4. bölüm / 24
DALYA~4. BÖLÜM~
Bölümler 24Şu an: ~4. BÖLÜM~
- 1 ~1. BÖLÜM~ (DÜZENLENDİ)2.333 kelime
- 2 ~2. BÖLÜM~(DÜZENLENDİ)1.843 kelime
- 3 ~3.BÖLÜM~(DÜZENLENDİ)2.384 kelime
- 4 ~4. BÖLÜM~2.730 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 ~5. BÖLÜM~2.574 kelime
- 6 ~6. BÖLÜM~5.019 kelime
- 7 ~ 7. BÖLÜM~2.703 kelime
- 8 ~8 BÖLÜM~3.364 kelime
- 9 ~9. BÖLÜM~3.761 kelime
- 10 ~10. BÖLÜM~2.996 kelime
- 11 ~11.BÖLÜM~3.973 kelime
- 12 ~12. BÖLÜM~3.611 kelime
- 13 ~13.BÖLÜM~2.582 kelime
- 14 ~14. BÖLÜM~2.471 kelime
- 15 ~15. BÖLÜM~2.422 kelime
- 16 ~16. BÖLÜM~3.157 kelime
- 17 ~17. BÖLÜM~3.765 kelime
- 18 ~18. BÖLÜM~4.319 kelime
- 19 ~19. BÖLÜM~4.855 kelime
- 20 ~20. BÖLÜM~4.650 kelime
- 21 ~21. BÖLÜM~5.198 kelime
- 22 ~22. BÖLÜM~5.530 kelime
- 23 ~23. BÖLÜM~4.584 kelime
- 24 ~24.BÖLÜM~7.044 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hepinize merhabalar
Hepinize iyi okumalar. Medyadaki yüzük mavzerin elize aldığı yüzüktür.
OY VERMEYİ VE OY ATMAYI UNUTMAYIN 🍂
"Karar verme sırası artık sende"
Sakince durdum,hareket etmedim. Sadece gülümsedim sebebi ise çaktırmamak içindi.
Çiçeği annemden alıp direkt odama adımladım.
Odama geldiğimde çalışma masamdaki kilitli çekmeceye notu ve çiçeği koyup kilitledim ve anahtarıda sakladım.
Yüzüme sahte gülümseme yerleştirdim ve aşağı hızlıca indim. Aşağı indiğimde herkes dikkatlice beni süzdü ama umrumda değildi.
"Çiçek kimden gelmiş eliz?”
"İlgilendiğim bir hastam göndermiş baba,sıkıntı yok.”
"Tamam”
Yalan söylemiştim,eğer yalan söylemeseydim babam bu konuyu en ince detayına kadar sorgulayacak yine herşeyin kontrolü altında olmasını isteyecekti. Ve beni günün sonunda o odaya tekrardan hapis edecekti.
Herzaman ki gibi
Ardından babam mavzer ile konuşmaya başladı. Kararının onayladığım için memnun ve mutluydu. Yüzündeki gülümsemeden,mimiklerinden herşey açıkça anlaşılıyordu zaten.
"Mavzer oğlum eğer sizin için sorun olmazsa iki gün sonra gelin isteyin"
Pazardan domates satıyordu sanki. Sizin için sorun olmazsa diyordu bana sormuyordu bile.
Mavzer göz ucuyla bana baktı. Tepkimi ölçmek ister gibi baktı.
"Bizim için sorun olmaz ama eşim ne derse onu yapmayı tercih ederim bürkan baba”
Başımı mavzere çevirdim ama o zaten bana bakıyormuş. Hiçbir tepki vermeden öylece baktım ona, o da bana baktı ama gözlerinde bir ışık vardı bu ışık beni aydınlatmaya yetti.
Babam isteksizce bana döndü.
"Ne dersin eliz,iki gün sonra senin için uygun mu?”
Düşünmeden cevap verdim. Çünkü düşünme şansımı başka bir sefere bıraktım ve yine herşeyin babamın istediği gibi olmasına izin verdim.
"Benim için sorun olmaz baba.”
Babam bana bakıp gülümsedi ardından mavzere döndü.
