve hemen oturduk. Abim bana ve kendisine kahve istedikten sonra masaya doğru döndü.
“Anne nasılsın?” Dedi. Abim konuşunca annemin yüzünde gülücükler saçmaya başladı. Annem abimi de beni de seviyordu. Evlatlarıydık ama geçmişte yaptığı her şeyi büsbütün taşıyordu.
“İyiyim oğlum. Sen nasılsın?” dediğinde abim hemen cevap vermeye başladı. “İyiyim çok şükür.” dedi ve abama doğru döndü.
“Sen nasılsın baba?” Dediğinde babam çayından bir yudum aldı ve bardağı yerine koydu.
“Boşver nasıl olduğumu, özüm nasıl?” Dediğinde abimin bakışlarını bana çevirdi.
Bende ona bakarken hemen konuşmaya başladı.
“İyi olacak, sen merak etme. Siz mavzerin davetine ne zaman gideceksiniz?” bunu derken kahve bardağını sıkı sıkıya tutuyordu.
“Daha davet saatine çok var. Sizi görüp eve gideceğiz sonra tekrardan geleceğiz.” ardından bana baktı.
“Arkadaşına bunları mavzerin yaptığını biliyor musun?” dediğinde gözlerimi kırpmadan ona baktım.
Sanki bilse gerçekleri söyleyecekti. Onun sadece kendine göre gerçekleri vardı ve onları kimse bilmiyordu.
“Biliyorum, benden sonra sıra ona geldi.” Kısa bir nefes aldım. “Bakalım sonra kimse sıra gelecek.” Dedim. O sırada babamın telefonu çaldı ve açıp masadan ayrıldı.
Arkasından bakmak isterdim ama hiç istemedim. Mavzeri başımıza saran oydu ve bunlarının olmasında ki en büyük sebepte o’ydu.
Annem bir abimin elini tuttu sonra benim elimi tuttu.
“Sakın canınızı sıkmayın. Özünün sağ salim çıkacağını biliyorum. O bir çıksın hepinizi eve tıkayacağım sonra en sevdiğiniz yemekleri yapacağım. Siz yeter ki üzülmeyin. Benim güzel yavrularım.” Dedi.
Onun böyle konuşması insanın içini yumuşatıyordu. Bizi çok sevdiği gibi özümü de seviyordu, aynı ben gibiydi özüm. Annem bu yüzden onu aileden sayardı. Ben de özüm de bundan oldukça memnunduk.
Abim sandalyeden kalkarken babam annemin sandalyesine doğru yürümeye başladı.
“Neslihan hadi gitmemiz gerek.” Dedi ve annem hemen sandalyeden kalktı.
Önce abime sarıldı ve öptü ardından bana sarıldı ve öptü. Babam ise abime bakıp sadece başını salladı. Kısa geçen dakikalar ardından annem ve babam gözümüzün önünden kaybolup gittiler.
Ben ve abim biraz daha kafeteryada oturduktan sonra yoğun bakım ünitesine çıkacaktık. Ama abim lavaboya gitmek isteyince ben tek başıma yoğun bakım ünitesinin olduğu kata çıktım.
Merdiveni bitirmek üzereyken yoğun bakım kapısının önünde bir beden gördüm. Bu beden uzaktan pek seçilmiyordu. Sessiz adımlar atıp bedene yaklaştıkça konuşma sesleri duyulmaya başladı.
Konuşan kişi Atakandı.
Ona çaktırmamak adına biraz daha adım attım. Artık sesini daha iyi duyuyordum. İki elini kapının önüne koymuştu, sağ ayağı sol ayağının bir iki santim kadar önündeydi, bedenini hafifçe yere doğru eğmişti.
Ardından bir şeyler konuşmaya başladı. Onu duymak için bende bir iki adım daha ilerlemiştim.
