27. bölüm / 24
DALYA~23. BÖLÜM~
Bölümler 24Şu an: ~23. BÖLÜM~
- 1 ~1. BÖLÜM~ (DÜZENLENDİ)2.333 kelime
- 2 ~2. BÖLÜM~(DÜZENLENDİ)1.843 kelime
- 3 ~3.BÖLÜM~(DÜZENLENDİ)2.384 kelime
- 4 ~4. BÖLÜM~2.730 kelime
- 5 ~5. BÖLÜM~2.574 kelime
- 6 ~6. BÖLÜM~5.019 kelime
- 7 ~ 7. BÖLÜM~2.703 kelime
- 8 ~8 BÖLÜM~3.364 kelime
- 9 ~9. BÖLÜM~3.761 kelime
- 10 ~10. BÖLÜM~2.996 kelime
- 11 ~11.BÖLÜM~3.973 kelime
- 12 ~12. BÖLÜM~3.611 kelime
- 13 ~13.BÖLÜM~2.582 kelime
- 14 ~14. BÖLÜM~2.471 kelime
- 15 ~15. BÖLÜM~2.422 kelime
- 16 ~16. BÖLÜM~3.157 kelime
- 17 ~17. BÖLÜM~3.765 kelime
- 18 ~18. BÖLÜM~4.319 kelime
- 19 ~19. BÖLÜM~4.855 kelime
- 20 ~20. BÖLÜM~4.650 kelime
- 21 ~21. BÖLÜM~5.198 kelime
- 22 ~22. BÖLÜM~5.530 kelime
- 23 ~23. BÖLÜM~4.584 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 ~24.BÖLÜM~7.044 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hepinize merhabalar💖💖
Bölümü sabahın altısında attığım için üzgünüm. Umarım beğenerek okursunuz. Bu bölüm oldukça sade ama diğer bölümde olaylara hazırlıklı olun.😆😁😁
Şimdiden iyi okumalar.
OY VE YORUM ATMAYI UNUTMAYIN💫💫
Hayat insana darbe vurmakla meşhurdu. Bazen can yakarken, bazense insanın canını mutluluktan beter hâle getiriyordu.
Sahiden, bu hayat neydi böyle?
Benim hayatım berbattı.
Benimle birlikte Özümünde hayatı berbata doğru gidiyordu.
Sahiden, onun hayatına ne olmuştu?
Neler olmamıştı ki?
Neden olmuştu ki?
Eğer bu şehre gelmeseydi bunların hiçbiri olmazdı ve bu şehre gelmesindeki en büyük sebepte bendim.
Her şeyin sebebi bendim.
Onun bir suçu yoktu. Masumdu. Hiçbir şeyden haberi olmayan birisi bütün suçu canıyla ödeyecekti neredeyse. Aklımda hâlâ Atakan'ın o günkü telaşı gidip geliyordu.
Bana “Doktor ölmeyecek değil mi?” derken bile telaşı belliydi.
Neden yapmıştı o zaman?
Bilmiyordum.
Bilmekte istemiyordum.
Uyandığımda ne diyecektim ki? Beni bırak,Atakan ne diyecekti?
Birbirlerinden bu kadar nefret ediyorken nasıl yoğun bakım kapısına gelip konuşuyordu?
Benim çiçeğinin yüreğinde ki sızıya sızı katmışken boşuna yanına geliyordu. O çok sessizdi. Aynı benim gibiydi. Zaten bu yüzden dosttuk. Onunla konuştuğum zaman içimdeki kötü hisler hemen yok olurdu ama ben onun kötü hislerini yok edemezdim. Bunu bilmezdim bile ama Özüm bunu çok iyi bilirdi. Hayatına en büyük darbesini ailesini kaybettiğinde yemişti. Bana anlatırken ağlamamak için kendimi zor tutardım, o benden uzaklaştığı anda ise direkt ağlardım. Bazen kendi babama bile şükrederdim. Onun ailesinin yokluğu, benim babamın var olan yokluğundan daha kötüydü.
Duhanın koluma hafif dokunuşu ile yerimden hafifçe zıpladığımda hemen elimi kalbime attım.
“Ödümü kopardın Duhan.” Dedim ve elimi kalbimden indirdim. Duhan utanmışcasına elini ensesine atıp geri indirdi. Yanıma doğru oturdu ve konuşmaya başladı.
“Korkuttuysam özür dilerim. Onur seni görmek istiyormuş. Aramış ama açmamışsın. Meraktan ölebilir.” Aklımda telefonumun sesi belirince yüzümü ekşittim. “ Abime evi yaktığımızdan bahsettin mi?”
O da benim gibi yüzünü ekşitti.
“Bahsetmedim ve bahsetmeyeceğim de. Sen rahat ol.” Dediğinde gülümseyerek başımı salladım ardından ayağa kalktım.
“Abim beni nerede bekliyor hayatım?” Dedim. İki üç saniye geçtikten sonra ne dediğimi farkına varınca dilimin ucunu ısırdım ve gözlerimi büyüttüm. Duhan bana bakarken gülüyordu ve bu gülüşleri daha çok utanmama neden oluyordu.
“Hayatın mıyım gerçekten?” derken bana bakıyordu.
Sorusuna cevap vermeden önce aklımdan ilk geçeni söylemek istedim ama bundan hemen vazgeçtim.
“Yanlışlıkla ağzımdan çıktı. Pardon!” Dedim ve hızlıca adım atacağım sırada Duhan'ın konuşması ile durdum.
“Sorun değil hayatım.” Dedi ve çok kuvvetli bir kahkaha daha attı. Ona dönüp baktığımda kafasını bana çevirdi ve kalp yaptı ben ise daha çok utanıp oradan uzaklaştım.
