8. bölüm · Çilek kokusu

BÖLÜM 8: MASKELER DÜŞÜYOR

Beritan Naz acar

Volkan’ın buz gibi sesi terasın geniş boşluğunda yankılandığında, Aslı dehşetle geriledi. Burak ise kolunu bıraktığı Aslı’nın bir adım önüne geçerek kuzeninin karşısına dikildi.Volkan’ın gözlerinde aylardır büyüyen o güven dolu bakış gitmiş, yerini kırgınlık ve hiddete bırakmıştı. Adımlarını ağır ağır iki gencin üzerine doğru attı."Sana bir soru sordum Burak," dedi Volkan, sesi titreyerek. "Neyi bitirmek istiyorsun? Aslı ile ne konuşuyorsunuz siz benim arkamdan?"Aslı’nın boğazı düğümlendi, konuşmak için dudaklarını araladı ama Burak elini hafifçe kaldırıp kızın önüne bir set çekti. Artik kaçacak yer kalmamıştı ve Burak bu yükü Aslı’ya taşıtmamaya kararlıydı."Volkan..." dedi Burak, sesi şaşırtıcı derecede sakin ve net çıkarak. "Burada konuşulan şey senin düşündüğün gibi bir iş meselesi değil. Baştan beri sana söylediğimiz yalanın sonu."Volkan’ın kaşları çatıldı, gözleri Aslı’ya kaydı. "Ne yalanı? Aslı, ne diyor bu?"Aslı gözyaşlarını tutamayarak başını öne eğdi. "Volkan... Ben çok üzgünüm. Biz... Biz sana en başından beri doğruyu söylemedik."Burak derin bir nefes alıp o yıkıcı darbeyi indirdi: "Bodrum’daki o basın krizini çözmek için Aslı’yı senin sevgilinmiş gibi gösteren bendim Volkan. Seni bu oyunun içine ben ittim. Basına o haberi sızdıran da, Aslı’yı buraya getiren de bendim. Hepsi benim kurduğum bir oyundu."Volkan duydukları karşısında bocaladı. Zihnindeki parçalar bir bir yerine otururken yüzü öfkeyle kasıldı. "Sen... Sen benimle, benim duygularımla oynadın mı? sırf şirket için mi?"Volkan bir adım atıp Burak’ın yakasına yapıştı. "Peki şimdi ne değişti? Şimdi neyi bitirmek istiyorsun?"Burak, Volkan’ın elini yakasından söküp atmadı. Sadece kuzeninin gözlerinin içine dimdik baktı:"Şimdi oyun bitti Volkan. Çünkü o gün sırf bir kriz çözmek için kurduğum bu düzene ben yenildim. Aslı’ya aşık oldum."Teras tam anlamıyla sessizliğe büründü. Volkan aldığı bu itirafla adeta sarsıldı, yakayı bıraktı ve geriye doğru bir adım attı. Bakışları Burak’tan sıyrılıp gözyaşları içinde kendisini izleyen Aslı’ya döndü."Sen..." dedi Volkan, sesi k kısılarak. "Sen de biliyor muydun Aslı? Senin için de mi bir oyundan ibaretti her şey?"Aslı hıçkırıklarını bastırmaya çalışarak öne çıktı. "Volkan, yemin ederim seni kandırmak istemedim! Ben durumun buraya geleceğini bilmiyordum, annemin işi, benim durumum... Her şey o kadar hızlı gelişti ki. Ama sana olan saygım hiçbir zaman yalan değildi.""Saygı mı?" derken Volkan acı bir tebessüm etti. "Bana saygı duyduğunuz için mi arkamdan bu tiyatroyu oynadınız?"Volkan arkasını dönüp holding binasının kapısına doğru yürümeye başladı. Burak arkasından hamle yaptı: "Volkan, dur! Hesabı bana sor, Aslı’nın hiçbir suçu yok!"Volkan durdu ama arkasını dönmedi. "İkinizi de bir daha hayatımda görmek istemiyorum. Ne holdingde... Ne de ailede."Volkan teras kapısını sertçe vurup çıkarken Aslı dizlerinin üzerine çökecek gibi oldu. Burak hızla yanına varıp kızın kollarından tuttu."Aslı, iyi misin?" dedi Burak, sesinde ilk kez bu kadar yoğun bir kaygı barındırarak.Aslı, Burak’ın ellerini hırsla üzerinden itti. Gözlerindeki yaşları silerken nefretle Burak’ın yüzüne baktı:"Mutlu musun Burak Mazharoğlu?" dedi Aslı, sesi titreyerek. "Her şeyi yaktın, yıktın. Volkan’ı da bitirdin, beni de... Şimdi o çok gurur duyduğun zaferinin tadını çıkar!"Aslı terastan koşarak uzaklaşırken Burak, İstanbul manzarasının önünde tek başına kalakaldı. Maskeler düşmüş, gerçekler ortaya saçılmıştı ama zafer dedikleri şey, Burak’ın avuçlarında sadece bir enkaz bırakmıştı.