“Çellocu, o iki adamı yakaladım. Cezalarını kestim. Kendi cezamıda, mavzerin cezasınıda keseceğim ama sen sakın kendi nefesini kesme. Biliyorum, sana her şeyi söyledim ama çok pişmanım. Lütfen yaşa ve benden hayatının sonuna kadar nefret et! Özür dilerim. İlaçlarını attığım içinde, seni ağlattığım için de.” Dedi.
Titreyen elimle anlımı biraz ovdum. Ardından duyduklarımın gerçek olmaması adına dua ettim ama olmuyordu. Benim bilmediğim gerçekler vardı ve bu gerçekleri itiraf edende Atakandı. Bu saatten sonra söylediği her cümlenin,her kelimenin özümün canını yaktığını emindim. Nasıl ilaçlarını atardı?
Bir insan bu kadar kalpsiz olmamalıydı.
Kalbimden taşmaya hazır olan nefreti tutmadan atakana doğru hızla yürüdüm. Benim geldiğimi görünce yüzünün şekli hemen değişti ve yüzüme bakmaya başladı. Ben ise iki elimi onun yakasına atıp sertçe sarsmaya başladım.
“NE YAPTIN SEN? SEN BENİM ARKADAŞIMA NE YAPTIN? ALLAH BELANI VERSİN SENİN. HİÇ Mİ VİCDANIN SIZLAMADI SENİN? BİR KADININ İLAÇLARINI NASIL ATARSIN? SEN BUNU NASIL YAPTIN?”
Derken ellerimi yakasından çekip ona öfkeyle bakmaya başladım.
“ O iki adam ne yaptı özüme? Sen neyin cezasını kestin onlara? Yine ne yaptın sen? Neden benim arkadaşıma bu kadar zarar verdin.” Dedim öfkeyle. Ardından bir elimi yoğun bakım ünitesinin kapısına vurdum.
“BAKSANA ÖZÜME, ZARARDAN GEÇİLECEK YER YOK. MUTLUMUSUN LAN, SÖYLESENE MUTLU MUSUN? “ dedim bağırarak. Tam o sırada etrafımızda biriken kalabalığı fark etmemiştim. O kalabalığın içinden geçip gelen abim hemen kolumdan tutup beni atakandan uzaklaştırdı. Ama ben ona hâlâ öfkeli gözlerle bakıyordum. Abim beni biraz daha çekiştirince daha sert adımlar attım ve aniden bir temizlik odasına soktu ve kapıyı sertçe kapattı. Kolunu bıraktığı gibi konuşmaya başladı.
“Eliz,manyak mısın kızım? Hastanede neden böyle davranıyorsun?” dedi abim. Ona bakarken derin bir nefes aldım ve sertçe konuşmaya başladım.
“Bizden çok büyük bir şey saklıyorlar. Atakan itiraf etti. Benim daha bilmediğim bir sürü şey var. Özümün bu hale gelmesinde ki tek sebep Atakan değil.” Dedim ve elimi sertçe saçlarıma geçirdim.
“Özüm, güzelim benim. Kim bilir ne kadar acı çekti.” İki elimi yüzüme kapatıp konuşmaya devam ettim.
“Birde ben onu yalnız bırakıp gittim abi.” Kafama bir tane vurdum. “ Salak eliz!” Dedim. Bir kez daha vuracağım sırada abim elimi tuttu ve ona sarılmamı sağladı. Ona sıkıca sarılırken derin nefesler almaya devam ediyordum. Abim ise saçlarımı okşuyordu. Sakin olmamı söylüyordu ama artık imkansızdı.
Abimden ayrıldım ve ona bakmaya başladım.
“Bundan sonra yapacağım her şey için özür dilerim abi” dedim. Abimin tatlı bakışları aniden değişti.
“Eliz, sakın kendini tehlikeye atacak bir şey yapma. Duydun mu beni?” Onu dinlerken içimdeki öfke daha da kaynadı ve yerini büyük bir ateşe vermişti.