"Elizi duydun, bekleriz iki gün sonra.”
"Merak etme bürkan baba geliriz”
Babam şah bir kahkaha attı. Keyfi o kadar yerindeydi mutluluğunu hiç kimse,hiç bir olay bozamazdı.
Mavzer bana baktı ve kafasını hafifçe sola eğdi,gidecekti ve onunla kapıya kadar gelmemi istediğini o kafa hareketi ile anlamıştım. Ama gitmeyecektim. Ayağa kalktı kapıya doğru yavaşça adımladı.
Annem bana dönüp git kapıdan geçir çocuğu dedi bende onu kırmamak için kapıya kadar eşlik ettim. Kapıdan çıkmadan önce bana döndü.
"Çiçeği sana hastanın göndermediğini biliyorum eliz,herkesi kandırabilirsin ama beni kandıramazsın”
"Kendi kendini kandırma mavzer zaten amacım seni kandırmak değildi, ayrıca ister kan ister kanma sana kalmış.”
"Notta ne yazıyordu?”
Hafifçe bir kahkaha attım ama çok kısık ve hafifti. Sadece onun farkedebileceği şekilde güldüm.
"Neden soruyorsun mavzer? Öğrenip bana yeni oyunlar mı oynayacaksın?”
Cümlemi sonlandırdığımda bana baktı benim gibi kahkaha attı ama hafif değildi. Elini koluma attı ve beni kendine doğru çekti.
"Karıma oyun oynayacak değilim.”
Dedi ve kolumu bırakıp arabasına binip gitti ben ise arkasından bakakaldım.
Annem eliz diye seslenince kendime geldim ve kapıyı kapatıp salona geldim.
Salonda babam annem vardı büyük ihtimalle abim odasına gitmişti. Koltuğa oturdum ve bardakları topladım,mutfağa bıraktım ama mutfaktan çıkacağım sırada annem beni tuttu.
"Ne konuştunuz kapıda eliz?”
"Birşey konuşmadık anne, havadan sudan işte.”
"Havadan sudan konuştuğunuz için mi mavzer sana karıma oyun oynayacak değilim dedi?”
Hayretle annem baktım, bizi resmen dinlemişti.
" Anne sen neden bizi dinledin?”
"Dinlemedim kulak misafiri oldum sadece. Bak mavzerin değerini bil o seni babandan korur. Sen baygınken baban izin vermedi evden çıkmana ama mavzer ona bir çift laf söyledide baban kaldı öylece.”
"Mavzer babama ne dedi anne?”
"Eşim ile hastaneye gideceğiz zira daha evlenmeden ölmesini istemem dedi.”
Derin nefes aldım, ne oluyorsa artık benim canımı sıkmaya başlamıştı. Ne hakla böyle imalı cümleler kurabilirdi. Daha ben evlenmeyi istemeden ve daha baygınken bana eşim diye nasıl hitap edebilirdi.
”Boşver anne onu,o benim hiçbir şeyim değil.”
"İki gün sonra nişanlın olacak. O zaman böylede de ben seni göreyim eliz.”
Hiçbir şey demeden mutfaktan çıktım ve kendi odama doğru gittim. Odama geldiğimde sandalyemi çekip oturdum ve Kırmızı Krizantemin anlamına baktım ama anlamı sessiz istek demekti. Burukluk ise Mor Krizantemdi.
" Karar verme sırası artık sende.”
Benimle birisi oyun oynuyordu kırmızı Krizantemin anlamı sessiz istekti. Benden sessizce birşey istiyordu. Sakladığım anahtarı bulup kilitli çekmeceyi açtım ve notu tekradan okudum.
"Zaman su gibi aktığında anlıyorsun zaman ile gözyaşlarının akıp gittiğini. Kavrayamıyorsun bazı şeyleri, alışamıyorsun. Zaman geldi yıldız çiçeği, karar verme sırası artık sende. Kırmızı Krizantem burukluğu temsil eder ve sana buruklukda hiç yakışmıyor.”
