9. bölüm · Çilek kokusu

BÖLÜM 9: GERÇEK VE TUTKU

Beritan Naz acar

Holdingin teras katında akşam karanlığı çökerken dışarıdaki serin rüzgar, ikilinin arasındaki yakıcı gerilimi söndürmeye yetmiyordu. Volkan’ın lansman projesi için Aslı’ya destek olma teklifi ve Aslı’nın bunu kabul etmesi, Burak’ın gün boyu bastırmaya çalıştığı o korumacı kıskançlığı dev bir yangına dönüştürmüştü.Burak, Aslı’nın bileğini incitmeden tutarak ama kaçmasına da izin vermeyerek onu terasın kuytu, loş köşesine çekti. Cam kapı arkalarından kapanırken Burak’ın gözlerinde alev alev bir öfke ve zapt edilemeyen bir tutku vardı."Volkan’la çalışmak ne demek Aslı?" dedi Burak, sesi kıskançlıktan boğuklaşarak. "Adama 'arkadaşız' dedikçe sen onun alanına girmeye devam ediyorsun. Bilerek mi yapıyorsun bunu?"Aslı göğsünü dik tuttu, adama meydan okudu. "Saçmalama Burak! Adam bana mesleki bir fırsat sunuyor. Her şeyin altında bir art niyet aramak zorunda mısın? Sen niye her şeyi bir sahiplenme krizine çeviriyorsun?""Çünkü sana nasıl baktığını görüyorum!" diye haykırdı Burak, Aslı’ya doğru bir adım daha atarak. Aralarındaki mesafe tamamen sıfırlandı. "Sana dokunmak için nasıl fırsat kolladığını görüyorum ve çıldırıyorum! Ben seni gözümden sakınırken, senin onunla saatler geçirmene izin mi vereceğimi sanıyorsun?""Senden izin isteyen olmadı Burak Mazharoğlu!" dedi Aslı nefes nefese. "Sen benim sahibim değilsin!""Sahibin değilim ama seninim!" diye haykırdı Burak.Bu cümle terasın sessizliğinde bir bomba gibi patladı. Burak aniden duraksadı. Bütün o kibirli sözler, kıskançlık krizleri bir anda silindi; yerini tamamen çaresiz ve yalın bir aşka bıraktı.Burak ellerini kaldırıp Aslı’nın yanaklarını avuçlarının içine aldı. Parmakları kızın tenini yakarken sesi titredi: "Ben seninim Aslı... Anlamıyor musun? Çıldırıyorum çünkü seni kaybetme düşüncesi bile beni mahvediyor. Kıskanıyorum çünkü Volkan’a baktığın o bir saniyelik şefkat bile benim canımı yakıyor. Ben sana öylesine körkütük aşığım ki, kendimi kontrol edemiyorum."Aslı’nın elindeki dosya kayıp yere düştü. Yanaklarında Burak’ın ellerinin sıcaklığı, gözlerinde ise adamın katıksız dürüstlüğü vardı."Burak..." diye fısıldadı Aslı."Bana bir şey söyle," dedi Burak, yüzünü Aslı’nın yüzüne santimler kalacak kadar yaklaştırarak. Nefesleri birbirine karışıyordu. "Söyle, senin de kalbin benimki gibi çıldırmıyor mu? Gözlerimizin içine bak ve beni sevmediğini söyle...""Söyleyemem..." diye fısıldadı Aslı, gözünden tek bir damla yaş süzülürken. "Söyleyemem çünkü... ben de senden kaçamıyorum artık."Aslı’nın bu teslimiyeti, Burak’ın zihnindeki son kontrol mekanizmasını da patlattı. Burak, Aslı’nın belindeki elini sıkılaştırıp kızı kendine tamamen kenetledi. Diğer eliyle Aslı’nın çenesini narin ama kararlı bir hareketle yukarı kaldırdı."Sana kıskancım dedim..." dedi Burak, sesi tutkudan boğuklaşarak. "...ama en çok da bu anı beklediğim için çıldırıyordum."Burak aralarındaki o son mesafeyi de kapattı ve dudaklarını Aslı’nın dudaklarıyla buluşturdu.