Sensiz ilk gece

Vaveyla Yazarı: Esmanur Bayrakçı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Sensiz ilk gece

BÖLÜM 2

SENSİZ İLK GECE

14 Aralık 2023, Perşembe — Ankara

Saat 19.10.

Uçak Ankara'ya indiğinde Ela'nın içinde garip bir his vardı. Bir yanıyla yeni hayatına başlamanın heyecanını taşıyor, diğer yanıyla Erzurum'da bıraktığı her şeyi düşünüyordu.

Havalimanından çıkıp annesinin ona hediye ettiği eve gitmek için arabasına bindi.

Bu ev, Sıla'nın kızına yıllar önce aldığı, Ela'nın Ankara'da okuyacağı günleri düşünerek hazırladığı küçük bir sürprizdi. Ela daha önce bu eve gelmişti. Çocukken birkaç kez burada kalmış, odalarında koşturmuş, penceresinden dışarı bakarak büyüyünce nasıl bir hayatı olacağını hayal etmişti.

O zamanlar geleceği çok daha farklı hayal ediyordu.

Belki bir gün Alparslan da onunla birlikte Ankara'ya gelecekti.

Belki aynı evde kahvaltı yapacak, akşamları birlikte yemek hazırlayacak, günün yorgunluğunu birbirlerine sarılarak unutacaklardı.

Ama bazı hayaller, kuruldukları yerde kalıyordu.

Ela sonunda evin önüne geldi.

Arabayı park etti, bagajı açtı ve valizlerini çıkarmaya başladı. Önce büyük valizini, ardından el çantasını aldı. Anahtarını çantasından bulup kapıyı açtı.

İçeri girdiğinde evin sessizliği onu karşıladı.

Bir süre kapının önünde öylece durdu.

“Merhaba, evim,” diye fısıldadı.

Sesi boş odalarda yankılandı.

Valizlerini tek tek içeri taşıdı. Ardından kapıyı kapatıp ayakkabılarını çıkardı ve odasına doğru ilerledi.

Kapıyı açtığında yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.

Oda hâlâ hatırladığı gibiydi.

Pencerenin önündeki perde, duvarın kenarındaki çalışma masası, yatağın durduğu yer…

Çocukken bu odada oturup büyüdüğünde nasıl biri olacağını düşünürdü. Bazen kitaplarını masaya dizer, kendisini üniversiteye hazırlanıyormuş gibi hayal ederdi.

Bir keresinde Alparslan'a da bu evden bahsetmişti.

“Bir gün Ankara'da kendi evimde yaşayacağım,” demişti.

Alparslan gülümseyerek ona bakmıştı.

“Peki, beni de çağıracak mısın?”

Ela kahkaha atmıştı.

“Düşünürüm.”

Alparslan kaşlarını kaldırmıştı.

“Düşünürmüş! Ben gelirim, sen de bana yemek yaparsın.”

“Sen önce yemek yapmayı öğren!”

O gün ikisi de gülmekten kendilerini alamamışlardı.

Ela'nın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.

O anıları hatırlamak güzeldi.

Ama aynı zamanda canını yakıyordu.

Çünkü o günlerde gelecek, birlikte yaşanacak uzun bir yol gibi görünüyordu. Şimdi ise Ela, o yolun başında tek başınaydı.

Derin bir nefes alıp valizini yatağın üzerine koydu.

“Tamam,” diye mırıldandı. “Önce eşyaları yerleştirelim.”

Kıyafetlerini tek tek çıkardı. Kazaklarını, pantolonlarını ve sweatshirt'lerini dolabına yerleştirdi. Ardından ayakkabılarını düzenledi, çantasını masanın yanına koydu.

Son olarak valizinin içindeki küçük keseyi çıkardı.

Alparslan'ın ona aldığı hediyeler…

Ela onları çalışma masasının çekmecesine yerleştirdi. Bir süre çekmeceyi kapatmadan bekledi. Sonra valizinin dibinde kalan siyah sweatshirt'ü gördü.

Alparslan'ın sweatshirt'ü.

Ela onu eline aldı.

Kumaşın üzerinde parmaklarını gezdirdi. Alparslan'ın kokusunun artık eskisi kadar belirgin olmadığını biliyordu ama yine de sweatshirt'ü göğsüne bastırdı.

“Bunu da dolaba mı koyayım?” diye kendi kendine sordu.

Sonra başını iki yana salladı.

Hayır.

Bunu dolaba koymayacaktı.

