10. bölüm · DALYA

~10. BÖLÜM~

Bulutlar Arası Yalnızlık

Herkese merhaba🤍

Umarım bu bölümü beğenirsiniz. Kitabın YouTube hesabı Lefila147 lütfen ordan kitaba bakabilirsiniz.

Yorum atmayı ve oy vermeyi unutmayın🌸🌺

Çiçeklerle sevilmeniz dileğiyle 💙💠💐

🌺🌺🌺🌺🌺🌺🌺🌺🌺🌺

Her cümlenin sonu nokta ile biterdi ama benim cümlemin sonu hep üç nokta ile bitiyordu.
Hayatımda daha ne yaşayabilirim derken dahasını yaşıyordum. Mavzerden her şeyi beklerdim ama esinden böyle bir şeyi beklemezdim. İçimdeki ses esini babamın zorladığını düşündürdü ama ona inanmak istemedim.

Gözlerimi açtığımda salonda koltuğa yatmış vaziyette oldum. Doğrulmak istedim ama buna engel olup hemen geri yattım.

Duhan salona geldiğinde hala benim uyuduğumu zannetsin diye nefes alırken bile dikkat çekmemeye çalıştım. Duhan sessizce yanıma geldi. Yüzümü okşamaya başladı. Elleri gözümü ve kirpiklerimi koşarken benim uyanık olduğumdan bihader içinden geçen her şeyi fısıldadı.

“Gözünden akan her damlaya sebeb olan herkesinin canını bende yaksam senin bu gözyaşların kafi olmaz eliz erber.” dedi lakin der demez çalan telefon sesi ile yanımdan uzaklaştı. Arayan kişi büyük ihtimalle abimdi.

Telefonu açan duhan abimle konuşmaya başladı telefonun hoparlörü açık değildi ama ben herşeyi net duyuyordum çünkü etrafımız çok sessizdi.

“Eliz nasıl Duhan?” Dedi abim.

Derin bir nefes alan duhanın ne cevap vereceğini tahmin etmem pek de zor olmadı.

“Kötü. Şuan koltukta yatıyor. Haberi görünce bayıldı” dedi Duhan sakin bir sesle.

“Duhan sakın elize haberin gerçek olduğu söyleme. Eğer eliz duyarsa mahvolur.” dedi abim.

Duhan bir kaç adım attı ve konuşmaya devam etti.

“Ben elize yalan söyleyemem.” Dedi Duhan net sesle.

“Saçmalamayı kes duhan. Bir hafta sonra ayrılacağın biri için bu kadar dürüst olma.”

“ Sen ne biçim abisin lan? İnsan kardeşine göz göre yalan söyler mi?”

“Benim nelerle uğraştığımı bilmiyorsun lan sen. Eğer sen elize haberin yalan olduğunu söylemezsen herşeyi öğrenecek.” Dedi keskin bir sesle.

“Herşey dediğin ne lan sesin?” Dedi Duhan merakla.

“Esini evlenmesi için babam getirdi. Mavzer kapımıza gelip annemle tehdit etti piç kurusu. Babamda esini mavzerle evlenmesi için yanımıza getirtti.”dedi abim tek nefeste.

Canım yanmaktan öte daha değişik hallere girdi. Sanki bu olanlar benimle ilgili değilmiş gibi hissettim bir an için ama hissettiklerim bana mavzerin ne kadar adi ve pislik olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Babam her zamanki benim canımı yakmayı seçmişti. Bana bir kez babalığını göstermeyen adam bu sefer insanlığını dahi göstermemişti. Erber ailesi için feda edilen kişi hep ben olacaktım. O ailede benim bir yerim yoktu ve hiç olmayacaktı.

Duhan sinirle abime bir kaç küfür savurdu.

“Sen ne yaptın o sırada lan. O şerefsizin isteklerini kağıdamı geçirdin?”

“Duhan zaten kara bulutlar üzerimde birde üzerime sen gelme.”

O an abime sarılmak istedim ama mesafeler engel oldu.

“Onur benim asabımı bozma. Üzerindeki kara bulutları birbirine çarpıştırıp,elektirik yüklerini sana hediye paketi diye veririm. Sen elize sahip çıkamayacaksan olaya ben el atacağım” dedi Duhan.

