11. bölüm · DALYA

~11.BÖLÜM~

Bulutlar Arası Yalnızlık

Hepinize merhaba.

Nasılsınız umarım iyisinizdir. Bölümü bitirdiğinizde lütfen oy atın. Hikayenin gidişatı, karakterlerle alakalı ne isterseniz yazın. Her bölüm attığımda az yorum ve oy benim yeni bölüm yazmamını engelliyor bu yüzden bölümleri geç atıyorum.

Neyse umarım bölümü beğenirsiniz.

Oy ve yorum atmayı unutmayın.

İYİ OKUMALAR✨❤️🩹

........

Araba hızla ilerlerken duhanla geçirdiğim bir hafta gözlerimin önünden geçip gitmişti. Hayatımda yaşadığım en güzel bir haftaydı. O bir haftada değerli olduğumu ilk defa fark ettim. Ömrüm boyunca bende bastırdıkları bütün duyguları o anda hissettim ve şimdi ait olduğum yere gitmek bana oldukça kötü hissettiriyordu.

Arabanın tekerlekleri asfaltı ezerken ben sadece camdan akıp giden yolu izliyordum. Aklımdaki düşüncelerin hiçbir zaman gitmeyeceğini bildiğim için sadece mutlu anılarımı düşünmekle yetindim ama aklıma gelen düşünceler yine karmakarışıktı.

Duhandan ayrılacağım için üzgünüm.

Abimi göreceğim için mutluyum.

Babamı göreceğim için üzgünüm.

Annemi göreceğim için mutluyum.

Mavzeri ise hiç düşünmek istemiyordum. İçimde ona karşı köpüren nefret duygusunu bastırmak istesem de yapmamaya karar verdim. Mavzerle karşılaştığım ilk anda ona farklı bir eliz’i göstereceğim.

En azından sadece sorunlarla uğraşmayacaktım. Hastaneye gidip danışanlarımla konuşacaktım.

Belki birisi de benimle konuşurdu.

Abime verdiğim söz aklıma gelince sırıtmadan duramadım. Abimin en çok sevdiği şey kebabtı. Hemde çok acılısından,ben ne kadar acı sevmesemde abimin kebab yediği tek yerde acılı yapıyordu bende yemek zorunda kalıyordum.

Ama bu bende hiçbir sıkıntı yapmadı.Çünkü ben abim için herşeyi yapardım. O benim için herşeyi yapıyordu.

Babama rağmen.

Boğaz temizleme sesi gelince duhan’a baktım lakin onunda bana baktığını fark ettim.

“Sana seslendim ama duymadın.” diyen duhana baktığımda daldığımı daha yeni farkettim.

“ Dalmışım, ne diyecektin ki?” dedim

“Ne düşünüyorsun?”

“ Hiçbir şey.”

“Yalan söylüyorsun. Sen hiçbir şeyi değil,her şeyi düşünüyorsun. Bana anlatsan ben anlarım seni.”

Gözlerinin içine minnetle baktım ve gülümsedim.

“Anlatacak birşey yok duhan. Sadece biraz gerginim.”

“ Yine yalan söylüyorsun.Herkesi kandırabilirsin beni de kandırabilirsin ama ben gözbebeklerinden anlıyorum herşeyi.”

Derin nefes alıp verdim. Ben nefes alıp verirken Duhan sadece yola odaklandı çünkü beni cehennemime götürüyordu.

“Kendimi kötü hissediyorum Duhan. Ben mavzeri ve esini gördüğümde ne tepki vereceğimi bilmiyorum. Mavzerin yaptığı her hareketten tiksiniyorum. Abime zarar gelecek diye korkuyorum . Annemi ve Zeliha ablayı göreceğim için mutluyum ama benim herşeyim birbirine karışmış halde. Mutluluğu ve korkuyu aynı anda yaşamak istemiyorum.” Dedim tek solukta.

Saniyeler içinde birşey gerçekleşti Duhan arabayı ani frenle durdurdu ve bana sıkı sıkıya sarıldı.

Sanki ondan gitmeyecekmişim gibi.

Elleri sırtımda iken havada kalan ellerimi bende onun sırtına bıraktım. Kaç dakika öyle kaldık bilmiyorum ama gelen korna sesi ile ayrılmıştık. Ben eski halime geri dönerken Duhan korna çalan adama küfürler savuruyordu.

Araba tekrardan hareket ettiğinde duhan arabayı çok mükemmel sürüyordu.

Çok sıkıldığım için konuşmaya ben daldım.

“Zeliha abla çok kibar, sen nasıl bu kadar küfürbazsın?”

“Rahatsızlık verdiysek özür dileriz eliz hanım.” Dedi alayla.

“Özür dileme çünkü tekrardan küfür edeceğini biliyorum.” dedim gülerek.

Yan gözlerle bana baktığında sadece gülümsemek ile yetindim.