Hızlıca adım atarken bir elimle yüzüme hava yapıyordum. Yüzüm yanıyordu. Hayır kalbim de yanıyordu. Beni utandırmak için yapıyordu. Başarıyordu da.
Cebimde olan telefon bir kez daha titrediğinde elime aldım ve açıp kulağıma yasladım.
“Pıtırcık! Neden telefonlarımı açmıyorsun? Üzülüyorum ha! Hastanenin kafeteryasındayım oraya gel. Bu telefon konuları detaylı konuşacağız.” Gerçekten üzülmüş olabilir miydi bilmiyordum ama umuyorum ki çok üzülmemesiydi
“Tamam civcivim hemen geliyorum.” Dedim. Bunu duyan abim hemen telefona doğru hafifçe bağırdı
“Eliz ne civcivi ya! Rezil edeceksin beni elaleme. Hadi çabuk gel.” Dedi ve kapattı. Ben ise sırıta sırıta abimin yanına gittim. Kafeteryanın içine doğru adım attığımda gözlerimle abimi aradım ve bulduğumda ona doğru yürümeye başladım. Sandalyeyi çekip oturduğum da bana bakıp gülümsedi.
“Görmeyeli daha da güzelleşmişsin. Bunun özel bir sebebi var mı?” dedi önüme tost ve ayran bırakırken.
Önümdeki tostu yemeye başlarken ona cevap verdim.
“Özümü göreceğim ya o yüzden. Çok merak ediyorum abi. Doktorla konuştun mu?” dedim tostu çiğnerken.
Abim başını salladı. “Doktor yakınlarının girmesinin daha iyi olacağını söyledi. Bende senin girmeni daha mantıklı buldum. Zaten hemşireler harici kimse odaya girmedi. Ayrıca iki gün daha hastane kalmamız gerektiğinden bahsetti.” Dedi.
“Abi o iki günü ben beklerim sen ve Duhan eve gidin. Çok yordum sizi.” Dedim. Abim ise elini yanağıma atıp makas aldı.
“Sen abini yormazsın ki. Sakın aklından bunları geçirme pıtırcık.” Dedi. Bende gülümseyerek kafamı salladım.
O çayını bitirip bardağı altlığa bıraktıktan sonra kollarını bağladı. “Şimdi asıl soruya geçiyorum. Siz o Duhanla ne yaptınız? Net cevap istiyorum.” Dedi.
Kafamı hafifçe sağa eğdim ve direkt konuştum.
“Özümün kaldığı evi yaktık.”
“Ne!” Diye bağırdığında herkes bize baktı ama umrunda dahi olmadı. “ Sen onun aklına mı uydun?” derken sesi biraz kısılmıştı.
“Cık! O benim aklıma uydu. Ne dediysem de yaptı.” Dedim. Abim bana dehşetle bakarken elini saçına atıp geri indirdi.
“Sizi kimse gördü mü?” dedi.
Başımı onaylarcasına salladım.
“Atakan gördü.” Dedim. Abimin gözleri dehşetle büyüdü.
“ Sen ne yaptın o gördüğünde?” Dediğinde sertçe ona bakmaya başladım.
“Önce yanan evi gösterdim ve dedim ki Bu ateşe iyi bak Atakan Yal. Bu ateş bir gün sizi de yakacak.” Abimin gözleri yine dehşetle açıldığında elimi kaldırıp masaya bıraktı.
“ Kızım manyak mısın sen?” dediğinde gülümsedim.
“Değilim ama onlar benden daha manyak bunu biliyorsun değil mi abi?” kafasını salladığında masaya doğru eğildim ve sesimi kısarak konuşmaya başladım.
“Yapacaklarımın yanında bu bir fragman. Sadece acı çeken biz olmayacağız.” derken sesimdeki kararlılık abimi ürpertmişti.
“Sakın! Kendine gel Eliz. Senin canını yakmaya çalışmasına izin verme. Sen onun evini yaktın. Süper ama o senin bahçeni yakarsa ne yapacaksın?” dedi ve devam etti. “ Dağmanın intikam alacağını biliyorsun. Bu yüzden ne yapmayı planlıyorsan yapma. Beni dinle.”
Sandalyeden kalktım ve yürümeye başladım. Abim hemen yanıma gelmişti ve koluma girdi. Birlikte yürüdüğümüzde kulağıma doğru fısıldadı.
“Mavzer bahçeni yakarsa ne yapacaksın diye sormuştum sanki?” dedi.
Düşünmeden hemen cevap verdim.
“Yakarsa yaksın. Özüme daha fazla zarar vermesin de isterse bahçemi yaksın. Zaten artık bahçemi sevmiyorum.” Dedim.
Yalandı.
Bahçemde Duhanla ekeceğimiz Manolyaların hayalini kuruyordum.
Abim cevap vermeyince adımlarımı daha hızlandırdım ve Özümün odasına doğru hızla adımladım. İçimde beliren özlem ile neredeyse elim ayağım birbirine dolaşacaktı. Zaten Duhana yaptığım salaklıktan sonra bir vakaya daha ihtiyacım yoktu.
Odamın kapısının önüne geldiğimizde elimi kapı kulpuna uzatacağım sırada ardımızdan bir ses yükseldi.
Mavzer Dağman.
Hastanenin sahibi.
“Hastanemizin eski doktoru Eliz hanımda burdaymış” dedi ve ellerini ceplerine koyarak yavaş yavaş adımladı. Abim onu gördüğü gibi yanıma geldi ve kolunu tutup beni sağa doğru çekti ben ise içimde kaynayan ateşe biraz daha odun atmakla meşguldüm.
“Benim asabımı bozmadan git buradan Mavzer” dedi abim sinirli sesiyle. Mavzer ise bedeniyle birlikte başını sağa eğdi ardından bana bakmaya başladı.
