1. bölüm · Çilek kokusu
BÖLÜM 1: ÇİLEKLİ PASTA VE TEHLİKELİ VİRAJ
Devasa, kat kat dizilmiş, üzeri kıpkırmızı taze çilekler ve bembeyaz kremayla kaplanmış devasa bir pasta... Aslı, gözlerini açtığında kendisini bu tatlı devin tam altında buldu. Pasta gökyüzüne doğru uzanıyor, üzerindeki krema damlaları yerçekimine karşı koyamayarak üzerine doğru süzülüyordu.Derken pasta hafifçe sallanmaya başladı. Dev çilekler birer birer yerinden kopup üzerine doğru düşerken Aslı çığlık atmak istedi ama sesi boğazında tıkandı. Koca pasta devriliyor, tam üzerine çökmek üzereydi!"Aslı! Uyan kızım, geç kalacaksın!"Aslı kan ter içinde gözlerini açtı. Kalbi göğüs kafesini delercesine çarpıyordu. Tavana baktı, ardından odasındaki tanıdık eşyalara... Derin bir nefes verdi.Yine aynı rüya...Sabahın ilk ışıkları odasına sızarken üzerindeki yorganı fırlatıp hızla yataktan kalktı. Bugün onun için çok önemli bir gündü. Pastanedeki özel siparişi yetiştirmesi, geleceği için attığı her adımda olduğu gibi yine kusursuz bir iş çıkarması gerekiyordu.Mutfaktan gelen mis gibi çay kokusu ve annesinin seslenişiyle hemen üzerini giyindi. Şapkasını takıp saçlarını topladı. Onun dünyası un, şeker ve çilek kokusundan ibaretti; sadeliğin ve emeğin hüküm sürdüğü küçük bir dünya...Aynı sabah, kentin bambaşka bir yakasında, ultra lüks bir villanın geniş yatak odasında Burak Mazharoğlu gözlerini açtı. Güneş ışığı stor perdelerin arasından sızıp odadaki pahalı mobilyaları aydınlatıyordu. Burak için gün, sorumluluklarla değil; hangi arabasına bineceği ve geceyi hangi eğlenceyle bitireceği planlarıyla başlardı.Aynanın karşısına geçip üstün körü saçlarını düzeltti. Yüzünde, hayatta istediği her şeyi zahmetsizce elde etmenin verdiği o rahat ve umursamaz tebessüm vardı. Hayat onun için kurallarını kendisinin koyduğu zevkli bir oyundan ibaretti.Lüks spor arabasının anahtarını parmağında çevirerek evden çıktı. Garajdaki kırmızı üstü açık arabasına atladığı gibi gaza bastı. Motorun kükreyişi mahallede yankılanırken, Burak çalan müziğin ritmine tempoyla eşlik ediyordu.Aslı, pastaneden çıkan özel sipariş çilekli pastayı korumalı kutusuna yerleştirmiş, büyük bir titizlikle yola koyulmuştu. Kutuyu iki eliyle sıkıca tutuyor, sanki içinde dünyadaki en değerli hazineyi taşıyormuş gibi dikkatle yürüyordu."Son birkaç sokak Aslı, sakın sallama..." diye mırıldandı kendi kendine.Yaya geçidine geldiğinde yolu kontrol etti ve adımı attı. Ancak tam yolun ortasına geldiği an, sokakta kulakları yırtan bir motor kükremesi ve ardından gelen şiddetli bir fren sesi yankılandı.Kırmızı spor araba, virajı kontrolsüz bir hızla dönmüş, doğrudan Aslı’nın üzerine doğru geliyordu!Aslı dehşetle çığlık attı. Can havliyle kendini geriye doğru savurdu. Ancak o refleks