Volkan’ın terastan fırtına gibi ayrılmasının ardından malikanede ve holdingde soğuk rüzgarlar esmeye başladı. Ancak Volkan, öfkesi biraz yatışıp tek başına kaldığında yaşananları etraflıca düşündü. Aslı’nın o ağlayan, çaresiz gözleri zihninden gitmiyordu. Aslı’nın kötü niyetli olmadığını, Burak’ın baskısı ve şartların zorlamasıyla bu duruma sürüklendiğini içten içe biliyordu.Ertesi gün Volkan, Aslı’yı konuşmak için sakin bir parka çağırdı. Aslı mahcubiyetten yüzüne bile bakamazken Volkan derin bir nefes aldı ve Aslı’nın ellerini şefkatle tuttu."Sana kırgınım Aslı, doğru..." dedi Volkan, sesi inanılmaz bir olgunluk ve yumuşaklıkla çıkarak. "Ama sana kızgın kalamıyorum. Sen çaresiz kaldın, biliyorum. Benim sana olan hislerim bir günde bitecek şeyler değil. Seni sevmeye devam ediyorum ama seni zorlayacak ya da aranıza duvar olacak değilim. Sana kapım da dostluğum da her zaman açık. Arkadaş kalalım, tamam mı?"Aslı, Volkan’ın bu büyük anlayışı karşısında gözyaşlarına hakim olamadı ve ona sarıldı. Volkan’ın bu korumacı, karşılıksız sevgisi Aslı için büyük bir sığınak olmuştu.Ancak bu "arkadaşlık" kararı, Burak cephesinde işleri daha da çıldırtıcı bir hale getirdi. Burak, Volkan’ın kıyameti koparıp Aslı’yı hayatından tamamen çıkaracağını sanırken; Volkan’ın olgunlukla geri çekilip Aslı’nın en yakın dostu ve sırdaşı konumuna geçmesini hiç hazmedemedi.Holdingin dinlenme alanında Aslı ile Volkan’ı gülüşerek kahve içerken gören Burak, elindeki kağıt bardağı buruşturarak yanlarına gitti."Bakıyorum da tiyatro bitti ama samimiyet tam gaz devam ediyor," dedi Burak, gözlerinden alevler saçarak. Bakışları doğrudan Volkan’ın üzerindeydi. "Amcamın odasında toplantı var Volkan, bence 'arkadaşınla' sohbeti kesip işine dönsen iyi edersin."Volkan istifini bozmadan ayağa kalktı. Aslı’nın omzuna dostça ve hafifçe dokunarak, "Görüşürüz Aslı, canını sıkma," dedi ve Burak’a bıyık altından bir tebessüm atıp yürüdü. Volkan, Burak’ın bu hallerini gördükçe kıskançlıktan nasıl kıvrandığını çok iyi anlıyor, aralarındaki ilişkiye doğrudan karışmasa da Burak’ı bu sakinliğiyle delirtmeye devam ediyordu.Volkan uzaklaştığında Burak hızla Aslı’ya doğru adım attı. Aralarındaki mesafe yine tehlikeli bir şekilde kapandı."Sen ne yapmaya çalışıyorsun?" dedi Burak fısıltıyla, sesi kıskançlıktan boğuklaşarak. "Adama gerçeği söyledik, hâlâ etrafında dolanıyor! Sana böyle dokunmasına nasıl izin verirsin?"Aslı başını dikleştirdi, Burak’ın gözlerinin içine meydan okurcasına baktı: "Volkan senin gibi bencil değil Burak Bey. O bana değer veriyor, anlayış gösteriyor. Onun benimle nasıl bir iletişim kuracağına sen karar veremezsin!""Bal gibi de veririm!" diye kestirip attı Burak, Aslı’nın kolunu hafifçe yakalayarak. "Ben senin için her şeyi karşıma aldım Aslı. Sen benim olana kadar, o adamın senin etrafında böyle pervane olmasına izin vermeyeceğim."Aslı kolunu çekmeye çalışırken Burak’ın gözlerindeki o hırslı ve tutkulu kıskançlığı gördü. Oyun bitmişti ama ikisi arasındaki o yakıcı savaş ve çekim güçlenerek devam ediyordu.

