Bölümler 24Şu an: ~19. BÖLÜM~
- 1 ~1. BÖLÜM~ (DÜZENLENDİ)2.333 kelime
- 2 ~2. BÖLÜM~(DÜZENLENDİ)1.843 kelime
- 3 ~3.BÖLÜM~(DÜZENLENDİ)2.384 kelime
- 4 ~4. BÖLÜM~2.730 kelime
- 5 ~5. BÖLÜM~2.574 kelime
- 6 ~6. BÖLÜM~5.019 kelime
- 7 ~ 7. BÖLÜM~2.703 kelime
- 8 ~8 BÖLÜM~3.364 kelime
- 9 ~9. BÖLÜM~3.761 kelime
- 10 ~10. BÖLÜM~2.996 kelime
- 11 ~11.BÖLÜM~3.973 kelime
- 12 ~12. BÖLÜM~3.611 kelime
- 13 ~13.BÖLÜM~2.582 kelime
- 14 ~14. BÖLÜM~2.471 kelime
- 15 ~15. BÖLÜM~2.422 kelime
- 16 ~16. BÖLÜM~3.157 kelime
- 17 ~17. BÖLÜM~3.765 kelime
- 18 ~18. BÖLÜM~4.319 kelime
- 19 ~19. BÖLÜM~4.855 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 ~20. BÖLÜM~4.650 kelime
- 21 ~21. BÖLÜM~5.198 kelime
- 22 ~22. BÖLÜM~5.530 kelime
- 23 ~23. BÖLÜM~4.584 kelime
- 24 ~24.BÖLÜM~7.044 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
HEPİNİZE MERHABA🌟❤️🔥
Bu bölüm benim için yazması zor bir bölümdü ama çok şükür ki yazdım ama zorlanmadım desem yalan olur. Büyük ihtimalle bana biraz seveceksiniz ama sövmeyebilirsinizde.😂
Umarım bu bölümü beğenirsiniz. Aşağıya bıraktığım görsel bölümün ana hattını tamamiyle anlatıyor.(ANLAYAN ANLADI)
Kitabın YouTube kanalı var ismi Lefila147. Kanala abone olursanız çok mutlu olurum.
OY VE YORUM ATMAYI UNUTMAYIN 💓💓
İ Y İ O K U M A L A R🌸🌸
🎻🌟🎻🌟🎻🌟🎻🌟🎻🌟🎻🌟🎻🌟🎻🌟🎻🌟🎻🌟
Hava sertçe esiyordu, ağaçların yaprakları birbirine değiyordu. Yavaş yavaş çiseleyen yağmur kendini hissettiriyordu. Bulutlar güneşi kapatmış, gökyüzünün renginide soldurmuşlardı. Ama herşeye rağmen dışarı camdan çok güzel gözüküyordu ama bu sefer özüm görmeyecekti. Yine o odadaydı. Zerre çıkmamıştı. Ama biraz acıkmış,biraz da susamıştı. Lakin ölse bile o adamdan bir şey istemezdi. Zaten buna tenezzül dahi etmiyordu. Kapıyı çalan kimse yoktu çünkü odanın çevresinde gezmek yasaktı ama bundan özümün haberi yoktu. Sessizce oturup duvarları izliyordu. Arada sırada ağrıyan kalbine masaj yapıyordu ama bunu şu sıralar sık sık yapıyordu.Yatmak istemiyordu çünkü bu evde kendini huzurlu hissetmiyordu ve canı yanıyordu ama buna rağmen bazen gülümseyerek duvarları izliyordu. Bazen ise ağlayarak gülüyordu. Onun hayatında sürekli acılar vardı. Onun hayatıda acıların yapbozuydu.
Küçüklükten beri yaşadığı onca olayları daha atlatamamışken başına bu işler çıkmıştı. İçi hala cayır cayır yanarken birde başka acılarla uğraşıyordu. Derin bir nefes aldığında kalbine giren ağrı ile aldığı nefes hemen sıkışmış gibi hissetmişti. Eliyle masaj yaparken kapının kilidi açıldı ve içeri atakan girdi. Bunu gören özüm hemen elini kalbinden çekti ve ayağa kalktı. Atakan bir iki adım atıp özüme yaklaştı. İçinden neler geçirdi ama bundan özümün haberi dahi yoktu. Gözlerinin en derinine bakıp konuşmaya başlamak istedi ama onun gözleri dipsiz bir kuyuydu. En derininde ise saf öfke bulunuyordu.
“Yukarıya yemek yemeğe gideceğiz. Sonra senin bir misafirin var. Buna hazır mısın çellocu?” dedi Atakan. Özüm ise sadece başını saklamakla yetindi. Direnmek istiyordu ama buna kalbi el vermezdi. Yemek yerken ilacını bulup ona farkettirmeden içe bilirdi. Atakanla kapının önüne yürüdüklerinde atakan,geçmesi için özüme yol verdi. Özüm kapıdan geçerken onun gözlerinin içini talan etti. Belki pişman olmuştur diye, belki bu odaya kapatacak kadar insanlığını kaybetmiş mi diye ama hepsini kaybetmişti ve bunu biliyordu.
Atakan sessizce onu izlerken şaşkındı. Onun bu kadar sessiz olmasında bir işin olması gerekiyordu. Çünkü özüm ateş topuydu. Sönmesi imkansız olan bir nefret topuydu.
Özüm geçip giderken atakanda peşinden ilerledi. Çöktüğünün farkındaydı ama atakanın yapacak birşeyi yoktu.
Çünkü onun mavzer dağmana çok büyük bir minneti vardı.
Kimse bilmiyordu ama atakanın geçmişide karanlıktı.
