8. bölüm / 9
Bir Tabut, Bin GözyaşıSensiz ilk sabah
Bölümler 9Şu an: Sensiz ilk sabah
BİR TABUT, BİN GÖZYAŞI
2. Bölüm: Sensiz İlk Sabah 🥀
14 Aralık 2023 — Ankara
Sabahın ilk ışıkları perdelerin arasından süzülürken Ela'nın telefonu çalmaya başladı.
Saat 07.30'du.
Telefonunu yastığının yanından alıp alarmını kapattı. Birkaç saniye tavana baktı. Yeni bir şehir, yeni bir ev, yeni bir hayat…
Ve yine onsuz geçen bir sabah.
Yatağın yanındaki sandalyeye bıraktığı siyah sweatshirti gördü. Alparslan'ın ona bıraktığı hatıralardan biriydi. Ela, elini uzatıp kumaşına dokundu. Dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
— Günaydın, Alparslan, diye fısıldadı.
Sanki karşısında oturuyormuş gibi bir an durdu.
— Bugün ilk dersim. Bana şans dile, olur mu?
Cevap gelmedi.
Zaten artık hiçbir sabah onun sesini duyarak başlamıyordu.
Ela derin bir nefes alıp yataktan kalktı. Ağlamak için değil, hazırlanmak için zamanı vardı. Saat 08.30'da hukuk fakültesindeki ilk dersi başlayacaktı.
Mutfağa geçti. Kendisine hızlıca bir kahvaltı hazırladı. Birkaç lokma yedi, çayından bir yudum aldı ve saate baktı.
Vakit daralıyordu.
Odasına dönerek siyah sweatshirtünü, siyah pantolonunu ve siyah deri ceketini giydi. Saçlarını düzeltti, çantasına defterlerini, kalemlerini ve telefonunu yerleştirdi. Ardından aynanın karşısına geçti.
Bir süre kendisine baktı.
Gözlerinin altında uykusuzluğun izleri vardı. Yüzünde ise kimsenin kolay kolay anlayamayacağı bir yorgunluk…
Yine de başını kaldırdı.
— Yapabilirsin, Ela. Bugün de yapabilirsin.
Çantasını omzuna taktı. Evden çıkmadan önce kapıyı, ocağı ve çantasını son kez kontrol etti. Siyah botlarını giyip kapıyı kilitledi.
Artık yola çıkma vaktiydi.
---
Ela arabasına bindiğinde saat 07.40'a yaklaşıyordu.
Üniversitesi evinden yaklaşık bir saat uzaktaydı. Emniyet kemerini taktı, motoru çalıştırdı ve navigasyonu açtı.
Ardından radyoyu açtı.
Önce hafif bir şarkı duyuldu. Birkaç dakika sonra tanıdık bir türkü başladı.
Ela'nın eli direksiyonun üzerinde hareketsiz kaldı.
Bu türkü…
Alparslan'la dinledikleri türkülerden biriydi.
O, şarkı dinlemeyi de severdi, türkü dinlemeyi de. Ama Alparslan yanındayken türkülerin yeri başkaydı. Bazen yol boyunca konuşmadan dinlerlerdi. Bazen Alparslan türküye eşlik eder, Ela da ona gülerek bakardı.
Bir keresinde Alparslan, gözlerini yoldan ayırmadan ona şöyle demişti:
“Bir gün sen avukat olacaksın, ben de üniformamla yanında duracağım. Sonra uzun bir yola çıkacağız. Sen istediğin türküyü açacaksın, ben de seni dinleyeceğim.”
Ela o gün gülerek karşılık vermişti:
“Ya benim seçtiğim türküleri beğenmezsen?”
Alparslan başını ona çevirmiş, gülümsemişti.
“Sen seçtiysen dinlerim, güzelim.”
Ela'nın gözleri doldu.
Direksiyonu biraz daha sıkı tuttu. Yoluna devam ederken gözlerini yoldan ayırmadı. Ağlamak istemiyordu. En azından şimdi değil.
Türkü bitene kadar tek kelime etmedi.
Sonra radyoyu kapattı.