Bir an için duhana da sarılmak istedim ama hemencecik vazgeçtim.

Sınırlar.

Kahkaha atan abimin sesi bir an için odaya sevinç getirdi ama çok kısa sürdü.

“Sen olaya elini atarsan mavzer o elini g!tüne sokar.”

“Hadi lan ordan. Mavzer iti bana yada elize hiçbir şey yapamaz.”

“Daha önce elize zarar verdi ama Duhan Naba” dedi abim alaylı bir sesle.

“O zaman ben yoktum Onur Erber. Şimdi ben varım.” dedi duhan.

İşte o sırada kalbimde olan çarpıntı beni çok gerdi. Midemdeki kelebekler simsiyahtı ama hala yaşıyorlardı. Duhan’ın dediği her kelime bana umudu hatırlatıyordu.

Duhan Naba benim için umuttu,umudun her harfi her hecesiydi.

Abim ile Duhan biraz daha konuştuktan sonra Duhan yukarı kata çıkmak için merdivenlere doğru gitti. O üst kata çıkınca direkt mutfağa gidip su içmek istedim. Çünkü içime ferahlatan tek şey bir bardak su idi.

Su bardağını yıkarken abimin konuşmaları aklıma gelince gözlerimin dolmasına engel olamadım. Abim bile bana yalan söylüyordu yada onu yalan söylemeye maruz bırakıyorlardı ama abim babam gibi istemediği bir şey yapmazdı. Babasının oğluydu.

Akan musluğun başında ağlarken duhanın mutfağa girmesiyle arkamı hafifçe dönüp gözyaşlarımı sildim ve musluğu kapatıp duhana döndüm.Duhan ise mutfaktaki masanın sandalyesini çekip oturabilmem için izin verdi.

Oturduğumda ikimizden de ses çıkmadı. Duhan haberden dolayı ağladığımı düşünsede babam ve mavzer bana yeterince sebeb veriyordu. Duhan bana bakarken elini kaldırıp gözyaşımdan dolayı ıslanan yanağını hafifçe sildi.

“Eliz sen her ağladığında her bir çiçek soluyor. Kendine de çiçeklerine de bunu yapma. Haber yalan değil ama mavzer senin için bir hiçten,boşluktan ibaret” dedi sakince.

Onun dediklerine karşın sadece gülümsemekle yetindim çünkü duhan benimle ilgili her şeyi biliyordu.

Çiçekleri sevdiğimi bile biliyordu.

Sandalyeden kalkacağım sırada Duhan bileğimi tutup tekrardan oturmamı sağladı. Oturunca gözlerinin derinine bakmaya başladım.

Sandalyeden kalkmayıp onunla saatlerce konuşmak istedim ama bana yalan söyleyeceğinden korktum.

Yüzüne bakıp onu dinlediğimi söylemek istedim ama bana öfkeli gözlerle bakacağından korktum. Aklıma gelen düşünceleri kovarak tekrardan duhana odaklandım

“Ben kahvaltı hazırlamaya başlayayım.” Dedim ve tekrardan sandalyeden kalktım.

Duhan hala mutfaktayken kapı çaldı. Ben bakmak için gideceğim sırada Duhan mutfaktan çıkıp gitti. Bende o sırada çay suyunu koydum,kahvaltıları çıkardım ve salatalık ve domatesleri doğramaya başladım. Duhan elinde bir koli yumurta ve pekmez bidonu ile girince çok şaşırdım.

Poşetleri masaya bıraktığında sandalyeye tekrardan oturdu.

Şaşkınca ona bakarken sadece aklımdan tek durum geçti.

Duhan pekmezli yumurta sevdiğimi biliyordu.

“Duhan sen nerden buldun bunları?” Derken bile gülümsüyordum.

“Korumalara söyledim onlar getirdiler.”

“Abim mi söyledi pekmezli yumurta sevdiğimi?”

“Evet. Çok sevdiğini söyledi bende hemen hallettim.” Dedi mutlu bir sesle

“Teşekkür ederim” dedim

“Rica ederim” dedi.