Birlikte mutfağa geçtiklerinde özüm hemen oturdu ve derin bir nefes çekti içine. Penceriz kaldığı o odada havanın h’si yoktu ve bu onu zorluyordu. Masadaki çatalı alıp patatese çatalının batırdı ve yemeye başladı. Atakan onun karşısına oturdu ve o da yemeğini yemeğe başladı ama özüm aniden masadan kalktı ve koşarak üst kattaki odalarda bulunan lavobaya koştu. Midesi uzun süre boş kalmıştı ve yemek yediğinde midesi bulanıyordu. Her adım attığında yaşadıkları gözünün önüne geliyordu. Onun için yaşamak zordu. Hala adım atmaya devam ettiğinde bir oda buldu ve kapısını açıp hemen lavabosuna koştu. Klozete eğilip içindeki sıvıyı boşaltmaya başladı. Atakan ise kapının eşiğinde onu izliyordu. Özümün saçları etrafa dökülürken atakan dayanamayıp yanına gitti. Saçlarını bir eliyle tuttu,diğer eliyle özümün belini tuttu. Özümden midesi bulanmıyordu.
Ona ilk defa bu kadar yakınken nasıl midesi bulanacaktı ki.
Özüm içindeki sıvıyı boşaltmaya devam ederken Atakan ona yardımcı oluyordu.
“Ç-çek o elini.” Dedi özüm ama hala kusuyordu. Bunu duyan atakan özüme daha çok yaklaştı,daha çok saçlarını tuttu,daha çok saçlarını okşadı ama özüm bunu hissetmedi. Özüm kusmayı kestiğinde başını çevirdi ve ayağa kalkmaya çalıştı. Ona yardım eden atakan,bir eliyle belini tutmaya devam ediyordu. Sonunda özümle ayağa kalktıklarında özüm hemen musluğa doğru ilerlemeye başlarken atakan belindeki eliyle onu durdurdu.
“ Özüm hastaneye gidelim, sen iyi değilsin.” Dedi bunu duyan özüm, belinde olan eli çekti ve atakandan biraz uzaklaştı.
“Hastaneye falan gitmeyeceğim. Gideceksem de senin gibi bir adamla gitmeyeceğim. Ben iyiyim ve bu seni zerre ilgilendirmiyor. Bir daha sakın bana bu kadar yaklaşma.”dedi özüm. Onu şaşkınca dinleyen Atakan,bir iki adım geriye doğru attı ve özümden uzaklaştı.
“Ben çıkıyorum. Kendini topla ve aşağıya in. Az sonra misafirlerin gelecek. Bekletmek istemezsin.” Dedi ve lavabodan çıktı. Aşağı inerken özümün hala laf sayabilme kapasitesine hayran kaldı.
Bir kez daha.
Masaya oturduğunda elini ensenine götürdü ve biraz ovmaya başladı. Bu sinir falan değildi sadece birden bire sıkıntılı bir ruh haline bürünmüştü. O bunları düşünürken merdivenlerden inen özümü gördü ve bakışlarının yine ona çevirdi. Özüm ise geldiği gibi direkt soru sormaya başladı.
“Bu eve geldiğimde bazı ilaçlarım vardı. Onları bana ver. İçmem gerek.” Dedi ama atakan o anda ilaçları yere attığını daha yeni fark etmişti. İçine doğan sıkıntı daha büyük bir hal aldı.
“Veremem.” Dedi Atakan.
Özüm gözlerini büyüterek ona bakmaya başladı.
“Nasıl veremezsin?” dedi sakince zira şimdi sinirlenmeye başlarsa yolun sonu hiç iyi bitmeyecekti.
“Veremem çünkü daha yemek yemedin.” Dedi Atakan. Bahane sunması gerekiyordu yoksa özüm onu doğrayıp mavzer'e sunardı ve atakan bunu yapacağından emindi.
Özüm masaya doğru yürüyüp konuşmaya başladı.
“Yemek yemeden önce almam gereken ilaçlar var. İlaçlarımı içip odaya gideceğim. İşini zorlaştırmak gibi bir hedefim yok.” Dedi sakince.
Derin bir nefes alıp verdi ardından ayağa kalktı ve yiyemediği kahvaltı sofrasına baktı.
“Keşke benim işimi zorlaştırmamayı daha önce düşünseydin ama alıştım artık.”dedi.
Özüm onu sessizce dinlerken bu sessizliği bozmaya karar verdi.
“Senin gibi bir adam nasıl alışabilir ki.”
“Alıştıranlar sağolsun. Hiç taviz vermiyor hanımefendi.” Dedi Atakan. Bunu duyan özüm sadece sustu çünkü cevap vermek istemedi eğer verseydi hanımefendinin o olduğunu belli edecekti.
“İlaçlarımı ver artık. Onlara ihtiyacım var.” Atakan özümün önüne geldi ve doğruları söylemeye başladı. İçinde tutamıyordu. Onun ilaçlarına ihtiyacı olduğunu biliyordu. Gözünün önünde yalan söylemeyi beceremiyordu ama ona ilaçlarını ben attım dediğinde özümün ne yapacağını kestiremiyordu.
“İlaçların yok çünkü çöpe attım.” Dedi Atakan. Yine sessiz ve sakin bir cümle kurmuştu. Ve bundan dolayı özüm çıldıracaktı.
Bir kaç dakika özüme baktı ama özüm tepki vermedi ta ki ona tokat atana kadar.
“Sen benim ilaçlarımı çöpe atmışsın, benim onlara ihtiyacım varken hemde. Şimdi ise bende sana bu tokadı attım çünkü seninde buna ihtiyacın var.” Dedi özüm.
Bunu duyan atakan, özüme sadece baktı ve yine kendine saydırmaya başladı. Bu işe hiçbir zaman girmemeliydi ama artık belaya bulaşmıştı. Sol yanağı sızlıyordu çünkü özüm sert tokat atmıştı ama hak etmişti. Özümün gözlerinin dolduğunu gördüğünde kalbinin sol tarafı tutuşmaya başladı.
“Biliyormusun Atakan. Senden artık nefret bile etmiyorum. Sen artık hiçsin. Sen saygısızsın. Sen pisliğin tekisin. Artık seni gördüğümde sadece midem bulanıyor.” Teni buz kesti atakan'ın. Az önce yanan yüzü şimdi buz gibiydi. O artık yanan bir nefret topu değildi o artık can yakıyordu.
O artık sadece kendini yakmıyordu, o artık can yakıyordu.
“Özüm kes sesini!” Dedi Atakan.
Özüm ellerini saçlarından geçirdi ve ona bir iki adım yaklaştı.
