2. bölüm · Çilek kokusu
BÖLÜM 2: MAVİYE KAÇIŞ VE BODRUM SÜRPRİZİ
Otobüsün camından süzülen sabah güneşi Aslı’nın yüzüne vurduğunda, Ege’nin o büyüleyici maviliği gözlerinin önüne serilmişti. İstanbul’daki o kabus gibi gün; işten kovulması, saçlarına yapışan çilek kreması ve o ukala sürücü geride kalmıştı. Yanında mışıl mışıl uyuyan Gonca’yı hafifçe dürttü."Gonca, uyan... Geldik."Gonca gözlerini ovuşturarak doğruldu. "Geldik mi? Ay Aslı, inanamıyorum! Bodrum’dayız!"İki genç kız valizlerini sürükleyerek otogardan çıktıklarında, Aslı’nın kalbi bambaşka bir heyecanla çarpıyordu. Bodrum sadece bir sığınak değil, aynı zamanda aylardır uzaktan imrendiği, kalbinin ritmini değiştiren tek insana, yani Volkan’a yakın olma şansaydı.Volkan; kibar, düşünceli, başarılı ve Aslı’nın gözünde ulaşılamaz bir prens gibiydi. Gonca, oteldeki garsonluk işinden bahsettiğinde Aslı’yı ikna eden asıl şey Volkan’ın da bu yaz Bodrum’da olacağını bilmesiydi. "Belki..." diye geçirdi içinden Aslı. "Belki orada yollarımız kesişir, beni sadece pastacı kız olarak değil, gerçekten görür..."Çalışacakları otel, Bodrum’un en lüks komplekslerinden biri olan Mazharoğlu Otel’di. Personel girişinden içeri adım attıklarında Aslı üzerine giydiği mutfak önlüğüyle aynaya baktı. Buraya hem işini yapmaya hem de hayatını değiştirmeye gelmişti.Aynı dakikalarda, otelin ana girişinde siyah lüks bir cip durdu. Arabadan inen Burak, güneş gözlüklerini takarken halinden son derece huzursuzdu. Babası Nihat Bey, ceza olarak onu bu otele yollamış, kartlarını kısıtlamış ve en alt kademeden başlayarak çalışması talimatını vermişti.Cenker Bey (Otel Genel Müdürü) Burak’ı kapıda karşıladı. Burak hemen odasına geçip dinlenmek istese de babasının kuralı netti: Tatilci gibi değil, çalışan gibi hareket edecekti.Burak odasına yerleşip üzerini değiştirdikten sonra otelde kendisini bekleyen büyük sürprizden habersizdi. Kuzeni Volkan da Bodrum’a gelmişti. Burak ne kadar sorumsuz ve çapkınsa, kuzeni Volkan bir o kadar disiplinli, saygılı ve ailenin gurur kaynağıydı. İki kuzen havuz başında karşılaştıklarında sarıldılar."Hoş geldin Burak," dedi Volkan tebessümle. "Amcamın ceza kesip seni buraya yolladığını duydum.""Hiç sorma Volkan," diye dert yandı Burak. "Babam kafayı bana taktı. Ama biliyorsun, ben bu cezayı bile eğlenceye çevirmesini bilirim."Öğleden sonra Aslı, mutfaktan çıkan taze tatlı tepsilerini havuz başındaki servis alanına taşımakla görevlendirildi. Elindeki tepsiyle yürürken gözleri bir anda havuz kenarında sohbet eden iki adama takıldı.Kalbi bir anda boğazında atmaya başladı. Oradaydı... Volkan tam karşısında duruyordu! Yüzündeki o nazik gülümsemesiyle kuzeniyle konuşuyordu. Aslı’nın heyecandan bacakları titredi. "Gerçekten burada..." diye fısıldadı kendi kendine.Fakat Aslı, gözlerini Volkan’dan kaydırıp hemen yanındaki adama baktığında adeta buz kesti.Volkan’ın gülerek sohbet ettiği kişi; İstanbul’da arabasıyla üstüne süren, emeğine para fırlatan, saçlarını çilek kreması içinde bırakan ve pastaneden kovulmasına sebep olan o ukala züppenin ta kendisiydi!Aslı’nın elindeki tepsi sallandı. Şok üstüne şok yaşıyordu. Hem hayallerini süsleyen Volkan buradaydı hem de hayatında nefret ettiği tek insan onun tam yanındaydı.Burak, arkasında dikilen mutfak elemanını fark edip başını çevirdi. Göz göze geldikleri an Burak’ın yüzündeki rahat ifade yerini şaşkınlığa bıraktı. Yüzündeki krema olmadan kızı tanıması birkaç saniyesini aldı, ardından dudaklarında o sinir bozucu alaycı tebessüm belirdi:"Sen... Şu kafasına çilek dökülen kız değil misin?"Volkan kaşlarını çatarak ikisine baktı. "Siz tanışıyor musunuz?"Aslı elindeki tepsiyi sıkıca kavrarken, Bodrum’un onun için hayal ettiğinden çok daha karmaşık ve tehlikeli geçeceğini o an anladı.