İlk dokunuş fırtına öncesi bir durulma gibi yumuşak ama son derece derindi. Burak, aylardır içindeki o bastırılmış arzuyu, kıskançlığı ve aşkı bu öpücüğe sığdırıyor gibiydi. Aslı’nın nefesi kesildi; parmakları refleksle Burak’ın ensesindeki saçlara kavuştu. Yıllardır korumaya çalıştığı o mantık kalesi, Burak’ın dudaklarının sıcaklığında tamamen eriyip gitti.Öpücük saniyeler ilerledikçe derinleşti. Burak, kızın alt dudağını hafifçe sahiplenerek öperken Aslı’nın göğsünden hafif bir iç çekiş koptu. Burak bu sesle birlikte Aslı’yı terasın ahşap duvarına doğru hafifçe yaslayıp öpücüğü daha da tutkulu bir hale getirdi.Ayrıldıklarında ikisi de nefes nefeseydi. Alınları hâlâ birbirine dayalı duruyordu. Burak gözlerini açıp Aslı’nın kızarmış dudaklarına baktı; yüzünde sırılsıklam aşık bir adamın tebessümü vardı."Şimdi..." dedi Burak, Aslı’nın dudağının kenarına son bir yumuşak öpücük daha kondurarak. "...şimdi Volkan değil, bütün dünya gelse seni elimden alamaz."

Terasın loş ışığında, ikisinin de düzensiz nefesleri gecenin serinliğine karışıyordu. Aslı, sırtını dayadığı ahşap duvardan güç almaya çalışırken, Burak’ın eli hâlâ kızın belinde, ayrılmak istemezcesine sıkıca duruyordu.Aslı, Burak’ın göğsüne elini koyup yavaşça geri çekilmeye çalıştı ama Burak kızı bırakmak yerine alnını Aslı’nın alnına daha da bastırdı."Benden hemen kaçmaya çalışma," diye fısıldadı Burak. Sesi hem bir rica kadar yumuşak hem de bir emrediş kadar baskındı. "Bırak birkaç saniye daha gerçeği yaşayalım."Aslı, adamın gözlerindeki o hırçın ama tutkulu pırıltıya baktı. Başını hafifçe iki yana sallayarak gülümsedi. "Burak, aşağıda herkes bizi bekliyor. Volkan, Çağla, annem...""Volkan" adını duyduğu an Burak’ın çenesi hafifçe kasıldı, ama bu kez öfkeyle değil, tamamen sahiplenici bir kararlılıkla Aslı’nın gözlerine kilitlendi. Aslı’nın çenesini hafifçe okşayarak dudaklarına doğru eğildi, küçük ve mühürleyici bir öpücük daha kondurdu."Volkan benim kuzenim," dedi Burak, sesi alçak ama son derece netti. "Onun kırgınlığına da, dostluğuna da saygı duyacağım. Ama artık senin kimin yanında olduğunu bilerek hareket edecek. Yarın ilk iş, Volkan’la lansman projesindeki sınırları konuşacağım."Aslı gözlerini devirdi, parmaklarıyla Burak’ın ceketinin yakasını