“Astımım olduğunu bile bile beni o odaya kapatırken zaten sesimi kestin. İlaçlarımı attığında bir kez daha kestin. Beni kolumdan tutup oradan oraya sürüklerken de kestin. Artık benim sesim kalmadı. Sen istediğin kadar konuş,bağır,çağır ama ben artık sessizim.” Dedi ve o iğrenç odaya dönmek için adım atacağı zaman kapı çaldı. Kapı zilini duyan özüm hareket etmeyi kesince atakan kapıyı açmaya gitti. Kapıyı açtığında gelen ikili her şeyi daha da mahvedecekti.
Bu ikili;
Mavzer Dağman ve Esin Dağmandı.
Kapıdakileri gören özüm derin bir nefes aldı ve arkasına bakmadan odasına doğru koştu. Koşarken her bir damlası parkeleri suladı ama onun umrunda değildi.
❄️❄️❄️❄️❄️
Hayat, kimseye adaletli davranmıyordu. Her zaman bir oyunu vardı ve insanlar bu oyuna inanıyordu. Bazen bu oyun aşk oluyordu bazen ise nefret oluyordu. Ama sonuç ne olursa olsun hayat insanlarla birlikte doğuyor,insanlar ölürken o yaşamaya devam ediyordu. O her zaman dönüyordu.
O ölmüş
O acı çekiyor
Onun canı yanıyor
Demeden her zaman dönüyordu.
Her şeyin sonu böyle miydi acaba?
Her şey her zaman yaşanıyormuydu?
İnsan her zaman ayakta durabiliyor muydu?
Kendi kendime derin düşüncelere dalmışken kapı açıldı ve içeri duhan girdi. Gözlerinden ne kadar endişelendiği belli oluyordu. Keşke kendisini bunun için bile yormasaydı. Onun odasında olmak beni rahatlatmıştı ama abim onun başının etini yiyecekti.
Odaya girdiğinde gözleri beni buldu. O an gözlerinin içinde saklanmak istedim.
“Kapıyı çalmadan girdim kusura bakma. Uyanmadığını düşünmüştüm.” Dedi. Gülümseyerek başımı salladım.
“Sorun değil. Zaten senin odan duhan. Benden izin almana gerek yok.” Dedim.
Ama o zaman duhanın içinden ne geçirdiğinden haberi dahi yoktu.
Kapıyı kapattı ve yavaşça yatağa yaklaştı. O yatağa yaklaştıkça bende oturduğum yerde diklenmeye başladım. Yavaşça yatağın en uç kısmına oturdu. Yine gözleri gözlerime değerken bende ona baktım. Hala ona kırgındım ama zaten kimse benim kalbimin yükünü almazdı bu yüzden takmamaya karar verdim.
“Nasılsın? Bir yerin ağrıyor mu?” dedi. Beni merak ettiği çok aşikardı.
“İyiyim. Hiçbir yerim ağrımıyor. Sen nasılsın?” dedim. O bilmiyordu ama bende onu biraz merak ediyordum.
Biraz değil baya merak ediyordum.
Hafifçe sırıtarak bana baktı.
“Sen iyiysen bende iyiyim. Senin bir yerin ağrımıyorsa benimde ağrımıyordur. Sen mutluysan bende mutluyum.” Dedi. Ben ise onu sessizce dinledim. Kalbim hızlanıyordu herşey karmaşıktı ama bu karmaşıklığın ortasında o bana umut oluyordu.
“Artık mavzerin seni üzmesine izin vermeyeceğim. Tasmasız köpek gibi her yere saldırıyor ve ben sana saldırmasına izin vermem.” Dediğinde suratımı asarak ona baktım. Eğer o bu işe elini sürse eli yerinde olmazdı. Mavzer herşeyi yok ediyordu.
“Sen bu işe karışmayacaksın Duhan. O çok tehlikeli.” Dedim. Ama beni umursanayacağı bariz belliydi.
“Senin o güzel isteklerini dinlemek çok isterdim ama artık çok geç. Biz onurla her şeyi halledeceğiz. Sen yeter ki üzülme.” Dedi Duhan.
“Abim mi? Abim seni bu işlere bulaştırmaz.” Dediğimde abim odaya daldı. İkimiz ona bakarken abim kapıyı kapattı ve konuşmaya başladı.
“Güzelim artık bu savaşta her şey mübah. Duhanda artık bizimle. İzin vermezdim ama bu son yaptığını onun yanına bırakamam.” Dedi.
İkisine bön bön bakarken abim,yatağın diğer ucuna oturdu ve tekrardan konuşmayan başladı.
“Bakma bana öyle. Eliimde olsa herkesten ve herşeyden saklarım seni ama yapacak birşey yok. O mektubu ve odayı hala unutamıyorum. Sen nasıl unutacaksın.” Dediğinde duhan aniden ayağa kalktı ve bir bana bir abime baktı.
“Ne odası ne mektubu? Benden ne saklıyorsunuz?” dedi. Abimde yataktan kalktığında bende ayağa kalkacağmı sırada ikisinin bakışları üzerime geldi ve duhan yataktan kalkmamam için örtüyü iyice üstüme örttü.
“Mavzer elizi hastaneden kovmuş. Bununla kalmamış onun odasını kendi karısına vermiş. Biz hastaneye gittiğimizde odadaki eşyalar dağıtılmıştı ve bir mektup vardı. Mavzer piç-” abim bana bakarken küfür etmesinden dolayı olduğunu direkt anladım.
“Özür dilerim pıtırcık. Neyse mektupta bir sürü şey vardı. Sonuç olarak onun ırzını sikmeden rahat duramam.” Dediğinde tekrardan bana baktı. Duhan ise o sırada abimin omzuna hafif bir yumruk çaktı.
“Ulan oğlum pıtırcığımın yanında küfür etme. Gevrek kafalı.” Dedi Duhan. Bunu duyan abim sinirle ona bakmaya başladı.
“Duhan, sen elize niye pıtırcık diyorsun. Hadi dedin de niye sahiplik eki getiriyorsun. Birde benim laflarımı bana satma gevrek kafalı. Bir daha sakın elize pıtırcığım demeyeceksin. Eğer dersen dilinin altına dinamit koyup patlatırım.” Dediğinde araya girdim.
