4. bölüm / 9
Bir Tabut, Bin GözyaşıSon veda
Bölümler 9Şu an: Son veda
BÖLÜM 1 — SON VEDA
Saat 14.30 olmuştu.
Zeynep, valizlerini çoktan aşağı indirmişti. Babası Tolga, kızının valizlerini alıp arabaya yerleştirmişti. Her şey hazırdı. Birkaç saat sonra Ankara'da, bambaşka bir hayatın kapısını aralayacaktı.
Ama gitmeden önce yapması gereken bir şey vardı.
Vedalaşmak…
Hem de hayatındaki en değerli insanlarla.
Derya, kapının önünde kızına bakıyordu. Gözleri dolmuştu ama ağlamamak için kendini tutuyordu. Kızının büyüdüğünü biliyordu; yine de onun evden ayrılacak olması yüreğine ağır geliyordu.
"Oralarda çok dikkat edin kızım," dedi Derya. "Yabancı bir şehir, bilmediğin insanlar… Kendine dikkat et olur mu?"
Zeynep annesinin yanına yaklaştı.
"Tamam anneciğim. Sen de kendine dikkat et. Ben seni her gün arayacağım, söz."
Derya kızının yüzünü avuçlarının arasına aldı.
"Bir şeye ihtiyacın olursa hiç çekinme. Hasta olsan da, canın sıkılsa da, kendini yalnız hissetsen de bizi ara. Tamam mı kızım?"
Zeynep'in gözleri doldu.
"Tamam anne."
Daha fazla dayanamadı. Annesine sıkıca sarıldı.
Derya da kızını kollarının arasına aldı, saçlarını öptü. Sanki biraz daha sıkı sarılırsa kızının gitmesini engelleyebilecekmiş gibi…
"Benim güzel kızım," diye fısıldadı. "Daha dün küçücük bir çocukken şimdi üniversiteye gidiyorsun."
Zeynep annesinin omzuna başını yasladı.
"Keşke abi de burada olsaydı anne."
Bu söz, ikisinin de yüreğine dokundu.
Derya gözlerini kapattı. Alparslan'ın adını duymak bile hâlâ canını yakıyordu.
"Keşke kızım… Keşke."
Bir süre öylece sarılı kaldılar.
Sonra Zeynep annesinden ayrıldı ve babasına döndü.
Tolga, kızının karşısında duruyordu. Her zamanki gibi güçlü görünmeye çalışıyordu ama gözlerinin içindeki hüznü saklayamıyordu.
Zeynep babasının boynuna sarıldı.
"Baba…"
Tolga kızını kollarının arasına aldı.
"Canım kızım."
"Ben gidince anneme iyi bak, olur mu?"
Tolga hafifçe gülümsedi.
"Sen hiç merak etme. Ama sen de kendine iyi bakacaksın."
"Tamam babacığım."
"Paraya sıkışırsan, bir şeye ihtiyacın olursa hemen haber vereceksin. Benden gizli saklı iş yok. Ne zaman ihtiyacın olursa baban burada."
Zeynep'in gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
"Tamam babacığım. Siz de kendinize dikkat edin."
Tolga kızının saçlarını okşadı.
"Sen yeter ki oku, hayallerinin peşinden git. Gerisini düşünme."
Zeynep babasına biraz daha sıkı sarıldı.
Bir zamanlar Alparslan'ın da kendisine böyle sarıldığını hatırladı. Abisi onu koruyacağına söz verirdi. Şimdi ise hayatında yeni bir yolculuğa çıkarken ona sarılacak kişi yoktu.
Ama onun sözleri, anıları ve sevgisi hâlâ Zeynep'leydi.
---
Saat ilerliyordu.
Zeynep son hazırlıklarını tamamlamak için odasına çıktı. Siyah deri ceketini giydi, beyaz atkısını boynuna doladı ve siyah botlarını ayağına geçirdi. Aynanın karşısında birkaç saniye durdu.
Kahverengi gözlerinin içindeki hüznü gizleyemiyordu.
Valizini, çantasını ve telefonunu kontrol etti.
Sonra merdivenlerden aşağı indi.
Kapının önünde bir kez daha durdu. Önce annesine, sonra babasına baktı.
Bu evde çocukluğu kalmıştı.
Bu evde abisiyle kavga etmiş, gülmüş, ağlamıştı.
Bu evde bir gün herkesin mutlu olacağına inanmıştı.
Şimdi ise o evden bir kişi eksikti.
Zeynep, kapının eşiğinde son kez arkasına baktı.
"Hoşça kalın," diye fısıldadı.