Arabanın içini sessizlik kapladı.
Ela, kendi kendine fısıldadı:
— Sözümü tutacağım, Alparslan. Avukat olacağım. Sen göremesen bile olacağım.
Bunu söylerken içinde bir yerin hâlâ onun geri döneceğine inanmak istediğini bilmiyordu.
Belki de biliyordu ama kendisine itiraf edemiyordu.
---
Aradan yaklaşık bir saat geçti.
Ela, üniversitenin önüne geldiğinde saat 08.25'ti.
Arabayı park etti. Çantasını aldı ve bir süre binaya baktı.
Burası, hayalini kurduğu yerdi.
Hukuk fakültesini kazanmıştı. Bunun için emek vermiş, yorulmuş ve sonunda istediği yere gelmişti.
Ama o gün yanında olmasını istediği insan yanında değildi.
Ela başını kaldırıp derin bir nefes aldı.
— Başlıyoruz, dedi kendi kendine.
Ardından binaya girdi.
Koridorlar öğrencilerle doluydu. Bazıları heyecanla konuşuyor, bazıları arkadaşlarıyla gülüşüyor, bazıları da sınıflarını bulmaya çalışıyordu.
Ela kimseyle göz göze gelmemeye çalışarak sınıfını aradı.
Kapının üzerindeki numarayı kontrol etti.
Doğru yerdi.
İçeri girdi, boş sıralardan birine oturdu ve çantasını yanına bıraktı. Telefonunu çıkardı. Ekranına bakmaya başladı.
Yeni bir şehirdeydi ama alışkanlıkları değişmemişti. Kalabalığın içinde bile kendi sessizliğine sığınmayı tercih ediyordu.
Bir süre sonra yanındaki koltuğa bir kız oturdu.
Kız gülümseyerek ona döndü.
— Merhaba, ben Ceren.
Ela gözlerini telefondan kaldırdı.
— Merhaba. Ela.
— Sen nereden geldin?
— Erzurum'dan.
— Aa, bayağı uzaktan gelmişsin. Ben İzmir'den geldim.
Ela kısa bir baş hareketiyle karşılık verdi.
— Güzelmiş.
Sonra yeniden telefonuna döndü.
Ceren bir süre sustu. Ardından sohbet etmeyi yeniden denedi.
— Ankara'ya alışabildin mi peki?
— Daha yeni geldim.
— Anladım. Ben de daha pek alışamadım. Her şey çok farklı geliyor.
— Alışırsın zamanla.
Ela'nın sesi ne soğuktu ne de kırıcıydı. Sadece konuşmayı uzatmak istemediği belliydi.
Ceren bunu fark etmiş gibi önündeki defteri çıkardı.
— Neyse, ders başlayacak galiba.
Ela başıyla onayladı.
İkisi de sustu.
Ela için bu sessizlik rahatsız edici değildi. Aksine, kendisini koruduğu ince bir duvar gibiydi. İnsanlarla konuşursa sorular sorulacaktı. Nereden geldiği, ailesi, neden Ankara'ya taşındığı…
Belki bir gün anlatırdı.
Ama bugün değil.
Bazı hikâyeler ilk tanışmada anlatılamayacak kadar ağırdı.
---
Saat 08.30'da öğretim görevlisi sınıfa girdi.
Öğrenciler yerlerine geçti. Sınıftaki konuşmalar yavaş yavaş kesildi.
Hoca kendisini tanıttıktan sonra hukuk fakültesinin işleyişinden, ders programından ve öğrencilerin önündeki uzun eğitim yolculuğundan bahsetmeye başladı.
Ela defterini açtı ve anlatılanları yazmaya koyuldu.
Hukuk okumak istiyordu.
Bir gün insanların hayatlarına dokunmak, haksızlığa uğrayanların yanında durmak ve kendi ayakları üzerinde durabilmek istiyordu.
Ama her şeyden önce birine verdiği sözü tutmak istiyordu.
Alparslan'a…
Hoca bir konuyu anlatırken Ela'nın bakışları bir an pencereden dışarı kaydı. Bahçedeki ağaçların dalları rüzgârda sallanıyordu.