düzeltti. "Yine başladı bizim kıskanç holding varisi...""Kıskanç değilim," dedi Burak gururla, hafifçe sırıtarak. "Sadece benim olanı başkasının kapsama alanında görmekten hoşlanmıyorum. Buna alışsan iyi edersin 'yenge hanım'.""Bana öyle deme!" dedi Aslı, adamın göğsüne hafifçe vurarak.Burak, Aslı’nın elini havada yakalayıp avucunun içini tutkuyla öptü. "Sen benim sevgilimsin Aslı. Bütün dünya aksini söylese de artık geri dönüş yok."İkisi terasın kapısına doğru yürürken Burak durdu ve Aslı’nın dağılan saçlarını elinin tersiyle nazikçe düzeltti. Kibiriyle bilinen Burak Mazharoğlu, Aslı’nın karşısında adeta pamuk gibi bir adama dönüşmüştü; tabii konu Aslı’nın güvenliği ve yanındaki insanlar olmadığı sürece...Cam kapıyı açıp koridora çıktıklarında, merdivenlerin başında duran Çağla ile göz göze geldiler.Çağla’nın bakışları Aslı’nın kızarmış dudaklarına ve Burak’ın Aslı’nın elini sımsıkı tutan parmaklarına kaydı. Yüzü aniden tek bir kelime bile edemeyecek kadar dehşetle kasıldı.Burak ise Çağla’nın varlığını hiç umursamadan, Aslı’nın elini daha da sıkı kavradı ve Çağla’nın yanından geçerken başını dik tuttu. İstanbul’daki sahte oyun bitmiş, yerini Çağla’nın tüm sabotage planlarına meydan okuyan gerçek bir aşka bırakmıştı.

Çağla’nın dondurucu bakışları iki gencin kenetlenmiş ellerine çakılı kalırken, koridordaki hava bir anda ağırlaştı. Çağla’nın yüzündeki o şaşkınlık ve dehşet, saniyeler içinde yerini yakıcı bir öfkeye bıraktı."Siz..." dedi Çağla, sesi hırs ve nefretle titreyerek. "Siz gerçekten aklınızı yitirmişsiniz. Holdingin ortasında, herkesin gözü önünde..."Burak, Aslı’nın elini tek bir milim bile gevşetmeden adımını Çağla’ya doğru attı. Yüzünde artık saklanacak hiçbir şeyin kalmadığı, ne istediğini son derece iyi bilen bir adamın o sarsılmaz özgüveni vardı."Çağla," dedi Burak, sesi alçak ama koridorda yankılanacak kadar netti. "Gördüğün şey hiçbir şeyin saklanmadığı tek andı. Artık ortada bir tiyatro, sahte bir oyun ya da senin tehdit edebileceğin bir sır kalmadı.""Volkan bunu yanınıza bırakmayacak!" dedi Çağla, ellerini hırsla sıkarak. "Sana güvenen kuzenini, ailesini iki paralık ettin Burak!""Volkan gerçeği biliyor," dedi Burak, bakışlarını bir saniye bile kaçırmadan. "Ve ben Aslı’nın arkasında durmaya devam edeceğim. Eğer Volkan ile aramızdaki meseleyi ya da şirket projesini buna alet etmeye kalkarsan, karşında beni bulursun. Şimdi yolumuzdan çekil."Çağla topuklarının üzerinde dönüp hışımla aşağı inerken, Aslı derin bir nefes verdi. İçindeki o eski endişe ve korku hissi, yerini yavaş yavaş Burak’ın elinden yayılan o güvene bırakıyordu."