“Yok artık abi. Abartıyorsun biraz.” Dedim.
Abim ise tatlı tatlı konuşmaya başladı.
“Güzelim benim ben abartmıyorum. Ben senin abinim.” dediğinde sadece gülümsedim.
Duhan araya girdiğinde ona bakmakla yetindim.
“Sen onun abisi olabilirsin bende-” dediğinde abim sözünü kesti.
“Sen ne?” dedi abim. Bu sırada araya girmeye ihtiyaç duydum.
“O benim korumam. Senden sonra o beni koruyor.” Duhan bu cevabı beğenmiş olacak ki bana bakarak gülümsemeye başladı. Bunu gören abim ayağındaki terliği hemen havaya kaldırdı ve eline aldı.
“Duhan eğer biraz daha elizle bakışıp gülersen terliği kellene geçireceğim.” Dedi ve kahkaha atmaya başladım. Hala benim kahkahamı izleyen duhanı gören abim terliği atacağı zaman kapı açıldı ve içeri zeliha teyze girdi. Hemen yanıma koştu ve elleriyle yüzümü avuçladı.
“Eliz iyisin değil mi kızım?” Dediğinde ellerinin üstüne ellerimi bıraktım.
“İyiyim canım. Sadece bir anlık yorgunluktan oldu. Sizede rahatsızlık verdim.” Dediğimde bana gözlerinin içi gülerek bakmaya başladı.
“Olur mu kızım. Burası senin evin. Sakın bana yük olduğunu düşünme. Aşağıya sofra kurdum. Hadi gelin de yiyelim.”
“Tamam hemen geliyoruz.” Dedim. Bunu duyan zeliha abla kafasını salladı ve odadan çıktı. Odada yine üç kişi kaldığımızda abim hemen duhanla konuşmaya başladı.
“Duhan ben aşağı iniyorum sende hemen geliyorsun.” Dedi ama Duhan onu dinlemeden bana bakıyordu. Gözlerimi,yüzümü inceliyordu ve ben artık ondan utanmıyordum.
“Tamam lan kafamı hallettin.” Abim ise odadan çıkıp gitti. Abim gidince bende yataktan kalktım ve kapıya doğru hareket edince duhan kolumdan tuttu. İncitmiyordu.
Acıtmıyordu.
Yakmıyordu.
“Sen aşağı inme. Ben yemeğini buraya getiririm.”
“Duhan ben iyiyim. Bütün gün odanı talan edemem. Bende geleceğim seninle.” Dedim. Tekrardan adım atacağım zaman bu sefer iki kolumu tuttu.
“İnat etme. İyi değilsin. Zihninin enkaz yeri olduğuna eminim. İnme aşağı.”
“İneceğim ve sende arkamdan geleceksin.” Dedim ve odadan çıkmak için adım atmaya devam ettim ama o arkamdan mırıldanıyordu.
“Bir kere beni dinlesen nolur be güzelim.”
Yürümeye devam ederken hala yorgun olduğumu fark ettim. Evet zihnim enkazdı ama olan olmuştu ve ben artık yatmak istemiyordum. Zaten mavzer beni yalanlarıyla uzun bir süre uyutmuştu. Abim gözünü karartmıştı. Kesin mavzeri mahvedecekti ama bu sefer bende yerimde durmayacaktım. Bu son hamlesiyle gerçek eliz erberi tanıyacaktı ve tanıdığına pişman edecektim onu.
Sandalyemi çekip oturduğumda hemen yemek yemeğe başladım. Zihnim doluydu ama midem boştu. Sevdiğim bütün yemeklerden azar azar yerken abim konuşmaya başladı.
“Aklında bir plan var mı güzelim?” dedi bana bakarak ama benim daha düşünmek için vaktim yoktu.
“Şuanlık yok ama biraz zamana ihtiyacım var.” Dediğimde duhan hemen bana bakarak konuştu.
“Sen yeterki zaman iste doktor hanım. Zaman senin köpeğin olsun.” Dediğinde gülümseyerek başımı salladım. Zeliha teyze o sırada benim tabağıma yemek koymakla meşguldu.
“Abi özümü onların elinden kurtarmak gerek. Her şeyden önce onu kurtaralım. O evde çok acı var ve özümüm kendi acısı ona yeter.” Dediğimde abim derin bir nefes aldı.
“Bende senle o konuyu konuşacaktım. Sen atakan dedin. Bu Atakan neyin nesi?”
“Atakan değişik bir adam. Özümle hiç anlaşamıyorlar. Özüm ondan nefret ediyor. Atakan,mavzerden daha değişik ve anlaşılması zor. Kısa konuşuyor. Öz konuşur ama sen onu zor anlarsın. Asla isim kullanmaz. Sadece lakabınla ilgilenir. Kısacası o adamın yaşadığı bir şeyler var ki mavzerle yolları kesişmiş.” Dedim.
“Sormak benim haddime değil ama sen bu adamı neden bu kadar inceledin?” dedi Duhan. Kulakları ve boynu biraz kızarmıştı. Abim ise sadece bana ve ona bakıp duruyordu.
“Ben bir doktorum ya duhan. Bir insanı incelemeden, davranışlarına bakmadan nasıl bilgi edineceğim.” Dedim.
Abim duhana bakarak sırıtmaya başlayınca ben sadece ikisine bakmaya başladım ama o sırada zeliha abla konuşmaya daldı.
“Kızım senin bu arkadaşın tam olarak nerede?”
Dediğinde bir bardak suyu alıp içtim ve öyle cevap verdim.
“İki katlı bir evde kalıyor ama değişmiş olabilir lakin büyük ihtimalle hala o evdedirler.” Dedim. O ise sadece başını salladı.
Kapı çalınınca bütün sesler sustu ve Zeliha teyze kapıya bakmaya gitti. Elinde bir kutu ile döndüğünde kutunun üstünde benim lakabım vardı.
Bu kutuyu kimin gönderdiği çok aşikardı.