anında elindeki kutu parmaklarının arasından fırladı. Havaya diklemesine havalanan kutunun kapağı açıldı ve içerideki bol kremalı, taze çilekli pasta tam Aslı’nın başının üzerine, saçlarına ve yüzüne aşağı döküldü!Krema saçlarından aşağı süzülüyor, çilekler omuzlarına takılıyor, yüzünün yarısı tamamen beyaz kremaya bürünmüş duruyordu. Elinde ise sadece boş, plastik taban kalmıştı.Araba zeminle sürtüşen lastiklerinden dumanlar çıkararak Aslı’nın milim ötesinde durabilmişti.Burak, kapıyı sertçe açıp dışarı fırladı. Yüzünde ne bir pişmanlık ne de vicdan azabı vardı; tek derdi yolunun kesilmesiydi. Karşısında kafasında çilekli pasta taşır gibi duran kızı görünce bir an şaşkınlıkla duraksadı, ardından umursamaz bir tavır takındı."Önüne baksana kızım sen!" diye bağırdı Burak, güneş gözlüklerini indirmeden. "Yola böyle pat diye atlamaya utanmıyor musun?"Aslı, kafasından yüzüne doğru akan kremaları silkmeye çalışırken öfkeden alev alev yanıyordu. Gözlerini zar zor açıp karşısındaki adama baktı. Saatlerce döktüğü alın teri, emeği, şapkasının ve saçlarının arasından zeminle buluşuyordu."Ben mi önüne bakayım?" dedi Aslı, öfkeden sesi titreyerek. Karşısındaki adamın pahalı takımlarına, tepeden bakan tavrına nefretle baktı. "Yaya geçidindeyim ben! Mahalle arasında bu hızla ne işin var senin? Katil mi olacaksın başımıza?""Hızlı falan gitmiyordum," dedi Burak umursamazca. Cebinden deri cüzdanını çıkardı, içinden bir deste banknot çekip Aslı’ya doğru uzattı. "Al şu parayı, uzatma. Git bir tane daha yap ya da hazır satın al. Masrafın neyse fazlasıyla içinde."Aslı kendisine uzatılan paraya ve kafasından aşağı süzülen kremaya baktı. O an gururu, yaşadığı mağduriyetten çok daha ağır bastı. Yüzündeki çilek parçasını elinin tersiyle sildi ve doğrudan Burak’ın gözlerinin içine baktı."Sen her şeyi parayla satın alabileceğini mi sanıyorsun?" dedi, sesi çelik gibi sertti. "O pasta benim saatlerce verdiğim emekti! Senin o değersiz paran benim emeğimi de zamanımı da geri getiremez!"Burak bir an bocaladı. Genellikle etrafındaki herkes parasından ve gücünden etkilenirken, kafasında pasta kalıntılarıyla karşısında dikilen bu kızın parayı reddetmesi ve ona ders vermeye çalışması dengesini bozmuştu.Aslı parayı almadığı gibi boş kutu tabanını hırsla fırlattı, Burak’a son bir nefret dolu bakış atıp saçlarındaki kremalarla hızla oradan uzaklaştı.Burak elinde parayla sokak ortasında kala kaldı. Uzaklaşan kızın arkasından bakarken kendi kendine mırıldandı:"Deli midir nedir... Hem suçlu hem güçlü."İkisi de bu olayın sadece kötü bir tesadüf olduğunu ve birbirlerini bir daha asla görmeyeceklerini düşünüyordu. Ancak kader, onları Bodrum’da çok daha büyük bir oyunun içine sürüklemek için ilk ağlarını örmeye başlamıştı bile.