“Elizciğim hastamızın durumu nasıl? Ölmeyecek değil mi?” dedi ve gözlerimin içine baka baka sırıtmaya başladı. Bende gözlerinin içine bakarak ona doğru adım atmaya başladım. O sırada abim önümden çekilmek zorunda kalmıştı.
“Senin o çeneni kırarım” dedim buz gibi soğuk sesimle.
“Ondan sonra kim ölüyor kim kalıyor anlarsın Mavzer Dağman.”Dedim. Bunu duyunca dudakları düz hale büründü.
“Bugün baya ateş açıyorsun. Özel bir sebebi var mı?” sesinde var olan o dalgayı anlamamam için aptal olmam gerekirdi ve ben çok şükür ki aptal değildim.
“Dikkat et de o ateş seni yakmasın. Yakmaması için hemen buradan defol git!” dedim ve arkamı ona dönüp abime doğru adım atacağım sırada göz ucuyla Mavzer'e baktım. Elimi omzuma doğru atacağı sırada hastane koridorunda gür bir ses yükseldi.
“Sakın! Sakın dokunayım deme Mavzer Dağman. ” dedi Duhan.
Hemen geri döndüm ve bize doğru gelen Duhana baktım. Sert adımlarla yanımıza geldi ve bana baktıktan sonra Mavzer'e döndü lakin o konuşmasına dahi izin vermedi.
“Ne o ona dokunursan ölürsün mü diyeceksin?” dedi Mavzer. Duhanı kışkırtmaya çalışıyordu ama Duhan bu numaraları ekmek arasına koyup yerdi.
Duhan bana bakıp hafifçe gülümsedi ve elimi sımsıkı tuttu. Bakışlarını tekrardan Mavzer’e kaldırdı.
“Yok,demeyeceğim. Öyle ucuz lafları senin gibi alçaklar söyler ve aynı zamanda ölümde senin gibi alçakların kaldıramayacağı şeylerden biri. Bu yüzden peşin peşin söylüyorum Mavzer Dağman. Eğer Eliz Erber’e dokunursan, seni öldürmem ama Azraili bekleyecek halin kalır mı o muamma!” dedi.
Mavzerin yüzü sinirden daha değişik hallere girerken yalnızca Duhan'a bakıyordu. Ben ise sadece Mavzer'e bakıyordum. Kısa bir anda bana bakan Duhan gülümsemeye başladı. Bende ondan cesaret aldım ve gülümseyip elini sıkı sıkıya tuttum. İkinci defa tuttuğum elleri hâlâ güven ve umudu hissettiriyordu.
Mavzerde gülümsemeye başladığın da konuşmaya ara vermemişti.
“ Cesaret dolu cümlelerin bu doktoru korumak için miydi?” dedi ve kahkaha attı. “Kim olduğunu bilmiyorum ama bildiğim tek şey Elizin sevdiceğinin ortaya çıkmış olması” bu sefer bana bakmaya başladı ve gülümsemesi yüzünden silindi.
“Sonunda seni seven biri bulduğuna çok sevindim Eliz. Bu dünyada seni sevebilecek insan olduğunu düşünmüyordum. Bu adam beni çok yanılttı.” Dedi. Duhanın elini daha sıkı tutup ona cevap vermek istedim. Vereceğim cevabın neleri doğuracağını bilmiyordum ama her ne olacaksa artık olmalıydı. Zaten olmazsa bu adam oldurmak için her şeyi yapacaktı.
“Ben onu çok seviyorum” gözlerimi Mavzerden çekip Duhan'a döndürdüm. “O da beni çok seviyor” bakışlarımı tekrar Mavzer'e çevirip konuşmaya devam ettim. “Biz birbirimizi seviyoruz. Ne yazık ki seni seven insan bile yok. Hatta ölümünü dört gözle bekleyenler bile vardır. Bu yüzden sen beni düşüneceğine kendi hayatını ve yaptığın pislikleri düşün.” İşaret parmağımla Mavzerin boynunu gösterdim. “ Zira düşünmezsen bir gün boğazına dolaşabilirler.” Bunu duyan Mavzer, sadece bana bakıp sessizce yanımızdan uzaklaştı. Onun gözden kaybolmasını yavaş yavaş izlediğimde içime dolan huzur ile arkama dönmeye çalıştım ama Duhanın eline kenetlediğim elim izin vermemişti. Kenetlediğim elime sonra ona baktığımda sırıttığını gördüm.
“Elimi bu kadar sıkı tutman o kadar hoşuma gitti ki anlatamam.” Hâlâ tuttuğum eline baktı. “Bu anı ölümsüz yapmak istiyorum.” Kahkaha attığında bende gülümsedim ama başımızda kaynayan yanardağ misali olan abim buna daha çok uyuz oldu. Duhan abimi daha sinir etmek için konuşmaya devam etti.
“Onur bey telefonunuz yanınızda ise fotoğraf çekebilirmisiniz? Ama çekerken haber ver poz vereceğim.” İnce bir kahkaha attığımda abim bana baktı ve gözleriyle elimi işaret etti. Elimi hemen çektiğimde abim mutlu oldu ama Duhanın suratı asıldı. Ardından abim konuşmaya başladı.
“O Mavzer şerefsizi artık elimde kalacak.” Derin bir nefes alırken bir bana birde Duhana baktı. “Umuyorum ki onun yanında söylediklerinizin hepsi yalandı.” Dedi ve Duhan'a döndü. “ Sen bir daha Elize dokunmayacaksın. Duydun mu lan beni? Eğer dokunursan-”
Duhan abimin sözünü kestiğinde buraların alev alacağına adım gibi emindim.