Çok ileri gittin," dedi Aslı, başını kaldırıp Burak’ın profiline bakarak. "Çağla bunu duyurmak için elinden geleni yapacak."Burak yavaşça Aslı’ya döndü. Sahiplenici ve tutkulu bakışları tekrar Aslı’nın yüzünde gezindi. Elini kaldırıp Aslı’nın çenesini hafifçe tuttu, yüzünü kendine yaklaştırdı."Bırak ne yaparsa yapsın," dedi Burak nazikçe. Bakışları Aslı’nın dudaklarına kaydı. "Ben seni kaybetme korkusunu atlattım Aslı. Bundan sonra hiçbir şey beni senden uzak tutamaz."Ertesi sabah holdingde hava her zamankinden farklıydı. Bodrum projesinin toplantısı için ana salonda toplanılmıştı. Masanın bir ucunda Nihat Bey, diğer tarafında ise Volkan oturuyordu.Burak ve Aslı salona birlikte girdiklerinde Volkan’ın bakışları doğrudan ikilinin üzerindeydi. Volkan’ın gözlerinde kırgınlığın izleri hâlâ duruyordu ama duruşundaki o olgunluk ve sakinlik hiç bozulmamıştı.Toplantı boyunca Burak, Aslı’nın sunum yaptığı anlarda kızın üzerinden gözlerini tek bir an bile ayırmadı. Volkan ise Aslı’ya profesyonelce sorular sorup fikrini alırken son derece kibardı. Burak, Volkan’ın bu 'ulaşılmaz anlayışlı' tavrına içten içe yine diş bilese de, Aslı’ya verdiği sözü tutup kıskançlığını kontrol etmeye çalışıyordu.Toplantı bittiğinde herkes dağılırken Volkan, Burak’ın yanına yaklaştı."Konuşalım mı?" dedi Volkan, son derece sakin bir tonla.İki kuzen holdingin terasına çıktılar. Burak elleri ceplerinde Volkan’ın karşısında durdu."Aslı’ya olan duygularının gerçek olduğunu dün akşam anladım," dedi Volkan, manzaraya bakarak. Sesi buruk ama dürüsttü. "Sana kızgınım Burak. O sahte oyunu kurduğunuz için, bana başta yalan söylediğiniz için... Ama Aslı’nın gözlerindeki o değişimi de görebiliyorum. Ben Aslı’yı sevmeye devam edeceğim, onun dostu olarak kalacağım. Ama sizin aranıza girmeye çalışmayacağım."Burak bir an bocaladı. Volkan’ın bu büyük olgunluğu karşısında kendi hırçınlığı bir kez daha yüzüne çarpmıştı. Başını hafifçe salladı."Teşekkür ederim Volkan," dedi Burak, sesi ilk kez bu kadar samimi çıkarak. "Ve söz veriyorum, onu hiçbir zaman üzmeyeceğim."İki adam arasındaki buzlar tamamen erimese de sağlam bir sınır çizilmişti. Burak terastan inip doğruca mutfak bölümüne geçti. Aslı’yı tezgahın başında yalnız bulduğunda, arkasından yaklaşıp kollarını Aslı’nın beline doladı ve çenesini kızın omzuna yasladı."Burak! Biri görecek," dedi Aslı irkilerek ama geri çekilmedi."Görsünler," dedi Burak, kızın boynuna yumuşacık bir öpücük kondurarak. "Volkan’la konuştum. Artık hiçbir engel kalmadı yenge hanım."Aslı gülümsedi, arkasını dönüp ellerini Burak’ın göğsüne koydu. İkisi arasındaki slow-burn çekim, tüm engelleri aşmış ve tutkulu, korumacı bir aşka dönüşmüştü.

