7. bölüm · Çilek kokusu

BÖLÜM 7: ŞİLE’DEKİ FIRTINA VE BÜYÜYEN İTİRAF

Beritan Naz acar

Volkan’ın arabasının motoru sustuğunda bahçedeki gerilim tavan yaptı. Arabadan inen Volkan, elindeki küçük seyahat çantasıyla eve doğru adımlarken ilk olarak iskeleden dönen Burak ile göz göze geldi."Selam Burak," dedi Volkan, gözleriyle çevreyi tarayarak. "Aslı nerede? Geldi mi?"Burak ellerini ceplerine sokup o alışıldık vurdumduymaz tavrını takındı. "Mutfak ekibiyle birlikte geldi. Arka tarafta, göletin oradaydı en son."Volkan tam arkaya doğru yürüyecekken Çağla verandanın merdivenlerinden belirdi. "Volkan! Sonunda gelebildin. Biz de tam akşam yemeği için toplanıyorduk."Aslı, iskelenin oradaki sessizlikten sıyrılıp hızlı adımlarla bahçeye döndüğünde Volkan onu karşıladı. "Aslı, iyi misin? Yol yorgunluğu mu var üstünde?"Aslı, Burak’ın uzaktan onları izleyen keskin bakışlarını üzerinde hissederek yutkundu. "İyiyim Volkan, sadece biraz hava alıyordum. Anam mutfakta tek kaldı, ona yardım etmeliyim."Akşam yemeği bağ evinin geniş verandasındaki uzun ahşap masada yendi. Nihat Bey başköşedeydi. Masanın bir tarafında Volkan ve Aslı, karşılarında ise Burak ve Çağla oturuyordu.Çağla, Volkan ile Aslı’nın arasındaki mesafeyi kurcalamak için fırsat kolluyordu. "Volkan," dedi imalı bir tonla. "Bodrum’daki krizden sonra Aslı’yı ailemizin bu kadar özel bir hafta sonuna dahil etmen şaşırtıcı. Gerçekten ciddi düşünüyorsun galiba?"Volkan, Aslı’nın elini masanın üstünde hafifçe sıktı. "Aslı sadece bir 'kriz çözücü' değil Çağla. Hayatımda olduğu için mutluyum."Bu sözler masaya bomba gibi düşerken, Burak elindeki çatalı tabağına sertçe bıraktı. Çıkan tiz ses masadakileri irkeltti. Burak, bakışlarını tabağından kaldırmadan buz gibi bir sesle konuştu:"Tiyatroyu çok uzatıyorsunuz Volkan. Aile yemeğindeyiz, basının karşısında değilsin."Nihat Bey kaşlarını çattı. "Burak! Terbiyesizlik etme. Kuzenin mutluluğunu paylaşıyor."Burak sandalyesini sertçe geriye çekip ayağa kalktı. "Benim iştahım kaçtı. Biraz ormanda yürüyeceğim."Burak masayı terk edip karanlık orman yoluna doğru ilerlerken Aslı’nın gözleri onun arkasından takılı kaldı. Burak’ın bu kontrolsüz çıkışının arkasındaki tek sebebin kıskançlık olduğunu masadaki kimse anlamasa da Aslı çok iyi biliyordu.Gece yarısına doğru bağ evinde herkes odasına çekilmişti. Ancak dışarıda aniden bastıran sağanak yağmur ve gök gürültüsü ortalığı birbirine katıyordu.Aslı, mutfaktan bir bardak su almak için aşağı indiğinde bahçeye açılan verandadaki kapının açık olduğunu ve içeriye rüzgar girdiğini fark etti. Kapıyı kapatmak için yaklaştığında, dışarıdaki çardakta, yağmurun altında sırılsıklam oturmuş Burak’ı gördü.Elindeki bardağı kenara bırakıp verandaya çıktı. Yağmur damlaları üzerini ıslatırken Burak’a doğru yürüdü."