“Öldürecekmisin Onur Erber?” Dedi ve hemen elimi geri tuttu. Abim şaşkınca bana ve ona bakarken sinirinin attığın adım gibi emindim. Elini ensesine attı ve bir kaç defa vurdu. Gözlerini açtı ve kapattı.
“Yok demeyeceğim. Ben öyle bir adam değilim. Sadece sende yüzük takılacak parmak bırakmayacağım. Eğer takacaksan tabiki.” Duhan elimi geri bıraktığında hemen konuya ben atladım.
“Bu meseleyi uzatmamıza gerek yok. Ben Özümü görmeye gideceğim sizde sakın didişmeyin.” Dedim. Abim hemen kafasını salladı ve gülümsedi. Duhan ise komutan emir vermişte onu uygular gibi elini alnına atıp bağırdı.
“Emredersiniz komutanım.” Dedi ve abi bakarak sırıttı. Bende ona gülerek baktım ve Özümün odasına doğru yürüdüm. Arkamdakiler konuşmaya devam ederken sesi net duyulan kişi abimden başka kimse değildi. Yine ve yine Duhanı azarlıyordu. Şaşırtıcı olan ise onun sessiz sakin bu azarı kabul etmesiydi.
Kafayı bozarcasına gülümsedim ve odaya girmeden önce kendi moralimi düzelttim. Özüme bunu yansıtmak istemezdim.
Keyfim yavaş yavaş yerine gelirken kapının önünde durdum ve açmak için elimi kulpa uzatacağım sırada içimde beliren ve zaten çoktan var olan heyecanı silmeye uğraşmadım.
Gerçekten Duhan umuttu.
Gerçekten Duhan güvendi.
Ve gerçekten Duhan benim sevdiğim adamdı.
Ve ben bunu hastane odasına girmeden önce kendime itiraf etmiştim.
Garipti. Oldukçada ilginç.
Ama her ne olursa olsun bu değişmeyecekti. İsterse cennet yok olsun, isterse cehennem alevler içinde kalsın. Bu işin peşini bırakmayacaktım.
Cehennemde yanacağımı bilsem bile.
🩵✨🩵✨🩵✨
Arabaya bindiği gibi direksiyona sertçe yumruk attı. Gözlerini yumdu ve o anları tekrar tekrar gördü. Gözlerini açtı, o anlar gitti.
Gözlerini tekrardan kapattı. Aklına ablası geldi.
Nergis ablası.
Nergis Yal.
Anne ve babasının ilk çiçeği.
Bir odadaydı.
Ablası ütü yapıyor, aynı zamanda onunla konuşuyordu. Hava çok sıcakken bile ütü yapardı. Çünkü ütüyü annesine bırakmak dahi istemiyordu. Zira bıraksaydı annesine kalmadan hemen yapacaktı. O annesine asla kıyamazdı.
Hatta o kadar kıyamazdı ki ağladığında hemen herkesten hesap sorardı. Ablasının babasından hesap sorduğunu çok görmüştü.
Küçük olan Atakan, gülümseyerek ablasını izliyordu. Ablasının uzun saçları omuzlarından dökülüyordu. Kısa kahkülleri alnını örtüyordu. Uzun boyu ise neredeyse babasının ki ile aynıydı. O zamanlar ki boyunun, ablasının boyunu geçtiğini söyleselerdi şaşırıp kalırdı ama artık buna şaşırmıyordu.
Belki ablası hayatta olsaydı şaşırırdı.
Evin en küçüğü olan Atakan, ablası ile sohbet etmeye bayılırdı. Çünkü ablası her zaman doğruları söylerdi.
O gün yine bir soru sordu.
“Abla diyelim ki birinin canını yaktım. Yaktığım can, benim canımı da yakar mı?” demişti. Ablası kısa bir kahkaha atmıştı. Ardından elindeki ütüyü bir ileri bir geri öteledi.
“Yaktığın can senin canının parçası ise sende yanarsın Atakan.” dedi ablası sakince. Ardından konuşmaya devam etti. “Ama canını yaktığın kişinin bir can parçası yoksa başkaları o canın acısını yakarak alır.” Ütünün buhar düğmesine bastı.“ Sakın! Kimsenin canını yakma Atakan.” Atakan'ın aklında dönen soruyu sormak ve sormamak arasında gidip geldi ama sormaya karar kıldı.
“Abla bir şey sorabilir miyim?” derken ablasından cevabını sabırla bekliyordu.
Ablası başını hafifçe salladığında hemen soruyu sordu.
“Peki ya yanlışlıkla hata yaparsam ne olacak?”
Ablası elindeki ütüyü, ütü masasının üstüne iteledi ve koltuktan yeni bir kıyafet aldı. Bu sırada sorunun cevabını düşünüp durdu.
“ Annem her zaman ne der?” Ablası sorunun cevabını Atakandan bekledi lakin cevap gelmediğini görünce kendi cevapladı. “Hatayı hangi niyetle yaptığınız değil, hatanın hangi sonuçları verdiği önemlidir. Yapılan hata çok büyük şeylere sebebiyet vermezse her türlü halledilir ama büyük şeylere sebeb verirse ortalıkta sebeb mebeb kalmaz. O yüzden annemin seni eğittiği gibi bir insan ol canımın içi.”
Bunu duyan Atakan hemen başını salladı. Ablası ise devam etti ama aynı zamanda ütüyü bitirmek üzereydi ve ütülediği her şey jilet gibiydi.
"Hata yapmaktan korkma ama hata olmaktan kork. Eğer böyle bir insan olursan annemin seni eğittiği gibi bir adam olursun.” Dedi ve ütüyü masaya bırakıp Atakana doğru yaklaştı. Elini saçlarına götürüp karıştırdı ardından Atakan'ı yanağından öptü.