Aslı’nın yüzündeki o rahatlamış tebessüm, Burak’ın göğsündeki tüm ağırlığı söküp aldı. Artık saklanacak bir oyun, arkasından dolaşılacak bir yalan kalmamıştı. Burak, Aslı’nın belindeki ellerini biraz daha sıkılaştırarak kızı kendine çekti."Gülümsemen çok tehlikeli," dedi Burak fısıltıyla. Sesi tutku dolu, bakışları ise doğrudan Aslı’nın dudaklarındaydı. "Özellikle holding mutfağında, ben seni kimseye fark ettirmeden öpmemek için kendimi zor tutarken."Aslı hafifçe kıkırdayıp Burak’ın kravatıyla oynamaya başladı. "Burak Bey, hatırlar mısınız bilmem ama ben burada çalışıyorum. Sizin gibi holding patronu değilim.""Artık senin patronun da benim, sahibin de benim derdim..." dedi Burak, çenesini Aslı’nın yanağına yaslayıp derin bir nefes alarak. "...ama bana kızacağını biliyorum. O yüzden sadece senin aşığınım diyeyim."Aslı’nın kalbi adeta yerinden çıkacak gibi çarptı. Burak’ın o eski kibirli, sert tavırlarının yerini alan bu korumacı ve tutkulu adam, kızın içindeki tüm tereddütleri tek tek yok ediyordu.Tam o sırada mutfağın kapısı açıldı. Annesi Emine Hanım elinde tepsiyle içeri girdiğinde Aslı hızla geri çekilmeye çalıştı ama Burak istifini hiç bozmadı. Aslı’nın elini bırakmak yerine parmaklarını Aslı’nın parmaklarına kenetledi ve Emine Hanım’a son derece saygılı ama geri adım atmayan bir ifadeyle baktı.Emine Hanım ikisinin kenetlenmiş ellerine bakıp donakaldı. "Burak Bey? Aslı? Ne oluyor burada?"Aslı endişeyle kıpkırmızı kesilirken Burak öne doğru bir adım attı. Aslı’nın elini bırakmadan konuşmaya başladı:"Emine Hanım, hiçbir şeyi saklamaya niyetim yok," dedi Burak, sesi son derece net ve dürüsttü. "Ben Aslı’yı seviyorum. Bodrum’da başlayan o saçma yalan bitti ama bizim gerçeğimiz yeni başlıyor. Kızınızı hiçbir zaman üzmeyeceğime, onu gözümden bile sakınacağıma huzurunuzda söz veriyorum."Emine Hanım şaşkınlıkla bir kızına, bir de Burak’ın o kararlı gözlerine baktı. Kızının yüzündeki o mutlu ve teslim olmuş ifadeyi görünce derin bir nefes aldı.Akşamüstü holding çıkışında Burak, Aslı’yı kendi arabasına Bindirdi. Malikaneye dönmek yerine arabayı Boğaz kenarındaki sakin bir tepeye sürdü.Şehrin ışıkları ayaklarının altındayken Burak arabanın motorunu kapattı. Aslı’ya doğru dönüp elini tuttu."Çağla ne yaparsa yapsın, aile ne derse desin..." dedi Burak, Aslı’nın parmaklarını teker teker öperek. "...biz bu yola birlikte girdik. Volkan bile kabul ettiyse, artık bizim aramıza kimse giremez."Aslı uzanıp Burak’ın yanağına yumuşacık bir öpücük kondurdu. "Sen böyle yanımda durduğun sürece kimsenin bir önemi yok Burak."Burak kızı belinden tutup kucağına doğru çekti ve dudaklarını yeniden Aslı’nın dudaklarıyla buluşturdu. Boğaz’ın serin rüzgarında, arabanın içinde yükselen o tutkulu öpücük, ikisi için de yeni ve sarsılmaz bir dönemin resmi başlangıcıydı.