Çıldırttın mı sen?" diye bağırdı Aslı, rüzgarın sesini bastırmaya çalışarak. "Bu yağmurda ne yapıyorsun orada? Hobi olarak mı hasta oluyorsun?"Burak yavaşça başını kaldırdı. Saçlarından yüzüne sular süzülüyordu. Gözleri kıpkırmızıydı."Sana ne?" dedi Burak, sesi rüzgarın içinde kısık ama net bir şekilde yankılandı. "Sen git Volkan’ın yanına. O senin için endişelensin.""Kes şu çocukça tavırları!" dedi Aslı, adamın kolundan tutup çekmeye çalışarak. "Kalk içeri gir, sırılsıklam olmuşsun!"Burak aniden ayağa kalktı. Aslı’nın kendisini çeken elini bileğinden yakaladı ve kızı kendine doğru çekti. Yağmurun altında, sırılsıklam olmuş iki beden bir kez daha burun buruna geldi."Çocukça mı?" dedi Burak, Aslı’nın gözlerinin içine bakarak. "Ben her gün seni başka bir adamın yanında görmeye çalışırken aklımı kaçırıyorum Aslı! Masada elini tuttuğunda tabağı kafasında kırmamak için kendimi zor tuttum. Bu mu çocukça olan?"Aslı donakaldı. Yağmur suları yüzünden süzülürken Burak’ın bileğindeki tutuşu titriyordu."Sen... Sen ne diyorsun?" diye fısıldadı Aslı.Burak yüzünü Aslı’nın yüzüne iyice yaklaştırdı. Aralarındaki tüm gurur, tüm yalanlar ve engeller o yağmurun altında eriyip gitti."Diyorum ki..." dedi Burak, sesi ilk kez bu kadar yalın ve savunmasız çıkarak. "Ben artık bu oyunu oynayamıyorum. Çünkü seni kıskanmaktan, senin bana nefretle bakmandan nefret ediyorum. Ben sana yenildim Aslı."

Sağanak yağmur ikisinin de üzerindeki tüm koruma kalkanlarını yıkıp geçerken zaman durmuş gibiydi. Yağmur damlaları Aslı’nın kirpiklerinden süzülüyor, Burak’ın elinin bileğindeki sıcaklığı soğuk havaya rağmen tenini yakıyordu.Aslı, Burak’ın gözlerinde ilk kez o maskesiz, tamamen dürüst ve savunmasız hali gördü. "Ben sana yenildim Aslı" sözü, gök gürültüsünün arasında zihninde tekrar tekrar yankılandı."Saçmalıyorsun..." diye fısıldadı Aslı, geri çekilmeye çalışarak. Ama ayakları toprağa çakılmış gibiydi. "Sen sadece kontrolü kaybettin Burak. İstediğin her şeye sahip olmaya alıştığın için beni elde edememek canını sıkıyor. Bu aşk falan değil."Burak bileğindeki tutuşunu gevşetmedi ama sertleşmedi de. Başını iki yana salladı, saçlarından yüzüne sular süzülüyordu."Elde etmek mi?" dedi Burak acı bir teberrümle. "Ben hayatım boyunca hiçbir şey için çabalamadım Aslı. Ama senin karşında ilk günden beri darmadağın oluyorum. Gözlerimin içine bak... Gözlerimin içine bak ve senin de hiçbir şey hissetmediğini söyle. Volkan’ın elini tutarken aklının burada, bende olmadığını söyle!"Aslı’nın dudakları titredi. Cevap vermek, haykırmak, "Nefret ediyorum senden!" demek istiyordu ama boğazı düğümlenmişti. Kalbi öyle şiddetle çarpıyordu ki, Burak’ın parmak uçlarının kendi nabzındaki o delice ritmi hissettiğinden emindi.Tam o anda verandaya açılan ahşap kapının gıcırtısı duyuldu."Burak? Aslı? Orada