Bir saniye bekle kitap kapağı

48. bölüm / 55

Bir saniye bekle

ÜÇ SANİYELİK SESSİZLİK

Vaveyla Yazarı: Yağmur Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 55Şu an: ÜÇ SANİYELİK SESSİZLİK
  1. 1 Bölüm 1-Bir saniye bekle299 kelime
  2. 2 Bölüm 2 - İftira416 kelime
  3. 3 Bölüm 3-Aynı kafadan566 kelime
  4. 4 Bölüm 4 -Rövanş524 kelime
  5. 5 Bölüm 5- Birbirinin eksikliği452 kelime
  6. 6 Bölüm 6- Son ders403 kelime
  7. 7 Bölüm 7 -Raket meselesi315 kelime
  8. 8 Bölüm 8- Sayı senin laf benim388 kelime
  9. 9 Bölüm 9-İyi bir ekip371 kelime
  10. 10 Bölüm 10-Sessizce302 kelime
  11. 11 Bölüm 11 -Fark eden biri337 kelime
  12. 12 Bölüm 12-Kimse görmesin548 kelime
  13. 13 Bölüm 13-Bir gün bin süpriz689 kelime
  14. 14 Bölüm 13 -Bir şey değişiyor372 kelime
  15. 15 Bölüm 14 -Plan384 kelime
  16. 16 Bölüm 15- yanlış anlaşılmak386 kelime
  17. 17 Bölüm 16 -Bir saniye bekle301 kelime
  18. 18 Bölüm 17-sadece ikimizin bildiği507 kelime
  19. 19 Bölüm 18 küçük bir sır306 kelime
  20. 20 Bölüm 19-bir şeyler değişiyor510 kelime
  21. 21 Bölüm 20-mesafe360 kelime
  22. 22 Bölüm 21-6 Mayıs334 kelime
  23. 23 Bölüm 22-bir haziran275 kelime
  24. 24 Bölüm 23-Sonra her şey değişti212 kelime
  25. 25 Uzaktan biri547 kelime
  26. 26 158458 kelime
  27. 27 Kimse kalmadı🥲515 kelime
  28. 28 Hep ikinci planda431 kelime
  29. 29 Biraz yanımda kal692 kelime
  30. 30 Görüldü444 kelime
  31. 31 Cevapsız290 kelime
  32. 32 Okulun ilk haftası739 kelime
  33. 33 Bir cümle yetti266 kelime
  34. 34 Nöbet Günü971 kelime
  35. 35 Cüce ve sırık432 kelime
  36. 36 Doğal Güzellik542 kelime
  37. 37 Aramızdaki Mesafe642 kelime
  38. 38 ARAMIZDAKİ OYUN551 kelime
  39. 39 Bir Şeyler Yerine Otururken921 kelime
  40. 40 Bir Saniye Bekle — Bölüm: Devran Döndü849 kelime
  41. 41 BU KIRGINLIKLAR1.451 kelime
  42. 42 Bir Kat Daha819 kelime
  43. 43 BÖLÜM — Ben Konuşurken646 kelime
  44. 44 Bir Kalbin İçine Sığmayanlar1.368 kelime
  45. 45 BÖLÜM — ESKİSİ GİBİ1.168 kelime
  46. 46 BÖLÜM — BİR SAKIZ, BİR SÜRÜ SAÇMALIK VE BİZ2.015 kelime
  47. 47 BİR ANLIĞINA UNUTTUK2.590 kelime
  48. 48 ÜÇ SANİYELİK SESSİZLİK1.915 kelime · Okuduğun bölüm
  49. 49 Bir Kahkahanın Ardında1.386 kelime
  50. 50 BİR GÜLÜŞE SIĞAN HER ŞEY1.266 kelime
  51. 51 BİR SANİYELİK KORKU1.216 kelime
  52. 52 Bölüm — Bazen İnsan Yorulur1.198 kelime
  53. 53 BÖLÜM — BİR GÜNE SIĞAN BİNLERCE DUYGU1.502 kelime
  54. 54 BİR CÜMLENİN AĞIRLIĞI1.104 kelime
  55. 55 BİR RÜYANIN SABAHI547 kelime

BÖLÜM — ÜÇ SANİYELİK SESSİZLİK

Sabah sınıfa girdiğimde günün bu kadar olaylı geçeceğini bilmiyordum. Bildiğim tek bir şey vardı: Arda bugün yine rahat durmayacaktı.