Arabanın camları Boğaz’ın serin gecesinde yavaş yavaş buğulanırken, içerideki hava ikisinin de nefesini kesecek bir sıcaklığa ulaşmıştı. Burak, Aslı’yı kucağına doğru biraz daha çektiğinde, kızın uylukları kendi bacaklarına temasıyla ikisinin de vücudundan bir elektrik akımı geçti.Burak’ın elleri Aslı’nın belinden yukarı doğru kaydı. Parmak uçları, Aslı’nın ince bluzunun üzerinden sırtını, kaburgalarını yakarak takip ediyor, her dokunuşunda Aslı’nın göğsünün hızla kalkıp inmesine sebep oluyordu. Burak dudaklarını Aslı’nın dudaklarından ayırmadan, öpücüğün ritmini daha da sertleştirdi; alt dudağını dişlerinin arasına alıp hafifçe çektiğinde Aslı’dan boğuk, tutkulu bir iç çekiş koptu."Burak..." dedi Aslı, nefes nefese ayrıldıklarında. Sesi titriyor, parmakları Burak’ın ensesindeki saçları daha da sıkı kavruyordu.Burak cevap vermek yerine dudaklarını Aslı’nın çene çizgisine, oradan da hassas ve sıcak boynuna indirdi. Dilinin ve dudaklarının sıcaklığını kızın teninde gezdirirken, bir eliyle Aslı’nın saçlarını geriye atıp boynunu tamamen açıkta bıraktı. Sıcak nefesi Aslı’nın tenine çarptıkça kızın iç çekişleri arabanın içinde yankılanıyordu."Sana dokunmadan duramıyorum," diye fısıldadı Burak, sesi arzudan iyice boğuklaşmış, pürüzlü bir tona bürünmüştü. "Aylardır seni sadece izlemek, sana dokunamamak beni çıldırtıyordu."Burak’ın eli Aslı’nın bluzunun altından içeri süzüldü. Çıplak tenine değen o sıcak ve çılgınca sahiplenici parmaklar, Aslı’nın sırtını hafifçe kavisleştirmesine yol açtı. Burak, kızın belini ve sırtını pürüzsüzce okşayarak onu kendine daha sıkı bastırdı; ikisinin bedenleri arasında tek bir milim bile boşluk kalmamıştı.Aslı, Burak’ın omuzlarını sıkarken gözlerini kapattı. Burak’ın dudakları boynunda bir iz bırakmak istercesine derinleşiyor, bir yandan da eli Aslı’nın belini sımsıkı kavrayarak kızı tamamen kendi ritmine çekiyordu."Sen benimsin Aslı," dedi Burak, tekrar kızın dudaklarına tırmanırken. "Sadece benim."Aslı, Burak’ın bu yakıcı tutkusuna tamamen teslim olarak dudaklarını adamın dudaklarına bastırdı. Arabanın loşluğunda yükselen nefesler ve bedenlerinin sergilediği bu tutkulu yakınlaşma, aralarındaki tüm engelleri yakıp kül eden durdurulamaz bir yangına dönüşmüştü.

Arabanın içindeki buğulu camlar dış dünyayla olan tüm bağlarını kesmiş gibiydi. Burak’ın Aslı’yı kucağına daha da çekmesiyle aralarındaki temas tamamen kaçınılmaz bir boyuta ulaştı. Burak’ın bir eli Aslı’nın belini sımsıkı kavramışken, diğer eli kızın bluzunun altından yukarı kayarak sırtının pürüzsüz tenini yakıyordu.Burak, boynundaki o tutkulu öpücükleri yavaşça yukarı kaydırıp Aslı’nın kulak memesinin hemen altına sıcak bir öpücük kondurdu. Sesi arzudan tamamen boğuklaşmıştı:"Bana tamamen teslim olmanı istiyorum Aslı... Hiçbir korku, hiçbir şüphe kalmasın."Aslı, Burak’ın bu yakıcı yakınlığı karşısında başını geriye doğru attı. Burak’ın geniş omuzlarını, ensesindeki saçları sıkıca kavrarken göğsünden bir iç çekiş daha koptu. "Burak... Çıldırtıyorsun beni..."Burak bu fısıltıyla birlikte kontrolünü tamamen kaybetti. Dudaklarını yeniden Aslı’nın dudaklarına bastırdı; bu kez çok daha aç, çok daha derin ve tutkulu bir öpüşmeydi bu. Bir eli Aslı’nın bluzunun düğmelerine uzandı, ilk birkaç düğmeyi yavaşça çözerken gözlerini kızın buğulanmış bakışlarından ayırmadı.Aslı, Burak’ın göğsüne dokundu; sert kaslarını, deli gibi çarpan kalbini elinin altında hissetti. Burak’ın sıcak parmakları Aslı’nın omuzlarından aşağı kayıp bluzunu hafifçe sıyırdığında, kızın çıplak tenine değen serin gece havası, Burak’ın yakıcı dudaklarıyla anında ısındı. Burak, Aslı’nın köprücük kemiğine derin, iz bırakacak kadar tutkulu bir öpücük kondurdu."Bütün dünya bir yana, sen bir yanaydın..." dedi Burak fısıltıyla, nefesi Aslı’nın göğsünde gezinirken. "...ama artık sen benim dünyamsın."Aslı kollarını Burak’ın boynuna daha da sıkı doladı, bedenini adamın bedenine tamamen bastırdı. İki gencin arabanın darlığında birbirine karışan nefesleri, tutku dolu dokunuşları ve Boğaz’ın karanlığındaki bu sarsıcı yakınlaşması, aralarındaki aşka geri dönüşü olmayan en mühürleyici imzayı atıyordu.