mısınız?"Volkan’ın sesi yağmurun uğultusunu yarıp geçerken ikisi de elektroşok yemiş gibi irkildi. Aslı bileğini Burak’ın elinden hızla kurtarıp iki adım geriledi. Burak ise yumruklarını sıkarak karanlığa doğru bir adım attı, yüzünü Volkan’ın olduğu taraftan gizlemeye çalıştı.Volkan verandaya çıkıp sırılsıklam olmuş ikiliyi görünce şaşkınlıkla kalakaldı. "Siz... Siz bu yağmurda dışarıda ne yapıyorsunuz?"Aslı nefes nefese toparlanmaya çalıştı, rüzgarda uçuşan ıslak saçlarını arkaya iterken sesi titremesin diye büyük bir çaba sarf etti:"Kapı... Kapı açık kalmıştı Volkan. Rüzgarda savruluyordu, kapatmaya çıktım. Burak Bey de bahçedeymiş..."Volkan adımlarını hızlandırıp Aslı’nın yanına geldi, üzerindeki hırkayı çıkarıp Aslı’nın omuzlarına örttü. "Çıldırdınız mı, sırılsıklam olmuşsunuz! Aslı hemen içeri gir, hasta olacaksın."Volkan sonra dönüp karanlıkta dikilen Burak’a baktı. Bakışlarında ilk kez derin bir şüphe ve sorgulama vardı. "Sen de içeri gel Burak. Bu saatte yağmurun altında ne işin var?"Burak, Volkan’ın Aslı’ya hırkasını örtüşünü izlerken çenesini sıktı. Bakışlarını Aslı’dan ayırmadan Volkan’a soğuk bir cevap verdi: "Kafamı topluyordum Volkan. İçeri geçiyorum."İçeri girdiklerinde Aslı doğruca odasına kaçtı. Banyoda kurulanırken aynadaki yansımasına baktı. Yanakları al al olmuştu, kalbinin ritmi hâlâ düzene girmemişti. Burak’ın o itirafı... Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağının kanıtıydı.Aynı dakikalarda Burak da odasında üzerini değiştirmiş, pencerenin kenarında durmuş dışarıyı izliyordu.İtiraf etmişti. Kendine bile söyleyemediği o gerçeği Aslı’nın yüzüne haykırmıştı. Artık ne Çağla’nın şüpheleri, ne Volkan’ın o korumacı tavırları, ne de aralarındaki statü farkı bu gerçeği değiştirebilirdi. Burak Mazharoğlu vurulmuştu ve geri dönüşü yoktu.

Gece boyunca ne Aslı’nın gözüne uyku girdi ne de Burak’ın. İkisi de aynı çatının altında, Şile’deki o taş bağ evinin farklı odalarında sabahı sabah etti. Yağmurun altında yapılan o dürüst ama bir o kadar da tehlikeli itiraf, ikisinin de sığınacak son limanlarını ellerinden almıştı.Ertesi sabah yağmur yerini nemli ve pırıl pırıl bir güneşe bırakmıştı. Mutfağın verandaya açılan kapısında kahvaltı telaşı vardı. Emine Hanım taze pişen pişi ve çay kokularıyla masayı donatırken, Aslı gözlerindeki morlukları saklamak istercesine sürekli başı önünde tabakları taşıyordu.Volkan verandaya çıkıp Aslı’nın yanına yanaştı. Yüzünde dünkü şüphelerin izi biraz silinmiş gibiydi ama bakışları hâlâ dikkatliydi."Dün gece hasta olmadın değil mi?" dedi nazikçe, Aslı’nın elindeki tepsiyi alarak. "Sesin biraz çatallı geliyor.""