6. bölüm · Çilek kokusu
BÖLÜM 6: ÇEMBER DARALIYOR
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Mazharoğlu Malikanesi güne hareketli başladı. Bodrum’daki sezon kapanışının ardından şirketin büyük sonbahar lansmanı için hazırlıklar İstanbul’daki holding binasına taşınmıştı.Aslı, müştemilatın penceresinden bahçeyi izlerken içindeki o gerginliği bir türlü atamıyordu. Dün gece havuz kenarında Burak ile yaşadığı o sert atışma zihninde dönüp duruyordu. Burak’ın onu Volkan’dan kıskanır gibi davranması, ama hemen ardından bunu bir güç gösterisine çevirmesi Aslı’yı çileden çıkarıyordu."O sadece şımarık bir çocuk," dedi Aslı kendi kendine aynaya bakarak. "Kendi oyuncağını başkasına kaptırmak istemeyen şımarık bir çocuk."Tam o sırada mutfakta telefon çaldı. Arayan Volkan’dı."Günaydın Aslı," dedi Volkan’ın o huzur veren sesi. "Bugün holdingde yeni otel konseptinin tanıtım toplantısı var. Basın ve yönetim kurulu orada olacak. Çağla da toplantıya katılıyor, biliyorsun projenin mimari kısmında var. Bodrum’daki skandalı tamamen unutulmaz kılmak için bugün toplantı sonrası basın lansmanına senin de gelmeni istiyorum."Aslı duraksadı. Holding binasına gitmek, Burak’ın "patron" kimliğiyle olduğu o resmi dünyaya adım atmak demekti."Volkan... Ben gerçekten o ortamlara ait değilim," dedi Aslı çekinerek."Sana söz veriyorum yanından bir an bile ayrılmayacağım," dedi Volkan kararlı bir sesle. "Şoförü gönderiyorum, seni müştemilattan aldıracak."Holding binasının devasa cam kulesi gökyüzüne doğru uzanıyordu. Aslı, Volkan’ın yönlendirmesiyle binaya adım attığında etraftaki lüks ve şıklık karşısında kısa bir şaşkınlık yaşadı.Üst kattaki yönetim kurulu salonuna çıktıklarında, geniş masanın başında Nihat Bey, sağında Burak, karşılarında ise Çağla oturuyordu.Burak, kapıdan giren Aslı’yı ve hemen arkasındaki Volkan’ı görünce elindeki kalemi masaya sertçe bıraktı. Üzerindeki koyu gri takım elbisesi ve jilet gibi duruşuyla tamamen "patron" modundaydı ama gözleri Aslı’ya değdiği an o soğuk ifade yerini kısılan bakışlara bıraktı.Çağla, Aslı’yı görünce dudaklarını büktü. "Aaa, lookbook sunumuna mutfak ekibi de mi dahil oldu Volkan?"Volkan hiç istifini bozmadan Aslı’nın sandalyesini çekti. "Aslı benim misafirim Çağla. Projenin lansmanında yanımda olmasını ben istedim."Nihat Bey boğazını temizleyerek araya girdi: "Tamam çocuklar, işimize dönelim. Burak, Bodrum projesinin bütçe sunumunu sen yapıyorsun."Burak ayağa kalktı. Sunum boyunca kararlı, kendinden emin ve profesyonel bir çizgi çizdi. Ancak ne zaman bir grafik gösterse veya bir detay anlatsa, gözleri gayriihtiyari masanın ucunda, Volkan’ın yanında oturan Aslı’ya kayıyordu.Aslı ise Burak’ın bu kadar ciddi ve başarılı bir iş insanı profilini ilk kez görüyordu. Bodrum’da kulüplerde kavga eden, evde gıcıklık yapan adam gitmiş; yerine şirketi yöneten disiplinli bir adam gelmişti. Bu durum Aslı’nın kafasını daha da karıştırdı.Toplantı arası verildiğinde