“Annem hastanenin mutfağında çalışırken sürekli yeşil çay içtiğinden bahsederdi. Seni o kadar kızı gibi biliyordu ki evde her zaman yeşil çay bulunurdu.”

“Gerçekten mi? Mutfağa her gittiğimde benden önce yeşil çayımı hazır ederdi. Artık benim asistanım. Birlikte içeriz yeşil çayları.”

“Neden çay değilde yeşil çay?”

“ Çünkü yeşil çay camellia sinensis yaprakların kurutulmasıya ortaya çıkan bir çay. Benim sevmemdeki asıl sebebi zahmetli olması. Herkes yeşil çayı içemez.”

“Bende hiç içmem. Tavşan kanı çay içmeyi tercih ederim.” Dedi erkeksi sesiyle.

“ Herkesin tercihleri farklı.”

“Herkesin değil bizim,ikimizin tercihleri farklı. Ben seninle her farka, toplamaya,çıkarmaya,çarpmaya,bölmeye varım.”

Şuh bir kahkaha atmaya başladım. Eve gitmeden beni güldürmeye çalışıyordu ve bunu başarıyordu.

“Yalnız ben farkla falan uğraşamam direkt kökünü alırım. Ben bir psikiyatristim duhan herşeyin köküne inine girerek işimi hallederim.”

“ Madem köküne ve inine girerek hallediyorsun Benimde inime girsene.” dediğinde şaşkınlıkla ona bakmaya devam ettim.

“Randevu alırsan neden olmasın.”

“Bana kapın açık değilmi eliz?”

“Kapım her zaman açık,ben kapıdan girene bakıyorum.”

“O zaman kapıda beni gördüğünde çok şaşıracaksın.”

“ Elinde plaketlemi geleceksin?”

“Hayır plaket senin için az kalır daha değerli birşey.”

Sahte üzüntüyle yüzüne bakmaya devamı ettim.

“Sadece birşey mi?” Dedim

“ Sen istersen herşey olur.” Dedi.

Cevap vermeden yüzüne baktığımda kalbimin ritmini bozduğundan emin oldum. Sadece gülümseyerek yüzüne bakmaya devam ettim. Daha iki hafta öncesinde kahrolduğumu düşünürken şu an duhanın her dediğine deli gibi gülümsüyordum.Ben bundan hiç rahatsız değildim. Kendimi oldukça mutlu ve rahat hissediyorum. Sadece abimin yanında mutlu hissederdim artık duhanın yanında da mutlu oluyordum.

“Eliz seni eve ben bırakmayacağım. Evinize giden yolun kavşağında trafik ışıklarında durduğumuzda yan arabayı onur kullanıyor olacak. Kırmızı ışıkta durduğumuzda sen direkt arabaya bineceksin. Abim kimsenin anlamaması için dahiyane bir plan kurmuş. “

Moralim anında bozuldu. İçimdeki kara sular kalbimin kıyılarına kadar geldi. Kalbimin ritmi yine cansız haline büründü. Gülen yüzüm yavaş yavaş solmaya başladığında zor günlerin beni beklediğini anladım.

Duhan yüzüme baktığında bir şeyin ters gittiğini anladı.

“ İyi Misin?”

“Hiç olmadığım kadar.” Dedim ve tekrardan gülümsemeye devam ettim. Duhan tüm dikkatini yola vermeye devam ettiğinde bende kendi bölgemde yapacağım her şeyi düşünmeye devam ettim.

🌸🌸🌸🌸🌸🌸

Yatağından kalkan onur derin nefes aldı ve yüzünü yıkamak için lavaboya gitti. Kardeşinin gelmesine tamı tamına üç gün kalmıştı. Yaptığı planın her detayı tıkır tıkır ilerliyordu bu yüzden çok keyifliydi. Hem dostu duhanı hemde kız kardeşi elizi çok özlemişti. Elizi geldiğinde kebapçıya gidecekleri için daha da mutluydu.

Elizin duhanla olduğu bir haftada onur mavzerle elizi aramaya çıkmıştı. Mavzerin gerçekleri bilmesine asla izin vermemişti. Aklını kurcalayan tek şey mavzerle ve kendisine gelen notlardı. Gece yatmadan önce herşeyi araştırmıştı ama bu notların kimden ve nasıl geldiğini bulamamıştı. Kendisine gelen notun sonu ve mavzerle gelen notun sonunda aynı cümleler yazıyordu. Bu olanlar onun planı dışında olduğu için kendini biraz olsada savunmasız gibi hissediyordu.

Lavabodan çıktıktan sonra telefonunu alıp mesaj olarak gelen notu tekrardan okumaya başladı.

“Binlerce kez koklasam her bir çiçeği”
“Bir tanesini alsam ellerimin arasına”
“Diksem kalbimin tam ortasına”
“Yaşarmı kalbimin karanlığının ortasında”

Her okuduğunda ne anlatmaya çalıştığını anlayamamıştı. Tekrardan derin bir nefes verdiğinde üstünü değiştirdi ve aşağıya indi.