İyiyim Volkan, sadece biraz üşütmüşüm herhalde," dedi Aslı, bakışlarını kaçırarak.Tam o sırada merdivenlerden Burak indi. Üzerinde sade bir siyah tişört ve kot pantolon vardı. Dün geceki sırılsıklam ve darmadağın adam gitmiş, yerine bakışları daha da sertleşmiş, ne istediğini bilen bir adam gelmişti.Burak masaya geçmeden önce doğrudan Aslı’nın gözlerinin içine baktı. O bakışta artık Bodrum’daki alaycılıktan ya da İstanbul’daki kibirden eser yoktu. Sadece dünkü itirafın arkasında duran bir kararlılık vardı.Çağla masaya kurulurken esneyerek söze girdi: "Günaydın herkese. Burakçığım dün gece Şile fırtınası seni biraz sarsmış sanırım, odandan hiç çıkmadın."Burak kadesine su doldururken umursamaz bir edayla cevap verdi: "Sarsılmak bazen iyidir Çağla. İnsanın görüşünü netleştirir."Bu sözün adresi masadaki herkes için farklıydı ama Aslı mesajı iliklerine kadar hissetti.Yemekten sonra Nihat Bey ve Çağla yürüyüş yapmak için orman yoluna çıktılar. Volkan ise gelen acil bir iş telefonu nedeniyle çalışma odasına çekilmek zorunda kaldı.Aslı, masadaki boşları toplamak için bahçedeki tezgahın başına geçtiğinde, arkasından gelen gölgeyle niyetini anladı. Kaçmaya çalıştı ama Burak çoktan önünü kesmişti."Benden kaçamazsın Aslı," dedi Burak, sesi alçak ama son derece netti. "Dün gece söylenen hiçbir şey yağmurla birlikte silinip gitmedi."Aslı elindeki tepsiyi masaya bırakıp Burak’a döndü. "Burak, lütfen... Duvarların bile kulağı var. Volkan içeride, Çağla her an gelebilir. Ne yapmaya çalışıyorsun?""Olay bu zaten," dedi Burak, bir adım daha yaklaşarak. "Ben artık ne Çağla’yı umursuyorum ne de bu sahte oyunu. Sen bana dürüst olacaksın Aslı. Dün gece beni iterken bile gözlerinde gördüğüm şeyin ne olduğunu bana söyleyeceksin."Aslı’nın göğsü sıkıştı. Burak’ın bu gözü karalığı onu korkutuyordu çünkü kendi içindeki duyguları da kontrol etmekte artık zorlanıyordu."Ben sana hiçbir şey söylemek zorunda değilim," dedi Aslı, sesi titreyerek. "Biz iki ayrı dünyayız Burak. Sen holding varisisin, ben sizin evinizde çalışan bir aşçının kızıyım. Üstelik sen beni kendi ellerinle kuzeninin sevgilisi yaptın!"Burak, Aslı’nın bu sözleri üzerine bir an bocaladı. İçindeki pişmanlık yüzünden bir gölge gibi geçti."Biliyorum..." dedi Burak, sesi kırgınlaşarak. "Hayatımda yaptığım en büyük aptallıktı. Ama o yanlışı düzeltmek için her şeyi göze alırım."Aslı tam bir şey söyleyecekken, evin yan tarafındaki çalıların arasından bir çıtırtı kopma sesi geldi. İkisi de birden o tarafa döndü.Çağla, elindeki telefonla ağaçların arkasından yavaşça çıktı. Yüzünde dehşet ve öfke dolu bir zafer ifadesi vardı."Demek iki ayrı dünyasınız..." dedi Çağla, adımlarını ikisine doğru atarak. "Demek o sahte sevgili oyununu sen kurdun Burak! Ben başından beri biliyordum!"Aslı’nın rengi sapsarı kesildi. Burak ise Aslı’nın önüne geçerek Çağla’nın karşısına dikildi. Şile’deki fırtına dinmişti ama asıl kasırga bağ evinin bahçesinde kopmak üzereydi.