Kutuyu alıp hemen açtım ve gördüğüm şey ile yutkunmayı unuttum. Kutunun içinde inhaler vardı ve bu inhaler özümündü. Ona birşey yapacaklardı ve ben yetişemeyecektim. Ona zarar verecekti. O sessiz ve sakin görünen adam benim kardeşime zarar verecekti.
İnhaleri elime alıp sıkıca tutup abime bakmaya başladım.
“Abi bütün adamlarımıza söyle yarın sabah özümü o evden almaya gideceğiz. Arkadaşımı o şerefsizlere bırakacak değilim. Mavzer içinse aklımda çok güzel bir şey var.” Dediğimde abim gülerek elini ensesine vurdu ve bağırarak konuşmaya başladı.
“BEKLE MAVZER DAĞMAN. SONUN,BU GÜZEL DOKTOR OLACAK.” dedi ve bana baktı. Ben ise sadece inhalere odaklanmıştım.
İnanmıştım ama inanmamış gibi yapacaktım.
Ölmüştüm ama yaşıyormuş gibi yapacaktım.
Yanmıştım ama yakmaya devam ediyormuş gibi davranacaktım.
✨✨✨✨
Bir sahilde oturmuş içkisini yudumlayıp denizi izliyordu. Şirket gitmiş, hastane gitmişti. Bu içkiyi nasıl bulduğunu bilmiyordu. Ama o zıkkımı bulmak için uğraşacağına ailesi için uğraşabilirdi ama bu onun için çok zordu.
Aile ile olmak çok zordu.
Bürkan kaç haftadır eve gitmiyordu. Bir karısı olduğunu bile unutmuştu belki de. Onu kimse merak etmiyordu. O da kimseyi merak etmiyorsu sadece paraya ihtiyacı vardı. Çünkü artık hiçbir şeyi yoktu.
Çünkü ailesinden başka birşeyi kalmamıştı.
Bir yudumu daha midesine indirdiğinde kahkaha atmaya başladı. Hala kafayı yememişti ama her an yiyebilirdi. Ömür bile yiyen bu adam onu mu yemeyecekti.
“Vay ırzını siktiğim hayat. Ne ara fakir bıraktın beni. Bu hallere düşecek insan değildim lan ben. Ne olduysa o orospular yüzünden oldu. Aile değil lan onlar. Kara yılan. Hepsi sadece beni soktu.” Dedi bağırarak.
Hem gülüyor hemde bir iki damla akıtıyordu. Korkak herifin tekiydi. Şu an birisi ona bağırsa hemen kaçıp giderdi. Gerçi daha klkmaya bile hali yoktu. Eve gitmediği için üstü başı toz toprak içindeydi. Pis kokuyordu. Sadece içki içip duruyordu. Yine bencildi. Evine gitmek,ailesini sormak yerine burda ayyaş ayyaş oturuyordu. Birden bire sinirlenip elindeki şişeyi suya fırlattı ve ağlamaya başladı.
“ULAN ŞİRKET İÇİN BEN KIZIMI SATTIM. ŞİRKETTE ELDEN GİTTİ KIZDA ELDEN GİTTİ. NE OLURDU ŞİRKETİM ELİMDE KALSAYDI. EĞER ŞİRKETİM ELİMDE KALSAYDI BEN BİR SÜRÜ YATIRIM YAPAR ÇALIŞIRDIM. BİR DAKİKA BOŞ BIRAKMAZDIM Kİ.”
İki eliyle dizlerine vurmaya başladı.
“HEPSİ ELİZ YÜZÜNDEN. EVLENMEDİĞİ İÇİN ŞİRKET ELDEN GİTTİ. NE O NEDE ABİSİ BEŞ PARA ETMEZ. AH SİZİ BİRAZ DAHA DÖVSEYDİM ŞUAN DİZLERİMİ DÖVMEZDİM. GERİZEKALI BÜRKAN.”
O ağlamaya devam ederken yanına siyah giyinimli ve siyah maskeli bir adam geldi. Cebindeki notu çıkarıp bürkanın önüne atıp sertçe adım atmaya başladı.
Bürkan sadece bakarken notu alıp açtı.
“Unutmayacaksın acının her zerresini
Akıtılan her gözyaşının tanesini
Yapılanlar ve yapılacaklar
Alacak nefretin yerini.”
Notu okuyan bürkan umursamadı ve yırtıp attı. Onun için hayat içki şişesi gibiydi.
İğrenç ve pis.
Ayağa kalktı ve yeni bir içki almak için yürümeye başladı.
★★★★
Penceresiz odamda bir sağa sola gidiyordum. Gözyaşlarım akmaya devam ederken onları durdurmak için habire siliyordum ama nafileydi. Canımın acısı o kadar çoktu ki yangını bana böyle etki ediyordu. Bir elimi saçlarımdan geçirdim ama bırakmadım. Aklım almıyordu. Atakanın gözü bu kadar dönemezdi. Göz göre göre bunu yapmazdı ama benimkide aptallıktı. Tanımadığım bir adam için niye bu kadar emin konuşuyordum ki.
Bir elimi dizime vurduğumda hala ağlıyordum. Ağlamak istemiyordum ama ne yapsamda durmuyorlardı. En mantıklısı yalnızken akmalarıydı. Elimde olsaydı burda böyle kalmazdım ama gidecek kimsem yoktu. Yalnız insanın tekiydim. Sertçe yatağa oturdum ama aniden kalbime giren ağrı ile neredeyse nefes almayı unutacaktım. Bu aralar sık sık oluyordu ama takmamaya çalışıyordum çünkü ilaç alırsam geçeceğini ümit ediyordum ama ilaçlarım yoktu.
“Allah'ım sen bana akıl fikir,dayanma gücü ver” dedim ama tam o sırada kapı açıldı ve içeri atakan girdi. Yine gözleri beni talan ederken hemen gözyaşlarını sildim ve ona baktım. Beni mavzer ve e?sinin yanına götürecekti. Ben bunu istemiyordum ama zorla olsa bile götürecekti.
Kapıyı kapattı ve sadece bana baktı. Onu hiç tanımıyordum ama tek şunu biliyordum. Bu adamda yorulmuştu.