Pasta döküldükten sonra olayın sıcağıyla Aslı'nın pastaneye dönmesi, patronuyla yaşadığı gerilim ve kovulma sürecine giden ilk bölümün devamı şöyle ilerliyor:Aslı, saçlarından üzerindeki önlüğe kadar çilek kreması içinde, öfkeli ve hızlı adımlarla pastanenin yolunu tuttu. Sokaktaki insanların meraklı ve şaşkın bakışlarına hiç aldırış etmiyordu. Kafasında dönüp duran tek şey, o ukala adamın "Al şu parayı, uzatma" diyişi ve emeğinin bir saniyede darmadağın olmasıydı.Pastanenin kapısını araladığında içerideki mis gibi taze un ve vanilya kokusu yüzüne çarptı. Tezgahın arkasında duran çocukluk arkadaşı Gonca, Aslı’yı o halde görünce elindeki tepsiyi neredeyse düşürüyordu."Aslı! Kızım bu ne hal? Ne oldu sana, pastanın içine mi düştün?""Biriyle çakıştık Gonca..." dedi Aslı, nefes nefese. "Zenginin biri, mahalle arasında hız yaparken önüme kırdı. Canımı zor kurtardım ama pasta..." Saçındaki krema kalıntısını elinin tersiyle sildi. "Pasta mahvoldu."Gonca dehşetle gözlerini açtı. "Nasıl yani? O sipariş... Müşteri birazdan gelir, Aslı! Sami Usta seni mahveder!"Tam o sırada arka imalathanenin kapısı açıldı ve pastanenin sahibi Sami Usta dışarı çıktı. Elindeki bezi tezgaha vurarak içeri girdi ama Aslı’nın halini görünce olduğu yerde kalakaldı. Yüzündeki şaşkınlık bir anda yerini koyu bir öfkeye bıraktı."Bu ne hal Aslı? Hani sipariş nerede?""Sami Usta, çok özür dilerim," diye söze başladı Aslı, sesindeki titremeyi gizlemeye çalışarak. "Yaya geçidinden geçerken spor bir araba son hızla üstüme sürdü. Kendimi yana atmasaydım ezilecektim. Pasta havaya fırladı, kafama döküldü..."Sami Usta sinirle elini masaya vurdu. "Bana hikaye anlatma Aslı! O pasta bugünün en büyük siparişiydi. Müşteri birazdan kapıdan girecek, ben ne diyeceğim adama? 'Kızın kafasına döküldü' mü diyeceğim?""Ben hemen yenisini yaparım Usta, söz veriyorum," dedi Aslı çaresizce. "Malzemeleri hazırlarım, iki saate kadar yetiştiririm...""İki saat mi? Müşterinin yarım saat sonra nişanı var!" Sami Usta başını sallayarak derin bir iç çekti. Öfkesi yatışacak gibi değildi. "Bırak Aslı, bırak. Kaçıncı dikkatsizliğin bu senin? Ben burada işletme çalıştırıyorum, senin fantezilerini çekemem. Çıkar önlüğünü."Aslı olduğu yerde donakaldı. "Usta yapma... Annemin ilaçları var, evde bir sürü masraf var. Yemin ederim benim suçum değildi, araba...""Önlüğünü çıkar dedim Aslı!" diye kestirip attı Sami Usta. "Bugün pastayı düşüren yarın dükkanı yakar. Hesabını kessin Gonca, al paranı çık git."Sami Usta arkasını dönüp imalathaneye geri girerken kapıyı sertçe kapattı. Pastanede derin bir sessizlik oldu. Aslı, başından aşağı süzülen kremanın soğukluğuyla bir kez daha yüzleşti. Yıllardır hayalini kurduğu, pastacılığı öğrendiği bu küçük dükkandan bir hiç uğruna, o ukala adamın fütursuzluğu yüzünden kovulmuştu.Gonca hemen yanına gelip kolunu tuttu. "Aslı, çok üzgünüm... Konuşayım ben Usta'yla, yumuşar belki?"Aslı başını iki yana salladı. Gözlerinden süzülen bir damla yaş, cheekbone'undaki kremaya karıştı. "Yok Gonca... Duydun işte. İstemiyor beni."Üzerindeki çilek kokulu önlüğü yavaşça çıkardı, tezgaha bıraktı. İçindeki hayal kırıklığı ve öfke harmanlanırken, aklına yine o kırmızı spor araba ve sürücüsünün umursamaz yüz ifadesi geldi. Hayatında ilk kez birinden bu kadar çok nefret etmişti.Pastaneden çıktığında İstanbul sıcağı yine yüzüne çarptı ama bu kez her şey daha karanlıktı. Ne işi kalmıştı, ne de bir geliri. Evde onu bekleyen annesine bu durumu nasıl açıklayacağını düşünerek adımlarını eve doğru atmaya başladı.