Ardından mutfaktan çıkıp gitti. Ben ise gülümseyerek bakakaldım ardından. Bir tavaya yağ ve pekmezi koyup biraz kavurdum ardından yumurtayı ekleyip karıştırdım. Kahvaltı tamamen hazır olduğunda duhanı çağırmak için odasına doğru adım atmaya başladım. Kapısını bir defa çaldım ses gelmeyince bir kez daha çaldım yine ses gelmeyince seslenmeyi tercih ettim.

Duhandan yine ses gelmeyince odaya girmek gibi bir hadsizlik yapmak yerine mutfağa gitmek için yürüyeceğim sırada kapı açıldı ve Duhan kolumdan tutup beni odasına doğru çekti. Kapı ve onun arasında kaldığımda neden böyle bir şey yaptığını düşünmek için harcamak yerine bakışlarımı duhana çevirdim.

Derin nefes alırken göğsüm inip kalkıyordu bunu fark eden Duhan ömrüme bile mani olacak bir gülümseme sundu bana.

“Seslendiğini duydum ama gelemedim müsait değildim.”

“Müsait değildin.” Dedim şüpheyle
O da bana şüpheyle karışık bir gülümsemeyle bakmaya başladı.

“Evet, müsait olsaydım sana kapımı açardım.”

“Ben müsait olduğum için seni kahvaltıya çağırmaya gelmiştim ama müsait değilmişsin.”Dedim açıklama gayretine girerken.

“Bense şimdi müsait olduğum için kahvaltı yapmaya gideceğim.”

Daha fazla bu saçma konuşmaya devam etmek istemediğim için hareketlendim ama Duhan izin vermedi,onun yerine mavzer ve Esin hakkında konuşmaya başlamıştık.

“Canının sıkkın olduğunu biliyorum eliz. Bunun olmaması için herşeyi yapar,yakardım ama şartlar buna el vermiyor.” Dedi.

Sadece suskun bir şekilde onu dinlerken o ikisi hakkında konuşmak beni germeye ve sinirlendirmeye yetmişti.

Olayı alaya alarak cevap vermeye çalıştım.

“Sende yakmaya,yıkmaya çok meyillisin Duhan Naba. Yaktığın kişilere değiyormu bari?” dedim.

Aramızdaki mesafe iyice azaldığı sırada ölecek kıvama gelmiştim,bakışlarındaki derinlik beni boğmak yerine can veriyordu. Gözlerindeki memnuniyet duygusunu ilk defa kalbimde hissediyordum.

“Yaktığım kişiye değiyor eliz erber. Yaktığım kişi beni ve bütün şehri de yakıyor. Cehennem ondan etkilenerek alevleniyor.” Dedi gözlerimin daha derinine bakarken. Ardından söylediği lafların ağırlığında ezilirken aramızda ki mesafeyi açtı ve odadan çıkmama izin verdi bende koşa koşa odadan çıkmaya başladım.

Hızlıca mutfağa indim çayları bardağa doldurduğumda duhanda mutfağa gelip sandalyesine oturdu. Çay bardağını önüne bıraktığımda “Afiyet olsun.” dedim.

Duhan ise sadece gülümsemekle yetinmişti. Masadan kalkıp pekmezli yumurtayı aldım ve tabaklarımıza koydum ve kahvaltımızı etmeye başladık.

Ben yumurtamı yerken Duhan diğer kahvaltılardan yiyordu bunu hemen fark etmiştim. Sandalyemde ona doğru döndüm.

“Pekmezli yumurta niye yemiyorsun duhan?”

“Canım istemedi de o yüzden.” Dedi açıklama yaparak.

Gözlerimi kısıp, bakışlarımı yüzünde gezdirdim.

“Bence tadına bakmalısın çok lezzetli olmuş.”

“Lezzetli olduğuna eminim ama yiyemem”

“Bir çatal al bence yoksa bu lezzeti kaçıracaksın.”

Cevap vermeden tabağından bir çatal alıp yemeye başladı. Yedikten sonra bir yudum çay içti. Bende kahvaltımı yapmaya devam ettim.

Kahvaltı biter bitmez sofrayı topladım ama ben toplarken duhan hızlıca mutfaktan çıktı. Arkasında bakakaldığımda bende peşinden gitme kararı aldım. Duhan koşarak lavaboya gittiğinde bende hızlıca mutfağa geri döndüm.

Aklıma gelen ihtimalin olmaması için dualar ederken içimdeki ses tam olarak ondan bahsediyordu.