Babası çoktan kahvaltı yapmaya başlamıştı annesi ise bir haftadır sürekli yaptığı pekmezli yumurtayı Elizin oturduğu yere bıraktı. Babası yine umursamaz haldeyken babasını bile planın içinde tutmak ona muhteşem bir güç zevki veriyordu ama o kardeşi için canını verirdi. O pıtırcığını çok seviyordu.

Kahvaltıya oturup bir şeyler atıştırmaya başladı. Masadan kalkacağı sırada babasının verdiği emir ile yerine oturmak zorunda kaldı.

“Bugün mavzerle nereye gideceksiniz?”

İçinden binlerce kez lanetler yağdırdı babasına. Bürkan Erber hiçbir zaman kendinden başka kimseyi düşünmezdi.

“Otellere bakmaya gideceğiz.” Dedi Onur bütün sakinliğiyle.

“ Eğer bulamazsanız bir daha aramaya kalkışmayın. Kendisi gittiği gibi geri gelecektir. Zaten geldiğinde de geldiği için pişman olacak.” Dedi sert sesiyle.

Annesi,Neslihan Erberin babasına baktığını gören onur sadece annesini izledi. Neslihan Erber ayağa kalkıp Bürkan Erberin önüne kadar gitti.

“NE YAPACAKSIN DA KIZIMI PİŞMAN EDECEKSİN. BENİM ELİZİMİN GİTMESİNDEKİ TEK SEBEB SENSİN. SEN ZORLADIĞIN İÇİN GİTTİ O. MUTLU OLMAK İÇİN GİTTİ. BIRAKTI BİZİ.” dedi bağırarak.

Annesinin gözyaşları hızlıca dökülürken pekmezli yumurtayı olan tavayı alıp hızlıca yere fırlattı ve tekrardan bürkana döndü.

“BENİM KIZIM DAHA ÇOCUKKEN SEN ONA HERŞEY YAPTIN BÜRKAN ERBER. SENİN YÜZÜNDEN KIZIM PEKMEZLİ YUMURTAYI BİLE YİYEMİYOR. SENDEN NEFRET EDİYORUM DUYDUN MU BENİ. ÇOCUKLARIMIN HAYATINI SENİN VEREMEDİĞİN KARARLAR YIKTI. SENİN GEÇMİŞTE YAPTIĞIN BÜTÜN HATALARIN BEDELİNİ BENİM KIZIM VE OĞLUM ÖDÜYOR BUNA İZİN VERMEYECEĞİM. NE YAPARSAN YAP.” dedi ve mutfaktan çıkıp gitti. Bürkan Erber hızlıca yerinden kalkıp dış kapıdan dışarı çıktı. Onur ise masadaki çayından bir yudum alıp gülümsedi.

Annesinin babasına göz yummayacağını biliyordu

Onurda evden çıktığında arabasına binip mavzerin yanına gitti. Ne kadar o şerefsizin yanına gitmek istemesede oyunu kuran oydu ve onur oyunu sonuna kadar kazanmak için oynardı.

Mavzerin evine geldiğinde arabadan inmeden önce telefonunun kilit ekranı yaptığı elizin ona sarıldığı fotoğrafa bakıp gülümsedi ve arabadan indi.

Kapıyı açan Semiha hanımı görünce direkt salona geçti ve mavzerin gelmesini bekledi. Mavzer merdivenden inerken çok mutluydu. İçinden piç kurusu diye geçirdi ama ona belli etmeden gülümsemeye başladı.

Mavzer,onurun tam önündeki koltuğa oturdu ve annesinden iki kahve istedi.

“Hoşgeldin Onur. Kaçağımızı bugün nerelerde arayacağız?”

“Düzgün konuş lan benimle. Sen benim kardeşime kaçak diyemezsin. Boş boş konuştuğun ağzına s!çarım.” Dedi onur sertçe.

Mavzer kahkaha atmaya devam ederken elinde iki kahveyle gelen esini gören onur derince bir nefes alıp geri verdi.

Esin kahveleri bıraktığında Onur'a dönüp bir soru sordu.

“Elizi nasıl bulamazsın. Sen onun abisisin.” Dedi Esin

Gözlerini esine çeviren Onur,her şeyden bir kez daha nefret etti.

“Ben onun abisiyim her daim yanında olurum. Sen Esin? Senin yanında kim duracak. Sen elizi düşüneceğine bunları düşün. Bir daha sakın kardeşimi düşüncelerine bile alma.” Dedi onur

Gözleri dolan esin hemen yanlarından ayrılmıştı. Onur esini babasının elize acı çektirmek istediği için mavzerin yanına getirdiği kukladan başka bir şey görmüyordu.

Mavzer duhana bakmaya başladığında söyleyeceği cümleleri düşünüyordu aynı zamanda.

“Ben artık elizi aramakla uğraşmayacağım. Kendi kardeşini kendin ara. Benim nişanlım artık elizi aramamı istemiyor. Bende istemiyorum.” Dedi mavzer.
Şuh bir kahkaha attı Onur. Bu kahkahadan mavzer biraz korkuyordu ama tasvir etmiyordu.