“Ben kendimi tehlikeye atmazsam herkes tehlikeye giriyor. Artık ben bu işin içinde olmak zorundayım.” Dedim ve kapıyı açmak için elimi uzattım ama abim kolumdan çekip bana sıkı sıkıya sarıldı. İki eli belimde aşağı yukarı giderken kulağıma doğru konuşuyordu.
“Pıtırcığım. Güzelim benim. Halledeceğiz, her şeyi hemde. Lütfen sakin ol. Senin gözlerinde ki bu öfkenin sebebini çok iyi anlıyorum ama sakin ol.” Dedi. Sarılmamızı bitirmek adına ondan ayrıldım ve yüzüne bakmaya başladım.
"Beni zorla evliliğe zorladınız bir şey demedim, mavzer beni eve kapattı ona da bir şey demedim çünkü siz dedirtmediniz. Babam o odaya kapatıp, tokat attığında da bir şey demedim, mavzer benim odamı mahvedip hastaneden kovduğunda da bir şey demedim ama artık yeter abi.Özüm benim canım. Ve benim canıma kaçıncı defa saldırdıklarının haddi hesabı yok.” Dedim ve abime gülümsemeye başladım. Ellerim titremiyordu, canım yanmıyordu çünkü canımı o ateşe atmıştım. Ve birisinin daha atmasına izin vermeyecektim.
“Bundan sonra hesapları ben ödeyeceğim, siz değil.” Dedim ve odadan çıktım. Attığım sert adımlar beni daha da kuvvetlendirirken yoğun bakım ünitesine baktım. Özüm oradaydı ve bu sefer onun intikamını ben alacaktım.
Hemen telefonumu çıkardım ve duhanı aradım. İlk çalışta açılan telefon bana daha değişik hislerin kapısını araladı.
“Duhan nerdesin?” dedim sertçe. Sesimde ki sertliği hemencecik anlayan Duhan cevap verdi.
“Şuan hastanenin otoparkına arabayı park ediyorum. Sen iyi misin?” Dedi ve hemen başımı salladım ve yönümü merdivenlere doğru çevirdim.
“ Benimle yakıp, yıkmaya var mısın?” Dedim. Kendimi bir ateşe atmıştım ama onu atamazdım. Belki daha bir saniye bile geçmemişti ve Duhan cevap vermişti.
“Seninle her şeye, her zaman varım.” Dediğinde gülümsedim ve merdivenleri daha hızlı inerken arkama dahi bakmadım. Eğer baksaydım abim için kalacağımı biliyordum.
“Yanına iniyorum. Beni özümün hapis edildiği eve götür.” Dedim. Aklımda ki için çok düşünmemiştim ama yapacaktım çünkü ben yapmasam onlar durmuyordu.
“Emredersin güzelim de o eve gidip ne yapacağız?”
Yüzümde beliren kötü gülümseme ile cevap verdim.
“Yakacağız, bir tane külünü bile bırakmadan yakacağız.” Dedim. Bunu duyan Duhan hemen kahkaha atmaya başladı. Ardından kısa bir ıslık çaldı.
“Sana ne oldu doktor hanım? Bu yakıp yıkma isteği nasıl doğdu içine?” Dedi. Ona gülümseyerek cevap vermeye başladım
“Bana ne oldu bende bilmiyorum. Bildiğim tek şey bundan sonra olacak her şeyin bir felaket olduğu.”
Duhanın sırıttığına adım gibi emindim. O benim korumamdı. O gün abime şakadan bir şeyler sallamıştım ama şuan farkediyordum ki hiç öyle değilmiş. Ne ben şaka yapmıştım, ne de Duhan.
“Seni zevkle bekliyorum. Hemen gel ve felaket başlasın.” Dedi. Bende ona birşeyler daha söyleyip telefonu kapattım. Ardından abime kısa bir mesaj attım.