Notu tekrar okudum anladığım tek şey ise bu notları ve çiçekleri gönderen kişi benim yanımdaydı hemde çok. Aklım karışmıştı bu notta benden birşey istediği çok açıktı bana bu yüzden Kırmızı Krizantem göndermişti ama anlamına burukluk demişti. Anlamı burukluk olan çiçek Mor Krizantemdi benim kafamı karıştırmak için yapmıştı ve başarılı olmuştu kafam çok karışmıştı.
Takıldığım başka şey ise şu zamana kadar gönderdiği bütün notlarda bana yıldız çiçeği demişti. Yıldız çiçeğinin anlamı ise sevgi, şefkat ve sadakatmiş
Aynı zamanda, yıldız çiçeği, güçlü karaktere ve dayanıklılığa da işaret eden bir çiçekmiş.
Acaba bana bu çiçek ve notları gönderen kişi ne zaman bu çiçeği gönderecekti?
Daha fazla düşünmek istemedim ve masanın üzerini toplayıp yatağıma geçip yattım.
~`•~`•~`•~`•~`•~`•~`•~`•~`•~`•~`•~`•~`•~`•
MAVZERDEN
Eve geldim ve direkt annem ile babamla konuştum. Ortada saklanacak birşey yoktu zaten.
Annem ve babam karşımda otururken başladım konuşmaya.
"Eliz gayet iyi merak etmeyin. Evlenmeyi kabul etti iki gün sonra isteme var. Haberiniz olsun."
"Oğlum yüzükleri ilk başta halledelim olur mu?”
"Olur anne. Yarın ben yüzükleri almaya giderim.”
"Tamam oğlum."
Odama çıktım ve duşa girdim. Duştan çıktığımda telefonumu elime aldım ve aile kuyumcumuzu aradım.
"İyi akşamlar Tahsin amca nasılsın?”
"İyiym oğlum sen nasılsın? Hayırdır sen beni aramazdın bir sorun mu var?”
" Bir sorun yok Tahsin amca sana bir yüzük atacağım bana iki güne yaparmısın?”
"Tabii yaparım sen at bana”
” Teşekkür ederim Tahsin amca”
"Ne demek oğlum”
Dedi ve kapattı bende yüzüğü attım. Ardından mesaj geldi.
"Yüzüğün yapımı biraz zamanımı alır ama senin için yaparım evlat. Kimin için bu yüzük?”
"Karım için Tahsin amca”
“Hayırlı olsun mavzer”
"Sağol Tahsin amca”
Dedim ve mesajdan çıktım. Ardından elizin numarasını karım diye kaydettikten sonra yatmak için yatağıma geçtim.
~`•~`•~`•~`•~`•~`•~`•~`•~`•~`•~`•~`•~`•~•`
Sabah annem beni zorla uyandırıp alışverişe götürmüştü. İsteme için elbise bakacaktık ama benim keyfim yok denecek kadar azdı. Bugün perşembeydi ve benim tek boş günüm bu gündü ve bu günde alışveriş gibi saçma şeylere gitmişti.
Annemle bir mağazaya girdiğimizde birşeyler baktım amacım burdan elbise alıp başka yere uğramamaktı. Çünkü evde çalışmam gerekiyordu.
Bir elbise bulmuştum. Siyah yırtmaçlı ama tek omuz şık bir elbiseydi direkt kendi bedenimi buldum ve aldım. Ayakkabı ve takıları evden hallederdim. Annemde beğendiği elbiseyi aldı ve eve gittik.
Eve geldiğimizde ben odama annemde yemek hazırlamak için mutfağa gitti ben aldığım elbiseyi üzerime giydiğimde çok beğenmiştim biraz açıktı ama zaten evde olacağımız için sıkıntı etmedim. Üstümden çıkardım ve kirli sepetine attım. Ardından kendi eşofman takımımı giydim ve çalışma masama geçtim çalışmaya başladım.
Gelecek haftaki randevularıma baktım ve şunu farkettim çok fazlaydı. Uzun olacak şekilde ofladım. Mesleğimi çok seviyordum ama kendi dertlerimle katlanılmaz oluyordu.