Aslı’nın kolunu Burak’ın elinden çekip almasıyla koridorda yankılanan kumaş sesi, iki genç arasındaki gerilimi daha da tırmandırdı. Aslı’nın gözlerinde öfkeyle karışık derin bir kırgınlık vardı."Ben senin eşyan değilim Burak!" dedi Aslı, fısıltıyla ama her kelimesinin üzerine basarak. "'Benim olana kadar' ne demek? Sen hâlâ her şeyi bir sahiplenme savaşı zannediyorsun. Volkan bana değer veriyor, yanımda duruyor. Sen ise sadece hayatımı zorlaştırıyorsun!"Burak, Aslı’nın bu çıkışı karşısında bir an duraksadı. Yüzündeki o sert ve kıskanç ifade, kızın gözlerindeki kırgınlığı görünce hafifçe sarsıldı. Ama gururu geri adım atmasına engel oluyordu."Volkan’ın ne yaptığı umrumda değil," dedi Burak, sesini kontrol etmeye çalışarak. "Benim canımı sıkan, senin ona sığınman. Masum ayaklarına yatıp seni etrafında tutmasına izin veriyorsun!""O masum ayaklarına yatmıyor Burak, o insan gibi davranıyor!" diye karşılık verdi Aslı. "Şimdi izninizle işimin başına dönüyorum Burak Bey."Aslı arkasını dönüp hızlı adımlarla mutfak tarafına doğru yürürken, Burak koridorun ortasında elleri ceplerinde öylece kaldı. İçini yiyip bitiren o kıskançlık canavarını bastıramıyordu. Volkan’ın bu "anlayışlı arkadaş" rolü, Burak için açık bir düşmanlıktan çok daha tehlikeliydi. Volkan, Aslı’nın kalbini zorla değil, incelikle kazanmaya çalışıyordu ve Burak bunun farkındaydı.Akşamüstü holdingden malikaneye dönüldüğünde ortam iyice tuhaflaşmıştı. Nihat Bey durumdan tamamen habersiz olduğu için akşam yemeğinde Volkan ve Burak’ı projenin son detaylarını konuşmak üzere çalışma odasına çağırdı.Aslı, kahve tepsisiyle çalışma odasının kapısına yaklaştığında içeride yükselen sesleri duydu."Volkan, Bodrum lansmanının bütçesini yeniden gözden geçirmen lazım," diyordu Burak, son derece profesyonel ama iğneleyici bir tonla. "Duygusal kararlar alıp bütçeyi zorluyorsun."Volkan ise gayet sakin bir sesle cevap verdi: "Ben kararlarımı duygularımla değil, mantığımla alıyorum Burak. Herkesi kendinle karıştırma. Benim neyi nerede durduracağımı gayet iyi bildiğimi sen de biliyorsun."Aslı kapıyı hafifçe vurup içeri girdi. Kahve fincanlarını masaya bırakırken Volkan ona sıcacık gülümsedi. "Teşekkür ederim Aslı," dedi son derece nazik bir dille.Burak ise Volkan’ın Aslı’ya attığı o sıcak tebessümü ve Aslı’nın da ona karşılık olarak hafifçe başını eğmesini izlerken parmak boğumları beyazlaşana kadar masayı sıktı.Aslı tepsiyi alıp tam odadan çıkacakken Burak aniden ayağa kalktı. "Benim kahveye ihtiyacım yok. Mutfakta taze çay varsa alayım," diyerek Aslı’nın hemen arkasından odadan çıktı.Koridora çıktıklarında