Aklına Alparslan'ın sesi geldi.
“Sana güveniyorum, Ela.”
Kalemi bir an durdu.
Boğazında tanıdık bir düğüm oluştu. Gözlerini kırpıştırdı, önündeki deftere baktı ve kendisini yeniden derse verdi.
Şimdi ağlayamazdı.
Buraya bunun için gelmişti. Hayatına devam etmek için…
Onu unutmak için değil.
Çünkü Ela, Alparslan'ı unutmak istemiyordu. Yalnızca onun yokluğuyla yaşamayı öğrenmeye çalışıyordu.
İlk ders sona erdiğinde öğrenciler çantalarını toplayıp sınıftan çıkmaya başladı.
Ela da defterini kapattı, eşyalarını çantasına yerleştirdi ve koridora çıktı.
---
Kantin oldukça kalabalıktı.
Ela, sıraya girerek kendisine sıcak bir kahve aldı. Pencerenin kenarındaki boş masalardan birine oturdu.
Bardağı iki eliyle kavradı.
Kahvenin sıcaklığı parmaklarına yayılırken dışarıdaki öğrencileri izlemeye başladı. Herkes bir yerlere yetişiyor, arkadaşlarıyla konuşuyor, yeni hayatlarının heyecanını yaşıyordu.
Ela ise sanki kalabalığın içinde görünmezdi.
Telefonunu çıkardı. Ekranını açtı, birkaç uygulamaya baktı. Sonra parmağı istemsizce fotoğraflarının bulunduğu bölüme gitti.
Alparslan'ın bir fotoğrafı karşısına çıktı.
Üniforması üzerindeydi. Yüzünde, Ela'nın ezbere bildiği o gülümseme vardı.
Fotoğrafa uzun uzun baktı.
— Bugün ilk dersime girdim, dedi sessizce. — Görseydin benimle gurur duyardın, değil mi?
Bir süre sonra telefonu kapattı.
Kahvesinden bir yudum aldı. Sıcacık kahve boğazından geçerken gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi.
Sonra kendi kendine, neredeyse duyulmayacak bir sesle konuştu:
— Ben sözümü tutacağım.
Bardağını masaya bıraktı ve çantasından ders programını çıkardı.
Önünde uzun bir gün vardı.
Ela henüz bilmiyordu ama Ankara'da geçireceği günler yalnızca yeni bir hayata alışmaktan ibaret olmayacaktı.
Geçmişinden kaçmaya çalıştıkça, bazı anılar hiç beklemediği yerlerde karşısına çıkacaktı.
Ve bir gün…
Belki de hiç beklemediği bir anda, hayatının bütün dengesi yeniden değişecekti.
Şimdilikse Ela'nın elinde soğumaya başlayan bir kahve, önünde açık bir ders programı ve kalbinin en derininde sakladığı bir söz vardı.
Alparslan'a verdiği söz.
“Ben avukat olacağım. Senin için değil yalnızca… Kendim için de. Ama seni hiçbir zaman unutmayacağım.”Saat 20.00 — Zeynep'in Evi
Film sona erdiğinde saat akşam sekizi geçmişti.
Ela ile Zeynep, alışveriş merkezinden birlikte çıktılar. Hava iyice soğumuş, Ankara sokaklarının üzerine gecenin karanlığı çökmüştü.
Zeynep arabasına binerken Ela'ya döndü.
— Hadi bakalım, bu gece bendesin. Sakın eve dönmeye kalkma.
Ela hafifçe gülümsedi.
— Tamam, anne.
— Anne mi? Senin annen Sıla, benim de Derya. Karıştırma ortalığı!
Ela kahkaha attı.
— Tamam, tamam. Hadi sür artık.
Zeynep de güldü ve arabayı çalıştırdı.
Bir süre sonra evine ulaştılar. Zeynep kapıyı açıp Ela'nın içeri girmesini bekledi. Ela ayakkabılarını çıkarıp salona geçti. Ev sıcaktı. Perdeler kapalı, salondaki küçük lamba açıktı.