2 saat daha çalıştıktan sonra aşağı indim ve annemin masayı kurmasında yardım ettim. Yemeğe oturduğumuzda ne abim ne de babam vardı. Anneme sorduğumda işleri olduğu için gelmediklerini söyledi. Bende fırsatı değerlendirmek için biraz yemek yedikten sonra odama çıktım,üzerimi değiştirdim arabamın anahtarını aldım ve evden çıktım.
Arabama binip gaza bastım. Yolda ilerledikçe kendimi özgür hissettim sebebini bende bilemedim ama evden uzaklaştıkça,babamdan,yaşanılan olaylardan uzaklaşınca kendimi rahat ve özgür hissettim.
Arabamı park ettim ve indim. Geldiğim yer herkesten gizlediğim, daha kendime daha alıştıramadığım,küçük ama benim için yeri büyük olan bir çiçek bahçesiydi. Küçüktü ama benim varlığımdı burası. Burayı aldığım ilk maaşımla yapmıştım. Hiç kimseye söylememiştim aslında buna cesaret edememiştim.
İlerledim bahçenin kapısının kilidini açtım ve az olan çiçeklerin yanına gittim kokladım ve gülümsedim burada mutluydum,burada sadece ben ve çiçeklerim vardı . Hepsini suladım ardından topraklarını havalandırdım. Son gelen Kırmızı Krizantemide buraya ekip suladım ve kilitleyip çıktım.
Arabaya bindiğimde saate baktım ve içimden küfür mırıldandım nedeni ise saat sekiz olmuştu. Bu saate kadar babam çoktan eve gelmişti bile. Umursamadım arabayı sürmeye başladım.
Eve geldiğimde arabayı park ettim zili çaldım ve annem kapıyı açtı,sorduğum tek soru "Babam geldi mi?” oldu. Annem ise bana babam ile abimin gelmediğini ama mavzerlerin geldiğini söyledi. Şaşırdım çünkü bu saat olmuş ne işleri vardı bizim evde. Hemen içeri girdim ve herkese selam verdim ardından hemen odama gittim. Normal bir takım çıkardım, üstümdeki kazağı çıkaracağım sırada kapı açıldı.
Çat kapı giren ise mavzerden başkası değildi.
Kapıyı kilitledi ve bana döndü ama döndüğü gibi eli ile yüzünü kapattı.
" Eliz sende üstünü değiştirecek bu vakti mi buldun?
" Sen arkanı dön ben üstümü değiştirip sana cevabını vereceğim.”
Hemen üzerimi değiştirdim ve mavzere seslendim.
"Tamam dönebilirsin.”
Bana döndüğünde üstümdeki takımı ve beni inceledi bu sefer gözlerindeki duyguları çözemedim ama çözmeyide istemedim.
" Mavzer kapıyı çalmadan niye giriyorsun?”
"Direkt üstünü değiştirirsin diye düşünmedim ayrıca sen nerden geliyorsun bu saatte?”
"Seni ilgilendirmeyen bir yerden geliyorum mavzer asıl sizin burda ne işiniz var?”
" Bizim evlenmeden önce çözmemiz gereken bir sorun var”
" Ne sorunu?”
"Soru sorulduğunda cevap verilir,ama sen tekrardan soru soruyorsun eliz. Sen bu saatte nereden geliyorsun?”
Eğer ona gerçeği söyleseydim kesinlikle birşeyler çevirirdi bende yine yalan söyledim.
" Dışarıdaydım.”
Yine sesli sayılacak bir kahkaha attı.
"Dışarıda olduğunu bende biliyorum eliz. Tam olarak neredeydin onu soruyorum.”
"Gezmeye çıktım”
" Eliz sen düzgün cevap verirmisin yoksa ben kendi yöntemlerimle mi öğreneyim?”
"Mavzer gezmeye çıktım, dalmışım saate de bakm-”
Cümlemi tamamlama izin vermeden sol bileğimi tutup beni kendisine çekti. Nefes seslerimiz gayet açık şekilde duyuluyordu. Ben onun nefes sesini bile duyuyordum.
