5. bölüm · Çilek kokusu
BÖLÜM 5: ÇİFT TARAFLI HAYAT VE BALO HAZIRLIĞI
Sabahın ilk ışıkları malikanenin devasa bahçesine düşerken Aslı, müştemilattaki küçük odasının penceresinden dışarı bakıyordu. Gece boyunca gözüne uyku girmemişti. Bir yanda annesinin mutluluğu ve ekmek kapısı, diğer yanda aynı bahçeyi paylaştığı Burak Mazharoğlu... Üstelik birkaç gün sonra gerçekleşecek olan o şaşalı sosyete balosu, üzerindeki baskıyı iyice artırıyordu.Mutfakta hummalı bir çalışma vardı. Emine Hanım, malikanenin sahibi Nihat Bey ve ailesi için kahvaltı hazırlarken Aslı da çaresizce annesine yardım ediyordu. Elindeki çay tepsisiyle ana binanın verandasına çıktığında, masada oturan Nihat Bey ve eşini gördü.Nihat Bey, gazeteyi katlayıp Aslı’ya baktı. "Sen Emine Hanım’ın kızı olmalısın. Hoş geldin kızım.""Hoş bulduk efendim," dedi Aslı saygıyla tepsiyi masaya bırakırken.Tam o sırada merdivenlerden spor kıyafetleriyle Burak indi. Yüzünde o bildik muzip tebessümle masaya yanaştı. Aslı’yı hizmet ederken görmek içini garip bir şekilde cız ettirse de renk vermemeye kararlıydı."Günaydın baba, günaydın anne," dedi Burak, ardından gözlerini Aslı’ya dikti. "Sana da günaydın... çayımızı sen mi dolduruyorsun?"Aslı, Burak’ın gözlerinin içine ters bir bakış atarak çayı bardağına doldurdu. "Afiyet olsun Burak Bey," diyerek hızla arkasını döndü ve mutfağa doğru yürüdü.Nihat Bey oğlunun tavırlarından şüphelenip kaşlarını çattı. "Burak, kıza dik dik bakma. İşini yapıyor."Öğleden sonra malikanenin kapısında lüks bir araba durdu. Gelen Volkan’dı. Baloda Aslı’nın ne giyeceğini planlamak ve ona eşlik etmek için elbise provalarını ayarlamıştı. Volkan, Aslı’yı müştemilatın önünde görünce şaşkınlıkla duraksadı."Aslı? Sen... senin burada ne işin var?"Aslı ne diyeceğini bilemeyerek yutkundu. Tam o sırada bahçeden geçen Burak söze atıldı:"Bizim yeni aşçımızın kızıymış Volkan. Küçük bir dünya işte, değil mi?"Volkan bir an Burak’a, sonra Aslı’ya baktı. Durumu kavraması birkaç saniyesini aldı ama Aslı’nın mahcubiyetini görünce hemen araya girdi. "Harika bir tesadüf," dedi nazikçe. "Aslı, balo için elbise provasına gitmemiz gerekiyor. Hazırsan çıkalım mı?"Aslı, Burak’ın meydan okuyan bakışları altında başını salladı. "Hazırım Volkan."Arabaya bindiklerinde Burak ikisinin arkasından bakarken yumruklarını sıktı. Volkan’ın Aslı’ya olan ilgisinin sadece bir "oyun" olmaktan çıktığını sezebiliyordu.Moda evinde şık bir gece elbisesi deneyen Aslı, aynadaki yansımasına bakarken tanıdığı kızı bulmakta zorlanıyordu. Gece mavisi, zarif bir elbisenin içinde tam anlamıyla bir prenses gibi duruyordu.Volkan, kabinden çıkan Aslı’yı görünce gözlerini alamadı. "Büyüleyicisin Aslı... Gerçekten çok güzelsin."Aslı hafifçe kızardı. "Teşekkür ederim Volkan. Ama ben bu dünyaya ait değilim, biliyorsun. O baloda rezil olmaktan çok korkuyorum."Volkan yaklaşıp Aslı’nın ellerini tuttu. "Ben senin yanındayım. Kimsenin seni küçümsemesine izin vermem."O an ikisi arasındaki yakınlaşma tavan yapmışken, mağazanın dışından onları izleyen biri vardı: Çağla!