Volkan, Nihat Bey ile konuşmak için panoların yanına geçti. Aslı, koridordaki devasa camdan İstanbul manzarasını izlerken arkasında beliren ayak sesleriyle irkildi."Nasıl buldun 'yenge'?" dedi Burak, yanına yanaşıp camdaki yansımasına bakarak. Sesinde o tanıdık alaycı tını yeniden belirmişti. "Bizim dünyamız senin pastane mutfağına pek benzemiyor, değil mi?"Aslı arkasını dönmeden cevap verdi: "Kıyafetleriniz ve binalarınız farklı olabilir Burak Bey, ama içerideki kibir aynı."Burak hafifçe gülümsedi, Aslı’ya doğru bir adım attı. İkisi koridorun tenhada kalan kısmındaydı."Biliyor musun," dedi Burak, Aslı’nın gözlerinin içine bakarak. "Sunum yaparken Volkan’ın sana nasıl baktığını izledim. Sana bakarken gözlerinde hiçbir heyecan yok Aslı. O sadece amcamın gözünde 'uslu çocuk' olmak için seni yanında gezdiriyor."Aslı öfkeyle Burak’a döndü. "Saçmalıyorsun! Volkan senin gibi hesapçı değil!""Öyle mi?" dedi Burak, aralarındaki mesafeyi iyice kapatarak. "Peki ben? Ben de mi hesapçıyım? Seni bu holdingin ortasında gördüğümde neden ne anlatacağımı unuttum sanıyorsun?"Aslı’nın nefesi boğazında tıkandı. Burak bu sözleri söylerken gözlerinde ilk kez alay ya da öfke yoktu; garip, çaresiz bir dürüstlük vardı.Tam o sırada koridorun sonundaki asansörün kapısı açıldı. Çağla elindeki dosyalarla dışarı adım attı ve ikisini o kadar yakın dururken gördü.Çağla’nın gözleri kısıldı, adımları yavaşladı. "Burak? Aslı?"Burak hızla geri çekilmedi ama başını Çağla’ya doğru çevirdi. Çember ikisi için de iyice daralıyordu.
Çağla’nın topuklu ayakkabılarının soğuk mermerde çıkardığı sesler koridorda yankılanırken, gözlerindeki şüphe yerini tam bir öfkeye bırakmıştı."İkiniz yine ne konuşuyorsunuz?" dedi Çağla, adımlarını yanlarına doğru atarak. "Bodrum’daki terasta da böyle yan yanaydınız, şimdi holdingin ortasında da... Burak, senin Volkan’ın sevgilisiyle bu kadar sık baş başa kalman bana hiç normal gelmiyor."Burak tek bir mimiğini bile oynatmadı. Jilet gibi takım elbisesinin ceketini önleyip soğukkanlı bir tavırla Çağla’nın karşısına dikildi."Şüphe krizlerin yine tuttu Çağla," dedi Burak, sesi buz gibi ve kendinden emindi. "Aslı’ya toplantı sonrası basın toplantısında nereye oturması gerektiğini tarif ediyordum. Volkan amcamla konuşurken kız ortada tek başına kalmasın dedik, fena mı ettik?"Çağla gözlerini Burak’tan ayırıp Aslı’ya dikti. "Öyle mi Aslı Hanım? Burak sadece rehberlik mi yapıyordu?"Aslı, Burak’ın anında uydurduğu bu yeni yalana içinin kıyılmasıyla karşılık verdi. O kibirli dünyada herkes birbirine yalan söylüyordu ve Aslı bu tiyatrodan artık nefret ediyordu."Evet Çağla Hanım," dedi Aslı, sesini olabildiğince dik ve soğuk tutarak. "Burak Bey sadece görevini yapıyordu. Şimdi izninizle Volkan’ın yanına dönüyorum."Aslı başını dik tutarak yanlarından geçip gitti. Çağla onun arkasından bakarken Burak da gözlerini Aslı’nın uzaklaşan siluetinden alamadı. Az önce Aslı’ya söylediği "Seni bu holdingin