Çağla’nın yüzündeki o öfkeli zafer tebessümü, bahçedeki tüm havayı bir anda zehirledi. Elindeki telefonu sıkıca kavramış, gözlerini nefretle Aslı ile Burak arasında gezdiriyordu."Yıllardır seni tanıyorum Burak," dedi Çağla, sesi titreyerek ama bir o kadar da saldırgan bir tonla. "Beni kandırdın! Volkan’ı kandırdın! Bütün aileyi bu pastacı kız için parmağında oynattın, değil mi?"Aslı olduğu yerde donakalmıştı. Dudakları titriyor, toprağın ayağının altından kayıp gittiğini hissediyordu. Eğer bu durum ortaya çıkarsa annesinin işi, kendi gururları ve Volkan’ın güveni darmadağın olacaktı.Burak ise tek bir adım bile geri atmadı. Aslı’yı arkasına alarak Çağla ile aralarındaki mesafeyi kapattı. Yüzünde artık ne kafa karışıklığı ne de kararsızlık vardı; son derece soğukkanlı ve tehlikeli duruyordu."Çağla, sesinin tonuna dikkat et," dedi Burak, sesi alçak ama bir bıçak kadar keskindi. "Ve ne söylediğini bil.""Ne söylediğimi gayet iyi biliyorum!" diye haykırdı Çağla. "Hemen şimdi içeri girip Nihat Amca’ya ve Volkan’a her şeyi anlatacağım. Bu rezilliği daha fazla saklayamayacaksınız!"Çağla tam eve doğru arkasını dönüp bir adım atmıştı ki Burak onun kolunu sertçe yakaladı."Tek bir adım daha atarsan Çağla," dedi Burak, gözlerinin içine bakarak. "Yemin ederim holdingdeki o çok güvendiğin mimarlık projesinden de, benim hayatımdan da aynı saniyede silinirsin."Çağla duraksadı. Burak’ın gözlerindeki o gözü kara ifadeyi ilk kez görüyordu. Burak, hayatı boyunca ilk kez bir kadın için kendi geleceğini ve düzenini yakmayı göze alacak gibi bakıyordu."Sen... Sen bu kız için beni mi tehdit ediyorsun?" dedi Çağla, gözünden bir damla yaş süzülürken."Ben kimseyi tehdit etmiyorum, gerçeği söylüyorum," dedi Burak, kolunu serbest bırakarak. "Volkan’la Aslı arasındaki hikaye beni ilgilendirir. Ama sen bu olayı bir intikam malzemesi yapmaya kalkarsan, karşında beni bulursun."Aslı, Burak’ın arkasında çaresizce fısıldadı: "Burak... Yapma. Lütfen uzatma, ben giderim..."Burak arkasına bakmadan Aslı’ya doğru elini hafifçe uzattı, "Sen dur Aslı," dedi. Bakışları hâlâ Çağla’nın üzerindeydi.Çağla elindeki telefonu avucunun içinde sıktı. Aldığı bu darbe gururunu darmadağın etmişti. "Bu burada bitmedi Burak. O sahte ilişkiyi kendi ellerinle bitireceksin. Yoksa Volkan’ın bunu benden öğrenmesi çok daha kanlı olur."Çağla hırsla arkasını dönüp ana binaya doğru koşarken, bahçede ağır bir sessizlik çöktü.Aslı, derin bir nefes vererek sırtını arkasındaki ahşap çardağa yasladı. Yüzü bembeyazdı. Burak yavaşça arkasını dönüp Aslı’ya baktı."İyi misin?" dedi Burak, sesi aniden yumuşayarak.Aslı başını kaldırıp Burak’ın gözlerine baktı. Öfke, korku ve engel olamadığı o garip çekim hissi birbirine karışmıştı."Değilim..." dedi Aslı, sesi k kısılarak. "Gördün mü? Her şey mahvoluyor. Bizi fırtınaya sürüklüyorsun Burak."Burak, Aslı’ya doğru bir adım attı. Bu kez ne alay vardı yüzünde ne de ego."Fırtına kopsun Aslı," dedi Burak kararlı bir sesle. "Yeter ki sen o fırtınanın sonunda elimi tut."