Çağla gizlice çektiği fotoğraflarla öfkeyle telefonuna sarıldı. Volkan ile Aslı’nın gerçekten birlikte olduğuna hâlâ inanmıyordu ve bu baloyu ikisinin de maskesini düşürmek için bir fırsat olarak görüyordu.Balo gecesi gelip çattığında İstanbul’un en lüks otellerinden birinin balo salonu ışıl ışıldı. Sosyete, iş dünyası ve basın salonu doldurmuştu.Volkan, kolunda gece mavisi elbisesiyle Aslı’yla salona girdiğinde tüm flaşlar patlamaya başladı. Aslı heyecanla Volkan’ın koluna daha sıkı tutundu.Alanın diğer tarafında siyah smokini içinde son derece yakışıklı görünen Burak duruyordu. Yanında Çağla vardı ama Burak’ın gözleri salona girdiği andan itibaren sadece Aslı’nın üzerindeydi. O sade pastacı kız, bu gece salondaki tüm kadınlardan daha parlak ve ulaşılmaz görünüyordu.Burak içindeki kıskançlık krizine daha fazla engel olamayarak içkisinden büyük bir yudum aldı. Kader, sahte sevgili olarak başlayan bu oyunu, üçünün de duygularının patlayacağı devasa bir hesaplaşmaya doğru sürüklüyordu.
Balo salonunun uğultusu ve küt küt atan kalbinin sesi Aslı’nın kulaklarında çınlıyordu. Flaşlar ardı ardına patlarken Volkan, Aslı’nın gerginliğini hissetmiş gibi hafifçe eğilip fısıldadı: "Sadece bana odaklan Aslı. Hiç kimse senin buradan olmadığını anlayamaz, harika görünüyorsun."Aslı zoraki bir tebessümle başını salladı ama salonun diğer ucundaki o simsiyah, keskin bakışları fark etmemesi imkansızdı. Burak, elindeki kadehi parmaklarının arasında çevirirken gözlerini Aslı’dan bir an bile ayırmıyordu. Yanındaki Çağla’nın ne söylediğini duymuyordu bile. Zihninde tek bir düşünce dolanıp duruyordu: O elbise, o duruş... Nasıl olur da o sinirli pastacı kız bir anda salonun tüm ışığını üzerine çekebilir?Çağla, Burak’ın hipnotize olmuş gibi Aslı’ya baktığını görünce öfkeyle elini onun koluna geçirdi."Burak! Beni dinliyor musun? Bak, gazeteciler tam karşılarında. Volkan’ın bu kızla ne işi olabilir aklım almıyor. Birazdan sahnede konuşma yapacaklar, göreceğiz bakalım ne kadar gerçek bir çift olduklarını."Burak, Çağla’nın kolunu yavaşça üzerinden kaydırdı. "Çağla, uzatma artık. Kız Volkan’ın sevgilisi işte." Sesindeki gerilim o kadar belirgindi ki Çağla’nın şüpheleri katlanarak arttı.Tam o sırada gecenin sunucusu vakıf adına kürsüye çıktı ve otelin yönetim kurulu adına konuşma yapmak üzere Volkan Mazharoğlu’nu sahneye davet etti. Salonda büyük bir alkış koptu.Volkan, Aslı’nın elini hafifçe sıktı. "Hemen geleceğim," deyip sahneye doğru ilerledi.Aslı