Burak’ın sıcak dudakları Aslı’nın köprücük kemiğinde gezinirken, Aslı’nın parmakları adamın saçlarının arasında iyice kenetlendi. Arabanın darlığı, oğuldayan Boğaz rüzgarı ve buğulu camlar aralarındaki dünyayı tamamen sıfırlamıştı.Burak, Aslı’nın belindeki elini daha da yukarı kaydırıp kızı kendi göğsüne tamamen yapıştırdı. İkisinin de kalbi aynı düzensiz, çılgın ritimle çarpıyordu. Burak başını kaldırıp Aslı’nın buğulanmış, tutku dolu gözlerine baktı. Yüzünde hem sahiplenici bir gurur hem de Aslı’yı incitmekten korkan o yepyeni şefkat vardı."Seninle olmak..." dedi Burak, nefes nefese, sesi arzudan pürüzleşerek. "...hayatımda yaptığım tek doğru şey Aslı."Aslı hiçbir şey söylemedi. Sadece uzanıp Burak’ın yanağını avucunun içine aldı ve dudaklarını yeniden adamın dudaklarına bastırdı. Bu kez öpücüğü başlatan, tutkuya yön veren Aslı’ydı. Burak bu hamleyle birlikte boğuk bir inilti çıkararak Aslı’nın belini daha sıkı kavradı, kızı tamamen kendi hakimiyeti altına aldı.Burak’ın eli Aslı’nın açılan bluzundan içeri doğru kayıp sırtındaki pürüzsüz kavislerde gezindi. Her bir dokunuş Aslı’nın bedeninde küçük elektrik çarpmaları yaratıyordu. İkisi de zamandan ve mekandan tamamen kopmuş, aylardır bastırdıkları o çekimi Boğaz’ın karanlığında sonuna kadar yaşıyorlardı.Dakikalar sonra ikisi de nefeslerini düzeltmeye çalışırken arabanın koltuğuna yaslandılar. Aslı, dağılmış saçlarını ve bluzunu düzeltirken yanakları hâlâ al al yanıyordu. Burak ise direksiyona dayanmış, yüzünde sırılsıklam aşık ve zafer kazanmış bir adamın tebessümüyle Aslı’yı izliyordu.Burak uzanıp Aslı’nın elini tuttu, parmaklarını kızın parmaklarına kenetleyip avucunun içini öptü."Şimdi..." dedi Burak, sesi hem yumuşacık hem de son derece kararlı çıkarak. "...bu gece seni eve ben bırakacağım. Annenin karşısına da, Nihat Bey’in karşısına da el ele çıkacağız. Çılgınlık bitti, artık resmiyete döküyoruz."Aslı gülümsedi. "Yine patronluğuna geri döndün Burak Bey.""Patronun değilim," dedi Burak, kızın burnunun ucuna son bir tutkulu öpücük kondurarak. "Senin sevgilinim. Ve bu saatten sonra seni benden kimse ayıramaz."Arabayı çalıştırıp Boğaz tepesinden aşağı inerken, ikisinin de el ele tutuşan parmakları bir daha kopmamak üzere kenetlenmişti.