Son veda

Vaveyla Yazarı: Esmanur Bayrakçı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Son veda

BÖLÜM 1

SON VEDA

14 Aralık 2023, Perşembe — Erzurum

Saat 16.30.

Ela, yatağının üzerine açık bıraktığı valizine son kez baktı. Kıyafetlerini yerleştirmiş, kitaplarını hazırlamış, gerekli eşyalarını çantasına koymuştu. Saat 18.00'de Ankara'ya gidecek uçağı vardı.

Her şey hazırdı.

Ama Ela'nın içinde, hiçbir valize sığdıramadığı kocaman bir özlem vardı.

Yatağın kenarına oturup komodinin üzerindeki küçük kutuyu eline aldı. Kutunun içinde Alparslan'ın ona aldığı hediyelerden bazıları duruyordu. Bir kolye, küçük bir bileklik ve birlikte geçirdikleri günlerden birinde aldığı, Ela'nın çok sevdiği küçük bir hatıra…

Ela, kolyeyi avucunun içine aldı.

Bir anda aylar öncesine gitti.

Alparslan, kolyeyi ona uzatırken yüzünde o kendinden emin gülümseme vardı.

“Bunu kaybetmek yok, Ela. Bir gün kaybedersen senden hesap sorarım.”

Ela gülerek kolyeyi almıştı.

“Sen önce kendi eşyalarına sahip çık, Alparslan!”

Alparslan kahkaha atmış, ardından Ela'yı kendine çekerek alnına küçük bir öpücük kondurmuştu.

Şimdi o kahkaha, Ela'nın hafızasında kalan en kıymetli seslerden biriydi.

Gözleri doldu.

“Seninle birlikte götüremediğim o kadar çok şey var ki…” diye fısıldadı. “Ama en azından bunları yanımda götürebilirim.”

Hediyeleri dikkatlice küçük bir keseye koydu ve valizinin içine yerleştirdi. Ardından valizini kapatıp yatağının yanına bıraktı.

Tam ayağa kalkacakken gözü komodinin üzerindeki fotoğrafa takıldı.

Fotoğrafta Alparslan ve Ela yan yana duruyordu. Alparslan'ın kolu Ela'nın omuzlarındaydı. İkisinin de yüzünde, geleceklerinden habersiz insanların o güzel gülümsemesi vardı.

Ela fotoğrafı eline aldı.

“Ben gidiyorum, Alparslan.”

Sesi titredi.

“Seninle kurduğumuz hayallerin olduğu şehirden gidiyorum. Ama senden gitmiyorum. Bunu sakın yanlış anlama.”

Fotoğrafı öptü ve yeniden yerine bıraktı.

Tam o sırada annesi Sıla kapıda göründü.

“Ela kızım, hazır mısın?”

Ela hızla gözlerini sildi.

“Hazırım anne.”

Sıla kızının yüzüne dikkatlice baktı. Bir şey söylemek istedi ama vazgeçti. Kızının son aylarda ne kadar değiştiğini görüyordu. Eskiden evin içinde şarkılar söyleyen, en küçük şeylere gülen Ela gitmiş; yerine gülümsemeye çalışan, geceleri odasına çekilen ve her fırsatta dalıp giden bir genç kız gelmişti.

Sıla kızına yaklaştı.

“Valizini hazırladın mı?”

“Evet anne. Her şey tamam.”

“Bir eksiğin olmasın?”

Ela başını iki yana salladı.

“Yok.”

Sıla kızının saçlarını okşadı.

“Peki, hadi bakalım. Ankara'da seni yeni bir hayat bekliyor.”

Ela annesinin yüzüne baktı.

“Biliyorum.”

Ama yeni bir hayatın onu beklemesi, eski hayatını geride bırakabildiği anlamına gelmiyordu.

Çünkü Ela'nın eski hayatında Alparslan vardı.

Ve o hayatın en güzel anıları, artık yalnızca hatıralarda yaşıyordu.

---

Ela valizini alıp salona indi. Üzerinde beyaz bir sweatshirt, siyah pantolon ve siyah deri ceket vardı. Çantasını omzuna taktı, anahtarlarını eline aldı.

Sıla, kızının yanına gelip ona sarıldı.

“Gittiğin yerde kendine çok dikkat et, kızım. Yabancı bir şehir. Herkese hemen güvenme. Bir şeye ihtiyacın olursa bizi hemen ara, tamam mı?”