Ama ben ondan daha yorgundum. Sürekli kırılan,oradan oraya savrulan bendim çünkü. Derin bir nefes aldım ve sakince konuşmaya başlamaya çalıştım.
“Beni onların yanına götüreceksin değil mi?” bakmaya devam ederken bende sadece ona bakıyordum ama onun hareketleri iyi değildi. Sadece yüzüme bakıyordu. Konuşmadığı zaman,daha çok sessizleştiği zaman ondan korkuyordum çünkü sessizlik bu adama yakışmıyordu.
“Elinden geldiğince sakin kalmaya çalış. Ondan sonra hastaneye gideceğiz.” Dedi ama beni önemsemeyen bu adamın dediği her cümle benim için bir urgandı. Hafif sırıtarak ona baktığımda o bana bakmaya devam etti. “Onlarla konuştuktan sonra hastanelik olacağıma eminsin değil mi atakan?” bir elini ensesine götürdü ve sertçe vurdu. Oda birşeyler için zorlanıyordu ama bu evde kimse benim kadar zorlanmıyordu.
Cevap vermeden koluma yapıştı ve beni odadan çıkardı. Çıktığım merdivenleri geri inerken kalbime giren ağrılar artık katlanılmaz hale gelmişti. Dayanamıyordum ama dayanıyormuş gibi yapacaktım.
Salona geldiğimizde kolumu bıraktı ve çaprazımdaki koltuğa oturdu. Bu sefer ona bakmadan sadece esine baktım. Elizi bu hale getiren insana baktım. O ise hemen koltuktan kalktı ve boynuma atlayıp sıkı sıkıya bana sarıldı. Elleri belimde bir aşağı bir yukarı giderken ellerimi bacaklarımın hizasında tuttum ve ona sarılmadım. Esine sarılsaydım çiçeğime ihanet etmiş olurdum. O bana sarılmaya devam ederken sertçe kendimden ittim onu. Zira ondan da kocasından da atakandan da nefret ediyordum. İtişimle birlikte benden bir iki adım uzaklaşan esin şaşırmış şekilde bana bakıyordu.
“Her haltı yedikten sonra nasıl bu kadar rahat bana sarılırsın esin?” gözleri dumura uğrar gibi değişmişti. İşte o zaman içim alevlenmeye başladı. Ardından atakan'a baktım ama onun zaten bana baktığını fark ettim. O zaman içimden sakin kalmak yok diye geçirdim.
“Özüm hiçbir şey bildiğin gibi değil.” Dedi ama onu dinlemedim.
“Neyi bilmiyorum ki. Bence senin evlilik işlerinden dolayı haberin yok. Sen nasıl bu adamla evlenirsin?” Etrafı gözlediğimde mavzer esine bakıyor,Atakan ise sadece bana bakıyordu. Bana neden baktığını sormayı aklıma not ettim.
“Özüm beni biraz dinlesen olmaz mı? Bak herşeyi anlatacağım. O benim kocam ve onun suçu yok.” Dediğinde kahkaha atıp ellerimi onun omuzlarına bıraktım.
“Senin kocan suçluların en büyüğü. Ben niye bu evdeyim sanıyorsun sen. Aptal mısın esin? Keyfimden mi duruyorum burada. Astımım olduğu halde penceresiz odada kalıyorum ben. Şimdi soruyorum sana ben mi bilmiyorum yoksa sen mi bilmiyorsun?” Dediğimde mavzer şerefsizi hemen lafa atladı.
“Esine hakaret edecek son insan bile değilsin sen. Haddini bil.” Dediğinde ellerimle esini sağa doğru çekip mavzerle göz kontağı kurdum.
“Haddimi bilmezsem ne yapacaksın? Öldürecek misin yoksa dövecek misin?” Dediğimde cevap vermeyen mavzer ile esine geri döndüm.
“Sana o kadar sinirliyim ki esin ne yaparsan yap geçmez bu sinir. Beni bırak elize bunu nasıl yaptın sen? Onun ne kadar acı çektiğini bile bile nasıl yaptın.”sol elimle kalbinin üzerine vurdum. “Kalbin buna nasıl izin verdi senin? Kocanın yanında kala kala duygularını mı yitirdin?” dediğimde mavzer ayağa kalktı ve esini tuttuğu gibi yanına çekti. Koltukta bana dolmuş gözlerle bakan esin sadece ağlamamak için kendini zor tutuyordu.
“Özüm ben onu seviyo-” dediğinde ayağımı sehpaya sertçe vurdum.
“ELİZİDE SEVİYORDUN. BU ADAM SEVİLMEYİ HAK ETMİYOR BİLE. DEĞDİMİ SENCE. BİR BAK DEĞDİMİ.” bağırdığım için boğazım ağrıdı ama durmak içimden gelmedi. Elimi boğazıma götürdüm ve gözlerimi kapattım. Çünkü bende ağlamamak için zor duruyordum. Bir iki saniye sonra açtığımda mavzer sinirden kızarmış,esin ise ağlıyordu. Onlara o kadar acıyordum ki kelimelere dökemezdim.
Ben ayakta öylece dikilirken esinde ayağa kalktı.
“ Bana bağırıyorsun kızıyorsun ama sen onun yanında olmadın. Beni suçlamak kolay. Birazda kendini suçlasana özüm. O yalnızdı ama sen ondan daha yalnızdın.” Dediğinde kalbimin ortasına bir iğne battı. O iğne yavaş yavaş derinlere indi ve kayboldu. Kaybolan iğnenin acısı gözlerimdeki yaşlarla belli olurken akmamaları için çaba sarf ettim.
“Sen iş sahibi olduğunda da onunla olmadın. O koca şehirde yalnızlık oyunu oynayıp durdun. Kimsen yokken hemde. Şimdi sen söyle bana ben mi daha kötüyüm yoksa sen mi?” dediğinde ona arkamı döndüm ve akan gözyaşlarımı sildim ama o sırada atakan'ın bana baktığında haberim yoktu.
Ellerim titrerken olabildiğince gizlemeye çalıştım. Eğer gerçek özümü görselerdi onlar bana acırlardı.