“Özümün bulunduğu kata biraz koruma bırak. Yapacaklarımdan sonra her şey olabilir.” Yazdım ve gönderdim. Hemen otoparka indim ve Duhan'ın arabasını gördüğüm gibi daha hızlı adımlar attım. Kapıyı açıp en öne oturduğumda Duhana baktım. Yüzünde beliren zafer gülümsemesi bana bile zafer veriyordu. Onunla her yola giderdim. Her şartta olursa olsun. Aniden gelen hisle ona döndüm ve konuşmaya başladım.
“Gaza bas Duhan Naba. Önce evini sonra onları yakacağız.” Dedim.
Duhan hızlıca gaza basarken araba otoparktan çıktı. Yolları hızlıca geçerken içimde beliren his bana ilk defa bir şeyler için harekete geçtiğimi kutladığını söyledi. Zaten bu zamana kadar harekete geçmemem büyük bir hataydı ve artık bu hatayı düzeltmem gerekiyordu. Mavzer ne zaman bir şey yapsa sadece beni yakmıştı ama ben onun gibi yapmayacaktım. Ben herkesi yakacaktım. Bu işte kimin parmağı varsa teker teker kıracaktım. İşte o zaman bana yaptıkları her şey için onlardan bir çift kelime alacaktım. Bundan sonra var olan eliz, normal değildi. Zaten bizim hayatımızda olan hiçbir şey normal değildi.
🖤🤍
Hava açıktı, kuşlar cıvıldıyordu, hastanenin terası kutlamaya hazırlanıyordu. Bütün çalışanlar hızla hareket ediyorlardı. Mavzer Dağman ise uzaktan onları seyrediyordu. Keyfi her zamanki gibi yerindeydi. Esin dağmanın hazırlanmasına çok az kalmıştı. Güzel bir karısı vardı. Bu yüzden hazırlanması kısa sürmüyordu. Elinde kahve bardağı ile sadece onu bekliyordu. Başka da yapacak birşeyi yoktu ama aniden çalan telefonu ile başına yapacak bir iş çıkmıştı.
Arayan yine atakandı.
Telefonu açmadan önce bir şeyler mırıldandı ve telefonu açtı.
“Ulan Atakan, sen neden beni bu kadar çok arıyorsun? Karım bile bu kadar aramıyor lan! “ Dedi mavzer.
Atakandan kısaca bir ses gelmedi ama konuştuğun da ki ses kahveden daha sıcaktı.
“Sanki senin o boktan sesin için arıyorum lan ben.” Dedi sinirle. “Doktor ve yanında bir adamla birlikte bir yere gidiyorlar. Ben takipteyim ama her an herşey olabilir. Bu yüzden o boklu götünü koru.”dedi Atakan.
Mavzer Dağman kısa bir an için cevap vermedi.
“Sen daha önce eve gittin mi?” dedi en sonunda.
“Gittim kendi eşyalarımı topladım ama hâlâ oradalar.” Dedi Atakan.
“Gitmişken eşyalarını da al o zaman.” Dedi mavzer. Bunu duyan atakan ona sert bir şekilde konuştu.
“Lan başlatma benim eşyalarıma. Bir arayayım dedim kafamızı düzledin.” dedi Atakan. Bunu duyan mavzer kısık bir kahkaha attı ve cevap verdi.
“Davete geleceksin değil mi?” dedi Mavzer.
“Beni davet ettin mi?” dedi Atakan.
“Etmedim mi?” dedi Mavzer.
“Kafan yerinde mi senin?” dedi Atakan.
“Dur,şuralara bir bakayım.” dedi Mavzer itinayla.
“Lan! Kapat şu telefonu.” dedi Atakan sinirle.
“Zaten karım geliyor seninle daha fazla konuşamam.” dedi Mavzer Dağman.
“Sen karınla kafayı yedin benden söylemesi.” dedi Atakan .
“Yiyen memnun, bundan sanane lan? Bir karımla arama girmediğin kalmıştı.” Dedi mavzer huysuzca.