ortasında gördüğümde neden ne anlatacağımı unuttum sanıyorsun?" cümlesi hâlâ koridorda yankılanıyor gibiydi. Burak ilk kez kendi ağzından çıkan dürüst bir ifadenin altında ezildiğini hissediyordu.Basın toplantısı başladığında salonda onlarca gazeteci ve kamera hazır bekliyordu. Volkan masanın ortasında projenin detaylarını anlatırken, Aslı ön sıradaki davetli sandalyesinde oturuyordu.Burak ise sahnenin kenarında durmuş, gözlerini bir an bile Aslı’dan ayırmıyordu. Aslı ne zaman kafasını kaldırsa Burak’ın o kafa karıştıran, derin bakışlarıyla karşılaşıyor, kalbinin ritmi altüst oluyordu.Toplantının soru-cevap kısmına geçildiğinde magazin basınından bir gazeteci mikrofonu aldı:"Volkan Bey! Bodrum’daki kavgadan sonra gizemli sevgilinizle ilk kez yan yana görüntülendiniz. Evlilik yakında mı, ilişki ciddi mi?"Salonda hafif bir gülüşme ve fısıltı koptu. Volkan mikrofonu kendine yaklaştırıp Aslı’ya doğru sıcacık gülümsedi."İlişkimiz çok yeni ama Aslı benim hayatımdaki en özel insanlardan biri. Zaman ne gösterir bilmeyiz ama biz çok mutluyuz," dedi.Gazeteciler Aslı’nın yüzündeki mahcup tebessümü çekerken, sahne kenarında duran Burak’ın yumruğu sıkıldı. Volkan’ın basının önünde Aslı’yı bu kadar sahiplenmesi, Burak’ın içinde bastırmaya çalıştığı o volkanı tekrar tetikledi. Kendi yalanının esiri olmuştu; kendi elleriyle Aslı’yı Volkan’ın kollarına itmişti ve şimdi bundan kurtulamıyordu.Akşam saatlerinde holdingden ayrılıp malikaneye döndüklerinde hava iyice kararmıştı.Aslı, üzerindeki o resmi kıyafetleri çıkarıp müştemilattaki odasında rahat bir şeyler giydi. Günün yorgunluğu ve stresi omuzlarına çökmüştü. Hava almak ve kafasını toparlamak için bahçedeki seranın yanındaki yürüyüş yoluna çıktı.Gece serinliği yüzüne vururken, seranın arkasındaki gölgede kendisini bekleyen silueti fark etmedi.Burak, arabanın anahtarını parmağında çevirerek karanlığın içinden Aslı’nın tam önüne çıktı.Aslı irkilerek geriledi. "Yine mi sen? Holdingde söylediklerinden sonra ne yüzle karşıma çıkıyorsun?"Burak adımını attı, aralarındaki mesafeyi sıfırladı. Sesindeki o alaycı ton bu kez tamamen kaybolmuştu."Holdingde söylediklerimin hangisi yalandı Aslı?" dedi Burak fısıltıyla. "Volkan’ın basının önünde şov yapması mı, yoksa benim seni gördüğümde aklımı kaybetmem mi?"Aslı’nın nefesi kesildi, gözleri büyüdü. Burak ilk kez bu kadar açık, bu kadar savunmasızca duruyordu karşısında."Sen... Sen ne dediğinin farkında mısın?" diye kekeledi Aslı. "Sen Volkan’ın kuzenisin! Beni bu oyuna sokan sensin!""Biliyorum!" diye kestirip attı Burak, Aslı’nın kolunu tutarak. "Hepsini ben yaptım. O yalanı da ben söyledim, seni bu bela çemberine de ben soktum! Ama şimdi çıkamıyorum Aslı... Seni Volkan’la yan yana gördükçe çıldırıyorum."Aslı, Burak’ın parmaklarının dokunduğu yerin sıcaklığıyla titredi. İkisi gecenin karanlığında, malikanenin bahçesinde nefes nefese birbirlerine bakarken, kader kapıyı bir kez daha çalmak üzereydi.