salonda tek başına kaldığı an, Burak fırsatı kaçırmadı. Kalabalığın arasından süzülerek adeta bir gölge gibi Aslı’nın arkasında belirdi. Eğilip kulağına doğru fısıldadı:"Mavi sana çok yakışmış 'yenge'. Ama elbiseyle prenses olunmuyor, biliyorsun değil mi?"Aslı irkilerek arkasını döndü. Burak’ın bu kadar yakınına girmesiyle nefesi kesilse de öfkesi hemen baskın çıktı. "Yine mi sen? Bırak da bir gece kafamı dinleyeyim Burak Bey. Bak, sahneye bak, Volkan konuşuyor.""Volkan konuşuyor evet," dedi Burak, adımlarını Aslı’ya bir milim daha yaklaştırarak. "Ama senin gözlerin bende. Bodrum’dan beri böyle. Kendine yalan söylemeyi bırak Aslı."Aslı’nın yanakları alev alev yandı. "Sen ne kadar kibirli, ne kadar kendini beğenmiş bir adamsın! Ben sana nefretle bakıyorum, anladın mı? Nefretle!""Nefretle aşk arasında çok ince bir çizgi vardır derler," dedi Burak, sesindeki alaycı ton bir anda kaybolup yerini derin bir kısıklığa bırakırken.İkisi arasındaki o yoğun ve tehlikeli çekim salondaki tüm sesleri yok etmiş gibiydi. Tam o sırada sahnedeki konuşmasını bitiren Volkan, alkışlar arasında yanlarına doğru adımlamaya başladı. Fakat o an kimsenin beklemediği bir şey oldu.Çağla, sahnedeki mikrofon açıkken elindeki kadehle kürsünün yanına yanaştı ve basına doğru yüksek sesle konuştu:"Madem bu gece vakıf için buradayız ve Mazharoğlu ailesinin yeni üyesini kutluyoruz... Volkan Bey ve müstakbel sevgilisi Aslı Hanım’dan piste çıkıp ilk aşk dansını etmelerini rica ediyoruz! Tabii eğer gerçekten aşıklarsa..."Salon bir anda sessizliğe büründü. Tüm bakışlar Aslı, Volkan ve geride duran Burak’a döndü.Aslı olduğu yerde donakaldı. Çağla resmen onları köşeye sıkıştırmıştı. Volkan, Aslı’ya doğru bir adım attı ama Aslı’nın gözleri çaresizce Burak’ın gözleriyle buluştu. Burak’ın yumrukları sıkılmış, göğsü hızla kalkıp iniyordu.Sahte oyun, sosyete basınının ve devasa bir salondaki yüzlerce insanın gözü önünde en büyük sınavını vermek üzereydi.
Salonda patlayan fısıltılar ve flaşlar arasında zaman durmuş gibiydi.Volkan, Çağla’nın bu hamlesine karşı yüzündeki o sakin duruşu bozmamaya çalışarak Aslı’nın yanına ulaştı. Eğilip nazikçe elini uzattı: "Merak etme, sadece birkaç dakika dans edeceğiz. Bana güven."Aslı, titreyen elini Volkan’ın avucuna bırakırken bakışları gayriihtiyari Burak’a kaydı. Burak’ın çenesindeki kaslar gerilmiş, gözlerindeki o karanlık ve kıskanç ifade iyice derinleşmişti. Kendi elleriyle kurduğu oyunun altında ezildiğini hissediyor ama tek bir hamle bile yapamıyordu.Orkestra romantik bir keman melodisine başladığında, Volkan ve Aslı pistin ortasına süzüldü. Salondaki tüm gözler ve kameralar üzerlerindeydi. Volkan elini Aslı’nın beline koyup onu ritme ayak uydurmaya yönlendirirken fısıldadı:"Çok iyisin Aslı. Çağla’nın bu