Ve yanılmamıştım.

Daha çantamı doğru düzgün yerleştiremeden arkamdan bir ses duydum.

“Günaydın, davar.”

Yavaşça arkamı döndüm.

“Günaydın da? Sen ne dedin bakım?”

Arda sırıtıyordu.

“Davar dedim davarcığım.”

“Sinir bozucusun.”

“Teşekkür ederim. Sen de pek farklı sayılmazsın.”

Gözlerimi devirdim.

“Arda, bugün benimle uğraşma.”

“Tamam.”

Şüpheyle yüzüne baktım.

“Gerçekten mi?”

“Yok.”

“ARDA!”

Kahkahalarla gülmeye başladı. Ben de istemeden gülümsedim. Daha sabahın ilk dakikalarında beni sinirlendirmeyi başarmıştı.

Gün boyunca bir türlü rahat bırakmadı. Bazen yanıma gelip saçma sapan bir şey söylüyor, bazen hiçbir sebep yokken bana laf atıyor, bazen de ben başka biriyle konuşurken konuşmaya dahil oluyordu.

Bir ara yüzüne dikkatlice baktım.

“Sen bugün yürek yedin galiba.”

Arda kaşlarını kaldırdı.

“Yoo onu nerden çıkardın?”

“Bir dakika durmuyorsun çünkü!”

“Seninle uğraşmak ayrı bir spor dalı.”

“Çok komiksin gerçekten.”

“Biliyorum.”

“Özgüvenine hayranım.”

“Olman gerekiyor zaten.”

Ona cevap vermek için ağzımı açtım ama güldüğünü görünce vazgeçtim.

“Allah sabır versin bana.”

“Âmin.”

Ona öyle bir baktım ki kahkahasını tutamadı.

---

Tarih dersi başladığında işler değişti.

Arda'yla aramızdaki o bitmek bilmeyen şakalaşma, yerini kıyasıya bir rekabete bıraktı. Öğretmenin sorduğu sorulara ikimiz de cevap yetiştirmeye çalışıyorduk.

“Bunu biliyorum!” dedim heyecanla.

Arda hemen araya girdi.

“Hocam, ben söyleyeyim.”

“Bir dakika ya!” diye itiraz ettim. “Ben biliyordum!”

Arda bana dönüp sırıttı.

“Geç kaldın.”

“Daha soruyu bitirmeden nasıl geç kalıyorum?”

“Yetenek meselesi.”

“Seninle ders çalışılmaz.”

“Seninle yarışılır ama.”

Öğretmenin sorduğu bir başka soruyu doğru cevapladığımda yüzündeki ifade görülmeye değerdi.

“Hocam, bu sayılmaz.”

Kaşlarımı kaldırdım.

“Niye sayılmıyormuş?”

“Şans.”

“Tabii canım. Sen kaybedince hep şans oluyor zaten.”

“Daha bitmedi.”

“Benim için bitti.”

Arda başını iki yana salladı.

“Çok konuşuyorsun.”

“Sen de çok kaybediyorsun.”

Sınıfta birkaç kişi güldü. Arda da gülüyordu ama belli ki bu yarışın peşini bırakmaya niyeti yoktu.

İngilizce dersinde de aynı şey yaşandı. Birimiz cevap verdiğinde diğeri hemen karşılık veriyordu. Sanki bütün günümüz birbirimize üstünlük sağlamaya çalışmakla geçecekti.

Ve açıkçası, bundan şikâyetçi değildim.

Çünkü Arda'yla rekabet etmek bile başlı başına eğlenceliydi.

---

Öğle arası geldiğinde sınıfta kalmaya karar verdim.

Arda kapıya yönelirken bana döndü.

“Sen sınıfta mı duracaksın?”

“Evet.”

Sesim biraz soğuktu.

“İyi.”

Bunu söyledikten sonra gitti.

Arkasından bakmadım. En azından bakmamaya çalıştım.

Bir süre sonra arkadaşım yanıma geldi.

“Hadi aşağı inelim mi?”

“İnelim.”

Birlikte sınıftan çıktık ve merdivenlerden aşağı inmeye başladık. Sohbet ediyorduk ki tanıdık bir ses duyuldu.

“Ne konuşuyorsunuz bakalım?”

Arda.