" Bu saatte nereden geliyorsun eliz”
"Cevap verdim y- ”
Yine cümlemi bitirmeme izin vermedi beni duvar ile kendi arasında kapattı. İki elini bir sağıma ve bir soluma koydu. Bir kapandaymış gibi hissettim o anda.
"Söylememeye kararlısın bakıyorum eliz,sen bilirsin benim için sorun yok,seninle birlikte kalırım bu odada”
" Sen beni duymuyor musun mavzer. Arkadaşlarımla dışarıdaydık.”
Dedim ve sonunda kollarını indirdi ve yatağıma oturdum mavzer ise karşıma sandalye çekip oturdu.
"Bileğin nasıl?”
"Bileğim iyi ama senin bu sorguların hiç iyi bir şey değil mavzer”
"Sorgulama yapmam senin canını sıkıyorsa yapacak birşey yok hanımefendi”
"Yapacak çok şey var beyefendi mesela odamdan çıkıp gitmek gibi”
Derin bir nefes aldı,bana baktı. Sanki içinde bir dert varmışcasına gözlerimin derinliklerine baktı. Ciddileşmiş bir şekilde yüzüme bakarken bir kez daha anladım mavzer derin bir kuyuydu ve ben o kuyuya çoktan hapis olmuştum
”Eliz seninle önemli bir konu konuşmam lazım, ama lütfen bölmeden dinle”
"Tamam”
"Sana gelen o e- maili hatırlıyor musun?”
"Hatırlıyorum ne oldu ki?”
"O e-mailde ne vardı bilmiyorum ama ne varsa acilen onu yok etmen lazım çünkü baban sana e-mail gönderildiğini anlamış. Sakın bürkan babaya birşey çaktırma."
"Sen bana e-mail geldiğini nereden biliyorsun mavzer ve siz yine ne çeviriyorsunuz?”
"Birşey çevirmiyoruz dediğimi yap ve daha fazla sorgulama.”
"Neden sorgulamamam gerekiyor mavzer,seni dinleyeceğimi zannediyorsan yanılıyorsun. Seninle benim bir bağımız yok.”
”İki gün sonra nişanlanacak olan bir kadına göre fazla cesur konuşuyorsun eliz.”
Cevap vermedim, sadece sustum artık konuşmak dahi istemiyordum.Sürekli bir olay olmasından ve bu olaylara dahil olmaktan yorulmuştum. Sadece normal bir hayat yaşamak istiyordum ama hiçbir şey el vermiyordu. Dahası ise yaşanılan olaylar sürekli benim etrafımda oluyordu ve benim en son haberim oluyordu. Bu çelişkiden bıkmıştım ve artık dayanamıyordum.
Mavzer ayağa kalktı ve kapıya doğru adımladı ama kapıyı açmadan önce arkası bana dönükken şunları söyledi.
"Kafanın karışıklığını çözmek için karışıklığın sebebini bulman lazım,yoksa bilinmezliğin içinde kaybolursun ve seni kimse bulamaz”
Dedi ve sakince çıkıp gitti. Ben ise kafamı yastığa gömüp kısık sesli çığlık attım. Bu adam benim yanıma gelince sürekli afilli cümleler kuruyordu ama hepsi birbirinden mantıklıydı.
Kendimi daha çok sıkmamak için yatağımda düşünerek uyumaya çalıştım.
Sabah erken kalktığımda üstümü değiştirip,gündelik işlerimi yaptım. Ardından evden çıktım. Tek başıma yavaş ve sessizce yürümeye başladım. Telefonumu elime alıp en yakın arkadaşım olan özümü aradım.
Özümle üniversiteden beri arkadaştık ama mezun olunca ikimizde başka yerlere dağılmıştık.
İlk çalışımda açılmayan telefon ikinci çalışta açıldı.
"Buyrun eliz hanım aradığınız kişi benim.”
Sessizce bir kahkaha attım.
"Özüm hala aynısın,hiç değişmemişsin sanki.”
"Yok be kızım ne değişmesi benim özüm aynı”
”Espiri yapabildiğine göre hiç değişmemişsin özüm.”