“Senin nişanlını koluna takan kişinin oğluyum lan ben. Eğer istersen taktığım gibi geri alırım. Unutma mavzer dağman, koluna taktığını ayağına taksam seni yere serir elize seni paspas diye çiğnetirim.” Dedi Onur .

Bunu duyan mavzer hırlayarak konuşmaya başladı.

“Defol git evimden.”

“Ben giderim gitmesine de sen bu göt korkusundan s!çmaya bile gidemezsin.” Kahkaha atmaya devam etti
“ Ama mavzer beni ne çok üzdü biliyormusun. Elizi bu kadar aptal sanmam. Bekle ve gör. Ben seni paspas yapmadan kardeşim seni ezip geçecek. Çünkü o senin gibi yüksekten uçup yere çakılanlardan değil.” Dedi ve evden çıkıp gitti.

Arabaya binen onur çok mutluydu. Kardeşinin mavzeri mahvedeceğine adı gibi emindi. Gaza basıp elizin bahçesine doğru giderken telefonunu çıkardı ve duhanı aradı.

İlk çalışta açılan telefon onuru biraz daha mutlu etti.

“Niye aradın lan sen?” Dedi Duhan.

“Tamam kapatıyor-” Dedi Onur alayla

“Tamam kapatma. Ne diyeceksen de.”

“Sıkılıyorum lan. Sende yoksun mavzer itiyle uğraşıp duruyorum.”

“Az kaldı kardeşim gelince seninle çok işim olacak”

“Sen gelmek istiyor musun lan?”

Telefondan uzunca ses gelmeyince Onur cevabını almıştı.

“İstiyorum annemi özledim,ilk defa duyacaksın ama senin o si!ik suratını bile özledim”

“Sen kendi suratın bak,lama suratına tükürse yüzün gözün açılır senin.Neyse pıtırcık nasıl?”

Derin nefes alıp gülmemeye çalıştı duhan.

“Pıtırcık çok iyi. Sürekli gülüyor. Seni çok özlemiş." Dedi Duhan.

“Bende özledim lan. Zaten seni planı haber vermek için aradım. Beni iyi dinle bir kez anlatacağım.”

“Hadi lan anlat seni bekleyemem.”

“Üç gün sonra siz geleceksiniz,dört gün sonra saat akşam sekizde mavzer ve esinin düğünü var . Siz yine arabayla geleceksiniz. Bizim evin kavşağında ben kendi arabamla gireceğim. Sende kırmızı ışıkta duracaksın eliz benim arabaya gelecek sonra sen basıp gideceks–”

“Kırmızı ışık yanıyor,nasıl gideceğim?” Dedi Duhan alaylı şekilde .

“ Başlatma kırmızı ışığına sen bas git. Trafik cezasını ben öderim.”

“Tamam o zaman giderim,devam et anlatmaya.”

“ Zaten herşey benim planıma göre gidiyor. Yolunda olmayan tek şey gelen notlar. Bana ve mavzerle gelen notların son cümleleri aynı. Notları kim gönderiyorsa Elizin kaçtığından haberim olduğunu biliyordur. Aradım,taradım ama kim olduğunu bulamadım. Aklıma takılan tek şey o.” dedi Onur stresle.

“Elize bizde kaldığı zamanda not ve çiçek gelmişti.”

“Eliz sizde mi kaldı? Siz daha önce tanışıyor musunuz?”

“Tanışıyoruz da sana söylemedik. Mavzerden kaçıp bize gelmişti. O zaman tanışmıştık. Annemle çok iyi anlaşıyorlar.” Dedi Duhan.

“Zeliha teyze elizi tanıyor demek ki. Hastanenin mutfağında çalışıyordu ne ara elizle tanışıp samimi olmuşlar. Zeliha teyzem artık benim tek teyzem değil.” Dedi Onur kahkaha atarak.

“Annem elizi çok seviyor. Bizim eve geldiğinde eliz çok perişan haldeydi. Mavzer iti onu çok yıpratmıştı. Nasıl bulaştı bu kız mavzere?”

Derin nefes alan Onur duhana gerçeği söyleyemeyeceği için kendini mahçup hissetti.

“Babam yüzünden. Elizi mavzerle evlenmesi için zorladı. Evin alt odalarına kapattı ama eliz ikna olmadı. Sonra mavzer eliz için bütün kötülükleri yapmaya devam etti. Bu kötülükler pıtırcığıma acıdan başka birşey vermedi.” Dedi biraz olsun doğruları söylerken.

“Bu konuları yüz yüze konuşacağız Onur. Şimdi senden tek birşey isteyeceğim yaparsın değil mi?” Dedi Duhan.

“Emret kardeşim.” dedi Onur.