Yatağının yanına bıraktı.

Geceleri yalnız uyumaktan korktuğu için değil yalnızca…

Onsuz uyumaya henüz alışamadığı için.

Alparslan, herkesin gözünde artık geçmişte kalan bir isimdi. Bir fotoğraf, bir mezar taşı, anlatılan birkaç hatıra…

Ama Ela için hâlâ sabah uyandığında aklına gelen ilk kişiydi.

Hâlâ bir şey olduğunda aramak istediği insandı.

Hâlâ kalabalığın içinde gözleriyle aradığı, sonra olmadığını hatırlayıp sessizleştiği kişiydi.

Ela yatağın kenarına oturdu ve sweatshirt'ü kucağına aldı.

“Biliyor musun?” diye fısıldadı. “Burayı hatırlıyorum. Çocukken bu odada büyüyünce ne yapacağımı düşünürdüm. Sen de yanımda olacaksın sanırdım.”

Gözlerini kapattı.

“Şimdi buradayım. Ama sen yoksun.”

Odanın sessizliği, söyleyemediği bütün sözleri içine aldı.

Ela sweatshirt'ü yastığının yanına koydu ve ayağa kalktı.

Saat 19.45 olmuştu.

Karnı acıkmıştı ama yemek yapacak hâli yoktu. Yine de kendini mutfağa gitmeye zorladı.

Çünkü annesi Sıla'ya söz vermişti.

Kendine dikkat edecekti.

---

Saat 20.00 — Mutfak

Ela mutfağa girdiğinde ilk olarak pencereden dışarı baktı. Ankara'nın akşam ışıkları yavaş yavaş yanıyordu. Sokaktan insanların konuşmaları, uzaktan gelen araba sesleri duyuluyordu.

Hayat burada da devam ediyordu.

Ela buzdolabını açıp elindeki malzemelere baktı. Birkaç sebze, makarna ve biraz peynir vardı. Kendine kolayca hazırlayabileceği bir yemek yapmaya karar verdi.

Telefonunu tezgâhın üzerine koydu.

Bir süre ne dinleyeceğini düşündü.

Sonra müzik uygulamasını açtı ve Alparslan'la birlikte dinledikleri şarkıyı buldu.

Parmağı ekranın üzerinde duraksadı.

Şarkıyı açarsa anılarının yeniden canlanacağını biliyordu.

Ama yine de açtı.

Müziğin ilk notaları mutfağa yayıldığında Ela'nın elleri durdu.

Bir anda kendini aylar öncesinde buldu.

Alparslan'ın arabasındaydı. Hava kararmış, ikisi de günün yorgunluğunu atmak için şehirde dolaşmaya çıkmışlardı. Bu şarkı çalmaya başladığında Alparslan sesini biraz yükseltmişti.

Ela ona dönmüştü.

“Bunu ezberledin mi sen?”

Alparslan gözlerini yoldan ayırmadan gülümsemişti.

“Sen yanımdayken çalan şarkıları ezberlememe gerek yok.”

Ela şaşkınlıkla ona bakmıştı.

“Neden?”

“Çünkü hepsi seni hatırlatıyor.”

Ela o gün başını onun omzuna yaslamıştı.

Şarkının sonuna kadar konuşmamışlardı.

Bazen aşk, saatlerce konuşmak değildi.

Bazen aynı şarkıyı dinlerken susabilmekti.

Şimdi Ela mutfakta tek başınaydı.

Elindeki bıçağı tezgâha bıraktı ve gözlerini kapattı. Gözyaşları yanaklarından süzülürken müzik devam ediyordu.

“Keşke burada olsaydın,” diye fısıldadı.

Bir süre öyle kaldı.

Sonra burnunu çekip gözlerini sildi.

“Tamam, Ela. Yemek yapacaksın. Ağlayarak da olsa yapacaksın.”

Kendi kendine söylediği bu sözlere hafifçe gülümsedi.

Sebzeleri doğramaya başladı. Tencereye su koydu, ocağı açtı ve yemeğini hazırlamaya devam etti.

Müzik çalarken bazen şarkıya eşlik etti. Bazen de bir anda susup dalıp gitti.

Yemek hazır olduğunda küçük bir tabak aldı ve masaya oturdu.

Karşısındaki boş sandalyeye baktı.

Bir an için Alparslan'ın orada oturduğunu hayal etti.