Volkan’ın "Siz tanışıyor musunuz?" sorusu havuz başındaki tüm havayı bir anda değiştirdi.Aslı, elindeki tatlı tepsisini sanki bir silahmış gibi sıkıca tutarken öfkeden yanaklarının kızardığını hissediyordu. Volkan’ın o nazik, beyefendi duruşunun yanında Burak’ın ukala tavrı tam bir tezat oluşturuyordu. Karşısındaki züppenin, hayallerini süsleyen Volkan’ın kuzeni olması fikri bile midesine bir taş gibi oturdu.Burak, Aslı’nın o alev alev yanan gözlerine bakıp hafifçe güldü. Güneş gözlüğünü düzeltirken son derece umursamaz bir tonla araya girdi:"Tanışmak denirse... Küçük bir kaza geçirdik diyelim. Arkadaşın biraz dikkatsiz bir sürücüyle —yani benimle— yolları kesişti.""Dikkatsiz mi?" dedi Aslı, Volkan’ın yanında rezil olma korkusunu bir kenara bırakarak. "Siz mahalle arasında ralli yapıyordunuz! Üstelik insanlığınızdan utanmak yerine bana para fırlatıp gittiniz!"Volkan şaşkınlıkla bir Burak’a bir de Aslı’ya baktı. Kuzeninin sorumsuzluklarına alışkındı ama durumun bu kadar ileri gitmiş olmasına şaşırmıştı. "Burak, ne oldu tam olarak?" diye sordu ciddi bir sesle."Abartıyor Volkan," dedi Burak elini havada sallayarak. "Yaya geçidine aniden atladı, elindeki pasta havaya fırlayıp kendi kafasına döküldü. Ben de zararını karşılamak istedim, hepsi bu. Ama arkadaş gurur yapıp parayı almadı, üstüne bir de bana bağırdı."Aslı’nın gözleri doldu ama bunu Volkan’a belli etmemek için başını dik tuttu. "Ben para değil, emek kaybettim! Sizin gibi her şeyi parayla çözeceğini sanan insanlar bunu anlayamaz."Daha fazla orada kalırsa elindeki tepsiyi Burak’ın kafasından aşağı geçirmekten korkan Aslı, tepsiyi barda görevli garsonun önüne hızla bıraktı. Volkan’a son bir mahcup ve üzgün bakış atıp arkasını döndü ve hızla personel alanına doğru uzaklaştı.Volkan, Aslı’nın arkasından bakarken Burak’a dönüp kaşlarını çattı. "Yine birilerinin canını yakmışsın Burak. Kız belli ki çok kırılmış."Burak ise şezlonguna geri kurulurken bacak bacak üstüne attı. "Aman Volkan, alt tarafı bir pasta. Bodrum’da da karşıma çıktı ya, tam oldu. Neyse, boş ver şimdi o kızı da akşam nerede eğleniyoruz onu söyle."Personel soyunma odasına kendini zor atan Aslı, kapıyı kapatır kapatmaz derin bir nefes aldı. Duvara yaslanıp gözlerini kapattı.Hem pastaneden kovulmasına sebep olan adamla aynı oteldeydi, hem o adam Volkan’ın kuzeniydi, hem de ilk günden Volkan’ın karşısında olay çıkarmıştı. Hayal ettiği Bodrum tatili ve yeni başlangıç, daha ilk günden tam bir kaosun ortasına düşmüştü.Tam o sırada kapı açıldı ve Gonca içeri daldı. Aslı’nın halini görünce yanına koştu. "Aslı! Ne oldu? Dışarıda herkes havuz başındaki kavgayı konuşuyor, o sen miydin?""Gonca..." dedi Aslı çaresiz bir sesle. "O arabadaki ukala var ya... O buradaymış. Üstelik Volkan’ın kuzeniymiş!"Gonca’nın ağzı bir karış açık kaldı. "Ne?! Şaka yapıyorsun!""Keşke şaka olsa," diye fısıldadı Aslı. "Ben bu otelde nasıl çalışacağım Gonca? Her gün o adamın yüzünü mü göreceğim?"Gonca arkadaşının omuzlarını tutup hafifçe sarstı. "Saçmalama Aslı! Buraya kadar geldik. O züppe yüzünden pes edip eve mi döneceksin? Anneni düşün, hayallerini düşün. Onu görmezden geleceksin, işini yapacaksın. Volkan da senin ne kadar haklı ve gururlu bir kız olduğunu elbet anlayacak."Aslı başını salladı. Gonca haklıydı. O ukala Burak Mazharoğlu yüzünden hayatını mahvetmesine izin vermeyecekti. Yüzünü soğuk suyla yıkadı, önlüğünü düzeltti ve aynadaki yansımasına baktı.Savaş henüz yeni başlıyordu ve Aslı geri adım atmamaya kararlıydı.