Önce yanımıza gelip bir süre bizi dinledi. Sonra hiçbir uyarıda bulunmadan kafama hafifçe vurup kaçtı.

Bir an olduğum yerde kaldım.

“ARDA!”

Arkasından koşmaya başladım.

“Gel buraya!”

Arda kahkahalarla kaçıyordu.

“Yakalayabilirsen!”

“Bir yakalayayım, görürsün sen!”

Koridorda birkaç kişinin bize dönüp baktığını fark ettim ama umurumda değildi. Arda'yı yakalamaya çalışırken ikimiz de gülüyorduk.

Sonunda sınıfa geri döndüğümüzde bir süreliğine baş başa kaldık.

İşte o anlar…

Kalabalığın olmadığı, kimsenin araya girmediği, sadece ikimizin birbirine laf yetiştirdiği anlardı.

Arda sıranın kenarına yaslandı.

“Çok yavaşsın.”

“Bir daha kafama vur da gör.”

“Ne yapacaksın?”

“Şu an söylesem sürprizi bozarım.”

“Çok korktum.”

“Bence kork.”

Birbirimize bakıp gülmeye başladık.

Sonra yine atıştık. Konudan konuya geçtik, saçma sapan şeyler söyledik. Zamanın nasıl geçtiğini fark etmedim bile.

Tam her şey güzel giderken sınıfa birkaç kişi girdi.

Bir anda konuşmanın havası değişti.

İkimiz de başka şeylerle ilgilenmeye başladık. Birkaç dakika önce birbirimize laf yetiştiren biz, şimdi kalabalığın içinde daha sıradan davranıyorduk.

İçimden sessizce söylendim.

Keşke biraz daha yalnız kalsaydık.

Arda'ya baktım. O da başka bir şeyle ilgileniyordu.

Sonra ikimiz birlikte aşağı indik.

Bahçeye çıktığımızda her şey yeniden başladı.

Arda bana bir şey söyledi, ben cevap verdim, derken yine birbirimizi kovalamaya başladık.

“Davar!” diye seslendi.

“ARDA, SENİ YAKALAYINCA GÖRECEKSİN!”

“Yakalayamazsın!”

Bir süre peşinden koştum. Sonunda yorulup durdum.

“Tamam, yeter! Ben bırakıyorum.”

Arda dönüp bana baktı.

“Pes mi ettin?”

“Nefes almam gerekiyor, kusura bakma.”

Yanıma geldi. Ben daha bir şey söyleyemeden kollarımı tutup ellerimi kendi ellerinin arasına aldı.

“Ne yapıyorsun sen?”

“Kaçma diye.”

“Ben zaten kaçmıyorum!”

“Emin misin?”

“Arda!”

Gülmeye başladı. Ben ellerimi kurtarmaya çalışırken bu kez beni gıdıklamaya başladı.

“Yapma! Arda, yapma diyorum!”

“Tamam, tamam!”

Ama gülüyordu. Ben de bir yandan kurtulmaya çalışıyor, bir yandan gülüyordum.

Sonra bir anda geri çekildi.

“Ben gidiyorum.”

Gülümsemem yüzümde dondu.

“Ne?”

“Gidiyorum dedim.”

“Ya daha yeni geldik!”

“Eee?”

“Eesi ne? Gitme.”

Arda omuz silkti.

“Gitmem lazım.”

O an gerçekten gitmesini istemedim. Biraz daha birlikte kalalım istiyordum. O yüzden düşünmeden konuştum.

“Gidersen sana küserim.”

Arda bana baktı.

“Küs.”

“Ciddiyim.”

“Ben de ciddiyim.”

Gitmek için hareket edince yakasından tutup kendime doğru çektim.

“Arda, bir dakika!”

Kahkaha attı.

“Ne yapıyorsun sen?”

“Gitmene izin vermiyorum.”

“Bırak.”

“Hayır.”

Birbirimize bakıp birkaç saniye güldük. Sonunda yine o kazandı ve gitmeyi başardı.

Arkasından seslendim:

“Fena trip yiyeceksin, haberin olsun!”

Arda arkasına dönüp elini salladı.

“Tamam!”

Sinirle kendi kendime söylendim.

Tamam diyor bir de!

Bir süre sonra tekrar karşıma çıktı.

Hiçbir şey söylemedi. Sadece bana baktı.

O yeşil gözleriyle.

Dudaklarının kenarında küçücük bir gülümseme vardı.