Mutfaktan çıkıp salona gittiğimde duhanda merdivenlerden yavaş yavaş gelip karşımdaki koltuğa oturdu.

Şakağından akan terler,alnına yapışan saçları herşeyi açıklıyordu zaten. Şaşkınca ona bakarken koltuğa uzandı ve gözlerini kapattı. Ben ise sadece ona bakakaldım.

Gözlerini açan duhan bana bakarken buruk bir tebessüm geldi dudaklarının arasına. Ardından yattığı koltuktan hafifçe doğruldu.

“Sakın kendini suçlama,senin hiçbiir suçun yok. Ben istedğim için yedim yumurtayı”

“Yemen için seni ben zorladım duhan eğer yumurtaya alerjin olduğunu bilseydim seni zorlamazdım” duhan bana bakarken zorla olsada konuşmaya devam etti.

“Yumurtaya değil üzüme alerjim var.” Dedi. Şaşkınca ona bakarken aklıma pekmez yediği gelince gözlerimi ondan çekip yere sabitledim.

“Eliz ben kendi isteğimle yedim o yumurtayı. Seninle ilgli bir sorun yok. Kendini suçlama lütfen.” Derken bile çok kibardı.

Bakışlarımı tekradan ona çevirdiğimde gözlerinin içinin parladığını gördüm. Ateşi olmasına rağmen,canının yanmasına rağmen bana tevazu gösteriyordu.

Salondan çıkıp mutfağa gittim ve duhana sirkeli su yapmaya karar verdim. Suyun içine sirke kattıktan sonra bir bez alıp tekrardan yanına gittim. Ben gittiğimde yine koltuğa uzanmış derin nefesler alıp veriyordu.
Bezi suyun içine batırıp çıkardıktan sonra duhanın anlına bıraktım. Duhan hiçbir tepki vermeden yatmaya devam ettiğinde kendimi suçlamadan duramadım.

Birkaç defa aynı şeyi yaptığımda artık bezi çekktim ve elimi alnına yasladım, ateşi hala çok yüksekti. Hemen suyu ve bezi mutfağa bıraktım ve dış kapıya doğru gittim. Kapıyı açtığımda korumalar bana doğru döndüler.

“Duhan hiç iyi değil. Hemen doktor bulursanız çok iyi olur..” Diyerek kapıyı kapattım ve tekrardan mutfağa gittim.
Mutfağı topladığım ağrı kesici hap ve suyu alıp duhanın yanına gittim.

Duhanı kaldırıp hapı dudaklarının arasına bıraktım ardından duhan elimden su bardağını alıp tek dikişte suyu içti.

Aramızdaki sessizliği çalan telefon bozunca duhanın yanından kalkıp telefonu açmak için gideceğim sırada duhan bileğimden tutup buna engel oldu.

“Açmanı gerektirecek biri değil.” Dedi. Ben ise sadece başımı sallamakla yetindim.

Kapının çalınması ile duhana bakıp bileğimi işaret edip bileğimi ondan çektim ve kapıya doğru ilerledim. Kapıyı açtığımda gördüğüm doktoru direkt içeri davet ettim ve salona geçmesi için yolu gösterdim.

Doktor duhanı kontrol edeceği sırada salondan çıkmak için adımlayacağım sırada duhan doktoru umursamadan kalmam için bana seslendi. Bende tekli koltukların birine oturdum.

Gözlerim cama doğru kaydığında bu halimle bile ne kadar mutlu olduğumu düşündüm. Abim ve annem yoktu,onları özlüyordum ama geçirdiğim zamanları hiçbirşeye değişmezdim.Abimi çok özlemiştim hastaneyide ama yaşadığım süregelen hayat burda daha değişikti.

Duhan’ın yanına kendimi güvende ve mutlu hissediyordum.

Duhan’ın yanımda kendimi olduğum gibi hissediyorum.

Onun bu halde olması tamamen benim suçumdu. Bunu düşündükçe keşke o kadar ısrar etmeseydim diyordum.
Doktor işini bitirdiğini boğazını temizleyerek belli ettiinde koltuktan doktorla birlikte kalktım. Elime vediği reçetedeki ilaçları düzenli olarak kullanması gerektiğinden bahsetti. Ben,doktoru onayladığımda dış kapıdan çıkıp giden doktorun ardından öylece bakakaldım. Elimdeki reçeteyi korumlara verdiğimde ilaçları almalrı için ricada bulundum onlardan hemen getirecekleri söylediler.