oyununu bozduk."Aslı gülümsedi ama içindeki karmaşa dinmek bilmiyordu. Volkan’ın kollarındaydı; yıllardır hayalini kurduğu adam tam karşısında, ona hayranlıkla bakıyordu. Fakat Aslı’nın zihni, az önce Burak’ın kulağına fısıldadığı o sözlerle çalkalanıyordu: "Nefretle aşk arasında çok ince bir çizgi vardır..."Pistin kenarında dikilen Burak ise daha fazla dayanamadı. Çağla’nın zafer kazanmış gibi sırıtan yüzüne bakmadan elindeki kadehi barda duran masaya sertçe bıraktı ve hızlı adımlarla salondan dışarı, otelin bahçe terasına çıktı.Gece esintisi yüzüne vururken kravatını gevşetti. Çıldırcak gibiydi. Karşısındaki kızı tanıdığı ilk günden beri hayatı altüst olmuştu. Önce arabasının önüne atlayan o pastacı kız, sonra Bodrum’daki garson, ardından kuzeninin sahte sevgilisi ve şimdi de kendi evinin bahçesindeki aşçının kızı..."Neden kafamdan çıkmıyorsun, neden?" diye sövdü kendi kendine, bahçenin demir parmaklıklarını sıkarak.Dans biter bitmez Aslı, salondaki boğucu atmosferden kaçmak bahanesiyle Volkan’a hava almaya çıkacağını söyleyip terasa yöneldi. Gece mavisi elbisesinin eteklerini toplayıp bahçenin tenhalığına doğru adımlarken, ileride karanlıkta duran o tanıdık silueti gördü.Burak, arkasından gelen topuklu ayakkabı seslerini duyunca döndü. İkisi, ay ışığının altında bir kez daha baş başa kalmıştı."Kaçıyor musun 'yenge'?" dedi Burak, sesi bu kez alaycı değil, garip bir şekilde kırgın ve sitemkardı. "Pistte gayet mutlu görünüyordun."Aslı adımlarını durdurdu. "Senden kaçmıyorum Burak. Sadece o yapmacık insanların arasından nefes almaya çıktım."Burak yavaş adımlarla Aslı’ya doğru yürüdü. Aralarındaki mesafe kapandıkça ikisinin de nefesi hızlanıyordu."Bana bak Aslı," dedi Burak, sesi kısılarak. "Gözlerimin içine bak ve Volkan’ın elini tutarken hiç heyecanlanmadığını, o sahnede sadece bir oyun oynadığını söyle."Aslı başını dik tutmaya çalıştı ama Burak’ın bu kadar yakınında olması tüm savunma mekanizmalarını çökertiyordu. "Sana kanıtlamak zorunda olduğum hiçbir şey yok."Burak aniden Aslı’nın kolunu tutup onu kendisine biraz daha çekti. İki beden arasındaki çekim artık gizlenemeyecek kadar belirgindi."Var..." diye fısıldadı Burak, gözleri Aslı’nın dudaklarına kayarken. "Çünkü ben artık bu oyundan nefret ediyorum."
Balo terasındaki o tehlikeli anın ardından Aslı’nın kendisini itip kaçmasıyla Burak adeta buz kesti.