"Sen neler yaptın? İşlerin nasıl?”
"Ben evleniyorum”
"NE SEN NASIL,BİR DAKİKA SAKİN OLMAM LAZIM”
"Bencede sakin ol çünkü kulak zarım yok oldu şuan”
" Bana herşeyi anlatman lazım.”
"Anlatamam çünkü seni düğünüme davet ediyorum, ne zaman olacağı belli değil ama o gün geldiğinde sana herşeyi anlatacağım.”
"Tamam. O günü iple çekiyorum. Benim kapatmam lazım dikkat et kendine.”
"Sende dikkat et öptüm.”
Dedim ve telefonu kapattım. Adımlarım yine sahili bulduğunda kendimi tutamadım sahilde de tur attım. Kumda yürümek benim daha çok hoşuma gidiyordu. Evden çok uzaklaşmamak adına eve yakın olan sahile gelmiştim telefonumdan saate baktığımda geç olduğunu fark ettim ve eve gittim.
Kendi anahtarım ile dış kapıyı açtım, odama gittim ve duşa girdim duştan sonra üzerimi giydim ve eşyalarımı alıp hastaneye doğru gittim.
Giydiğim takım normal ve rahat bir takımdı. Eşofmanla gitmeyi çok isterdim ama öyle bir şansım yoktu. Hastanaye geldiğimde içim açan, ferahlatan odama girdiğimde gülümsedim. Eşyalarımı masaya bıraktım ve masanın üzerinde bulunan hastane telefonundan yeşil çayımı istedim.
Ben çalışmaya başlamışken kapı çalındı ve içeri Zeliha abla girmişti. Yeşil çayımı masaya bıraktı
"Nasılsın eliz?”
"İyi değilim ama kötüde değilim zeliha abla.”
"Sıkma güzel canını kimse için değmez."
"Canımın güzel olduğunu ilk defa sen söyledin abla.”
" Ben gideyim işler bekler."
"Tamam zeliha ablam görüşürüz."
"Görüşürüz." Dedi ve odadan çıkıp gitti. Biraz çalıştıktan sonra kapı çaldı. Girin dediğimde içeri birgün hanım geldi. O geldiği gibi ayağa kalktım.
"Hoşgeldiniz birgün hanım"
"Hoşbuldum doktor hanım"
Masamın karşısındaki tekli koltuklara oturdu. Ve bana baktı.
"Kendi kendime şunu sordum hep, ben neden bu haldeyim ama cevabının bulamadım. Cevabını bulsam kaldırırmıydım bilmiyorum ama cevabı duymak çok isterdim doktor hanım. Geçen hafta kızım aramıştır sizi gelemedim biraz rahatsızdım."
"Geçmiş olsun, evet kızınız aradı birgün hanım. Peki sizin haftamız nasıl geçti?"
"Bu hafta benim için çok düşünceli geçti doktor hanım. Eve gidince hiçbir şey yapamadım konuştuklarımızı düşündüm. Ama düşündüğümden bir sonuç çıkmadı aksine zihnim daha çok karıştı. Bunu bile beceremedim ben."
"Becermişsin,eğer becermeseydin böyle düşünmezdin. Kendine haksızlık etme. İnsanlar hayatta sınava tabii tutulurlar bunun sonucunda ise bazılarımız hayatta kalırız bazılarımız ise bataklığa saplanır. Ama hayat herşeye rağmen devam ediyor birgün hanım."
" Haklısınız doktor hanım. Ama annem aklıma geldikçe kendimi çok kötü hissediyorum. Elimde olmadan sanki suç işlemişim gibi hissettiriyor bana. Zaten annem kimsenin aklından çıkmak istemezdi. Öyle bir kadındı,çok güzel ama hiç evine ve babama sadık kalan biri değildi. Zaten bu yüzden hepimiz başka yerlere savrulduk ve orda yaşamaya çalıştık. Ben ise bir hayatın mahvolduğunu o küçük yaşımda anlamıştım. Sahi doktorum hayat herzaman için devam edermi?"
Yutkunmaya çalıştım,yutkundum ama nasıl cevap vereceğimi bilemedim.