Salona tekrar döndüğümde duhanın ayakta olduğunu gördüm.

“Duhan neden ayaktasın sen?” Dedim şüpheyle.

“Arayanın kim olduğunu anlamak için kalktım.”

“Senin dinlenmen gerek,doktor eğer dinlenmezsen daha kötü olabileceğinden bahsetti.”

“Siz doktorlar herşeyi çok abartıyorsunuz. Ben kendimi iyi hissediyorum.”

“Az önce ateşin vardı duhan senin. Sen iyi değilsin kendinide benide kandırmayı bırak artık.” Dedim sinirle.

Duhan dudaklarını kıvırdı.

“Sen neden bu kadar gerginsin. Senin bir suçunun olmadığını söyledim.”

“Ben gergin değilim sadece iyi olmanı istiyorum çünkü benim yüzümden yedin.”

“Senin için yemedim benim canım çekti bende bir çatal aldım.”
Belli belirsiz bir kahkaha attım.

“Canın çektiği için yemedin ben seni zorladığım için yedin duhan.”

“Benim için sorun yok eliz.”

“Benim için sorun hala ortadan kalkmadı. Keşke ben ısrar ettiğimde yemeseydin duhan.”

“Eğer yemeseydim benim içinde sorun ortadan kalkmayacaktı.”

“Nasıl yani?” Dedim anlamayarak.

“Benim için sorun seni reddetmekti. Eğer seni reddetip o yumurtayı yemeseydim sen tadının kötü olduğunu veya daha değişik şeyler düşünücektin.” Dedi

O bunları derken sadece gözlerinin içine bakabildim. Sırf beni kırmamak için,üzmemek için alerjisi olduğu halde o yumurtayı yemişti. Beynime yediğim balyoz ile öylece dururken kapı çaldı. Kapıyı açmaya giderken hala anın etkisinde kalmıştım. Duhanın dediği her kelime,her cümle,her harf aklıma kazınmıştı.

Unutmak mümkün değildi.

Kapıyı açıp korumlaradan ilaçları aldığımda teşekkür edip kapıyı geri kapattım. Üç tane ilacı vardı. Biri yüz kremi,diğeri hap,sonuncusu ise vücut kremiydi. İlaçları
Salona getirirken duhanın yine ayaklanmaması için dualar ettim. Zira onunla yine aynı konumlarda olmak istemezdim.

İlaç poşetini sehpaya bıraktığımda çalan telefonu elime aldım. Arayan kişi tabiki abimdi. Kısaca duhana baktığımda açmak ve açmamak arasında kaldım ve duhan'ın gözünün içine baka baka telefonu kapattım.

“Kim aradı eliz?”dedi.

“Nefesi yorucağın birisi değil.” Dedim gözleri yine gözlerime kilitlendiğinde ilaçları için yanına gidip ona yardımcı olmaya karar verdim. Duhan'ın yanına geldiğimde ilaç poşetindeki ilaçları çıkardım. Duhan ise sadece gözlerimin içine bakıyordu. İlaçlardan biri yüz kremi diğeri vücut kremiydi.

“Duhan kremlerini sen sür ben mutfaktan su getirip geleyim “

“Yüz kremini sen sürsem olur mu? Kendini iyi hissetmiyorum”

“Az önce ben çok iyiyim diyordun,siz doktorlar abartıyorsunuz diyorsun ne oldu da vazgeçtin?”

“Senin gibi bir doktorun abartmayacağını anladım diyelim “ dedi hafifçe gülerken. Kremi poşetten çıkardım ve parmağıma azıcık Krem bıraktım. Duhan'ın yüzüne kremi sürerken kendimi değişik hissettim. Yeni çıkmaya başlamış olan sakalları elime değdikçe kendimi daha da garip hissediyordu. Yüzündeki kırmızı benekler ne kadar kırmızı dursada yüzüne değişik bir hava katmıştı ama o bu haliyle bile yakışıklıydı.

Kremi sürdükten sonra kutusuna koydum ve elimi yıkamak için tuvalete gideceğim sırada Duhan kolumdan tutup bacağına oturmama sebeb oldu.