Bunu duyan Atakan hemen telefonu kapattı ve gaza sertçe basmaya devam etti. Her saniye için aklında özüm vardı. Ne aklından çıkıyor ne de unutabiliyordu.
Ne tuhaftı ki buna alışmaya başlamıştı. Ne zaman aklına geleceğini çok iyi biliyordu. O yoğun bakım ünitesinde söylediklerini içinden attığı için çok mutluydu ama konuşmaları doktorun duyduğunu hiç hesap etmemişti. Bu kadar da aptal değildi ama o anın nasıl geliştiğini anlayamamıştı.
Veya o kadar da aptaldı.
🔥🌋🌡️
Hastaneden uzaklaşmaya başlayalı yarım saat olmuştu. Arkamızda ise bir araba daha vardı. Bu arabanın kime ait olduğu çok belliydi. O gün özümü almaya geldiğimde bu arabayla hastaneye gelmiştik.
Atakanın arabası hızlıca geliyordu. Duyduklarım yüzünden içimde kaynayan şey bir nevi özümün acısıydı. Ben böyle bir şey olduğunu bilmiyordum ama şimdi bildiğim için durmayacaktım. Ben durdukça onlar yapmaya devam ediyordu.
Ellerimi saçlarımdan geçerdim ve sertçe bir nefes verdim. Bana bakıp arabayı daha hızlı kullanan Duhan benden daha sinirli ve sakindi. Arada ki çelişkiyi nasıl bir arada tuttuğunu anlayamıyordum.
Ona bakarken arkamızdan gelen korna sesi ile başımı cama çevirdim ve atakan'ın kullandığı arabayı bizim aracımızın yanında gördüm. Bir düğmeye bastı ve camı açıldı ve ardından bana bağırmaya başladı.
“DOKTOR! SAKİN OL, HİÇ BİR ŞEY DUYDUĞUN GİBİ DEĞİL. YAKIP, YIKINCA HER ŞEY DÜZELMEYECEK” Dedi. Onu dinlerken bende camımı açmıştım. Gayet düz konuşuyordu ama ben onu zaten dinlemiştim.
Bende camı açtım ve onun gibi konuşmaya başladım.
“DOĞRU DÜZELMEYECEK AMA YIKTIĞIM YERİN ENKAZINDA SİZDE KALACAKSINIZ. SADECE BİZ DEĞİL.” dedim ve hemen pencereyi kapattım.
“Manolyam! Sence biraz hızlı gitmiyor musun?” dediğinde ona bakmaya başladım.
“Bu zamana kadar hiç gitmediğim için bunlar başıma geldi.” Dedim ve sağ avucumu açıp kapattım.
“Hâlâ evi yakmaya kararlı mısın?” dediğinde hemen cevap verdim. Beklemek yoktu. Bekledikçe her şey mahvoluyordu.
“Kararlıyım. Önce o evi yakacağım sonra o kutlamayı onların başına yıkacağım.” Dedim. Duhan sert bir kahkaha attı. Ben ise ona şaşkınca bakmaya başladım.
“Bugün hızımız hiç düşmeyecek gibi görünüyor ve bu çok hoş.” Dedi ardından elini yumuşak şekilde direksiyona vurdu. “Bir yangının bu kadar hoşuma gideceğini düşünmezdim.” Dedi ve direksiyonu sağa kırdı. Onu izlerken atakan'ın hâlâ arkamızdan geldiğini biliyordum. Ortamın havasını dağıtmak adına bende konuştum.
“Bu dünyada hoşuna gidenin yangın olduğunu bilseydim, daha önceden yakardım.” Dedim.
“Bu dünyada hoşuma giden tek şey sensin eliz. Ve ben sana çoktan abayı yaktım. Bu yangın yakacağımız ateşten daha büyük.” Dedi. O sırada bende kahkaha attım. “Bu bir iltifat mı?” Dedim. Duhan ise bana baktı ve sağ eliyle elimi tuttu.