Burak, Aslı’yı durdurmak için hızla önüne geçti."Bana bakarken yüzün buz gibi," dedi Burak, Aslı’nın yolunu keserek. "Ama Volkan bir teşekkür edince gözlerinin içi gülüyor. Ne yapmaya çalışıyorsun sen Aslı? Beni çıldırtmak mı amacın?"Aslı derin bir nefes verdi. "Seni çıldırtmak için hiçbir şey yapmıyorum Burak. Sen kendi kuruntularında boğuluyorsun. Volkan bana saygı gösteriyor, ben de ona saygı gösteriyorum. Hepsi bu."Burak Aslı’ya doğru bir adım daha attı, aralarındaki havayı yakacak kadar yaklaştı."Bana saygı duyma Aslı," dedi Burak fısıltıyla, gözleri kızın dudaklarına kayarak. "Bana nefret et, bana bağır, ama bana o adama baktığın gibi 'sıradan' bakma. Çünkü ben senin için sıradan biri değilim, sen de biliyorsun."Aslı’nın kalbi yine o tanıdık, tehlikeli ritimle çarpmaya başladı. Burak’ın bu kontrolsüz kıskançlığı ve tutkusu, kızın kurduğu tüm savunma mekanizmalarını altüst ediyordu. İkisi koridorun loş ışığında göz göze kalmışken, merdivenlerin başından Çağla’nın topuklu ayakkabı sesleri duyuldu.

Çağla’nın topuklu ayakkabılarının ahşap basamaklarda çıkardığı tiz sesler koridorda yankılanırken, Aslı hızla bir adım geri çekildi. Burak ise istifini bozmadan, soğuk bir ifadeyle merdiven başındaki karartıya döndü.Çağla, elindeki şık çantayı koluna takmış, gözlerinde alaycı bir zafer ifadesiyle ikilinin karşısında durdu. Bakışları Burak’ın gergin yüzünden Aslı’nın kızarmış yanaklarına kaydı."Aaa, ne tatlı bir tablo," dedi Çağla, adımlarını ikisine doğru atarak. "Volkan içeride harıl harıl çalışırken, siz yine koridor köşelerinde derin mevzulara girmişsiniz. Burakçığım, Volkan’la sahte ilişki tiyatronuz patladı sanıyordum ama senin bu hırsın bitmemiş."Aslı elindeki tepsiyi sıkıca kavrayarak başını dik tuttu. "Ben sadece Burak Bey’in çay isteğini yerine getiriyordum Çağla Hanım. İzninizle."Aslı yanlarından geçip gitmek istedi ama Çağla yolunu hafifçe kesti. "Acele etme Aslı. Bakıyorum da Volkan’ın 'iyi niyetli arkadaş' rolü seni bayılmış. Ama unutma, bu evde herkes senin ne için durduğunu çok iyi biliyor. Volkan’ın saf sevgisini sömürmen de Burak’ın aklını başından alacağını sanman da çok komik duruyor."Burak bir anda Çağla ile Aslı’nın arasına girdi. Yüzü adeta taştan bir maskeye dönüştü, sesi buz gibiydi."Çağla," dedi Burak, kelimeleri birer ok gibi fırlatarak. "S sınırını aşıyorsun. Aslı bu evin çalışanı değil sadece, babamın ve benim misafirim sayılır. Laf konuşurken iki kere düşün."