Çağla’nın yüzündeki o öfkeli zafer tebessümü, bahçedeki tüm havayı bir anda zehirledi. Elindeki telefonu sıkıca kavramış, gözlerini nefretle Aslı ile Burak arasında gezdiriyordu."Yıllardır seni tanıyorum Burak," dedi Çağla, sesi titreyerek ama bir o kadar da saldırgan bir tonla. "Beni kandırdın! Volkan’ı kandırdın! Bütün aileyi bu pastacı kız için parmağında oynattın, değil mi?"Aslı olduğu yerde donakalmıştı. Dudakları titriyor, toprağın ayağının altından kayıp gittiğini hissediyordu. Eğer bu durum ortaya çıkarsa annesinin işi, kendi gururları ve Volkan’ın güveni darmadağın olacaktı.Burak ise tek bir adım bile geri atmadı. Aslı’yı arkasına alarak Çağla ile aralarındaki mesafeyi kapattı. Yüzünde artık ne kafa karışıklığı ne de kararsızlık vardı; son derece soğukkanlı ve tehlikeli duruyordu."Çağla, sesinin tonuna dikkat et," dedi Burak, sesi alçak ama bir bıçak kadar keskindi. "Ve ne söylediğini bil.""Ne söylediğimi gayet iyi biliyorum!" diye haykırdı Çağla. "Hemen şimdi içeri girip Nihat Amca’ya ve Volkan’a her şeyi anlatacağım. Bu rezilliği daha fazla saklayamayacaksınız!"Çağla tam eve doğru arkasını dönüp bir adım atmıştı ki Burak onun kolunu sertçe yakaladı."Tek bir adım daha atarsan Çağla," dedi Burak, gözlerinin içine bakarak. "Yemin ederim holdingdeki o çok güvendiğin mimarlık projesinden de, benim hayatımdan da aynı saniyede silinirsin."Çağla duraksadı. Burak’ın gözlerindeki o gözü kara ifadeyi ilk kez görüyordu. Burak, hayatı boyunca ilk kez bir kadın için kendi geleceğini ve düzenini yakmayı göze alacak gibi bakıyordu."Sen... Sen bu kız için beni mi tehdit ediyorsun?" dedi Çağla, gözünden bir damla yaş süzülürken."Ben kimseyi tehdit etmiyorum, gerçeği söylüyorum," dedi Burak, kolunu serbest bırakarak. "Volkan’la Aslı arasındaki hikaye beni ilgilendirir. Ama sen bu olayı bir intikam malzemesi yapmaya kalkarsan, karşında beni bulursun."Aslı, Burak’ın arkasında çaresizce fısıldadı: "Burak... Yapma. Lütfen uzatma, ben giderim..."Burak arkasına bakmadan Aslı’ya doğru elini hafifçe uzattı, "Sen dur Aslı," dedi. Bakışları hâlâ Çağla’nın üzerindeydi.Çağla elindeki telefonu avucunun içinde sıktı. Aldığı bu darbe gururunu darmadağın etmişti. "Bu burada bitmedi Burak. O sahte ilişkiyi kendi ellerinle bitireceksin. Yoksa Volkan’ın bunu benden öğrenmesi çok daha kanlı olur."Çağla hırsla arkasını dönüp ana binaya doğru koşarken, bahçede ağır bir sessizlik çöktü.Aslı, derin bir nefes vererek sırtını arkasındaki ahşap çardağa yasladı. Yüzü bembeyazdı. Burak yavaşça arkasını dönüp Aslı’ya baktı."İyi misin?" dedi Burak, sesi aniden yumuşayarak.Aslı başını kaldırıp Burak’ın gözlerine baktı. Öfke, korku ve engel olamadığı o garip çekim hissi birbirine karışmıştı."Değilim..." dedi Aslı, sesi k kısılarak. "Gördün mü? Her şey mahvoluyor. Bizi fırtınaya sürüklüyorsun Burak."Burak, Aslı’ya doğru bir adım attı. Bu kez ne alay vardı yüzünde ne de ego."Fırtına kopsun Aslı," dedi Burak kararlı bir sesle. "Yeter ki sen o fırtınanın sonunda elimi tut."