“Annem Elizin asistanı olacakmış. Eliz bütün belgeleri falan ayarlamış ama annemin artık o hastanede çalışmasını istemiyorum. Ben geldiğimde annemle konuşacağım sende elizle konuş. Annemede zarar gelmesinden korkuyorum.”

“Eliz’e zarar gelmesinden korkuyor musun?”

“Sen nasıl benim kardeşimsen elizde benim kardeşim. Sana da ona da zarar gelmesini istemem.” dedi Duhan ama bunları söylerken içinden kendine küfürler yağdırdı. Çünkü elizin kardeşi olmadığını içindeki ses bağırıyordu.

“Halletmeye çalışacağım Duhan ama Elizin kabul etmeyeceğini sende bende biliyoruz.”

“Yapacak birşey yok, annem o hastanede çalışmayacak. Benim kapatmam gerek. Sende kendine dikkat et. Elizi kurtaracağım diye kendi g!tünden olma.” Dedi duhan ve onur’un cevap vermesine izin vermeden telefonu kapattı.

Eliz’in çiçek bahçesine gelen Onur arabayı park edip indi. Bahçenin kapısını açıp kardeşinin tek değer şeyi doya doya seyretti. Seyretmesinin sebebi ise karşısında pıtırcığını görmesinden dolayı. Ne kadar gerçek olmasada onun sahte varlığını hissetmek ona huzur veriyordu. Yaşanılan onca olay ne onurun ne de elizin kardeşliğine zarar vermemişti.

Ya da onur öyle zannediyordu.

Yavaş yavaş ilerlemeye başladığında çiçeklerin özenle dikilmiş olduğunu görünce silik bir şekilde gülümsemeye başladı. Elizin her yaptığı hareketten gurur duyuyordu. Onun kardeşi ancak bu kadar olmalıydı.

Tuttuğunu koparan olmalıydı.

Başı dik olmalıydı.

En önemlisi ise duygularını kaybetmemiş insan olmalıydı.

Bahçeyi uzunca seyrettiğinde çıkmak için kapıya doğru yürümeye başladı ve bahçeden çıkıp arabasına bindi. Arabayla biraz vakit geçirdikten sonra eve gitmek için yola tekrardan koyuldu.

🪻🪻🪻🪻🪻🪻🪻🪻

Mutfağı şiddetle toplayan neslihan erber evde kimsenin olmayışını garipsemişti. Kimse ona yardım etmezdi ama onuru ve elizi ona her zaman yardım ederdi.

Şimdi ne elizi vardı ne de onuru. Eliz ortada yoktu,Onur ise elizi aramaya gitmişti. Eşi ise sadece evcilik oynayarak kendini kandırıyordu ve neslihan erber bunu çok iyi biliyordu.

Kahvaltı masasını topladığında Elizin odasına gidip yatağına uzandı ve kokusunu iyice içine çekmeye başladı. Onu şimdiden çok özlemişti. Gözyaşları sessizce dökülürken kızının yastığına zarar gelmesini istemedi ve direkt yatağından kalktı. Elini ve yüzünü yıkadı ve akşam yemeği için mutfağa tekrardan indi

Bu akşam yemeğinde soğan dolması yapacaktı.

Eliz ve Onur yemek seçmezdi ama bürkan erber soğan ve sarımsaktan nefret ederdi. Bu yüzden de Neslihan erber bol sarımsaklı soğan dolması yapmaya karar vermişti. Ne de olsa oğlu ve kendisi yiyecekti diğerleri onu ilgilendirmezdi.

Mutfağa geçip yavaş yavaş yemeğini hazırlamaya başladı. Herşeyi elizin ondan kayıp gitmesi kadar hızlı yaparken herşeyi olduğu gibi bıraktı ve elizin odasına doğru gitti.

Onu çok özlüyordu.

Onun için her şey geçerdi,aniden gelen acıları bir rüzgar hızlıca savurup ulaşamayacağı yerlere bırakırdı ama yanında sevdikleri olduğu zaman olurdu bunlar.

Şimdi ise girdiği yer ona asla sevgi ve kıymet vermeyen adamla paylaştığı odaydı. Yavaşça kendi komidinine doğru gitti ve hiç acelesi yokmuş gibi yere çömeldi. Şifonyerin önünde öylece dururken en alt çekmeceyi çıkardı ve bu odada ona ait olmayan şeye baktı.

On sekiz yaşında olan elizin kendi yaşına yazdığı mektuptu.

Eli mektubu açmaya bir kez daha yeltendi. Defalarca okuduğu cümleleri bir kez daha okumaktan zerre çekinmedi. Bu cümleler kızının resmi olarak özgür olduğunu kanıtlar nitelikteydi. Çünkü kızı sadece resmi olarak özgürdü.

Mektup zarfını açıp kızının mükemmel el yazısıyla yazdığı cümleleri okumaya başladı.

Her bir cümle için her bir tane göz yaşı döktü.

Her bir cümle için kızından özür diledi.

Her bir cümle için kızı adına mutlu oldu.