Bense birkaç saniye önce ona ne kadar kızgın olduğumu hatırlamaya çalışıyordum.

Başarılı olamadım.

“Ne var?” diye sordum.

“Bir şey yok.”

“E niye bakıyorsun?”

“Bakamaz mıyım?”

Gözlerimi devirdim.

“Çok sinir bozucusun.”

“Bunu bugün kaçıncı söyleyişin?”

“Daha saymaya yeni başladım.”

Güldü.

Ben de istemeden gülümsedim.

Ve bütün o triplerim birkaç saniyenin içinde eriyip gitti.

Kendime kızdım.

Gerçekten mi? Bu kadar mı kolay?

Ama ne yapabilirdim?

Arda buydu işte.

Beni sinirlendirmeyi de biliyordu, güldürmeyi de.

---

Daha sonra bizi film izlemeye götüreceklerini öğrendik.

Herkes yerleşmeye çalışırken Arda, İlker'in yanına gitti.

Ben de ona seslendim.

“Arda, benimle otursana!”

Ama o İlker'in yanına geçmişti bile.

Bir an duraksadım.

“Tamam,” dedim kendi kendime. “Ben de en öne otururum.”

Öyle yaptım.

Film başladığında Arda da benim yanıma oturdu.

İlk başta filme odaklanmaya çalıştım ama bir süre sonra yanımdan bir ses geldi.

“Bu sahne çok güzelmiş.”

Başımı ona çevirdim.

“Daha yeni başladı.”

“Yine de güzel.”

“Sen her şeye bir yorum yapmak zorunda mısın?”

“Evet.”

“Ne güzel.”

Film mitolojikti ve ikimizin de ilgisini çeken konulardan biriydi. Bir karakter hakkında konuştuk, sonra sahnedeki ayrıntıları tartışmaya başladık.

“Bence burada asıl mesele şu,” dedim.

Arda başını salladı.

“Olabilir ama bence…”

Onu dinlerken gülümsedim.

Bir ara konuşmayı bıraktık ve yeniden filme döndük.

Ekranda güzel bir kız belirdiğinde gözlerimi ekrandan ayırmadan konuştum.

“Bu kız çok güzelmiş.”

Yanımdan hemen bir ses geldi.

“Senin kadar güzel değil.”

Başımı hızla Arda'ya çevirdim.

Bana bakıyordu.

Üstelik gülümsüyordu.

O an birkaç saniyeliğine ne diyeceğimi bilemedim.

“Ne?” dedim sonunda.

Arda gülümsemesini bozmadan omuz silkti.

“Ne ne?”

“Az önce ne dedin sen?”

“Duydun işte.”

“Arda!”

Kahkaha attı.

“Ne var ya? İltifat ettik, suç mu?”

Gözlerimi devirdim ama yüzümdeki gülümsemeyi saklayamadım.

“Sen gerçekten normal biri değilsin.”

“Bunu da biliyorum.”

“Her şeyi biliyorsun zaten.”

“Her şeyi değil.”

“Mesela?”

Bir an bana baktı. Sonra yeniden ekrana döndü.

“Mesela şu filmi neden seninle izlemek daha eğlenceli, onu bilmiyorum.”

Bu kez sustum.

Çünkü bazen Arda'nın ne diyeceğini tahmin edebiliyordum. Bana laf atacağını, beni sinirlendireceğini, sonra da gülerek bütün kızgınlığımı unutturacağını biliyordum.

Ama bazen hiç beklemediğim bir şey söylüyordu.

Ve ben bütün cevaplarımı bir anda unutuyordum.

“Filmi izle sen,” dedim sonunda.

Arda kısık bir kahkaha attı.

“Tamam.”

Başımı yeniden ekrana çevirdim.

Ama artık filmde ne olduğunu pek takip edemiyordum.

Çünkü aklımda tek bir cümle dönüp duruyordu:

Senin kadar güzel değil.

Bir ara omzuna başımı yaslayıp filmi öyle izlemeyi düşündüm. Yan yana oturuyorduk, film güzeldi, sohbetimiz güzeldi. O anın biraz daha uzun sürmesini istiyordum.

Ama bunu yapmadım.

Sadece ekrana baktım ve gülümsememi saklamaya çalıştım.

Arda'nın da yanımda olması bana yetiyordu.

---

Film bittiğinde dışarı çıktık. Meyve suyu aldık, bir süre ayakta sohbet ettik. Sonra yürümeye başladık.