Burak’ın o kararlı cümlesi Şile’nin serin rüzgarında asılı kaldı. Aslı, adamın gözlerindeki o gözü karalığı gördükçe ne diyeceğini bilemiyordu. İçindeki gururlu ses "Kaç buradan!" diye bağırsa da, kalbi Burak’ın uzattığı o elin sıcaklığına çekiliyordu."Ben senin elini tutamam Burak," dedi Aslı, sesi titreyerek ama kelimelerine tutunarak. "Çünkü sen arkanda neleri yakıp yıkacağını hesaplamıyorsun. Volkan’ın güveni, annemin emeği, benim gururum... Senin için sadece bir oyun ama benim hayatım."Aslı daha fazla duramadı; Burak’ın cevap vermesine fırsat tanımadan arkasını dönüp hızlı adımlarla bağ evinin yan kapısından içeri girdi.İçeride atmosfer her an patlamaya hazır bir bombayı andırıyordu.Salonda Nihat Bey gazetesini okurken, Volkan çalışma odasından çıkmış, garip bir gerginlikle etrafta gezinen Çağla’yı izliyordu. Çağla’nın gözleri ağlamaktan kızarmış, öfkesi yüzünden okunuyordu.Volkan, Aslı’nın içeri girdiğini ve yüzünün sapsarı olduğunu görünce hemen yanına gitti. "Aslı? Ne oldu? Dışarıda bir şey mi var?"Aslı tam bir şey söyleyecekken salona Burak girdi. Yüzünde buz gibi bir ifade vardı ama gözleri doğrudan Çağla’nın üzerindeydi. Bir nevi "Tek bir kelime edersen sonuçlarına katlanırsın" mesajı veriyordu.Çağla tırnaklarını avucuna geçirdi. Burak’ın tehditi onu durduruyordu ama içindeki intikam hırsı durulacak gibi değildi. Doğrudan söyleyemezdi belki ama oyunu içeriden bozabilirdi."Bir şey olduğu yok Volkan," dedi Çağla, sesindeki zehri saklamaya çalışarak. "Sadece Aslı ile Burak’ı bahçede konuşurken gördüm. Burak sizin ilişkiniz hakkında pek bir endişeliydi de... Ona şaşırdım."Volkan’ın kaşları hafifçe çatıldı. Bakışlarını önce Burak’a, sonra Aslı’ya çevirdi."Burak?" dedi Volkan, sesinde sorgulayıcı bir tonla. "Bizim ilişkimiz seni neden bu kadar ilgilendiriyor?"Burak ellerini ceplerine sokup Volkan’ın tam karşısında durdu. Aralarındaki kuzenlik bağı ilk kez bu kadar gerilmiş, ipleri kopma noktasına gelmişti."İlişkiniz ilgilendirmiyor Volkan," dedi Burak, sesi son derece soğuk ve kendinden emindi. "Beni ilgilendiren, ailemizin ve şirketimizin adı. Bodrum’da başlayan bir haberin İstanbul’da holdingin ortasına kadar taşınması.""Aslı benim hayatımda," dedi Volkan, adımını atıp Aslı’nın yanına geçerek. "Ve onun adının şirketle ya da senin kaygılarınla bir alakası yok. Bunu kabul etsen iyi edersin."İki adam salonda birbirlerine dik dik bakarken Nihat Bey gazetesini indirdi. "Yeter çocuklar! Hafta sonu kafa dinlemeye geldik, tartışmalarınızı holdinge saklayın."Öğleden sonra Şile’den İstanbul’a dönüş hazırlıkları başladı. Herkes kendi arabasına yönelirken, Aslı annesiyle birlikte eşyaları topluyordu.Burak, arabanın yanında durmuş Aslı’nın çıkmasını beklerken Çağla yanına yaklaştı."Sessiz kalacağımı sanma Burak," dedi Çağla fısıltıyla. "Şimdilik sustum çünkü şirketi düşündüm. Ama İstanbul’a döndüğümüzde o kızı bu evden de hayatından da kendim göndereceğim."Burak, Çağla’ya dönüp dik bir bakış attı. "Dene de gör Çağla. Ama unutma, Aslı’ya dokunduğun an karşında beni bulursun."Aslı, valizini bagaja koyarken Burak’ın bu korumacı tavrını uzaktan izledi. Artık kaçış yoktu. Şile’deki fırtına dinmişti belki ama İstanbul’a döndüklerinde kapılarını çalacak olan şey devasa bir kasırgayı andırıyordu.