“Bugün ne yaptın, Ela?” diye sorduğunu…

Kendisinin de gün boyunca olanları bir bir anlattığını…

Sonra Alparslan'ın gülümseyerek onu dinlediğini…

Ela gözlerini kırpıştırdı.

Karşısındaki sandalye boştu.

Başını eğip yemeğinden bir lokma aldı.

“Afiyet olsun, sevgilim,” diye fısıldadı.

Ardından kendi kendine hafifçe güldü.

“İyice delirdim galiba. Tek başıma yemek yerken sana da afiyet olsun diyorum.”

Ama sonra gülümsemesi kayboldu.

Çünkü insan bazen kaybettiği birine söylemeye alıştığı sözleri söylemeye devam ediyordu.

Alışkanlıklar, bir insanın yokluğunu hemen kabul etmiyordu.

---

Yemekten sonra mutfağı topladı ve bulaşıkları yıkadı. Ardından salona geçti. Bir süre televizyonu açmayı düşündü ama vazgeçti.

Sessizlikten kaçmak istiyordu.

Ama sessizlik, Alparslan'ı hatırlatan tek şey değildi.

Bir şarkı, bir fotoğraf, bir koku, bir cümle…

Her şey onu geçmişe götürebilirdi.

Telefonunu eline aldı ve Alparslan'ın fotoğrafını açtı.

Fotoğraftaki yüzüne uzun uzun baktı.

“Bugün Ankara'ya geldim,” dedi. “Seninle planladığımız gibi değil belki ama geldim.”

Parmağıyla fotoğrafın kenarına dokundu.

“Üniversiteye başlayacağım. Yeni insanlarla tanışacağım. Belki bir gün burada kendime güzel bir hayat kuracağım.”

Bir an sustu.

“Bunları yaparken seni unutacağımı düşünme.”

Telefonu göğsüne bastırdı.

“Ben seni unutmadan da yaşayabilmeyi öğrenmek istiyorum, Alparslan.”

Bu, kendine verdiği ilk gerçek sözdü.

Onu unutmayacaktı.

Ama kendi hayatını da tamamen durdurmayacaktı.

Çünkü Alparslan burada olsaydı, Ela'nın hayallerinden vazgeçmesini istemezdi.

En azından Ela buna inanıyordu.

---

Saat 22.30 olduğunda Ela odasına geçti.

Üzerini değiştirdi, yatağını hazırladı ve ışığı kapatmadan önce odasına baktı.

Her şey yerli yerindeydi.

Kıyafetleri dolaptaydı. Kitapları masadaydı. Hediyeler çekmecedeydi.

Alparslan'ın sweatshirt'ü ise yastığının yanındaydı.

Ela yatağa uzandı ve sweatshirt'ü kendine çekti.

Pencereden Ankara'nın ışıkları görünüyordu.

Gözlerini kapatmadan önce annesine bir mesaj gönderdi.

Ela: “Anne, eve geldim. Eşyalarımı yerleştirdim, yemeğimi de yaptım. Merak etme, iyiyim. Seni seviyorum.”

Sıla'dan kısa süre sonra cevap geldi.

Sıla: “Ben de seni seviyorum kızım. Güzelce uyu. Yarın yeni bir gün.”

Ela mesajı okuyup telefonu komodinin üzerine bıraktı.

Yeni bir gün…

Belki yarın daha iyi olacaktı.

Belki üniversiteye başladığında başka şeyler düşünecekti.

Belki bir süreliğine acısı hafifleyecekti.

Ama bu gece değil.

Bu gece, Ankara'daki ilk gecesiydi.

Ve Alparslan olmadan geçireceği ilk gece değildi belki; fakat onun yokluğuyla yeni bir şehirde, yeni bir evde baş başa kaldığı ilk geceydi.

Ela, sweatshirt'ü göğsüne bastırdı.

“İyi geceler, Alparslan.”

Gözlerini kapattı.

Bir süre sonra odada yalnızca saatin sesi kaldı.

Ela uykuya dalarken aklından son bir düşünce geçti:

Herkes seni geçmişte bıraktığımı sanacak.

Ama ben seni kalbimde taşıyarak yaşamaya devam edeceğim.

O gece Ela, Alparslan'ın yokluğuna alışmadı.

Sadece onsuz geçen bir günün daha sabahına uyanmaya hazırlandı.

Ve Ankara'da, hiç kimsenin bilmediği bir yerde, onun hikâyesi sessizce devam ediyordu.

Çünkü bazen bir insanın yokluğu, varlığından bile daha fazla yer kaplardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.