Ela annesinin omzuna başını yasladı.

“Tamam anne.”

“Yemeğini de ihmal etme. Derslerine çalışacağım diye kendini unutma.”

Ela hafifçe gülümsedi.

“Anne, merak etme. İyiyim ben.”

Sıla kızının yüzünü iki eli arasına aldı.

“İyi olmasan da bana söyleyebilirsin, güzel kızım.”

Bu cümle Ela'nın kalbine dokundu.

Çünkü herkes ondan güçlü olmasını bekliyordu. Hayatına devam etmesini, üniversiteye gitmesini, yeni insanlarla tanışmasını ve zamanla her şeyin düzeleceğini düşünmesini…

Ama bazen Ela da yoruluyordu.

Bazen yalnızca birinin ona güçlü olmak zorunda olmadığını söylemesini istiyordu.

Annesine yeniden sarıldı.

“Biliyorum anne.”

Bir süre öyle kaldılar.

Sonra Ela geri çekildi ve valizini kapının yanına bıraktı.

“Anne, havaalanına gitmeden önce bir yere uğramam gerekiyor.”

Sıla, kızının nereye gitmek istediğini anlamıştı.

Alparslan'ın mezarına…

Başını yavaşça salladı.

“Git kızım. İçinde kalmasın.”

Ela'nın gözleri doldu.

“Çok uzun kalmayacağım.”

“Ne kadar kalmak istersen kal. Yalnız kendine dikkat et. Uçağını kaçırma.”

Ela annesine sarılıp yanağından öptü.

“Tamam anne. Seni arayacağım.”

“Ben de seni bekleyeceğim.”

Ela valizini arabasının bagajına yerleştirdi. Ardından direksiyonun başına geçti. Emniyet kemerini taktıktan sonra annesine baktı.

“Ben gidiyorum anne.”

Sıla'nın gözleri dolmuştu ama gülümsedi.

“Yolun açık olsun kızım. Allah'a emanet ol.”

Ela da gülümsedi.

“Sen de.”

Arabayı çalıştırdı.

Ancak hareket etmeden önce birkaç saniye boyunca evlerine baktı.

Bu evde çocukluğu vardı.

Bu evde ailesi vardı.

Bu evde Alparslan'la birlikte kurdukları hayallerin izleri vardı.

Sonra gözlerini yola çevirdi.

---

Ela arabasını şehitliğe doğru sürdü.

Yol boyunca radyoyu açmadı. Dışarıdaki soğuk hava, camların ardından izlediği tanıdık sokaklar ve arabanın içindeki sessizlik ona eşlik ediyordu.

Bir zamanlar bu yolları Alparslan'la birlikte geçmişti.

Bazen bir kafeye gitmek için, bazen akşam yürüyüşü yapmak için, bazen de hiçbir planları olmadan şehirde dolaşmak için…

Alparslan araba kullanırken Ela sürekli konuşurdu. Bir şeyler anlatır, sonra kendi anlattığı şeye güler, ardından Alparslan'ın fikrini sorardı.

Alparslan da çoğu zaman ona bakıp gülümserdi.

“Sen hiç susmuyor musun, Ela?”

Ela hemen karşılık verirdi:

“Susayım mı yani?”

“Hayır,” derdi Alparslan. “Sen konuş. Ben seni dinlemeyi seviyorum.”

Ela'nın gözlerinden bir damla yaş süzüldü.

Direksiyonu biraz daha sıkı tuttu.

“Keşke yine konuşabilsem seninle,” diye fısıldadı. “Keşke bana yine susmadığımı söylesen.”

Bir süre sonra şehitliğin girişine ulaştı.

Arabayı park etti, motoru durdurdu ve birkaç saniye boyunca yerinden kıpırdamadı.

Karşısında uzanan mezar taşlarına baktı.

Burası, insanların sevdiklerini son bir kez uğurladığı yerdi.

Ama Ela için burası bir vedanın tamamlandığı yer değildi.

Çünkü onun kalbi hâlâ Alparslan'ın bir gün geri döneceğine inanmak istiyordu.

Kapıyı açtı ve arabadan indi.

Soğuk hava yüzüne çarptı. Deri ceketinin yakasını düzeltti, çantasını omzuna taktı ve ağır adımlarla şehitliğe girdi.