Kızaran yüzümle ona bakarken ne yapacağımı bilmeden öyle kalakaldım. Duhan bana, ben ona bakarken sadece gülümsemekle yetindi.

“Manolya çiçeğinin hikayesini biliyormusun?” Dedi .
Anın şaşkınlığını üzerimden atamadığım içine cevap vermeden ona bakmaya devam ettim.
Bir elini yanağıma doğru kaldırdı ve yavaş yavaş okşamaya başladı.

“Manolya çiçeği kokusunu kimseye vermez. O kadar özel bir çiçektir ki kokusunu alan kişi bir daha unutmaz,çiçek ise o an hemen solar ama çiçeğin kokusunu bir kez alan çiçeğin solmaması için elinden geleni yapar ama günün sonunda çiçek solar. Manolya çiçeğinin özel olmasının nedenlerinden sadece birkaçı. Sen eliz erber, bana Manolya çiçeği yetiştiren özel bir kişi gibi hissettiriyorsun ve ben bundan hiç rahatsız olmuyorum.” Dedi.

Duhana bakmaya devam ederken atan kalbim ve kızaran yanaklarım beni çok utandırıyordu. Kalbimin üstünde olan ölü topraklar tamamen kalkmıştı ve ben daha yeni hissetmiştim. Duhan benim için özel bir insandı. Hayallerimde hiçbir zaman bir erkek olmamıştı ama olsaydı bu kişi Duhan olurdu.
Duhan'ın bana ettiği cümlelerin ardından bende ona birkaç cümle fısıldadım.

“Abim senin gibi bir arkadaşı olduğu için çok şanslı. Tabii bende şanslıyım senin gibi bir abim olduğu için. Bu güzel cümleleri abimin arkadaşından duymak beni çok memnun etti. Teşekkür ederim. Herşey için. “ Dedim ve hızlıca kalkıp odama doğru gittim.

Merdivenlerden çıkarken duhanı gıcık ettiğim için çok mutluydum çünkü ettiği cümlelerin ardından böyle bir şey beklemediği çok açıktı. Onu bozguna uğratmak bugün içinde en keyifli anlarımdan biri olmuştu.

🌸🌸🌸🌸

Elizin arkasından bakakalan Duhan,Elizin ona abi demesine ne kadar sinirlensede onu mutlu olurken görmek onun bütün sinirini çekip almıştı. Elizin odasına girdiğinden emin olduktan sonra üstündeki tişörtü çıkarıp kremi sürdü. Sürerken ne kadar zorlansada yapacak hiçbir şeyi yoktu. Kremini sürdükten sonra tişörtünü tekrardan giydi ve telefonu alıp onur’u aradı. Telefon ilk çalışta direkt açılmıştı ve Duhan buna çok şaşırmıştı.

“Neden aradın lan sen bizi?” Dedi Duhan .

“Sana da merhaba kardeşim. Keyfin nasıl diyeceğim iyi diyeceğin için sormuyorum. Eliz nasıl?”

“Çok şükür iyi de sen nasılsın diyeceğim iyi diyeceğin için sormuyorum.” Dedi Onur'un söylediklerini tekrarlayan Duhan.

“Ulan Duhan şuan kardeşimin yanında olmasaydın,senin kırmızı pekmezini akıtırdım ama kız kardeşime zarar gelmesini hiç istemem.”

Duhan çok mutluydu bu yüzden telefonda kahkaha atmaktan çekinmedi.

“Kırmızı pekmez akarsa kardeşine değil bana zarar gelecek. Bence sen ben gelene kadar biraz daha yöntem düşün.” Dedi Duhan .

“ Eliz nerde lan?”

“Odasına çıktı pıtırcığım” dedi Duhan keyifle ama telefondan gelen bağırma sesi herşeye engel oldu.
Mutluluğuna bile.

“DUHAN BAK BENİM ASABIMI BOZMA. SEN ELİZE SADECE ELİZ HANIM DİYECEKSİN. DUYDUN MU LAN BENİ?” Dedi Duhan.

Biraz daha kahkaha atan duhan onurun bu hallerine çok şaşırıyordu .