Zeynep montunu çıkarıp koltuğun üzerine bıraktı.
— Ne yiyelim?
Ela çantasını masaya koydu.
— Fark etmez.
— Pizza söyleyelim mi?
— Olur.
Zeynep telefonunu alıp sipariş verdi. Ardından mutfağa geçerek iki bardak hazırladı. Ela ise salondaki koltuğa oturup etrafına baktı.
Bir zamanlar Erzurum'da birlikte geçirdikleri günler aklına geldi. Zeynep'le çocukken aynı evde saatlerce oynadıkları, Alparslan'ın onları kızdırmak için yaptığı şakalar, üçünün birlikte geçirdiği akşamlar…
O zamanlar hayat bu kadar ağır değildi.
Alparslan hep yanlarındaydı.
En azından Ela, öyle olacağını sanmıştı.
— Ela, neye daldın yine?
Zeynep'in sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı.
— Bir şeye değil.
Zeynep ona baktı ama üstelemedi.
Bir süre sonra kapı çaldı. Pizza gelmişti.
Zeynep siparişi aldı, pizzayı masaya koydu ve Ela'yı çağırdı. İkisi karşılıklı oturup yemek yemeye başladılar. Önce günlük şeylerden konuştular. Üniversiteden, Ankara'dan, yeni evlerinden bahsettiler.
Ela, Ceren'le tanışmasını anlattı. Zeynep de kendi okuluyla ilgili planlarından söz etti.
Bir süreliğine her şey normalmiş gibi hissettirdi.
Ta ki Zeynep, masanın üzerindeki telefonunu alıp eski bir fotoğrafı açana kadar…
Fotoğrafta üçü birlikteydi.
Alparslan ortada duruyordu. Bir kolunu Zeynep'in, diğerini Ela'nın omzuna atmıştı. Zeynep gülüyordu, Ela ise başını Alparslan'a çevirmişti.
Fotoğrafın çekildiği gün, üçünün de geleceğe dair hayalleri vardı.
Şimdi o fotoğrafta yalnızca bir kişi eksikti.
Zeynep'in parmağı ekranın üzerinde durdu.
— Bazen hâlâ arayacakmış gibi geliyor, dedi sessizce.
Ela'nın elindeki pizza dilimi tabağına geri döndü.
— Bana da.
Zeynep telefonu masaya bıraktı.
— Annem bazen odasına girip uzun uzun ağlıyor. Babam da belli etmemeye çalışıyor ama onun da iyi olmadığını biliyorum.
Ela gözlerini masaya indirdi.
— Keşke elimizden bir şey gelseydi.
— Keşke…
İkisinin arasında sessizlik oluştu.
Dışarıdan arabaların sesleri geliyordu. Evdeyse yalnızca duvardaki saatin tıkırtısı duyuluyordu.
Ela, bir süredir içinde taşıdığı cümleyi söylemek için cesaretini topladı.
— Zeynep…
— Efendim?
Ela parmaklarını birbirine kenetledi.
— Sana bir şey söylemem gerekiyor.
Zeynep ona döndü.
— Söyle, dinliyorum.
Ela derin bir nefes aldı. Gözleri dolmaya başlamıştı ama konuşmayı sürdürdü.
— Alparslan bu kış bana evlenme teklifi edecekti.
Zeynep'in elindeki bardak havada kaldı.
Ela devam etti.
— Bana söylemişti. Her şey hazır olsun istiyordu. Birkaç kez üstü kapalı konuşmuştu ama ben anlamamış gibi yapıyordum. Sonra bir gün…
Sesi titredi.
— Bir gün bana, bu kış hayatımın en güzel kışlarından biri olacak, demişti.
Zeynep'in yüzündeki ifade değişti.
Elindeki bardağı yavaşça masaya bıraktı.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra gözlerini Ela'ya çevirdi.
— Biliyorum, dedi kısık bir sesle.
Ela başını kaldırdı.
— Ne?
Zeynep'in gözleri dolmuştu.
— Biliyorum, Ela.
Ela'nın dudakları aralandı ama bir şey söyleyemedi.