Aslı’nın göğsü hızla kalkıp iniyordu. Burak’ın parmakları kolunda bir pranga gibi sıcaktı; gözlerindeki o karanlık, çaresiz dürüstlük ise kızın tüm savunma duvarlarını çatlatıyordu."Bırak beni Burak," dedi Aslı, sesi titrese de gözlerini adamın gözlerinden ayırmadı. "Sen sadece kaybettiğini düşündüğün için böyle davranıyorsun. Sen paylaşmayı bilmeyen şımarık bir çocuksun. Yarın Volkan aradan çekilse, sen yine o eski kibirli Burak Mazharoğlu olacaksın!"Burak, Aslı’nın bu sözleriyle sanki fiziksel bir darbe almış gibi duraksadı. Kolundaki tutuşu hafifçe gevşedi ama gözlerindeki o yoğun temas kopmadı."Benimle ilgili hiçbir şey bilmiyorsun Aslı," dedi Burak, sesi bir fısıltıya kadar düşerek. "Ben hayatımda ilk kez ne yapacağımı bilemiyorum. Kendi kurduğum oyunda kapana kısıldım diyorum sana...""O zaman oyunu bitir!" dedi Aslı, kolunu Burak’ın elinden çekip bir adım geri atarak. "Git babana her şeyi anlat. 'Volkan’la Aslı sevgili değil, basına ben yalan söyledim' de. Bitir bu saçmalığı!"Burak acı bir tebessümle başını salladı. "Bunu yaparsam Volkan’ı da yakarım, holdingdeki projemizi de. Babamı biliyorsun. Üstelik... Bunu bitirirsem sen bu evden gidersin Aslı. Anneni de alır gidersin."Aslı olduğu yerde donakaldı. Burak’ın bu cümleyi söylerken yüzünde beliren o saf korku, kızın kalbinde hiç beklemediği bir yere dokunmuştu. Burak gerçekten de onun tamamen çekip gitmesinden korkuyordu.Tam o esnada müştemilatın bahçeye bakan ışığı yandı ve kapı gıcırtıyla açıldı. Emine Hanım elinde üzerini örtecek bir şalla dışarı adım attı."Aslı? Kızım orada mısın?"Aslı hızla geriye sıçradı. "Annem..." diye fısıldadı panikle.Burak seri bir hareketle Aslı’yı seranın yanındaki sarmaşıkların gölgesine doğru çekti. İki beden karanlığın içinde birbirine kenetlendi. Burak elini Aslı’nın dudaklarının üzerine koydu, nefesini tuttu. Aralarındaki mesafe o kadar azdı ki, Aslı, Burak’ın kalbinin kendi kalbiyle aynı delice ritimde çarptığını hissedebiliyordu.Emine Hanım etrafa bakındı. "Allah Allah, ses duyar gibi olmuştum ama..." diye mırıldanıp kapıyı tekrar kapattı.Karanlıkta ikisinin de nefesleri birbirine karışıyordu. Burak elini Aslı’nın dudaklarından yavaşça çekti ama parmak uçları kızın yanağında saniyelerce süzüldü. O dokunuş ne alaycıydı ne de hırçın; tamamen teslim olmuş bir adamın dokunuşuydu."Gitmene izin veremem Aslı..." diye fısıldadı Burak, kızın gözlerinin içine bakarak. "Nefret et benden, bağır, pastayı kafama geçir ama... Gözümün önünden gitme."Aslı bir şey söyleyemedi. Burak’ın elini yanağından hafifçe itti ve karanlıktan sıyrılarak hızlı adımlarla müştemilata doğru koştu. İçeri girip kapıyı arkasından kapattığında sırtını ahşap kapıya yasladı, göğsünü tutarak derin derin nefes aldı.Dışarıda, sarmaşıkların altında kalan Burak ise elini göğsüne koydu. Kendi yalanının içinde ilk kez bu kadar dürüst, bu kadar çaresiz kalmıştı. O gece ikisi de aynı bahçede, ayrı binalarda sabahın olmasını beklerken zihinlerinde tek bir soru vardı: Bu oyun nereye kadar sürecekti?