Aslı, saçlarındaki krema kalıntıları ve öfkesiyle eve doğru yürürken kafasının içinde tek bir soru vardı: Annem Emine hanıma işten çıkarıldığımı nasıl söyleyeceğim?Eve girdiğinde çilek ve vanilya kokusunu hemen fark eden annesi, Aslı'nın üstünü başını görünce şaşkınlıkla ellerini dizlerine vurdu. Aslı durumu yumuşatarak anlatmaya çalışsa da dükkandan ayrıldığını gizleyemedi. Annesinin "Şimdi ne yapacağız?" kaygısı, Aslı'nın üzerindeki yükü bir kat daha artırdı.Akşam saatlerinde Gonca, Aslı'nın odasına adeta bir kurtarıcı gibi daldı. Elinde harika bir haber vardı:"Aslı, toparlan! Bodrum'a gidiyoruz!"Gonca, Bodrum'daki lüks bir otelde sezonluk garsonluk ve mutfak elemanı arandığını, arkadaşı sayesinde ikisine de yer bulduğunu anlattı. Aslı ilk başta tereddüt etti; annesini yalnız bırakmak, düzenini bozmak kolay değildi. Fakat hem İstanbul'daki bu tatsız olaydan uzaklaşmak hem de Bodrum'da kazanacağı parayla annesine destek olmak fikri ağır bastı. En önemlisi, Bodrum'daki otelin mutfağında kendini gösterip pastacılık hayallerine orada devam edebilirdi.Annesinden güç bela izin alan Aslı, heyecanla valizini hazırladı. İki genç kız, hayatlarını değiştirecek o otobüs yolculuğu için otogarın yolunu tuttu.Aynı saatlerde Mazharoğlu malikanesinde ise bambaşka bir fırtına kopuyordu.Burak, sabah yaşadığı "pasta kazası" olayını çoktan unutmuş, gecenin tadını çıkarmaya hazırlanırken babası Nihat Bey'in gazabına uğradı. Nihat Bey, oğlunun magazin sayfalarındaki sorumsuz haberlerinden, iş hayatına zerre ilgi duymamasından ve çapkınlıklarından bıkmıştı."Yeter artık Burak!" diye gürledi Nihat Bey, çalışma odasındaki masaya elini vurarak. "Bu aile şirketinin adını ayağa düşürmene daha fazla izin vermeyeceğim. Bu yaz tatil yok!"Burak ne olduğunu anlamaya çalışırken babası nihai kararını açıkladı: Burak, holdingin Bodrum’daki oteline gidecek ve orada bir yönetici gibi değil, alt kademeden başlayarak çalışıp sorumluluk almayı öğrenecekti.Burak sinirle arabasının anahtarını alıp evden çıksa da babasının bu kez geri adım atmayacağını biliyordu. Bodrum ona bir ceza gibi görünse da "Nasıl olsa orada da günümü gün ederim" düşüncesiyle kabul etmek zorunda kaldı.Ertesi gün Bodrum otobüsünde yan yana oturan Aslı ve Gonca, camdan dışarıdaki Ege manzarasını izlerken umut dolu hayaller kuruyorlardı. Aslı, İstanbul'da bıraktığı o ukala sürücüyü ve mahvolan pastasını geride bıraktığına emindi.Aynı anlarda Burak, lüks arabasıyla Bodrum otoyolunda hız yaparken, bu yazın ona nasıl bir sıkıntı getireceğini düşünüyordu.İkisi de aynı otele, aynı şehre ve aynı kadere doğru ilerlediklerinden habersizdi. Bodrum'un yakıcı güneşi altında yolları bir kez daha kesişmek üzereydi.