Çağla aldığı bu sert tepkiyle donakaldı. Burak’ın Aslı’yı bu kadar açık ve korumacı bir şekilde savunması gururunu bir kez daha ezmişti. "Sen gerçekten aklını kaybetmişsin Burak," diye fısıldadı öfkeyle. "Volkan senin bu korumacı hallerini gördükçe ne yapacak sanıyorsun? O çocuk sana olan tüm saygısını kaybetti!""Volkan ile benim aramdaki mesele seni ilgilendirmez," dedi Burak kestirip atarak. "Şimdi önümden çekil."Çağla hırsla topuklarının üzerinde dönüp salona doğru ilerlerken, Aslı derin bir nefes verdi. Burak’a dönüp kısık ama sitem dolu bir sesle konuştu:"Yapma Burak... Benim için kimseyle kavga etme. Senin bu korumacı tavırların durumu daha da çıkmaza sokuyor."Burak, Aslı’ya doğru eğilip gözlerinin ta içine baktı. Sesindeki kıskançlık ve kararlılık bu kez tamamen çıplaktı."Seni kimsenin ezmesine izin vermeyeceğim Aslı," dedi Burak fısıltıyla. "Ne Çağla’nın ne de Volkan’ın seni kendi vizyonlarına göre şekillendirmesine göz yumarım. Volkan sana anlayışlı davranıyor olabilir ama seni benim kadar kimse göremez. O yüzden benden kaçmayı bırak."Aslı hiçbir şey söyleyemeden arkasını dönüp mutfağa kaçtı. Burak ise koridorda tek başına kalırken, Volkan’ın odadan çıktığını fark etti. Volkan, kapının eşiğinden ikilinin son anlarını izlemişti. İki kuzen bir kez daha sessiz, gerilimli ve ucu bucağı olmayan bir bakışmaya tutuştu. Oyun bitmişti ama asıl savaş İstanbul’un ortasında yeni başlıyordu.

Volkan’ın kapı eşiğinde beliren gölgesiyle başlayan o soğuk bakışmanın ardından, malikanedeki dengeler kökten değişti. Burak, sertliğin ve kontrolsüz kıskançlığın Aslı’yı kendinden daha da uzaklaştırdığını, onu Volkan’ın o güvenli ve huzurlu limanına iter gibi olduğunu sonunda fark etmişti. Artık stratejisini tamamen değiştirmeye kararlıydı: Kibirli maskesini tamamen indirecek, Aslı’ya içindeki o saf ve gerçek aşkı göstermek için nazik, sabırlı ve şefkatli bir yol izleyecekti.Ertesi gün malikanenin geniş bahçesinde sakin bir sonbahar havası vardı. Aslı, verandadaki masayı topladıktan sonra çardaktaki sarmaşıkların dökülen yapraklarını temizlemek için bahçeye geçti. Zihni hâlâ karmakarışıktı. Bir yanda Volkan’ın ona sunduğu o karşılıksız, sakin arkadaşlık; diğer yanda Burak’ın kalbini altüst eden, her an patlamaya hazır yoğunluğu...Tam bir sarmaşık dalını düzeltirken arkasında adımlar belirdi. Aslı irkilerek geri çekilmeye hamle yaptı ama Burak bu kez onun önünü kesmedi ya da kolunu tutmadı. Aralarında saygılı bir mesafe bırakarak durdu. Üzerinde ilk kez bu kadar sade ve gösterişsiz bir kıyafet vardı; bakışları ise o tanıdık kibirden tamamen arınmıştı."Korkma," dedi Burak, sesi inanılmaz derecede yumuşak ve ılık çıkarak. "Seni sıkıştırmaya gelmedim Aslı. Sadece... Konuşmak istiyorum. Gerçekten konuşmak."Aslı, Burak’ın