7 Mayıs

Bugün benim doğum günüm. Doğduğum için ben bile üzgünüm ama bunu sadece bu mektupta yazabilirim,söylemeye ise hiçbir zaman yeltenemem.

Bugün benim doğum günüm. Abim bana en sevdiğim çiçeği almış. O kadar mutluydu ki o an sadece abim mutlu olduğu için bile mutlu olabilirdim. Çiçeği görünce hemen gözlerim doldu az daha ağlayacaktım ama ağlamadım bunu onun yanında yapmak istemedim çünkü o en güzel duyguların katiliydi. Çünkü o bu dünyada yaşadığı her bir acıyı benim üzerime yıkan bir caniydi.

Bugün benim doğum günüm annem bir sürü kek,börek,çörek yapmıştı ama ben en çok pekmezli şeyleri severdim ve masada pekmez niyetine hiçbir şey yoktu ,herşey tuzluydu ama ben sadece gülümseyerek anneme sarıldım. Ben hiçbir insanı kıramazdım. Benim için uğraşmasını göz ardı edemezdim.
Zaten yaş pastam gayet tatlıydı ama benim yeni gelen yaşım hiç tatlı değildi.

Bugün benim doğum günüm. Herkes çok mutluydu ama babam değildi. Suratı askın şekilde dolaştı tüm gün. Bana iyi ki doğdun bile demedi,ben onun hiç bir zaman iyikisi olamamıştım.
Bu mektubu ağlayarak yazıyorum çünkü bugün benim doğum günüm. Bu gece çok karanlık çünkü bugün benim doğum günüm. Korkuyorum ama babama sarılamam çünkü gecenin karanlığından değilde babamın kelimelerinden,bakışlarından daha çok korkuyorum.

Bugün benim doğum günüm. On sekiz yaşına girdim ama mutlu değilim. İleri yaşlarımda bu mektubu açıp okuyacağım için sadece kendime özel cümlelerimi bırakıyorum buraya.

Herkesi çok sevdim ama seni hiç sevemedim baba.

Herkesten nefret edebilirdim ama ben en çok senden nefret ettim baba.

Herkese çok kibardın,naiftin ama bana hiç olmadın. Senden istediğim tek şey olacak. Bunu sen hiçbir zaman bilmeyeceksin çünkü bu mektubu asla okumayacaksın ama eğer ki okursan,yazdıklarıma bile saygı duymayacağını biliyorum. Bu isteğimi yüzüne yüzüne söylemem çünkü suratından bile ürküyorum. Sen benim için korkmamı sağlayan ruhtan başka birşey değilsin.

İsteğime gelecek olursak yapmazsın biliyorum ama ben öldüğümde mezarıma ölmez çiçeğini eker misin?

Yapmayacağını eminim ama ben yine anlatmak için can atıyorum. Ölmez çiçeği sapından koptuğunda asla solmazmış. Ben mezara gitsem bile ölmeyeceğim. Sen bana ne yaparsan yap ölmeyeceğim. Senin yaptığının aksine hayatta hep mutlu olacağım. Senin karanlığının beni ele geçirmesine hiçbir zaman izin vermeyeceğim.

Ben sıcak içecekleri sevmem ama ölmez çiçeği bal ve çay kokar. Baldan da çaydan da senden de nefret ediyorum.

Bugün benim doğum günüm ve sen bir kez daha bana bu dünyanın senin gibi insanlarla dolu olduğunu öğrettin.

Eliz Erber

Neslihan erber ağlayarak mektubu bir kez daha okudu. İçi biraz huzurla,biraz acıyla doldu.

Mektubunu yerine geri koyduğunda hızla ayağa kalktı ve mutfağa inip pekmezli kurabiyeler yapmaya başladı.

İçinden ise kimsenin duymasını dilemediği bir şey geçirdi.

“Senide ruhunu da bu adama feda etmeyeceğim.”

🥀🥀🥀🥀🥀🥀

Bir güneş her şeyi yakabilirdi. Her bulut her gün ağlayabilirdi.Her çiçek her gün solabilirdi ama dünya dönmeyi durdurmazdı. Ne yaşanırsa yaşansın kuşlar yine öterdi,rüzgar yine her şeyi savururdu. Yapraklar bulunduğu ağaca sığınıp beklerdi,ağaç ise köklerini sıkıca toprağa geçirirdi. Toprak ise ölülerin ağırlığı yokmuşcasına kökleri hemen kabul ederdi.

Ölüleri kabul eden toprak ağacın köklerini mi etmeyecekti?

Bulutların damlalarını kabul eden güneş fırtınayı mı kabul etmeyecekti?

Ölüleri kabul eden toprak diri diri gömülen insanı mı kabul etmeyecekti?

Ederdi. Beni ederdi.

Toprak sadıktı. Aynı abim gibi.

Toprak güzel kokuyordu. Aynı annem gibi.

Toprak çiçeklerin açmasına izin veriyordu. Aynı duhan gibi.