Alparslan'ın mezarına yaklaştıkça kalbi daha hızlı atmaya başladı.

Sonunda mezar taşını gördü.

ALPARSLAN ARSLAN

Ela'nın adımları yavaşladı.

Mezarın başına geldiğinde eğilip taşın üzerindeki tozu eliyle sildi. Ardından çantasından küçük bir çiçek çıkardı ve mezarın önüne bıraktı.

Uzun süre hiçbir şey söylemedi.

Yalnızca mezar taşına baktı.

Sonunda dizlerinin üzerine çöktü.

“Merhaba, sevgilim…”

Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.

“Ben geldim.”

Gözleri doldu.

“Bugün Ankara'ya gidiyorum. Üniversiteye başlayacağım. Hani sen hep okuyacağım, avukat olacağım diye benimle dalga geçerdin ya…”

Acı bir gülümseme belirdi yüzünde.

“Bak, gidiyorum işte. Ama seninle konuşmadan gidemedim.”

Elini mezar taşının üzerine koydu.

“Biliyor musun, valizime bana aldığın hediyelerden birkaçını koydum. İnsanlar belki saçma bulur. Ama ben onları yanıma almazsam sanki seni biraz daha geride bırakacakmışım gibi hissediyorum.”

Bir an sustu.

Rüzgâr hafifçe esti.

Ela gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

“Ben seni unutmaya gitmiyorum, Alparslan. Sadece hayatıma devam etmeye çalışıyorum. Çünkü sen burada olsaydın, okumamı isterdin. Hayallerimden vazgeçmememi söylerdin.”

Sesi titredi.

“Keşke bana bir kez daha söyleseydin.”

Gözyaşları yanaklarından süzülürken başını eğdi.

“Ben seni çok özledim.”

Bu dört kelimenin içinde anlatamadığı aylar, uykusuz geceler ve yarım kalan hayaller vardı.

“Bazen telefonumu elime alıyorum. Sana bir şey anlatacakmışım gibi… Sonra hatırlıyorum.”

Dudaklarını birbirine bastırdı.

“Arayamıyorum seni.”

Bir süre sessizce ağladı.

Sonra elini mezar taşının üzerinde gezdirdi.

“Ben şimdi gidiyorum. Annemi de babamı da merak edeceğim, seni de… Ama söz veriyorum, kendime dikkat edeceğim. Okuyacağım. Bir gün avukat olduğumda, keşke yanımda olsaydın diyeceğim belki. Ama yine de başaracağım.”

Başını kaldırıp gökyüzüne baktı.

“Seninle kurduğumuz hayalleri tek başıma gerçekleştirmek çok zor olacak, Alparslan.”

Yutkundu.

“Yine de deneyeceğim.”

Ayağa kalktı. Son kez mezar taşına baktı.

“Hoşça kal, sevgilim.”

Birkaç adım attıktan sonra durdu ve yeniden arkasına döndü.

“Bir gün geri dönersem sana anlatacak çok şeyim olacak.”

Sonra gözlerini sildi ve yürümeye devam etti.

Şehitliğin kapısından çıktığında arkasına bir daha bakmadı.

Çünkü bir kez daha bakarsa gitmekten vazgeçeceğini biliyordu.

---

Ela arabasına bindi.

Bir süre ellerini direksiyonun üzerinde tuttu. Gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı ve kendini toparlamaya çalıştı.

Sonra motoru çalıştırdı.

Erzurum'un tanıdık sokakları geride kalırken gözlerini yola çevirdi.

Ankara'da onu bekleyen yeni bir hayat vardı.

Yeni bir ev, yeni bir üniversite, yeni insanlar…

Fakat kalbinde, hiçbir yeni başlangıcın silemeyeceği bir isim taşıyordu.

Alparslan Arslan.

Saat 17.20'de havaalanına giden yola girdi.

Erzurum yavaş yavaş geride kalıyordu.

Ela'nın gözlerinden son bir damla yaş süzüldü.

“Hoşça kal, Erzurum.”

Bir an duraksadı.

“Hoşça kal, Alparslan.”

Ardından gözlerini yola çevirdi.

O, sevdiği adamı geride bıraktığını düşünüyordu.

Oysa bilmediği bir şey vardı.

Bazı vedalar, bir hikâyenin sonu değil; gerçeğe ulaşmadan önceki en uzun bekleyişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.