“Ablan her zaman yanında olacak. Eğer olmasam bile eline bir Nergis al ve yanıma gel.” derken o naif gülümsemesini sunuyordu. Atakan ise gülümseyerek ablasına bakmaya devam etti içine dolan sevgiyle ablasının boynuna atladı ve sımsıkı sarıldı.
Gözler açıldı,her şey mazide kaldı
Geçmişin özlemi her daim tazeydi.
Onun hatalarının dumanı daha tazeydi.
Direksiyona bir kez daha yumruk atan Atakan, içinden sayısız defa ablasından özür diledi. Şuan ablası yanında olsaydı o günkü gibi ona sarılmazdı. Hatta yüzüne bile tükürebilirdi.
Arabasının sağ aynasından yana eve baktı. Yanan evdeki hatıralarına baktı. O anda gözünden bir damla yaş düştü ama daha silmeden bir diğeri düştü. Bunu durdurmak istemeyen Atakan aniden ellerini yüzüne götürdü ve sertçe sildi. Ailesinden kalan son hatıraları yanmış olabilirdi ama yaktığı canın yanında onlar hiçti.
Bunları düşünerek kafayı yememek için elimi vitese attı ve aklıma aniden bir şeyler düştü.
Bir çerçeve.
Bir sönmüş balon.
Bir fotoğraf makinesi.
Eşyaları sadece bunlardı ama artık bunlarda yoktu. İçine gelen öfke ile kendine ve Mavzere saydırmaya başladı. Lakin öfkesini dindireceği pek belli değildi. Bunun içinde ablasından özür diledi. Çünkü ablası argodan nefret ederdi ve babası ablalarının yanında da kendisinin yanında da asla küfür etmezdi. Bunu düşününce arabanın gazına sertçe bastı ve o yanmış evi hemen terk etti. Çalan telefonu ile dikkati daha çok dağıldı. Eli hemen telefona gitti ve kimin aradığına bakmadan telefonu açıverdi.
“Neler oluyor?” dedi Mavzer.
Atakan umursamazsa cevap verdi.
“Bir şey olmadı. Sana ne oluyor?” dedi.
“Bana da bir şey olmuyor” dedi Mavzer sakinlikle.
Bunu duyan Atakan sırıtarak cevap verdi.
“Keşke olsaydı” dedi.
Bunu duyan Mavzer cevap vermedi ve direkt soru sormaya başladı. “Eliz ne yaptı eve?” dedi.
Atakan psikopatça kahkaha attı ama o sırada gözünden dökülen bir damla her şeyi düzeltti.
“Hiçbir şey yapmadı. Özümün eşyalarını almış” dedi.
O an için neden yalan söylediğini kestiremedi ama düşünmek dahi istemedi. Çünkü düşündükçe aklına sadece çellolar geliyordu. Onu da sebebi ziyareti belliydi.
“Peki o zaman. Sana iyi haberim var” derken sesine eski sevinci yerleşti. Harbidende bu Mavzer Dağman deliydi. Hayatı, uçurumun ucunda yaşıyordu sanki. Değişikti de. Bazen de normal. Kısacası anlaması zor bir adamdı.
“Ne var?” dedi bıkkınca Atakan.
“O iki korumayı buldum. Seni bizim holdingteki otoparkta bekliyorlar.” Derin bir nefes aldı. “ Ha bu arada adamlarımı sağlam isterim. Sorununa maydanoz olmak istemiyorum çünkü” dedi ve kahkaha attı. “Canım maydanoz çekti lan!” bir kahkaha daha geldi.
“Ulan Atakan. Alemsin ya” dedi ve telefonu kapattı.
Telefonu kapatıp cebine geri koyan Atakan, Mavzer'e birazcık sövdü . Sövülecek ve dövülecek bir adamdı. Derin bir nefes aldı ve arabasını hızlıca sürmeye devam etti.
Aklına yine Özüm geldiğinde derin bir nefes aldı ve önce hastaneye gitmeye karar verdi. En azından doktoru ile konuşabilirdi. Eğer konuşmazsa ebediyen ondan haberi olmayacaktı ve şuan ihtiyacı olan tek şey Özümün herkesten daha iyi olmasıydı.
Onun hayatında iyiler bazen olur, keşkeler hep olurdu. Ve o ilk defa birisinin iyiliğini bu denli istiyordu.
Garipti.
Oldukça ilginçti.
Merakta garipti.
Onun merak etmesi daha ilginçti.
Çünkü kendisi bu halde olsaydı Özüm ölmesi için dualar ederdi.
Yada o öyle zannederdi…
🌃🌇🌃🌇
Gözlerimi araladığımda nerede olduğumu anlamamıştım. Ne halde olduğumuda anlamamıştım. Aldığım ince bir nefes beni birazcık mutlu ettiğinde buna oldukça şaşırdım. Gözlerimi bir kaç defa kırptım ve hafifçe doğrulmaya çalıştım ama kolumda olan serumun iğnesi ile bu hayli zordu. Diğer elimle oksijen maskesini çektiğimde derin bir nefes aldım. Bu nefese herkes kadar ihtiyacım vardı.
Hastanede ne kadar kalmıştım bilmiyorum. Uzun kaldığım oldukça barizdi çünkü artık canım yanmıyordu.
Hayır canımı yakanlar daha ateşin yanmasına izin vermemişti.
Ben yatarken neler olmuştu acaba?
Ekşimiş yüzümü bir sağa bir sola döndürdüm. Her ne olmuşsa iyi ki olmuştu. Hastaneye geldiğim günden itibaren illa ki bir şeyler olmuştu. Zaten olmasa çok hayret ederdim.
Odamın kapısı açıldığında bir hemşire odaya geldi. Sevecenlikle seruma doğru adımlarken bana sorular sormayı da ihmal etmiyordu.