Koluma dokunulması ile daldığım düşüncelerden çıkıp elinde kahve bardaklarıyla bana bakan duhanı gördüm.
Benim zorumla kahve almıştı,benim zorumla çimenlikte oturmuştuk.

Elindeki kahve bardağımı aldığımda direkt burnuma getirip koklamakla meşgul oldum duhan ise yanıma çömeldi.

Birlikte kahvelerimizi içerken abime çok yakın olduğumu biliyordum.

Duhandan uzaklaşacağımı da biliyordum.

Arabada uzunca konuşmadığımız için Duhan sıkılmış olacak ki sürekli benimle konuşuyordu.

“Kahve çok güzel değil mi?”

“Güzel ama ben sıcak içecek sevmem Duhan.”

“Çayda mı sevmiyorsun?” dedi sakince .

“Evet” dedim sakince .

“Oralette içmiyorsundur değil mi?”

Duhana dönüp bıkmışcasına bir bakış attım ama biraz olsun gülmeye başladım.

“Duhan saydığım ve sayacağın herşey sıcaksa sevmiyorum bu yüzden içmiyorum.”

Bir iki dakika yüzüme baktı ve bir soru daha sordu.

“Çorbayı sıcak içiyorsun değil mi?” Dedi muzip şekilde.

“Duhan sadece sıcak içecek sevmiyorum.” dedim.

“Sen yeşil çayıda soğuk içiyorsundur, zaten çok kötü bir çay birde sen soğuk içiyorsun. Çok değişiksin.” dedi şaşkınca bana bakarken.

“Hayır hiç kötü bir çay değil. İçine limonda sıkıyorum çok lezzeti oluyor Duhan. Birgün sana yaparım.”

“Bir gün bana yaparsın biliyorum,çok lezzetli olacağından şuan emin oldum ama ben içemem.” Dedi tek nefeste.

“Ben zorla sana içiririm, pekmezli yumurtayıda benim zorlamamla yemiştin. Ben zorlasam çayı içmezmisin?”

“Ben senin her türlü zorlamana varım. Kendimi zorlarım ama senin zorlanmana izin vermem.” Dediğinde ona otuz iki diş gülümsemekle yetindim.

“Çok keskin konuşuyorsun.”

“Keskin ve net konuşmayı severim.” Dedi gözlerimin derinliklerine bakarken.

“Ben hiç sevmem.”

“Neyi?” Dedi duhan unutmuşcasına.

“Keskin konuşmayı.” Dedim.

“Niye sevmezsin.” Dedi gözlerimden bakışlarını saçlarıma getirirken.

“Keskin bir cümle keskin bir bıçakla aynıdır. Sapladığın kişiye çok acı verir. Acı ise geçmez Duhan Naba. Olduğu yeri bataklığa çevirip herkesi yakar.” Dedim tek seferde o ise beni sessizce dinliyordu.

Uzun süre birbirimize baktığımızda duhan ayağa kalktı ve bana elini uzattı. Elini sıkıca tutup ayağa kalktım ve arabaya yürümeye başladık.

Binmem için kapımı açan duhana bakıp koltuğa yerleştim,Duhan kapıyı kapatıp şoför koltuğuna oturdu ve arabayı çalıştırdı. Araba hareket etmeye başladığında aklımda olan tek birşey vardı.

Ben duhandan ayrılmak dahi istemiyorum.

O beni mutlu ediyordu,benim değerli olduğumu hissettiriyordu,benimle alakalı olan herşeye saygı duyuyordu,bana saygı duyuyordu. Abimle duhan’ın nasıl tanıştığını merak ediyorum? Ama en çok merak ettiğim ne zaman duhandan ayrılacağımdı.

Duhan arabayı ustalıkla sürerken o an ona sıkı sıkı sarılmak istedim. Bunu yapamadım ama yapmak çok istedim. Oturduğum koltukta biraz yana kayarak duhanla konuşmaya başladım. Hem onunla konuşabilecek hemde yüzünü seyredebilecektim.

“En sevdiğin renk ne? Bence seninki gri olur.” dedim.

Bana bakıp silik bir gülümseme indirdi dudaklarının ortasına ardından ustaca direksiyonu sağa kırıp başka bir yola sapmamıza neden oldu ama bunları yaparken bana öyle güzel bakıyordu ki gözlerininden anlayabiliyordum.

“En sevdiğim renk beyaz eliz.” Dedi duhan.