“Sen kötüsün çünkü o adamı seviyorsun. Sen kötüsün-” bağırarak sözüme devam ettim. “ÇÜNKÜ YARIN ÖBÜR GÜN ÇOCUK BİLE YAPARSIN. SEN İĞRENÇSİN ÇÜNKÜ ONU SEVECEK KADAR KENDİNDEN GEÇMİŞSİN. EN AZINDAN BEN KENDİMDEN GEÇMEDİM. BU KADAR HEM DE.” dediğimde o artık feci şekilde ağlıyordu. Kısa geçen sessizliğin ardından mavzer konuşmaya başladı.
“Karımın yeri benim yanım. Sana bunu söylemenin tek sebebi herkesin bilip senin bilmemen. Karım artık hastanede elizin odasında çalışacak. Eğer onu ziyaret edeceksen oraya gel özüm hanım.” Dedi ve gülmeye başladı.
Tepki veremedim. Şaşıramadım. Konuşamadım. Sadece baktım. O anda kalbime giren ağrı daha da büyüdü ve elimi hemen oraya attım. Yüzüm acıyla şekillenirken atakan ayağa kalktı ve koluma girdi. Koltuğa oturduğumda gözlerimle sadece esine baktım. O ise bana bakarak ağlamaya devam ediyordu. Ağrım hala varken kalktım ve onun üzerine yürüdüm. O an aklımda sadece eliz vardı. Birlikte geçirdiğimiz güzel günler vardı. Mutlu olduğum anlar vardı. Birde şu an bulunduğum konuma baktım ve sadece pişmanlık olduğunu fark ettim. Ne mavzer nede atakan bizi anlayamazlardı. Zaten beni anlamak için çaba sarf etmezlerdi bile.
“SEN AYNI KOCAN KADAR PİSLİKSİN. SENİNLE ARKADAŞ OLDUĞUM GÜNÜN ALLAH BELASINI VERSİN. SAKIN ŞUNU UNUTMA ESİN BUNDAN SONRA SENİN ÖLÜNE BİLE SAYGIM KALMADI. SENİN ELİZİN İŞİNE KALMADIĞI GİBİ.” Dedim ve koltuğa geri oturdum. O sırada mavzer telefonunu çıkarıp birilerini aradı. Ardından evin dış kapısı açıldı ve iki tane koruma girdi. İki koruma benim üzerime gelirken hemen atakan'ın arkasına geçtim. O an neden bunu yaptığımı anlamadım ama yapmak zorunda kaldım. O korumaları tanımıyordum. Bana zarar verip vermeyeceklerinide bilmiyordum ama atakan bu evde güveneceğim tek kişiydi. Çünkü o bana diğerleri kadar zarar vermezdi. Yaptıklarına rağmen.
Bir elimle dirseğini tuttuğumda adamların benim üzerime gelmeye devam ettiklerini gördüm ama sadece susuyordum çünkü atakanda konuşmuyordu. Bırakın onu demiyordu. Kimse konuşmuyordu.
Korumalardan biri diğer kolumdan başka koruma diğer kolumu tuttu ve beni atakanın arkasından çekip aldılar. İşte o zaman canım daha fazla yandı. Herkes beni sürükleyip duruyordu. Kimse buna dur demiyordu.
Eski arkadaşımda, beni tutsak eden adamda.
Gözlerimin önü buğulanırken kollarımı onlardan kurtarmaya çalıştım. Ama adamlar benden daha güçlü oldukları için hiçbir işe yaramadı lakin ben pes etmeden kendimi çekiştirmeye devam ettim.
“BIRAKIN BENİ! DOKUNMAYIN BANA.” dedim ama korumalar merdivenlerden aşağı indirmeye başladılar. Hala debelenmeye devam ederken korumalardan biri kolumu bıraktı. Uzun boylu olan adam kolumu sertçe sıkıp konuşmaya başladı.
“Bana bak, biraz daha sesini çıkarmaya devam edersen seni öldürürüm. Duydun mu beni. Senin gibi bir sürtüğe meraklı değilim.” Dediğinde o zaman beynimde şimşekler çakmaya başladı. O kimdi ki bana sürtük diyecekti. Merdivenin başında debelenmeye devam ederken onu gördüm.
Atakan’ı
Elleri yumruk olmuş şekilde sadece bana bakıyordu. Gözlerine bakmaya cesaret etmedim çünkü baksaydım başka şeylerle karşılaşacağıma adım gibi de emindim.
Onu umursamadan hemen ayağımı kaldırıp uzun boylu korumanın münasip yerine vurdum.
“Sen kimsin de bana o lafı söylüyorsun şerefsiz.” Dedim ama o sırada diğer koruma saçlarımı tutup kendine çekti ve beni merdivenlerden sürüklemeye başladı. İşte o zaman gözlerimden bir iki damla düştü. Saçlarımı seviyordum ve o adam pis elleriyle saçlarıma dokunmuştu. Hemen bağırmaya başladım.
“BIRAK SAÇIMI! SOYSUZ KÖPEKLER BIRAKIN ARTIK BENİ. O ELLERİNİ KIRACAĞIM SENİN.” Atakan hiçbir şey yapmıyordu. Ona karşı umudum yoktu ama sadece izlemesi bana çok koyuyordu. İnsan böyle şeylere göz yummamalıydı.
Adam beni umursamadan kaldığım odaya sürüklerken uzun boylu ardımızda kalmıştı. Bu adam sıska ve şişko birşeydi ama saçlarımı öyle sert çekiyordu ki saç köklerim uyuşmuştu. Odaya geldiğimizde sertçe yere fırlattı ve kolumun üzerine düştüm. Canım yandı ama yine umursamamaya çalıştım. Üzerime yürüyüp konuşmaya başlayan adamı ne kadar dinlemek istemesemde duymak zorunda kaldım.
“Bana bak kadın patronu yeterince sinirlendirdin. Eğer beni daha fazla sinirlendirirsen sana yapacaklarımı aklın hayalin almaz. Akıllı bir kadın ol ve benim asabımı bozma.” Dediğinde hemencecik ayağa kalkıp ona cevap vermeye başladım. Kimseye karşı susacak değildim.