“Sizi uyanık görmek harika. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?” dedi. Saçları sımsıkı bir atkuyruğuydu. Bu yüzden gözleri ve kaşları ön plana çıkıyordu. Oldukçada güzeldi. Onu görünce içimde biraz olan hayat sevinci geldi ama aniden kayboldu.
“İyiyim. Hastaneden ne zaman çıkabilirim hemşire hanım?” derken bana baktı ve kolumdaki serumun iğnesine uzanıp canımı yakmadan çıkarmaya başladı. İşlemi bir dakikadan daha az sürdüğünde bana gülümseyerek baktı. “ Doktor bey biraz daha kalmanız gerektiğini söyledi” ardından kapıya doğru adımladı ama elini başına atıp bana geri döndü. “ Söylemeyi unuttum kusura bakmayın. Sizi görmek isteyen birisi var. Az sonra odanızda olur. Zaten normal odada olduğunuz için artık sevdiklerinizle görüşebilirsiniz” dedi.
Biraz daha doğruldum ve ona doğru gülümseyerek baktım.
“Çok güzelsiniz. Gözümü açtığımda sizin gibi güzel bir hanımefendi görmeyi beklemiyordum” dedim dürüstçe.
Bana utanarak baktı ve daha fazla gülümsemeye başladı. “Teşekkür ederim. Sizde çok güzelsiniz”dedi. Ben bu cevaba karşılık ufak bir gülümseme sundum. O ise başını hafifçe salladı ve odadan çıktı. Çıktığı gibi yataktan kalkıp odadaki tuvalete doğru ilerledim, kapıyı açıp girdim ardından kendime baktım. Baktığım gibi kendimden midem bulandı. Gözlerimi aynadan çektim. Musluğu açıp elimi yüzümü yıkadım. Yatağa geri döndüğümde uzanasım gelmediği için sadece ucuna oturmayı tercih ettim. Bir iki dakika sonra kapı tekrardan açıldı ve içeri Eliz girdi.
Bana doğru direkt adımladı ve boynuma doğru hızla atıldı. Bir eli saçlarımı okşuyordu, diğer eli ise belimde ileri geri gidip duruyordu. Bende ona sıkıca sarıldım.
“Özüm, canım, canımın içi... Nasılsın? Bir yerin ağrımıyor değil mi?” derken benden ayrıldı ve hemen ellerimi sımsıkı tuttu. Gülümsedim ve cevap verdim.
“Eliz, çiçeğim, çiçeklerin en güzeli… İyiyim? Bir yerim ağrımıyor. Sen nasılsın?” dedim onun gibi. Bunu sorunca gülümsedi. “ İyiyim. Seni gördüm ya, daha iyiyim. Sen rahat ol. Bundan sonra sana asla zarar gelmesine izin vermeyeceğim”dedi. Aklıma o gün geldiğinde bende ona aynı soruyu sordum.
“Sende zarar görmeyeceksin değil mi?” dedim. O günde sormuştum ve o günde verdiği cevabın aynısı vereceğini adım gibi de biliyordum.
“Asla”deyip kafasını salladı. “ Sana da, bana da zarar gelmeyecek.” Dedi ve gülümsedi.İçine doğan kuşku ile bir soru sordum. “ Ben yokken neler oldu?” dedim.
O çok sevdiğin gülümsemesi yok oldu. Düşünceli hali geri geldi ardından yavaş yavaş gözleri doldu.
“Sen her zaman vardın canım ama bu sefer ben kendimi yok ettim. Sinir ve öfke beni mahvetti. İnsanın canına bir yangın düştüğü zaman her yeri yakıyormuş. Bende canımın yangınına dayanamadım”derken gözünden gözyaşı düştü ama hemen sildi ve gülümsedi. “ Senin Atakanla kaldığın evi yaktım.” Dedi.
Kalbim hızla attı. Beynim neredeyse duracaktı. Nefesim kesilmeye yakındı ama izin vermedim çünkü dediğini algılamakta zorluk çektim.
“Ne?” dedim aptal gibi. Hâlbuki her şeyi anlamıştım ama kafamda oturtmak yer alıyordu. Güzel yanmışmıydı ev acaba?
Keşke Atakanda yansaydı. Keşke onun külü bile kalmasaydı.
“Seni yoğun bakıma aldıkları zaman ben kafeteryaya gitmiştim. Annem ve babam seni görmeye gelmişti. Annemler gittikten sonra ben senin yanına gelmek için yukarı çıktım. Çıktığımda Atakan’ı gördüm.” derin bir nefes aldı. “ Sen daha iyi olduğunda anlatsam? Seni yormak istemiyorum.” Dedi.
“Sen beni hayatta yormazsın ki çiçeğim. Bu yüzden anlatmaya devam et. Ne dedi o şerefsiz?” derken sesimdeki nefret hâlâ diriydi.
Elini saçına götürdü ve tekrar düzeltti. Stresli olduğu bariz belliydi çünkü saçı topluydu. Önleri de topluydu. Uğraşacak bir yer arıyordu.
“ Atakan yoğun bakım kapısının önündeydi. Seninle konuşuyordu. Bende dinlemek için yakınına gittim.
Çellocu ile başladı konuşmasına. Sonra dedi ki o iki adamı yakaladım ve cezalarını kestim. Kendi cezamıda,Mavzerin cezasını da keseceğim ama sen sakın kendi nefesini kesme” gözünden bir damla daha aktı ve bir kez daha sildi. “ Ardından seninle konuşmaya devam etti. Çok pişman olduğunu, yaşayıp ondan ömrünün sonuna kadar nefret etmeni söyledi. Birde ilaçlarını attığı içinde, seni ağlattığı içinde özür diledi. Bende bunu duyunca çok sinirlendim ve gidip o evi yaktım.” Dedi. Ben ise ona yine gülümseyerek baktım. İçime dolan sevgi ile Elizi kendime çektim ve sıkı sıkıya sarıldım.Yanmıştı.O ev kül olmuştu.O ev yok olmuştu. O ev artık yoktu.