"Hayat devam eder ama ardında birşey bırakmaz sadece izler kalır bizlerde onlarda canımızı yakar sadece."
Bana baktı ardından kafasını salladı sonra gözyaşlarına boğuldu. Sebebi ise evde duygularını bastırdığı içindi. Kendi annesinin yaşattıklarını çocuklarına göstermemek için kendisini ve duygularının bastırmış vaziyetteydi.
"Doktor hanım eğer elimde olsaydı biraz daha sarılmak isterdim anneme ve babama sarılıp kokularını hafızama kazırdım. Onları o kadar çok özlüyorum ki bazen kendi çocuklarımı görünce aklıma kendi çocukluğum geliyor bu yüzden kendi çocuklarımın herşeyine yetişmeye çalışıyorum ama bu beni yormuyor sanki kendi çocukluğuma olan borcumu ödemişim gibi geliyor."
Elindeki peçete ile gözyaşlarını sildi ardından bana cevap vermesi zor olan o soruyu sordu.
"Çocukluğum benim peşimde,biliyorum. Benden intikam almak istiyor ama ben kapana kısılmış gibi kaçıyorum. Sadece annemi ve babamı dülünüyorum. Kendimi bile bazen düşünmeye anlamaya vaktim olmuyor. Ben ne yapacağım hocam?"
Gözlerimin ardı sızladı, bir annenin hala kendi anne ve babasına doymamasının sonuçlarını görmek beni bile sarmıştı onu nasıl sarsmasın ki. Kendimi toparlayıp gülümsedim.
" Biz insanlar bazen çevremizdeki herşeye kafa yorar ama en önemli detayını hep atlarız. Kendimizi. Kendimizi atladığımızda o bilinmezlik çukuru bizi kendine çeker. Bu sebepten dolayı ise bir daha kendimizi düşünmeyi,değer vermeyi bile unuturuz. Bu nedenle senin yapacağın tek şey kendine, zihnine ve fikirlerine zaman ayırmak."
Ayağa kalktı ve benim yanıma geldi.
"Size sarılabilirmiyim doktor hanım"
"Tabi ki."
Bana sımsıkı sarıldı, bende ona sımsıkı sarıldım ardından eşyalarını topladı ve odadan çıktı.
Ben ise derin nefes verip olduğum yere çöktüm. Ardından kapı tekradan açıldı kim girdi diye bakmadım ama gözümün önünde erkek ayakkabıları belirince başımı kaldırdım.
"Niye geldin mavzer?"
"Sana önemli birşey vermek için geldim"
"Ne vereceksin mavzer?"
"Bunu."
Elleri pantolonunun cebine gitti bir yüzük kutusu çıkardı ve kapağını açıp bana yüzüğü gösterdi. Yüzük pembe,üstünde çiçek olan bir yüzüktü. Mükemmel ötesi bir yüzüktü ama mavzer niye yüzüğü vermek için hastanei tercih etmişti?
"Beğendin mi eliz?"
"Çok güzel ama gerek yoktu yüzüğe."
"Eğer gerek olmasaydı almazdım ve sana getirip takmazdım eliz."
Cevap vermedim, mavzer ise yüzük parmağımı alıp yüzüğü taktı. Elime çok yakışmıştı ama daha hiç kimseye söylememiştim bu yüzük ise çok belli ediyordu her şeyi. Daha kendime bile alıştıramamıştım evleneceğimi çevremdekiler nasıl karşılayacakları sorundu benim için.
Yüzüğü taktı ve ardından odadan çıkıp gitti.
Telefonum çalınca açmak için elime aldım ama almaz olaydım. Gizli bir numara arıyordu açmak istemedim ama açmak zorundaydım. Panik ve korkuyla açtım,gelen tek ses ise şu oldu.
"Verilen karar etkileyecek birisini "
"Hergün çekilecek acının zerresi"
"Verdiğin karar yakacak en çok nefreti"
"Nefretin sonucu ise yaratacak kıyameti"
"Güzel yıldız çiçeği"
Bölüm etkileşimi