“Benimde en sevdiğim renk beyazdır ama ben beyazın her tonunu severim. Bütün kıyafetlerimi beyaz giyerim. Hastanedeki odamda beyaz.” Dedim tek nefeste.
“Ama abim en çok sarı rengini sever. Küçükken odasını sarıya boyayalım diye tuttururdu. Sevdiği hayvanda civciv. Sarı olduğu için galiba. Bir ara evde civciv besleyecektide annem izin vermedi ama bana kalsaydı ben izin verirdim. Küçücük hayvanın ne zararı olac-”

Sözümü kesen duhan bana bakıp kurduğu cümleleri tam kalbimin ortasına bıraktı. O cümleler ise kalbimin ortasına bıçak gibi saplandı. Kan aktıkça aktı ama ben bıçağı çekmeye cesaret edemedim,öylece kalmasını yeğledim ve sessizce bekledim

“Belki bir iki dakika sonra ayrılacağız eliz. Sana bunu söylemek için çok düşündüm ve kararımı verdim. Bu söyleyeceklerimi benden duyman daha iyi. Annemi sevdiğini çok iyi biliyorum annemde seni çok seviyor bunu da biliyorum ama annem senin yanında çalışamaz. Anneme zarar gelmesini istemiyorum. O hastane annem için çok tehlikeli. Annemi daha ikna etmedim onun ikna olacağı tek kişi sensin. Annemi senin yanında istemiyorum. Annem seni korumak için yanında çalışmak istiyor ama annem seni korursa ben annemi koruyamam . Benim için annem bu dünyada ki tek sevdiğim insan. Onu sebepsiz bir savaşın ortasında bırakamam. Ona bunu yapamam.” Dedi.

O an kendimi öldürmek istedim. Az önce düşündüğüm her şey yerle bir olmuştu. Duhan, annesi zarar görmesin diye benimle konuşuyordu. Belki benimle Bursa'ya annesi için gelmişti . Belki bana söylediği herşey acıdığı içindi. Belki ben uykudayken abimle anlaşmışlardı. Belki sadece gözümü boyamak için bana güzelce gülümsüyordu. Belki abimin çok seviyordu bu yüzden bana yardım etmişti

Belki annesi zarar görmesin diye benim zarar görmemi kendi içinde doğru buluyordu.

Yana kaydığım koltukta doğrulup dik durdum. Gözlerimin dolmasına asla izin vermedim. Cevap vermeden öylece durduğumda bakışlarımı cama çevirip sessiz kalmayı tercih ettim. Sonra aklıma annemin çocukken bana anlattığı masal geldi.

Emir veren küçük prenses köprüyü geçerken elini prens tutmuş, ona çok güzel sözler söylemiş onu çok sevmiş ama köprünün sonuna gelmeden prens küçük prensesin elini bırakıp kaçıp gitmiş. Emir veren küçük prenses öylece durmuş. Ne yapacağını bilmediği için köprüyü tek başına geçmeye karar vermiş. Köprüyü tam bitirdiği zaman köprü aniden kırılıvermiş. Etrafta uçuşan tahta parçaları küçük prensesin yanağını çizip kanamasına sebeb olmuş. Yere düşen bir damla kan toprağa karışmış ve prensesin aniden büyümesine neden olmuş ardından prenses ordan kaybolmuş

“Anne prens nerde?”

“Prens ardında bıraktıklarına dayanamayıp güzelim prensesi tek başına bırakmış ve evine geri dönmüş.”

“Ama anne masal kötü sonla bitti. Öğretmenim bana masallar kötü sonla bitmez demişti.”

“Masallar kötü sonla bitmez ama bu dünyada masallar iyi ve kötü bitmez. Yarım kalır,sessiz kalır. Kimsenin gücü yetmez tamamlamaya.

Anılar aklımda canlanırken gözyaşımdan biri düştüğünde duhan görmeden hızlıca sildim. Camdan kendi yansımama baktığımda gülümsemeye başladım.
Ben hiçbir zaman mutlu olmayacaktım. Benim bir peri masalım olmayacaktı. Benim için hiçbir şey olmayacaktı. Ben sadece insanlar için kukladan ibarettim. Tanımadığım bir adamın beni mutlu edeceğine inanan aptalın tekiyim.

Camdan yansımamı değilde yolu izlemeye devam ettiğimde trafik ışıkları olan bir kavşakta durduk. Tam yanımızda bir siyah araba durdu camını açtığında arabanın içinde abimin olduğunu gördüm. Duhan ve abim birbirlerine gülümserken aklımdan tek bir düşünce vardı.

Bana önemsiz olduğumu bu kadar kolay söyleyen adam abime nasılda güzel gülüyordu.

Arabadan inmeden önce duruşumu tekrardan dikleştirdim.Onun suratına son bir kez bakıp son cümlelerimi sıralamaya gayret ettim.

“Sebebsiz dediğin savaşın tek nedeni benim ama bu benimde umrumda değil, senin de umrumda olmasın. Zeliha ablayla konuşacağım,onu koruyabilmen için benimle konuştuğundan bahsetmeyeceğim. Sende benden bahsetme. Hem kendi kalbinde hemde onun yanında.” Dedim ve kapıyı açıp duhanın sürdüğü arabadan indim,hızlıca abimin arabasına bindiğimde sadece abime bakıp arabayı hızlıca sürüp gitmesini istedim. Abim beni kırmadan gaza bastığında ardımda bıraktığım araba için ne üzüldüm ne de pişman oldum.

❄️❄️❄️❄️❄️❄️❄️❄️