Çağla’nın şüpheci sorularını her zamanki alaycı tavrıyla geçiştirse de içindeki o garip huzursuzluk geçmek bilmedi. Ancak Burak Mazharoğlu için "aşk" gibi bir duygu, kabul edebileceği en son şeydi. O, hayatı boyunca sorumluluk almaktan kaçmış, kadınlarla ilişkilerini eğlence üzerine kurmuş biriydi. Bir pastacı kıza karşı hissettiği bu kafa karışıklığını sadece bir şeyle açıklıyordu kendine: Gurur kırıklığı.Kendi kendine telkin veriyordu: "Kız ilk günden beri bana ters yapıyor, parasını kabul etmedi, üstüne bir de Volkan’ın yanında meleği oynuyor. Benim derdim sadece bu kibirli kızı dize getirmek. Başka hiçbir şey değil."Ertesi sabah Aslı, gece yaşananların stresiyle erkenden uyandı. Müştemilatın kapısına çıkıp derin bir nefes aldı. İçindeki Volkan sevgisini ve Burak’ın o kafa karıştıran hareketlerini zihninden süpürmeye kararlıydı. Annesine yardım etmek için üzerini değiştirip ana binanın bahçesine çıktı.Aynı saatlerde Burak da spor yapmak için bahçeye inmişti. Üzerinde gri eşofmanı, kulaklığıyla koşusunu bitirmiş, tam eve girecekken çimlerin üzerindeki yaprakları toplayan Aslı’yı gördü.Dün geceki o yakınlaşmadan sonra Aslı onun yüzüne bile bakmamaya kararlıydı. Burak ise dün gece hissettiği o garip zayıflıktan rahatsız olduğu için gardını iyice yükseltmiş, eski sinir bozucu haline geri dönmüştü.Burak kulaklığını çıkarıp Aslı’nın tam önünde durdu."Günaydın 'yenge'," dedi, sesi dün geceki o kısıklığın aksine son derece alaycı ve kibirliydi. "Bakıyorum da dün geceki sosyete prensesliği çabuk bitmiş. Balkabığına mı dönüştün?"Aslı elindeki tırmığı sıkıp başını kaldırdı. Burak’ın bu kadar çabuk o gıcık haline dönmesine şaşırmadı ama içinin acımasına da engel olamadı."Ben yerimi de kim olduğumu da çok iyi biliyorum Burak Bey," dedi Aslı, dimdik bir duruşla. "Dün gece terasta saçmalayan sensin. Şimdi gelip burada bana hava atamazsın."Burak hafifçe güldü, ellerini eşofmanının ceplerine soktu. "Dün gece mi? Ah, sen o anı fazla ciddiye almışsın Aslı. Ben sadece Volkan’ın sevgilisini biraz test etmek istedim. Acaba bizim 'gururlu kız' iki tatlı söze hemen kanacak mı diye. Neyse ki tamamen oyun olduğunu bir kez daha kanıtladın."Aslı’nın gözleri öfkeyle parladı. Burak’ın durumu bu kadar basite indirmesi ve kendisiyle alay etmesi gururunu fena yaralamıştı. Tırmığı yere saplayıp Burak’a bir adım yaklaştı:"Sen gerçekten aşağılık bir adamsın! Bir de dün gece insani bir duygu hissettiğini sanmıştım. Ama sen sadece kendi egosunu beslemeye çalışan, şımarık bir züppesin!""Öyleyimdir," dedi Burak umursamazca omuz silkerek. "O yüzden ayaklarını yere sağlam bas Aslı. Volkan’ın yanında hanımefendi rolleri keserken, arka bahçede benimle bu oyunlara girme. Çünkü bu oyunda yanan sen olursun."Burak arkasını dönüp eve doğru yürürken, Aslı onun arkasından öfkeyle bakakaldı.Burak ise eve girdiğinde salondaki aynaya bakıp derin bir nefes aldı. Kendi kendine söylediği o yalanlara kendisi bile inanmıyordu aslında. Kızın öfkeyle parlayan gözlerini gördüğünde kalbinin neden öyle hızlı çarptığını açıklayamıyordu ama bunu asla kabullenmeyecekti. O bir Mazharoğlu'ydu ve sıradan bir kıza aşık olmak onun planları arasında yoktu.