sesindeki bu ani değişim ve yüzündeki o dingin şefkat karşısında bir an bocaladı. "Burak... Eğer yine Volkan’la ilgili bir kıskançlık krizine gireceksen—""Girmeyeceğim," diye sözünü kesti Burak nazikçe. Başını iki yana sallayıp hafifçe gülümsedi. "Haklıydın. Ben bugüne kadar sana hep hırsımla, öfkemle yaklaştım. Çünkü içimde sana karşı büyüyen bu hissi nasıl yöneteceğimi bilmiyordum. Ben hayatımda ilk kez birini böyle seviyorum Aslı."Aslı’nın elindeki budama makası hafifçe titredi. Burak’ın gözlerinin içine baktığında, orada tek bir yalan ya da oyun izi göremedi.Burak bir adım daha attı ama Aslı’yı ürkütmemek için durdu. "Bu bir oyun değil. Bodrum’daki o ilk gün pastayı yüzüme fırlattığın andan beri zihnimden çıkmıyorsun. Kıskançlığım, sana olan öfkem... Hpsi sana olan aşkımı kabullenmekten korktuğum içindi. Seni Volkan’dan kıskanırken aslında kendi hatalarıma kızıyordum."Aslı’nın göğsü sıkıştı, dudakları titredi. "Burak, biz çok ayrı worlds—""Hiçbir dünya aramızdaki bu bağı koparamaz," dedi Burak fısıltıyla. Yavaşça elini uzattı, Aslı’nın rüzgarda yüzüne savrulan saç tutamını yavaşça ve son derece narin bir dokunuşla kulağının arkasına itti. Parmak ucu Aslı’nın yanağına hafifçe değdiğinde Aslı bu kez geri çekilmedi. Gözlerini kapatıp o sıcak dokunuşun tadını çıkardı.Aslı’nın duvarları ilk kez bu kadar net bir şekilde çatlıyordu. İçinde Burak’a karşı aylardır bastırmaya çalıştığı o tutkulu çekim, adamın bu nazik tavrıyla su yüzüne çıkmaya başlamıştı."Ben sana zarar vermek istemiyorum," diye devam etti Burak, kızın gözlerinin içine dürüstlükle bakarak. "Sadece bana bir şans ver. Volkan’ın arkadaşlığına saygı duyacağım, ama senin kalbinde bir yerim olduğunu kanıtlamak için elimden geleni yapacağım. Çünkü benim sana olan hislerim gerçek Aslı. En yalın haliyle gerçek."Aslı derin bir nefes aldı. Bakışları Burak’ın gözlerinden dudaklarına kaydı, ardından tekrar gözlerinde sabitlendi. İçindeki o gururlu pastacı kız artık Burak’a karşı gardını koruyamıyordu. Teslimiyetin ilk tohumları Şile’deki o yağmurdan sonra ilk kez bahçenin bu sessiz köşesinde yeşermeye başlamıştı."Bana zaman ver Burak..." dedi Aslı, sesi bir fısıltıdan farksız çıkarak.Burak yüzünde içten, sıcacık bir gülümsemeyle başını salladı. "İstediğin kadar zaman senin olsun Aslı. Ben beklerim."Burak yavaşça arkasını dönüp yürürken Aslı elini yanağına koydu. Burak’ın parmak izi hâlâ teninde yanıyordu. İkisi arasındaki slow-burn çekim artık kaçınılmaz bir aşka doğru evrilirken, Volkan’ın sakin varlığı ve Çağla’nın pusuya yatmış öfkesi İstanbul’un üzerinde gezinmeye devam ediyordu.