“ Sen ne alırsan o olsun manolyam.” Derken bana şu an bile değer verdiğini kanıtlıyordu.Utanarak elimi elinden çektim ve önüme düşen saçlarımı kulağımın arkasına tıktım. Ardından koltuğu sinebildiğim kadar sindim. Duhan dikkatlice arabayı sürerken bende arkamızdan gelen atakana bakıyordum. Eve varmamıza çok az kalmıştı. Aklıma gelen fikirle Duhan'a döndüm.
“Duhan-” derdemez konuşmaya başladı.
“Buyur sidelyam.” Dedi. Kalbim bir anlık sekteye uğradı. O anki his bütün çevremi sardı. Aklım ve kalbim bir ipte sallandı. Hislerim korkularımla el ele tutuştu ve ona sarıldı.
Bana sidelyam diyordu. Ne anlama geldiğine bakmayı aklıma not ettim. Sadece ona bakakaldığımı fark edince konuşmama geri döndüm.
“İleride bir yol var. Oradan gidelim.” Dediğimde hemen kafasını salladı ve önümüze çıkan yola hemen girdik. Araba ilerlemeye devam ettikçe evin ihtişamlı yapısı önümüze çıkıyordu. Kendi camıma bakıp atakan'ın gelip gelmediğine baktığımda gelmediğini görünce içten içe çok mutlu oldum.
Duhan arabayı hemen park etti. Ardından emniyet kemerimi açıp arabadan indim. Arabanın bagajından bir bidon aldım ve Duhan'a döndüm.
Elimdeki bidonu kaldırarak sordum.
“Sana lazım değildir umarım.” Kollarını göğsünde bağlayıp ters gülümsemeye başladı ve başını hafifçe geriye attı.
“Haddime bile lazım değil.” Dediğinde bagajı kapattım ve eve doğru yürüdüm ama aklıma gelen şey ile Duhan'a döndüm.
“Duhan bunu yapmak zorunda değilsin. Mesleğin bile tehlike girebilir. “ Dedim.
Yüzünü değişik bir hale sokup cevap verdi .
“Sen merak etme. Bana da mesleğime de bir şey olmaz. Beni düşündüğün kadar kendini düşün biraz doktor hanım.” Dediğinde kaşlarımı çatıp ona bakmaya başladım.
“Hiçte bile. Ben seni düşünmediğim için söyledim. “ Derken elimde ki bidonu aldı ve önüme düşen saçımı kulağımın arkasına tıktı.
“Yalan söylemeyi hiç bilmiyorsun. Aynı bidonu sana taşıtmayacağımı bilmediğin gibi.” dedi ve bidonun ağzını açıp evin etrafına dökmeye başladı. Ben onu izlerken o ise sadece ile odaklanmıştı ama arkamdan gelen ses ile kimin olduğunu anlamam çok sürmemişti.
Zaten duyduklarımdan sonra gelmeseydi daha çok şaşırırdım. Arkamı döndüğümde Atakan arabadan indi ve uzaktan bana bakmaya başladı. Tekrardan önüne döndüğümde Duhan, elindeki bitmiş bidonu havaya kaldırdı. Ardından cebinden kibrit kutusu çıkardı ve bana uzattı. Şaşırarak elinden aldığımda evden biraz uzaklaştık ama aynı zamanda Atakan’a doğru da yaklaşmıştık. Tam kibrit kutusunu açacağım sırada konuşmaya başladı.
“Doktor dur! Sakın yakma, izin ver evin içine gireyim sonra ne yaparsan yap ama şimdi dur. Ne olur dur."
"Ne olur dursam?" Dedim ona dönerek.
"Hiçbir şey olmayacak, sadece iki dakika. Lütfen girip çıkacağım. Sonra bende yakarım seninle. " Dedi beni vazgeçirmek adına ama vazgeçmek demek özümün alacağı nefesleri tekrardan kesmek demekti.