Ama Atakan hâlâ yaşıyordu.
“İyi etmişsin. Senin yaptığın ve yapacağın her şeyin arkasındayım ben.” Aniden yanımdan kalktı ve karşıma dikildi. Yanakları kıpkırmızı oldu, heyecanla konuşmaya başladı. “ Bu meseleleri daha fazla konuşmayalım. Ben çıkayım sen biraz daha dinlen. Bir şeye ihityacın olursa seslen,hemen geleceğim.” Dedi ve bana bir kez daha sarılıp odadan çıktı. Bence sakladığı bir şeyler daha vardı ve bana bunu anlatmıyordu. Sadece Atakanla olan kısımları anlatıp beni geçiştiriyordu ama adım gibi emindim ki kokusu yakında çıkacakatı.
Ayağa kalktım ve pencereye doğru yürüdüm. Açtım ve alabileceğim kadar derin nefesler çektim içime. Ardından etrafı izledim bu beni o kadar çok mutlu etmişti ki anlatamam. O evde kaldığım sürece bakamadığım her şeye şuan bakabiliyordum sanki.
İlginçti aynı zamanda değişiktide.
Ani bir fren sesi duydum ve gözlerimi direkt oraya çevirdim. Arabadan inen adam hemen telefonumu çıkardı ve birisini aradı ardından kapatıp cebine koydu. Kısa zaman sonra Elizi gördüm.
Hemen o adama sarıldı ve arabaya doğru yürüdüler. Adam Elizin kapısını açtı ve binmesi için izin verdi. Verdikten sonra kapıyı geri kapatıp kendi koltuğuna geçip hızlıca hastaneyi terk ettiler.
Şaşkınlık bütün yerlerine saldırırken aklıma bir sürü ihtimaller geldi.
Bu adamı tanımıyordum. Atakan yada Mavzer değildi. Net bir şekilde Onur abide değildi. Elizin sarıldığına göre bu çok önemli bir insandı. İçimdeki kuşkuyu ve merakı süpürüp yatağıma geri döndüm ve uzanmaya başladım. Aklıma yazdığım ilk not ise o adamın Elizle olan bağlantısını öğrenmekti. Ardından gözlerimi kapattım ve kendimi uykuya oldukça zorladım.
⌛8 SAAT SONRA⌛
Harika bir geceye gözlerimi açtıktan sonra hemencecik yataktan kalktım. Tavan yine beyazdı ama gecenin karanlığı onu da içine almıştı. Hastane oldukça sessizdi ve bu sessizliği hiç sevmezdim. Ben hastanelerden de nefret ederdim ama nefret ettiğim şeylere maruz kalıyordum.
Umarım onada maruz kalmazdım.
Lavaboya gittikten sonra yatağa girmek yerine kapıya doğru gittim ve odadan çıktım. Koridoru aydınlatan ışıklar gözlerimi kamaştırmıştı. Hemen gözlerimi bir kaç defa kırptım ve yürümeye devam ettim. Nereye gittiğimi bilmiyordum ama bilseydim de yine unuturdum. İlerideki koridordan sesler yükselince oraya doğru giden ayaklarıma engel olamadım. Adımlarımı daha hızlı attığımda buz camlı odadan gelen sesle olduğum yerde kalmak zorunda kaldım. Gözlerimi kapının önündeki küçük yazıya çevirdim.
Hasta hakları.
Hastanın haksızlıkları.
Hastaların akılsızlıkları.
Kafamda dönen saçma sapan şeylerden sonra kapıya doğru küçük adımlar attım. İçeriden önce onun sesi gelmişti.
Duymayalı hâlâ aynı olan sesi yine ve yine Mavzer Dağman'a karşı öfkeliydi.
Önüme düşen saçımı kulağımın arkasına geri sıkştırdım ve kapıya doğru adımlamaya devam ettim. Daha net duyulan sesler sayesinde konuşmalarınıda duyabiliyordum.
“Hiç bir şey olmadı. Bu yüzden saçma sapan oyunlara kalkışıp kimseye zarar verme.” Her zaman ki gibi sesi ona karşı çıkmak istercesine çıkmıştı ama sanki bu sefer farklı işler dönüyordu ve ben yine işlerin ortasına dalmıştım.
Mavzerin iğrenç kahkahasını duyduğum anda yüzümü ekşittim.
"Harika fikir ama ortada bir oyun varsa ben o oyuna girerim Atakan. Bende maç böyle döner." Dedi. Sesindeki alayı bende anlamıştım içeride olan Atakanda anlamıştı bence.
Atakan'ın sesi tekrardan yükselince konuşmaya devam etti.
"Ne yapacaksın lan? Hepsini teker teker öldürecek misin? Veya diri diri mi yakacaksın?”Sesinin altında yatan ince bir merak beni de meraklandırmıştı.
Sesi daha fazla yükselen Dağman ile olduğum yerde titredim.
"Yok, o kadar cani değilim. Ortada bir maç varsa, amacım sadece kaleye gol atmak” kısa bir sessizlik oldu. “ Benim maçımda kurallar böyle.” İğrenç kahkahalarından birini daha attı. Aniden gelen sinirle elimi yumruk yaptım. Dinlemek istemediğime karar verdiğimde geldiğim gibi geri gitmek için adım atmaya başlayacağım sırada kapı aniden açıldı ve Atakan odadan çıktı. Kapıyı sertçe kapattı ve bir küfür savurdu ardından beni gördü.