“Sakin ol, sen ne dersen o istersen elizi çağırayım sen biraz konuş. Belki bu siktiğim sinirin geçer ha ne dersin” dedi Duhan alayla.

Onurdan ses gelmeyince Duhan hemen elizin kapısını çaldı içeri girmesini söyleyen elize seslenen Duhan hem Elizin heyecanlanmasına hemde onurun şantellerinin atmasına sebebiyet vermişti.

“ Güzeller güzeli,narin,pıtırcık eliz hanım abiniz olan Onur Erber sizinle görüşmek istiyor.” Dedi ve telefonu eliz uzatıp Elizin yatağına oturdu.

Odaya girdiği anda burnuna dolan frezya çiçeğinin kokusunu hissetmesi onun kokusal bir şölene sebebiyet vermişti. Elizin frezya çiçeği koktuğunu asla anlayamazdı çünkü eliz kendisi gibi derin bir çiçek kokusu seçmişti.

Onur ve Elizin konuşmasını dinlerken gülümsemek yanakları yırtılacaktı ama o çok memnundu.

“Elizin o Duhan itine söyle sana böyle hitap etmesin. Sen rahatsız oluyorsun, ben buna izin vermem.” Dedi Onur.

“Abi ben rahatsız olmuyorum ki. Hem sen bizi boşver sen nasılsın?” Dedi eliz.

“İyiydim ama bu telefon görüşmesinden sonra iyi olmayacağım galiba.”

“Abi biraz abartmıyor musun?”

“Hayır abisinin gülü neden abartayım. Neyse sen nasılsın?”

“İyiyim abi. Annem nasıl?”

“ Bir şekilde iyi olmaya çalışıyoruz işte . Sensiz çok sıkılıyorum Elizim. Seni hemen bu duhanın elinden kurtaracağım.”

“Abi kurtarmanı isteyen kim?”

Duhan elizi izlerken ona hayran olduğunu fark etti. Her şeyiyle,her yaptığı davranışta,her söylediği sözde bile hayrandı ona.

“Eliz sende iyice ona benzemeye başladın. Beni korkutmaya başlıyorsun. Unutmadan söyleyeyim sana çok iyi bir haberim var.”

“Ne var ki?” Dedi eliz heyecanla.

“Ne yok ki.” Dedi Onur .

“Abi söyle artık.”dedi eliz.

“ Çiçek bahçeni ben bir arkadaşımın üstüne aldım. Artık rahat rahat bahçeme bakabilirsin Elizim.”

Eliz duyduklarından dolayı çok mutlu olmuştu. Mavzerin çiçekletine birşey yapma ihtimali artık onu korkutmuyordu.

“ A-Abi çok teşekkür ederim. İyiki benim abimsin. Yanına geldiğimde seni en sevdiğin kebapçıya götüreceğim” dedi eliz ani gelen heyecanla.

“Olur elizim ama benim kapatmam gerek. Şirketteyim daha fazla konuşamam. Kendine dikkat et. Seni çok seviyorum pıtırcığım.”

“Bende seni çok seviyorum abi.” Dedi ve telefonu odasındaki duhana verdi.

Duhan ise kapanan telefonu komidine bıraktı.

“Eliz senin çiçek bahçen mi vardı?” Dedi Duhan .

“Vardı. Hiç kimsenin haberi olmadan almıştım ama mavzer öğrendi ve beni bahçemle tehtid edince abimde böyle bir çözüm buldu. Abime çok şey borçluyum. Benim çiçek bahçemi kurtardı. Benim nefes aldığım yeri bana geri hediye etti. Aslına bakarsak o çiçekler bana huzur veriyordu. O bahçe benim kendim için yaptığım tek şey olabilir. Çiçeklerinin hepsini çok seviyorum. Ne kadar az çiçeğim ols-” Duhan Elizin cümlesini kestiğinde elize bir soru sordu.

“ Bahçende Manolya çiçeği var mı?”dedi Duhan Naba.

“Yok ama olmasını çok isterdim.” dedi Eliz Erber.

“Bahçene Manolya çiçeğini birlikte ekeceğiz eliz. Bu da benim sana sözüm olsun” dedi Duhan Naba ve odadan çıkıp gitti.

Ardında kalan eliz Erber ise sadece gülümsemekle yetinmişti.

Duhan Naba ona çok iyi geliyordu.