Onu dinlemeden kibrit kutusu açtım ve bir kibrit aldım. Kutunun yanına sürteceğim sırada Atakan bağırmaya başladı.
"DOKTOR, YAPMA! BAK BU BENİM SUÇUM DEĞİL AMA EVİ YAKARSAN HESABI SADECE BANA ÖDETMİŞ OLACAKSIN. ÖZÜM BİLE BUNU İSTEMEZ, ÇÜNKÜ SADECE SUÇLU BEN DEĞİLİM." Dedi hiddetle. Yin umursamadım ve bana bakan Duhan'a bakarak kibriti sürttüm. Aniden alev alan kibrite bakan Atakan, sadece kibritle birde elime bakıyordu. Zaten yüzüme bakmaya cesareti bile yoktu.
Aniden elimdeki kibriti eve doğru attığımda yavaş yavaş turuncu alevler yanmaya başladı. Duhan aniden elimi tuttu ve beni biraz daha uzağa çekti. Sadece eve bakakalana atakana baktığımda gözlerinden bir damlanın aktığına şahit oldum. Gözlerimi ondan çekip eve çevirdiğimde çıkan ateşin sesleri kulağıma gelmeye başlamıştı. Yavaş yavaş yükselen dumanlar bizim çevremizi sarmaya başlamıştı.
Biz ateşten biraz uzaklaşmıştık ama Atakan biraz yakınındaydı. Ona doğru adım atmaya başladım. Ben adım attıkça Duhan da benimle adım atıyordu.
Atakan'ın gözleri beni bulunca duhana doğru konuşmaya başladım.
“Duhan bir laf vardı. Kan man falandı." Dedim.
Duhan gülümseyerek beni düzeltti. Onun beni sorgusuz sualsiz düzeltmesi beni memnun ediyordu ve emindim ki bu onu da memnun ediyordu. Zaten şuan ben ve ondan başka memnun bir insan yoktu.
"Kana kan dişe diş, doktor hanım."
Onaylarcasına başımı salladığımda bulunduğum yerden iki adım geriye gittim ve elimi kaşımın üstüne atıp biraz ovdum. Sonra ise Atakan'a daha sert bakmaya başladım.
"Yok" dedim ve hemen devam ettim. "Bundan sonra öyle değil."dedim ve ekledim.
"Cana can, ateşe ateş." Dedim ve Atakan’a gülümsemeye başladım.
"Bu ateşe iyi bak Atakan Yal. Bu ateş bir gün sizi de yakacak." Derin bir nefes aldım. Bu nefes hem benim hem de özümün alamadığı nefesti.
Bu nefes, yaktığım evde özümün alamadığı nefesti.
Ona her ne yaptıysalar bedelini ödeyeceklerdi. Onun bu hale gelmesinde ki en büyük sebeb mavzerdi ama onun yanında birde Atakan vardı.
Hepsini bir ateşte yakacaktım.
Ellerimi göğsümde bağladım ve kaşlarımı kaldırdım.
“Ne zannettin ki Atakan? Bu ateş size gelmeyecek miydi? Veyahut ateş size hiç değmeyecek miydi?” Derken bir iki adım atıp ona doğru yürümeye başladım. Her adım attığımda ayaklarımın altında ki beton daha da sertleşiyordu.
Her adım attığımda ev daha hızlı yanıyordu veya bana öyle geliyordu.
Atakan'ın önünde durduğumda, Duhan da benim arkamdaydı. Her zaman böyle olacaktı. Öyle olmasa bile Duhan böyle olması için elinden geleni yapacaktı.
Baş parmağımla önce evi gösterdim ardından sertçe kahkaha atmaya başladım.
“Şu eve bir baksana Atakan, nasıl yanıyor. Sizde böyle yanacaksınız. Ha bugün ha yarın. O gün elbet gelecek ve geldiği gün özüm senin tam karşında olacak. Bu sefer ateşi yakan ben değil o olacak.” dedim ve Duhan'a doğru yürüdüm. Yürürken ardımda kalan Atakana bağırmaya başladım. “O günü iple çekeceğim Atakan Yal. O vakit geldiğinde ise ipi sizin boynunuza geçireceğim.” Dedim Duhan’ın sağ elini kendi elime geçirdiğimde birlikte yürümeye başladık.