Burak’ın o sinir bozucu sözleri gün boyunca Aslı’nın kulaklarında çınladı. Mutfakta tezgahı silerken bile elindeki bezi hırsla bastırıyor, o ukala adamın kendisini böyle küçümsemesine çıldırıyordu. Annesi Emine Hanım, kızının bu gergin halini fark edip yanına yanaştı."Kızım, neyin var senin? Bodrum’dan geldiğinden beri bir hal var üstünde. Bir şeye mi sıkıldı canın?"Aslı hemen toparlanmaya çalıştı. "Yok anneciğim... Sadece yol yorgunluğu. Bir de buradaki tempoya alışmaya çalışıyorum.""Aman dikkat et güzel kızım," dedi Emine Hanım şefkatle başını okşayarak. "Ev sahiplerimize karşı mahcup olmayalım. Nihat Bey çok disiplinlidir, oğlu Burak Bey de biraz tez canlıdır ama özünde fena insanlar değiller."Aslı içinden, "Keşke dediğin gibi olsa anne," diye geçirdi. Burak’ın "özünde" ne olduğunu en iyi kendisi biliyordu.Öğleden sonra malikanenin verandasına büyük bir masa kuruldu. Nihat Bey, aile şirketinin yeni projesi için Volkan ve Burak’ı eve çağırmıştı. İş toplantısı bahaneli bir aile yemeği yenecekti.Volkan, elinde bir demet çiçekle malikaneye geldiğinde ilk olarak ana binaya değil, müştemilata doğru yürüdü. Kapıda Aslı’yı görünce yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi."Bunlar senin için," dedi çiçekleri Aslı’ya uzatarak. "Dün gece seni biraz yorduk, moralin bozuk gibiydi. Yüzün gülsün istedim."Aslı çiçekleri alırken Volkan’ın bu inceliği karşısında içindeki fırtına biraz olsun dindi. "Çok teşekkür ederim Volkan... Çok düşüncelisin."Tam o sırada verandadan onları izleyen Burak, Volkan’ın Aslı’ya çiçek verdiğini görünce elindeki dosyayı masaya sertçe bıraktı. İçinde aniden kabaran o sert kıskançlık dalgasını bastırmakta zorlandı. Kendi kendine, "Sadece gösteriş yapıyor," diye söğüt gibi dikildi ama gözlerini ikilinin üzerinden alamadı.Yemek başladığında Aslı da annesine servis için yardım ediyordu. Masada Nihat Bey, Volkan ve Burak oturuyordu.Nihat Bey, Volkan’a dönerek konuştu: "Volkan, Bodrum’daki otel projesinin sunumu harikaydı. Seni tebrik ederim. Burak da senden biraz ders almalı."Burak gözlerini devirdi. "Ben de çalışıyorum baba, merak etme.""Çalışıyorsun evet," dedi Nihat Bey iğneleyici bir tonla. "Ama Volkan gibi hem işine odaklanıp hem de hayatını düzene sokmuyorsun. Duydum ki Volkan’ın ciddi bir ilişkisi varmış. Sen hâlâ kulüplerde olay çıkarıyorsun."Burak yudumladığı suyu az kalsın püskürtüyordu. Tam o sırada masaya taze meyve tepsisini bırakan Aslı ile göz göze geldi.Volkan söze girdi: "Evet amca, hayatımda biri var. Hatta... Aslı ile birbirimizi tanıma aşamasındayız."Aslı’nın elindeki maşa hafifçe titredi. Burak ise sandalyesinde dikleşti, yüzündeki o umursamaz maskeyi güçlükle koruyarak alaycı bir şekilde gülümsedi."Öyle mi Volkan?" dedi Burak, bakışlarını Aslı’ya dikerek. "Demek ciddi bir ilişki... Peki 'yenge' hanım bu duruma ne diyor? Bizim evde çalışırken patronunun yeğeniyle sevgili olmak zor gelmiyor mu?"Masada bir an buz gibi bir hava esti. Nihat Bey oğluna sert bir bakış attı. "Burak! Bu ne biçim konuşma?"Aslı, Burak’ın kendisini aşağılama çabası karşısında geri adım atmadı. Tepsiyi masaya yerleştirip Burak’ın tam karşısında durdu."Dürüst ve emekçi biri için nerede çalıştığının bir önemi yoktur Burak Bey," dedi Aslı, sesi son derece net ve güçlü çıkarak. "İnsanların etiketi değil, karakteri önemlidir. Volkan Bey de bana her zaman saygıyla yaklaşıyor."Burak kızın bu cevabı karşısında bir an donakaldı. Aslı arkasını dönüp mutfağa yürürken, Volkan da Burak’a ters bir bakış attı.Burak sandalyesine geriye yaslanırken kalbinin hızlı hızlı çarptığını hissetti. Kızı sıkıştırmak, küçük düşürmek istedikçe Aslı daha da dikleşiyor ve Burak’ın zihnini daha fazla işgal ediyordu. Bu kızın yarattığı etkiyi ne yok edebiliyordu ne de kabul edebiliyordu.