Burak’ın o açık ve nazik itirafının üzerinden birkaç gün geçmişti. Aslı, Burak’ın değişen bu yumuşak tavırları karşısında savunma kalkanlarını yavaş yavaş indirse de, Burak’ın hamurundaki o sahiplenici ve korumacı adamın yok olmadığını anlaması uzun sürmedi. Burak, Aslı’ya karşı pamuk gibi ve son derece inceydi; fakat söz konusu Aslı’nın etrafındaki diğer insanlar —özellikle de Volkan— olduğunda içindeki o kıskanç, sahiplenici lider anında su yüzüne çıkıyordu.Bir öğleden sonra holdingin bahçesindeki dinlenme alanında Aslı, annesinin getirdiği tarif defterini inceliyordu. Volkan, elinde iki bardak taze sıkılmış portakal suyuyla Aslı’nın yanına oturdu."Selam Aslı," dedi Volkan, bardağın birini ona uzatarak sıcacık gülümsedi. "Yüzün biraz yorgun geldi gözüme. Bir az soluklan istersen."Aslı gülümsedi. "Sağ ol Volkan, çok düşüncelisin. Şile dönüşü tarifleri toparlamaya çalışıyordum da."Volkan, Aslı’nın elindeki deftere doğru hafifçe eğilip sayfayı incelemeye başladı. İkisi baş başa vermiş defterdeki çizimlere bakarken, holding binasının cam kapısı açıldı. Üzerinde tam oturan koyu lacivert takımıyla Burak dışarı çıktı.Burak, ikisinin o yakın duruşunu gördüğü an adımları yavaşladı. Çenesi kasıldı, gözlerinde o tanıdık sahiplenici şimşekler çaktı. Ancak bu kez gidip bağırıp çağırmak yerine, son derece kendinden emin ve otoriter adımlarla masaya doğru adımladı.Volkan ve Aslı’nın tam yanında durdu. Burak, elini Aslı’nın oturduğu sandalyenin arkalığına koyarak kızı adeta kendi alanına aldı. Bu hareket, son derece doğal ama bir o kadar da sınır belirleyiciydi."Kolay gelsin," dedi Burak. Sesi Volkan’a karşı soğuk ve mesafeli, ama Aslı’ya dönerken anında yumuşayan bir tona büründü.Aslı’ya doğru hafifçe eğildi, elini Aslı’nın omzuna şefkatle bıraktı. "Aslı, rüzgar çıkmış biraz. Üşüyeceksin burada. İçeri geçelim mi?"Volkan, Burak’ın bu sahiplenici tavrını ve Aslı’nın üzerindeki o "koruma çemberini" görünce hafifçe gülümsedi. "Biz de tam tariflere bakıyorduk Burak. Aslı’ya biraz moral olsun dedim."Burak, gözlerini Volkan’a dikti. Bakışlarında "Sınırını bil" der gibi net bir ifade vardı ama sesini bozmadı."Düşüncen için sağ ol Volkan," dedi Burak, sesi sakin ama son derece baskındı. "Ama Aslı’nın moraliyle de, konforuyla da ben ilgilenirim. Şirket işlerin seni bekliyordur herhalde?"Volkan bir şey söylemeden ayağa kalktı. Aslı’ya bakıp "Sonra görüşürüz Aslı," diyerek içeri girdi. Volkan uzaklaşır uzaklaşmaz Burak’ın o baskıcı duruşu yerini Aslı’ya karşı tam bir nezakete bıraktı.Burak, Volkan’ın bıraktığı sandalyeye oturdu. Aslı’nın rüzgardan dağılan saçlarını elinin tersiyle nazikçe düzeltti. Bakışları saniyeler içinde o kadar derinleşmişti ki Aslı’nın nefesi kesildi."Bana öyle bakma," dedi Burak fısıltıyla. Sesinde hem tatlı bir kıskançlık hem de inkar edilemez bir tutku vardı. "Sana karşı nazik olacağıma söz verdim Aslı, ama seni başkasıyla paylaşacak kadar geniş bir adam değilim. Volkan senin arkadaşın olabilir... Ama senin bakışların, senin yanın bana ait."Aslı’nın kalbi göğüs kafesini zorlarken dudaklarını ısırdı. "Burak... Sen yine kıskançlık yapıyorsun.""Evet, yapıyorum," dedi Burak hiç çekinmeden, Aslı’nın masadaki elini yavaşça kavrayıp kendi avucunun içine alarak. Parmaklarını Aslı’nın parmaklarına kenetledi. "Çünkü seni seviyorum. Ve benim olanı, değer verdiğimi korumak benim doğamda var. Buna alışsan iyi edersin 'yenge' hanım."Burak elini hafifçe öpüp Aslı’ya sıcacık gülümsediğinde, Aslı içindeki son direniş kırıntılarının da eridiğini hissetti. Burak hem onu el üstünde tutan bir aşık, hem de yeri geldiğinde dünyayı karşısına alacak kadar sahiplenici bir adamdı; ve Aslı bu tehlikeli kasırgaya artık tamamen teslim olmak üzereydi.