Zeynep yutkundu.
— Abim bana anlatmıştı. Sana evlenme teklifi edecekti. Hatta nasıl yapacağını bile düşünüyordu.
Ela'nın gözlerinden yaşlar süzüldü.
— Bana neden söylemedin?
Zeynep başını iki yana salladı.
— Çünkü bunun sana sürpriz olmasını istiyordu. Her şeyi kendi hazırlamak istiyordu. Bana yalnızca fikrimi sormuştu. Nasıl bir şeyden hoşlanacağını, neye sevineceğini…
Zeynep'in sesi kesildi.
Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
— O gün çok mutluydu, Ela. Abimi o kadar mutlu uzun zamandır görmemiştim.
Ela artık gözyaşlarını tutamıyordu.
Bir eliyle ağzını kapatırken diğer eliyle masanın kenarına tutundu.
— Ben bilmiyordum, Zeynep. Gerçekten bilmiyordum. Ben onunla daha çok zamanımız var sanıyordum.
Sesi hıçkırıklarla bölündü.
— Daha çok hayalimiz vardı. Daha yapacağımız o kadar çok şey vardı ki…
Zeynep hemen yerinden kalktı, Ela'nın yanına giderek onu kollarının arasına aldı.
Ela başını Zeynep'in omzuna yasladı.
Ve ağladı.
Günlerdir içine attığı, kimseye anlatamadığı ne varsa gözyaşlarıyla birlikte ortaya çıkıyordu.
— Ben onunla evlenmek istiyordum, Zeynep, diye fısıldadı. — Bir gün gelinlik giyecektim. O da üniformasıyla yanımda duracaktı. Bir evimiz olacaktı. Belki bir gün çocuklarımız…
Sesi titredi.
— Ben bunların hepsini onunla hayal etmiştim.
Zeynep'in de gözyaşları yanaklarından süzülüyordu.
Ela'ya daha sıkı sarıldı.
— Biliyorum, güzelim. Biliyorum.
— Şimdi ne yapacağım ben?
Zeynep cevap vermekte zorlandı.
Çünkü onun da aynı soruya verecek bir cevabı yoktu.
O da abisini özlüyordu. Onun sesini, şakalarını, evin içinde yürüyüşünü, kendisine çocukmuş gibi davranmasını…
Bir gün yeniden kapıdan gireceğine inanmak istiyordu.
Ama her geçen gün, o umudu taşımak biraz daha zorlaşıyordu.
Zeynep, Ela'nın saçlarını okşadı.
— Şimdi hiçbir şey yapmak zorunda değilsin. Ağlamak istiyorsan ağla. Konuşmak istiyorsan konuş. Susmak istiyorsan da sus. Ama bütün bunları tek başına yaşamak zorunda değilsin.
Ela gözlerini kapattı.
— Onu çok özlüyorum.
Zeynep'in dudakları titredi.
— Ben de abimi çok özlüyorum.
İki genç kadın birbirine sarılmış, aynı insanın yokluğuna ağlıyordu.
Biri sevdiği adamı kaybetmişti.
Diğeri ağabeyini.
Ama ikisinin de kalbinde aynı isim vardı.
Alparslan.
O gece pizza soğudu. Masadaki bardaklar öylece kaldı. Televizyon kapalıydı.
Hiçbirinin bunları umursayacak hâli yoktu.
Birbirlerine sarılarak uzun süre öylece oturdular.
Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey, acısını iyileştirecek bir cevap değildi.
Yalnızca acısını anlatmak zorunda kalmadan anlayan birinin varlığıydı.
Ve o gece Ela'nın yanında, onu çocukluğundan beri tanıyan biri vardı.
Zeynep.
Alparslan'ın kız kardeşi…
Ve Ela'nın kardeşi kadar sevdiği insan.
O gece birbirlerine bir söz vermediler. Gelecekle ilgili büyük cümleler de kurmadılar.
Yalnızca birbirlerini bırakmadılar.
Belki de bazı gecelerde ayakta kalmak için gereken tek şey buydu.
Bölüm etkileşimi