Şuan Duhanla el ele olmam zerre umrumda değildi. Bundan sonra her şeyi nasıl istersem öyle yapacaktım
Tuttuysam bırakmayacaktım,
Bırakacaksam tutmayacaktım.
Yaktıysam durmayacaktım,
Duracaksam yakmayacaktım.
Arkamda kalan adam ve ev bana değişik şeyler hissettiriyordu. Özümün başına gelenleri daha detaylı öğrendiğimde gelen hisle birebir aynıydı. Duhanla tutmuştum elimi hafifçe sıktım ve aniden durdum ve konuşmaya başladım. Attığımız adımlar sayesinde Atakan oldukça gerimizde kalmıştı.
“Sen her zaman benim yanımdasın ve bunu da bana hissettiriyorsun. Buna emin ol ki Duhan,her saat ilerlemeye devam ettikçe bende senin yanında olacağım. Her şeye rağmen." Dedim karşımda yanan eve bakarken. Sonra bakışlarımı tekrardan ona çevirdim.
Ona hissettiğim güven tarif edilemezdi.
"Bunu karşımızda yanan bir ev varken mi söylüyorsun?” dedi bozguna uğramış sesiyle.
Gözlerimi koskoca açıp hemen geri düzelttim.
"Karşımda sen varken bile söylerim." Dedim.
" Her şeye rağmen karşımda mı duracaksın?” dediğinde kahverengi harelerine bakmaya başladım. Sadece yanan evin çıtırdı sesleri vardı. Ve bu ses bile yeterdi kahverengi harelerine.
"Her şeye rağmen her yanında duracağım. Ama bir tek karşında durmam senin." Dedim. Tam o sırada Duhan elini belime attı ve beni kendine çekip sıkı sıkıya sarıldı ardından kulağıma cümlelerini fısıldadı.
"Eğer durulacaksa, emret duralım. Eğer yakılacaksa emret birlikte yakalım. Eğer çiçek açacaksa, izin ver açsın. Senin kalbinin açmamış çiçek bahçesi olduğuna eminim. Ve sen şuan onları da yaktın. Yakma, çünkü sende bende yanmaktan kül olduk.” Dedi.
Haklıydı. Artık kendi çiçeklerimi de yakmıştım. Sadece birisinin o ateşli harlaması gerekiyordu. Bu kim olurdu bilmiyordum, ben bile olabilirdim hatta kesinlikle bendim ama bunu şu an için düşünmek dahi istemedim. Zaten bir yangın vardı. Bu yangın gerekli kişileri yaktığı zaman bende kendi çiçeklerimi yakmayı keserdim ama eğer gerekli kişiker yanmadan bu ateş sönerse bu seferde kendimi de yakardım. Bir ateş hem yalıyor hemde ısıtıyordu, bunu biliyordum ama eğer yanmam gerekiyorsa yanar, ısınmam gerekirse ısıtırdım. Ne gerekiyorsa onu yapardım. Bunu da abimden öğrenmiştim.
Cebimden çalan telefonu bütün atmosferin içine ettiğinde Duhandan ayrıldım ve telefonu açtım.
Açtığım anda gelen o ses beni daha coşturdu ama coşan şey sadece ben değildim yanan evde coşmaya başlamıştı.
“Eliz nerdeysen çabuk gel,özümü normal odaya alıyorlar. Doktor bir problemin kalmadığını söyledi.” Abim konuştukça içime serpilen su şu an ki duruma biraz zıttı ama bizde zıt değilse hiçti.
BÖLÜM SONUUUU💃🏼💃🏼💃🏼💃🏼
Bölüm etkileşimi