Gece boyunca müştemilattaki küçük odasında bir sağa bir sola dönen Aslı, gözünü bile kırpamadı. Burak’ın o sarmaşıkların gölgesindeki çaresiz bakışları, "Gözümün önünden gitme" fısıltısı zihninde yankılanıp duruyordu. İçindeki o gururlu pastacı kız ona "O bir Mazharoğlu, sakın kanma" derken, kalbinin bir köşesi Burak’ın o katı maskesinin ardındaki savunmasız adamı görmüş olmanın şaşkınlığını yaşıyordu.Ertesi sabah malikanede havanın rengi değişmişti. Nihat Bey, haft sonunu ailece geçirmek ve Bodrum projesinin başarısını kutlamak için Şile’deki bağ evine gitme kararı almıştı. Üstelik hazırlıklar için Emine Hanım ve Aslı’nın da önden gidip evi hazırlamasını istemişti.Aslı, bağ evine giderek Burak’tan birkaç gün de olsa uzak kalacağı için için için rahatlamıştı. Müştemilatta valizini hazırlarken kapı hafifçe vuruldu. Gelen Volkan’dı."Aslı, Şile’ye gidiyormuşsunuz," dedi Volkan tebessüm ederek. "Ben de akşamüstü geleceğim. Amcam tüm aileyi topluyor. Çağla da gelecekmiş ama merak etme, ben senin yanındayım."Aslı zoraki gülümsedi. "Sağ ol Volkan. Orada en azından biraz kafa dinlerim sanıyordum ama...""Hiç stres yapma," dedi Volkan şefkatle Aslı’nın omzuna dokunarak. "Seninle Şile’de güzel bir yürüyüş yaparız."Öğleden sonra Şile’deki sessiz, orman içindeki taş bağ evine vardıklarında Aslı derin bir nefes aldı. Yeşilliklerin ortasındaki bu huzurlu mekan, malikanenin o basık ve gergin havasından çok uzaktı.Aslı, annesiyle birlikte mutfağı düzene sokup bahçedeki çardağı hazırlarken kapıda siyah bir spor araba durdu. Arabadan inen kişi, spor şıklığı ve güneş gözlükleriyle Burak’tı.Burak arabadan iner inmez gözleri direkt bahçede elinde masa örtüsüyle duran Aslı’yı buldu. Bakışları karşılaştığında aralarında dün geceden kalan o ağır, sessiz anlaşma yeniden canlandı. İkisi de tek bir kelime etmedi ama havadaki elektriklenme etraftaki rüzgarı bile kesti.Burak bagajdan valizini alıp eve doğru yürürken Aslı’nın yanından geçerken yavaşladı."Burada benden kaçacak mutfak da yok, arkasına saklanacağın Volkan da henüz gelmedi 'yenge'," dedi Burak, sesi alaycı durmaya çalışsa da gözlerinde dünün izleri duruyordu. "Bakalım bu sessiz ormanda ne yapacaksın?"Aslı elindeki örtüyü sıkıca kavradı, başını dik tuttu. "Burası kafa dinlemek için harika bir yer Burak Bey. Tabii sen gölge etmezsen."Burak hafifçe gülümsedi, tam içeri girecekken arkadan gelen araba sesiyle durdu. Çağla, bagajdan eşyalarıyla inmiş, doğrudan Burak’ın yanına yürümüştü."Burakçığım, harika bir hafta sonu olacak!" dedi Çağla, Burak’ın yanağına öpücük kondurarak. Ardından bakışlarını Aslı’ya çevirdi. "Aaa, Aslı da mı burada? Demek hizmet ekibi tam kadro."Burak’ın yüzündeki o hafif gülüş bir anda dondu. Çağla’nın Aslı’yı bu şekilde küçümsemesi içini cız ettirdi."Çağla," dedi Burak, sesi aniden sertleşerek. "İçeri gir istersen. Havayı bozma."Aslı ise hiç renk vermeden arkasını döndü ve mutfağa yürüdü. Ama Burak’ın kendisini Çağla’ya karşı koruyan o refleks icabı çıkışı, gözünden kaçmamıştı.Akşamüstü havanın turuncuya döndüğü saatlerde ormanın içindeki bağ evinde fırtına öncesi sessizlik hakimleşiyordu. Volkan henüz gelmemişti ve hava hafif hafif geriliyordu.Aslı, bahçenin arka tarafındaki ahşap iskelede durmuş, göleti izlerken arkasında çalıların hışırtısını duydu. Döndüğünde, elleri ceplerinde ağır adımlarla kendisine doğru gelen Burak’ı gördü.Şile’nin bu tenha ormanında, etrafta ne basın, ne Volkan, ne de aile vardı. Sadece ikisi ve kaçamadıkları o çekim kuvveti kalmıştı.