Onu uzun süre görmeyince içime dolan hisle oldukça şaşırdım. Ondan hâlâ nefret ediyordum. Eğer ölseydim daha çok nefret edecektim. Nefretim artmaya devam edecekti ama ne ben ölmüştüm ne de o yanmıştı. Gözleri şaşkınlıktan açıla bildiği kadar açıldı ve bana doğru yürümeye başladı. Ben ise ondan kaçmak için geriye doğru yürüdüm.
Nereye kadar adım attığımı asla anlamadım ama benim ismimi bu kadar içten söylediğinde dumura uğramam bir oldu.Bana ilk defa güzel gelen ismimi duymayı daha sindirememişken hemen yanıma gelip önünde durdu.
“Özüm nasılsın?” İyi miydim bilmiyordum ama şu andan itibaren iyi olmayacağım çok kesindi. Bakışlarımı gözlerine kaldırdığımda hâlâ aynı baktığına emin oldum.
Onun gözlerine derinden bakmak cehennemdi.
Onun gözleri zaten cehennemin kendisiydi.
İnce bir nefes aldım ve cevap verdim. “İyi olup olmadığım seni zerre ilgilendirmiyor.” Çekip gideceğim sırada kolumu hafifçe tutmuştu. Yüzüne nefret edercesine baktım ve kolumu sertçe çektim.
“Bana bir daha sakın dokunma. Ayrıca Elizin yaptığı her şeyden haberim var.” dedim ardından gülümseyerek konuşmaya başladım. “ Ona biraz kırıldım niye biliyor musun?” cevap vermeyince hemen devamını getirdim. “Çünkü evi değilde seni yakıp,yıkmadığı için “ gülümsememi kestim ve öfkeyle yüzüne bakmaya başladım. “ Ha! Bu arada Mavzer Dağmana söyle Elize zarar vermesin. Eğer zarar vermekte çok ısrar ederse bu sen ol. Çünkü en çok zararı sen hakediyorsun” dedim ve onu ardımda bırakarak yürümeye başladım. Odamdan çıktığım gibi onunla karşılaşmak başıma gelen en kötü şeydi.
Onunla bu dünyada olmak ise benim cehennemimdi.
Ve bu kez cehennemi alevlere terk eden bendim.
🍁🍂🍁🍂🍁🍂
Sinirle arabasına binen Mavzer, kemerini taktı ve hemen arabayı çalıştırdı. Elizin söylediği her şey zihninde yankılanırken sinirine hakim olmak zorunda kaldı. Eve gidecekti. Karısının yanına gidecekti. Bu yüzden sakin olmak zorundaydı.
Sakin oldu ve arabayı daha hızlı kullandı. Eve gitmeden önce eski eve uğraması gerekiyordu. Atakan ona bir şey yok demişti ama kendi gözleriyle görüp emin olması gerekiyordu. Direksiyonu sola kırdı ve sakince birazda sinirle kullanmaya devam etti.
Aklında var olsn tilkiler ona oldukça benziyordu. Neler yapacağını hesap ediyor bazense tartıyordu. Yapacaklarının sınırının olmadığını adı gibi biliyordu. Çünkü o sınır tanımaz bir adamdı. Kimseye acımazdı, kimseye güvenmezdi, kimseyi sevmezdi, kimseye güvenmezdi.
Bu yüzden de anlaşılması oldukça zor bir adamdı. Ancak ondan daha beteri vardı.
Telefonu yine gizli numara ile çaldığı zaman hemen açtı konuşmaya başladı.
Konuştuğu kişi Egemen Akaldı.
Konuştuğu kişi Elizin danışanı olan kadının oğluydu.
Hayır bu kesinlikle yanlıştı.
Konuştuğu kişi üvey kardeşiydi.
İşte bu kesinlikle doğruydu.
Kısaca konuştuktan sonra evin olduğu sokağa girince hemen telefonu kapattı ve yola odaklanmaya çalıştı.
Araba biraz daha ilerlediğinde evin olmadığını fark etti. Hemen arabayı park etti ve indi. Gördüğü manzara sonucunda bir küfür patlattı.
Ev yanmıştı.
İçinden manyak doktor hanım diye geçirdi. Yakmıştı. Koskoca evi yakmıştı. Elizin bu cesaret kaynayan tavrı onu eğlendirirken aynı zamanda gerdi. Çünkü Elizin arkadaşını bu kadar önemsemesi onu bir hayli şaşırttı.
Bir kahkaha attı ve dışından konuşmaya başladı.
“Doktora bak, evimi yakmış.” Derken bir kez daha kahkaha attı. “ O zaman maç başlasın.” Derin bir nefes alacaktı ama bundan anında vazgeçti. “Bakalım kaleye golü kim atacak?” derin bir kahkaha attı ve evine yani karısına doğru sürmeye başladı. Aklında korkarak oturan tilkiler neyin olacağını anlamıştı, zaten anlamamak için salak olmak gerekirdi.
Ne yazık ki Mavzer Dağman ne salaktı nede aptal.
İntikamını tasarladı ve onu en çok şaşırtan şeyi yapmaya karar verdi. Çünkü artık başkalarının şaşırmasını istiyordu. Kendisi şaşıra şaşıra şaşı kalacaktı ve bunu kimse istemezdi.
O çok sevdiği karısıda.
Kendisi de.
Bu yüzden kendini toparlayıp gaza daha bastı ve aklındaki her şeyi asfalta döküp, üstünden geçti. Üstünden geçtikten sonra kahkaha attı ve harekete geçeceği için biraz mutlu oldu ama onun gibi insanların mutlu olma sebebi başkalarının hayatı veya gözyaşlarıydı.
🌙⭐🌙⭐🌙⭐
Bölüm etkileşimi