İstanbul’a dönüş yolu boyunca arabaların içinde ağır bir sessizlik hakimdir. Şile’deki bağ evinde geride kalan fırtına, yerini İstanbul’un boğucu atmosferine bırakmıştır. Aslı, annesi Emine Hanım’ın yanında sessizce otururken zihninde tek bir düşünce dolanır: Bu yalan daha ne kadar sürebilir?Holding binasına varıldığında Nihat Bey’in talimatıyla yönetim kurulu acil bir değerlendirme toplantısı için bir araya gelir. Ancak toplantı salonundaki hava iş konuşmaktan çok uzaktır.Çağla, Şile’de yuttuğu öfkeyi holding koridorlarında kusmaya kararlıdır. Toplantı öncesinde Volkan’ın odasına girer."Volkan, seni uyarmak zorundayım," der Çağla, gözlerinde intikam hırsıyla. "Burak’ın Aslı’ya karşı tavırlarını görmüyor musun? Şile’de ikisini baş başa yakaladım. Burak bu ilişkiyi sadece şirket için değil, kendi duyguları yüzünden kurcalıyor!"Volkan, Çağla’nın bu sözleri karşısında önce duraksar. Zihninde Şile’deki yağmurlu gece, Burak’ın Aslı’ya bakışları ve aralarındaki o tuhaf gerilim bir film şeridi gibi geçer. Ancak Volkan, sakinliğini korumaya çalışır: "Çağla, Burak’ın her zamanki halleri. Aslı’ya güveniyorum."Yine de Volkan’ın içine düşen şüphe tohumu çimlenmeye başlamıştır.Aynı esnada Burak, holdingin terasında tek başınadır. Çağla’nın hamle yapacağını bildiğinden gözünü karartmıştır. Aslı’yı arayarak teras katına çağırır.Aslı, terasın ağır cam kapısını açıp içeri girdiğinde Burak’ı kenarda durmuş, şehri izlerken bulur."Yine ne var Burak?" der Aslı, bitkin bir sesle. "Holdingin ortasındayız, biri görecek."Burak arkasını döner. Bakışlarındaki o hırçınlık gitmiş, yerini tam bir kararlılığa bırakmıştır."Çağla, Volkan’ın kafasını karıştırıyor Aslı," der Burak, adımlarını kızın üzerine doğru atarak. "Bu sahtelik ikimizi de zehirliyor. Volkan’a gerçeği ben söyleyeceğim."Aslı’nın gözleri büyür. "Saçmalama! Volkan’a ne diyeceksin? 'Sana yalan söyledik, Aslı’yı sahte sevgilin yaptık ama ben ona aşık oldum' mu diyeceksin? Annemin işi ne olacak? Benim gururum ne olacak?"Burak, Aslı’nın kolunu tutar, sesi kısılır: "Senin gururunu da annenin geleceğini de ben korurum. Yeter ki bana güven. Ben bu oyunu seni kaybetmemek için bitirmek istiyorum."İkisi terasın ortasında nefes nefese birbirine bakarken, terasa açılan kapı hafifçe aralanır. Kapının arkasında duran Volkan, Burak’ın Aslı’nın kolunu tutuşunu ve ikisi arasındaki o yoğun çekimi kendi gözleriyle görür.Volkan’ın yüzündeki o güven dolu ifade, saniyeler içinde yerini hayal kırıklığı ve derin bir öfkeye bırakır.Gölgeleşen kapının ardından Volkan’ın adımları duyulur: "Neyi bitirmek istiyorsun Burak?"Teras bir anda buz keser. Sahte ilişkinin ve gizlenen duyguların en büyük kırılma noktası gelip çatmıştır.