İskelenin ahşap zemininde Burak’ın attığı her adım, Aslı’nın kalbinde güm güm yankılanıyordu. Etrafta ne basının flaşları, ne de onları ayırmak için fırsat kollayan Çağla vardı. Sadece rüzgarın yapraklar arasında çıkardığı hışırtı ve göletin üzerindeki turuncu yansımalar...Aslı, kaçacak bir yeri olmadığını anlayınca sırtını iskelenin ahşap korkuluklarına yasladı. Başını dik tutmaya çalışsa da Burak’ın adım adım yaklaşmasıyla nefesini tuttu."Yine mi takip ediyorsun beni?" dedi Aslı, sesindeki titremeyi öfkesinin arkasına saklamaya çalışarak.Burak iskelenin ucunda, Aslı’nın tam karşısında durdu. Elleri hâlâ ceplerindeydi ama gözleri kızın yüzünde her bir detayı ezberlemek ister gibi geziniyordu."Bu defa takip etmedim," dedi Burak, sesi şaşırtıcı derecede sakindi. "Burası çocukluğumdan beri kafamı dinlediğim tek yer. Ama ne hikmetse, kaçmaya çalıştığım her yolun sonunda karşıma sen çıkıyorsun.""Ben de çok meraklı değildim senin çocukluk anılarının olduğu yerde gezmeye," dedi Aslı, bakışlarını gölete çevirerek. "Annemle işimizi yapıp çekileceğiz. Sen de o çok sevdiğin sosyete hayatına, Çağla’nın yanına dönebilirsin."Burak hafifçe güldü ama bu kez alaycı değil, kendisiyle dalga geçen acı bir gülüştü bu. İskelenin korkuluğuna doğru bir adım daha atıp Aslı’nın yanına yanaştı."Çağla’nın az önce söylediği şey..." dedi Burak, duraksayarak. Bakışları derinleşti. "Senin canını sıktı, biliyorum. Benim de sıktı."Aslı başını hızla Burak’a çevirdi. "Ben alıştım Burak Bey. Sizin dünyanızdaki insanların beni 'hizmetçi', kendilerini 'efendi' görmesine alıştım. Benim canımı sıkan senin Çağla’ya değil, bana ne hissettirdiğin.""Ben sana ne hissettiriyorum Aslı?" dedi Burak aniden. Aralarındaki son mesafeyi de kapatıp Aslı’nın tam önünde durdu. Eğilip gözlerinin ta içine baktı. "Bana nefret ettiğini söylüyorsun ama yanıma geldiğinde nefesin kesiliyor. Bana şımarık diyorsun ama gözlerini benden alamıyorsun. Söyle, ben sana ne hissettiriyorum?"Aslı’nın göğsü hızla kalkıp indi. Burak’ın kokusu, gözlerindeki o yoğun baskı kızın zihnini darmadağın ediyordu."Senden..." diye fısıldadı Aslı, sesi boğazında düğümlenerek. "Senden nefret ediyorum Burak."Burak elini kaldırıp Aslı’nın rüzgarda yüzüne düşen bir saç telini yavaşça kulağının arkasına itti. Parmak uçları kızın tenine değdiğinde ikisi de hafifçe irkildi."Yalan söylüyorsun," dedi Burak fısıltıyla. "En çok da kendine yalan söylüyorsun."Tam o sırada ormanın derinliklerinden bir araba motoru sesi yükseldi ve far ışıkları bağ evinin bahçesini aydınlattı.Volkan gelmişti.Aslı, Burak’ın elini hızla yanağından itip geriye çekildi. Burak ise derin bir nefes alıp başını gökyüzüne kaldırdı. Ağır adımlarla Volkan’ı karşılamak üzere eve doğru yürürken, arkasında bıraktığı Aslı ise kalbini tutmuş, göletin kenarında öylece kalakalmıştı.İ ikisinin arasındaki bu tehlikeli çekim, Volkan’ın gelişiyle patlamaya hazır bir bombaya dönüşmek üzereydi.