Yemek masasındaki o gergin anın ardından Burak salona geçti ama aklı hâlâ Aslı’nın o dik cevabındaydı. "İnsanın etiketi değil, karakteri önemlidir" sözü adeta tokat gibi yüzünde patlamıştı. Hayatı boyunca parası ve soyadı sayesinde her kapıyı açan Burak, ilk kez birinin gözünde bu kadar sıradan görünmenin hazımsızlığını yaşıyordu.Akşam saatlerinde evdekiler kendi odalarına çekilince Burak serinlemek için bahçedeki havuza indi. Karanlık suda birkaç tur attıktan sonra havuz kenarına çıkıp havlusuna sarındı.Tam o sırada Aslı, annesinin bıraktığı mutfak eşyalarını düzenlemek için müştemilatın hemen önündeki küçük depoya doğru yürüyordu. Havuzun kenarından geçerken sudan yeni çıkmış, saçlarından sular süzülen Burak ile karşılaştı.Aslı adımlarını hızlandırıp görmezden gelmeye çalıştı ama Burak hızlı adımlarla önüne geçti."Yine mi kaçıyorsun?" dedi Burak, sesi bu kez öfkeli değil, garip bir şekilde sorgulayıcıydı. "Masada bana verdiğin o cevabın hesabını vermeyecek misin?"Aslı durdu, derin bir nefes alıp Burak’a döndü. "Ben sadece gerçeği söyledim Burak Bey. Masada beni Volkan’ın ve babanın önünde küçük düşürmeye çalıştın. Ama ben senin o oyunlarına gelmem."Burak havluyu omuzuna atıp Aslı’ya bir adım yaklaştı. "Seni küçük düşürmeye çalışmadım. Ben sadece... Senin o yapmacık hallerine katlanamıyorum! Volkan’a bakarken attığın o kibar bakışlar, o saygılı tavırlar... Gerçek seni bir tek ben biliyorum Aslı. Sen bana pastayı fırlatan, gözünü kırpmadan bağırıp çağıran o hırçın kızsın.""Çünkü sen o muameleyi hak ediyorsun!" diye karşılık verdi Aslı, gözlerinin içine dik dik bakarak. "Volkan bana insan gibi davranıyor. Saygı gösteriyor. Sen ise sadece emretmeyi, aşağılamayı biliyorsun. Aranızdaki fark bu!"Burak, Aslı’nın kendisini Volkan’la kıyaslamasıyla iyice çileden çıktı. Aralarındaki mesafeyi sıfırladı."Beni kimseyle kıyaslama," dedi Burak fısıltıyla. "Özellikle de Volkan’la. Eğer o oyunu sürdürmek istiyorsan, o rolü sadece basının önünde oyna. Bu bahçede benim karşıma geçtiğinde o gözlerini benden kaçırma."Aslı’nın kalbi göğüs kafesini zorluyordu. Burak’ın bu yakınlığı, tehlikeli aura’sı ve çelişkili tavırları kafasını tamamen karıştırıyordu. Hem nefret ediyordu hem de adamın etrafındayken rol yapmayı bile beceremiyordu."Bana ne yapacağımı söyleyemezsin," dedi Aslı, sesinin titremesini engelleyemeyerek."Göreceğiz 'yenge'," dedi Burak, dudaklarında yine o hafif, sinir bozucu gülüş belirirken. "İstanbul daha yeni başlıyor. Bu evde benim kurallarıma uymak zorundasın."Burak arkasını dönüp ana binaya doğru yürürken Aslı olduğu yerde çakılı kaldı. Burak’ın kendi içindeki o savaşı "aşk" olarak adlandırmaktan kaçtığını, ama kıskançlığından çıldırmak üzere olduğunu seziyordu. İkisi de bu bahçede yanıp tutuşan o gizli kıvılcımın ne zaman büyük bir yangına dönüşeceğinden habersizdi.