“Kendi karınıda böyle susturuyorsun değil mi. Adam mısın lan sen? Senin sinirin cürmüm kadar yer yakar. Mavzerden de onun köpeklerinden korkmuyorken senden mi korkacağım. Asla susmayacağım. Sizin gibi namussuzlar için asla susmaya-” dememe kalmadan adam yüzüme tokadı yapıştırdı. Tekrardan yere düştüğümde asla kalkmak için uğraşmadım. Kalbim yanmaya devam ederken sadece yere baktım. Çünkü benim elimden de birşey gelmiyordu. Adam odadan çıkıp kapıyı kilitlediğinde ağlamaya başladım. Dudağım sızlıyordu çünkü patlamıştı. Kalbim ağrıyordu çünkü beni çok kırıyorlardı.
Nefes alamıyorum çünkü beni nefessiz bırakmışlardı.
Herşeye diklenirdim,zerre korkmazdım ama şimdi korkuyordum.
Ben artık ölmekten korkuyordum.
Ben artık acı çekmekten korkuyordum.
Ben yaşadıklarımın tekrar yaşanmasından korkuyordum.
🥀🥀🥀🥀
Özümün gidişine sertçe bakakaldı Atakan. Sinirden elleri kasılıp duruyor, şuracıkta mavzer dağmanı öldürmek istiyordu. Ona kapıyı açtığında özümün üstüne gitmemesini söylemişti ama mavzer onu dinlememişti. Ani bir sinirle mavzerin üstüne yürüdü ve konuşmaya başladı.
“Ulan dağman ben kapıda sana ne dedim? Üstüne gitme zaten hasta demedim mi. Şimdi ne diye onu bu kadar hırpaladın?” dedi ama mavzerin tek odağı ağlayan karısıydı.
Sonunda karısından odağını kestiğinde atakan'a cevap verme tenezzülünde bulundu.
“Evet dedin ama ben yapmak istersem yaparım,yapmak istemezsem yapmam atakan. Canım yapmak istemedi bende yapmadım. Zaten karımıda üzüp durdu.” Dedi ama karısını takmadığını biliyordu. Atakan mavzer ile çatışmaya devam etti.
"Karşımda böyle konuşuyorsun ama senin karına böyle bir şey yapsalardı onları mahvederdin. Şimdi niye ona bu kadar kötü davranılmasına izin veriyorsun lan sen?" Dedi Atakan. Aklı almıyordu. Zaten doktor evden gitmişti. Bu kızın bildiği hiçbir şey yok iken neden hala onun canı yanıyordu.
Gözlerinin içine sırıtarak bakan mavzer cevap verdi.
"O senin karın değil atakan. Ne o yoksa olmasını mı isterdin?” dedi. Alaylı hali hala gitmemişti. Buda atakan'ın canını sıkıyordu. O an esini umursamadan mavzerin koltuğuna ilerleyip bir tane yumruk attı. Şimdilik bir yumrukla yetinmeye çalıştı.
“Karşımda böyle konuşmana hayranım dağman ama sakın şunu unutma ne ben onunla evlenirim nede o benimle evlenir. Bizden bok çukurundan başka bir şey olmaz. Ha diyelim ki oldu, işte o zaman geldiğinde o çukurun içine seni gömer üstüne toprağını atarım.” Dedi. Hayatında İlk defa bu kadar uzun cümleler kurmuştu. O da özüm içindi.
Bu cümleleri duyan esin hemen atakana baktı. Zaten özüme karşı ne hissettiğini bilmeden konuşmaya çalıştı.
“Atakan sen ne dediğinin farkında mısın? Konuşurken kendinden geçmeyi kes artı-” diyeceği zaman hemen sözünü kesti.
“Bana konuşmayı öğretecek son insansın esin. Sen kendinden geçerken ben seni durmadıysam sende beni durduramazsın.” dedi sinirle.
“Benim ve arkadaşımın arasında geçen olay seni zerre ilgilendirmiyor atakan.” Dedi esin. O sırada mavzer sadece o ikisini dinliyordu.
“Madem ilgilendirmiyordu neden bu şehre geldiğimden beri senin ve kocanın götünü toplayıp duruyorum. Sen söylemeden ben söyleyeyim. Siz ikiniz sadece kendini düşünen bencil ve aptal insanların tekisiniz.” Dedi Atakan.
İki dakika sessiz kalan çiftin ardından mavzer ayağa kalktı ve ceketini düzeltti.
“Sakin ol atakan. Olanlar oldu artık yapacak birşey yok. Elimden geldiğince seni anlayacağ-” diyeceği zaman Atakan sözünü kesti.
“Siktir lan ordan. Bu yalanlarına yıllar önce hastaneden aldığın küçük atakan inanır.” Dedi. Yanında bir kadın varken küfür etmemeye çalışıyordu ama artık sabrı taşmıştı.
Sertçe kahkaha atan mavzer dağman konuşmaya devam etti.
“O küçük atakanda inanacak şimdiki atakanda inanacak. Çünkü inanmak zorunda. Değil mi hayatım?” dedi esine doğru. Esin cevap vermeden öylece durduğunda kolundan tutup evden çıkardı ve ardından kapıyı vurdu. Bunu gören atakan sert bir küfür savurdu ve önündeki sehpaya bir tekme attı ardından direkt aklına özüm geldi. Onun mavzer karşısında nasıl güçlü durduğu, ayağıyla sehpaya vuruşu, laflarının çekiciliği derken her şey birer birer gözünün önünden geçti ama gözünün önünden geçene başka birşey ise korumanın özümün saçlarını çekmeseydi. Sertçe ellerini saçına geçirdi ve ardından şunları fısıldadı.
“Bu eve geldiğinden beri esip gürlüyorsun ama ben senin hala olgunlaşmamış bir gül olduğunu biliyorum.” Dedi ve kendini koltuğa attı.
Onun hayatı ve özümün hayatı dalgalı bir denizdi. İçine giren çıkamıyor,çıkan hemen ölüyordu ama bu ikili için ölüm yoktu. Bu ikili için sadece nefret vardı.
❤️🔥BÖLÜM SONU❤️🔥
(OY VE YORUM ATMAYI UNUTMAYIN)
Bölüm etkileşimi