Aslı yüzüne sıçrattığı soğuk suyla biraz olsun kendine geldi. Aynadaki yansımasına bakarken derin bir nefes aldı; pes etmeyecek, o ukala adam yüzünden işinden de hayallerinden de olmayacaktı.Önlüğünü düzeltip mutfağa döndüğünde, akşam yemeği servisi için hummalı bir çalışma başlamıştı. Başaşçı, mutfakta herkesi ordan oraya koşturuyor, tabakların sunumuna ekstra özen gösterilmesini istiyordu. Aslı da hemen tatlı tezgahının başına geçti. Parmakları ustalıkla hareket ederken, aklı ister istemez az önce havuz başında yaşananlarda kalmıştı.Aynı saatlerde Burak, otelin en lüks suitlerinden birinde üzerini değiştiriyordu. Akşam yemeğinde ailesinin ve Volkan’ın da olacağı protokol masasına oturması gerekiyordu. Aynada yakasını düzeltirken içinden fısıldadı: "Deli kız... Nerden çıktı geldi bu Bodrum’a?"Kafasından dökülen pastayla dik dik gözlerinin içine bakışı, Burak’ın alışık olduğu kadın tipinden o kadar uzaktı ki, kabul etmek istemese de kızın o gururlu tavrı zihnine kazınmıştı.Akşam otelin açık büfe ve alacarte restoranı dolup taşmaya başladı. Işıklar, canlı müzik ve denizden gelen tatlı esinti ortama şık bir hava katıyordu. Volkan ve ailesi ana masaya yerleşmişti. Burak da masaya katılıp içkisinden bir yudum aldı.Tam o sırada restoran müdürü, tatlı servisinin bizzat yapılması için mutfaktan destek istedi. Şef, tezgahtaki çilekli tarts ve özel yapım sufleleri servis etmesi için Aslı’yı ana salona gönderdi.Aslı elindeki tepsiyle masaların arasında süzülürken, bir anda kendini ana masanın yanında buldu. Masada Volkan, Burak ve otelin üst düzey yöneticileri oturuyordu.Volkan, Aslı’yı elinde tatlı tepsisiyle görünce gülümsedi ve nazikçe seslendi:"Aslı? Sen mutfakta mı çalışıyordun?"Aslı, Volkan’ın sesini duyunca bir an heyecanlandı ama gözü hemen yanındaki Burak’a kaydı. Burak, arkasına yaslanmış, muzip bir gülümsemeyle Aslı’yı izliyordu."Evet Volkan Bey," dedi Aslı, profesyonelliğini korumaya çalışarak. "Otelimizin özel çilekli tartlarından getirdim.""Hangi çilekli tart?" diye söze girdi Burak alaycı bir sesle. "Kafaya dökülen cinsten mi, yoksa yenilebilir olanından mı?"Masadakiler hafifçe kıkırdarken Volkan’ın yüzü sertleşti. Burak’a uyarıcı bir bakış attı. "Burak, saçmalama." Sonra Aslı’ya dönüp kibarca devam etti: "Kusura bakma Aslı. Harika görünüyorlar, masaya bırakabilirsin."Aslı, Burak’ın lafıyla öfkesinden patlama noktasına gelse de Volkan’ın nezaketi karşısında yutkundu. Tepsiyi masaya bırakırken Burak’a eğilip sadece onun duyabileceği bir fısıltıyla konuştu:"O tatlıya dikkat edin Burak Bey, niyetim kafanıza geçirmekti ama tabağa koymak zorunda kaldım."Burak şaşkınlıkla gözlerini açtı ama Aslı çoktan arkasını dönüp dik bir duruşla mutfağa doğru yürümeye başlamıştı bile. Burak, kızın arkasından bakarken dudaklarında kontrol edemediği gerçek bir tebessüm belirdi. Bu kız, Bodrum’daki günlerini hiç de sıkıcı geçirmeyecekti.