Derya gözyaşlarını tutamayarak elini ağzına götürdü. Tolga ise kızına başıyla küçük bir işaret verdi. Daha fazla konuşursa kendisinin de ağlayacağını biliyordu.
Zeynep arabaya bindi.
Kapı kapandı.
Ve araba hareket etti.
---
Zeynep'in Ankara'ya gitmeden önce uğraması gereken son bir yer vardı.
Şehitlik…
Yol boyunca pencereden dışarı baktı. Erzurum'un sokakları gözlerinin önünden geçerken çocukluğu bir film şeridi gibi aklından geçti.
Sonra abisinin yüzü geldi gözlerinin önüne.
Alparslan'ın gülüşü…
Kendisini kızdırdığı zamanlardaki bakışları…
"Benim küçük cadım," deyişi…
Zeynep dudaklarını birbirine bastırdı.
"Biraz daha dayan," diye fısıldadı kendi kendine. "Sadece biraz daha."
Yaklaşık yarım saat sonra şehitliğe ulaştı.
Arabadan indiğinde soğuk yüzüne çarptı. Beyaz atkısını biraz daha sıkı sardı ve yavaş adımlarla mezarların arasında ilerledi.
Sonunda Alparslan'ın mezarının önünde durdu.
Bir süre hiçbir şey söyleyemedi.
Mezar taşındaki isme baktı.
TEĞMEN ALPARSLAN ARSLAN
Zeynep'in dudakları titredi.
Dizlerinin üzerine çöktü ve elini mezar taşına koydu.
"Abi…"
Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
"Ben geldim."
Gözlerinden yaşlar süzüldü.
"Bugün gidiyorum abi. Ankara'ya… Üniversiteye."
Bir an gülümsedi. Sanki abisi karşısında duruyormuş da onu dinliyormuş gibi konuşmaya devam etti.
"İstediğin bölümü kazandım abi. Gastronomi okuyacağım. Hani bana hep kendi ayaklarının üzerinde durmayı öğren derdin ya… İşte öğrenmeye gidiyorum."
Parmakları mezar taşının üzerinde gezindi.
"Biraz geç kaldım belki ama başardım. Keşke burada olsaydın. Keşke sana sarılıp anlatabilseydim. Kesin benimle gurur duyardın, değil mi?"
Cevap gelmedi.
Yalnızca rüzgâr, mezarların arasından usulca geçti.
Zeynep çantasını açtı ve içinden küçük bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafta Alparslan gülümsüyordu.
Fotoğrafı mezarın yanına bıraktı.
"Bak abi, fotoğrafını da getirdim. Seni yanımda götürüyorum. Ankara'da ne zaman seni özlesem açıp bakacağım."
Boğazındaki düğüm büyüdü.
"Ama ben seni çok özleyeceğim."
Başını eğdi. Birkaç saniye boyunca ağlamaktan başka bir şey yapamadı.
Sonra avucunu toprağın üzerine koydu.
"Abi, bana bir şey söylemiştin hatırlıyor musun? Ne olursa olsun güçlü olacaktım. Ben de sana bir söz vereyim."
Derin bir nefes aldı.
"Okuyacağım. Hayallerimi gerçekleştireceğim. Annemle babamın yüzünü güldüreceğim. Ama seni hiçbir zaman unutmayacağım."
Gözlerini kapattı.
"Sen benim abimdin. Kahramanımdın. Hâlâ öylesin."
Zeynep ayağa kalkmakta zorlandı. Gitmek istemiyordu. Sanki buradan ayrılırsa abisinden bir kez daha uzaklaşacakmış gibi hissediyordu.
Son kez mezar taşına dokundu.
"Ben gidiyorum abi… Kendine iyi bak."
Sonra dudaklarından güçlükle bir cümle döküldü:
"Bir gün yeniden kavuşacağız diye düşünmek istiyorum. Belki başka bir yerde, belki bir rüyada… Ama ben seni hep seveceğim."
Arkasını döndü ve yavaşça yürümeye başladı.
Birkaç adım sonra durdu.
Gözyaşlarını sildi ve başını gökyüzüne kaldırdı.
"Hoşça kal, benim güzel abim."
Ardından arabasına doğru ilerledi.
Zeynep, Ankara'ya yeni bir hayat kurmaya gidiyordu.
Fakat o gün bilmediği bir şey vardı.
Belki de hayatının en büyük sırrı, tam da arkasında bıraktığını düşündüğü yerde saklıydı.
Çünkü herkes Alparslan Arslan'ın öldüğüne inanıyordu.
Ama kimse, o boş tabutun ardında saklanan gerçeği henüz bilmiyordu.
Bölüm etkileşimi