İlker bir noktada kendi arkadaşlarının yanına gitti ve Arda benimle kaldı.

İçimden sessizce sevindim.

Biraz sonra aklıma bir fikir geldi.

“Arda?”

“Efendim?”

“Şimdi tarih hocasının yanına otursak ne güzel olurdu.”

Arda bana döndü.

“Nasıl yani?”

“İşte hocanın yanına oturursak, ne güzel olurdu.”

Bir anda koşmaya başladı.

Arkasından seslendim:

“Arda, pislik yapma ya!”

Ben de peşinden koştum.

Ama bu kez hızlı davranmıştım. Arda'nın yanına oturacak yeri kapmıştım. Başka biri de yanına oturuyordu. Tarih hocasının benim yanıma oturacağını düşündüğüm için sevinçle Arda'ya baktım.

“Oh olsun!” dedim.

Arda bana sırıtıyordu.

“Ne oldu?”

“Kaybettin işte!”

Ama birkaç saniye sonra hocamız diğer öğrenciyi benim yanıma oturttu.

Arda'nın yanına ise hocamız yerleşmişti.

Olduğum yerde kaldım.

“Hocam, aşk olsun ya!”

Sesimdeki hayal kırıklığını saklayamamıştım.

Öğretmen bana döndü.

“Ama Arda'ya söz verdim.”

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

“Hocam, hiç konuşmadınız bile !”

Ama karar verilmişti.

Arda bana baktı ve o bildiğim sırıtışını takındı.

Sanki bütün gün beni sinirlendirmek yetmemiş gibi bir de şimdi bunu yapıyordu.

“Arda!” dedim.

O sadece gülümsedi.

İçimde bir şeylerin düğümlendiğini hissettim.

Belki dışarıdan bakıldığında küçücük bir olaydı. Belki başkaları için gülüp geçilecek bir şeydi.

Ama ben o an gerçekten kırılmıştım.

Çünkü o sırada sadece bir koltuğu kaybetmemiştim. Kafamda kurduğum, gerçekleşmesini istediğim küçük bir an da elimden kayıp gitmişti.

Üstelik hocamın bunu söyleyiş biçimi beni daha da üzmüştü.

Arda'ya kızgındım ama hocama da kırılmıştım.

Ve kimse bunun nedenini anlamıyor gibiydi.
Ve gözümden bir kaç damla yaş süzüldü
---

Günün sonunda çıkışa doğru yürürken Ege'yle konuşmaya başladım.

Normal bir sohbetti. Birkaç şey konuşuyor, gülüyorduk.

Tam o sırada Arda geldi.

Önce bize baktı.

Sonra yüzündeki ifade değişti.

Bunu fark etmemek mümkün değildi.

Dik dik bakıyordu. Suratını asmıştı. Ardından hiç çekinmeden konuşmamızın arasına girdi.

“Ne yapıyorsunuz?”

Ege cevap vermeye hazırlanırken Arda bana döndü.

“Hadi, gidelim.”

Kaşlarımı kaldırdım.

“Bir dakika, konuşuyoruz.”

“Sonra konuşursun.”

Bunu söylerken kolumu hafifçe çekiştirdi.

“Arda, dur!”

Ama o beni yanına çağırmaya devam ediyordu.

Ege'yle konuşmamı bitirdikten sonra Arda'nın yanına gittim.

Birlikte yürümeye başladık.

Normalde bu durumda ona mutlaka laf atardım. O da karşılık verir, sonra ikimiz yine gülmeye başlardık.

Ama bu kez öyle olmadı.

Çünkü hâlâ tarih hocası olayına kırgındım.

Bir de Arda'nın biraz önceki tavrı sinirimi bozmuştu.

Sessizce yürüdüm.

Arda bana baktı.

“Ne oldu sana?”

“Bir şey yok.”

“Emin misin?”

“Evet.”

Bana birkaç saniye baktı.

“İyi.”

Ama sesinden benim normal olmadığımı anladığını hissedebiliyordum.

Biraz daha yürüdük.

Sonunda ona döndüm.

“Yarın bunun intikamı alınacak, haberin olsun.”

Arda'nın yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.

“Ne intikamı?”

“Sen düşün.”

“Çok korktum.”

“Bence kork.”

Gülmek istedim ama kendimi tuttum.

Bu kez hemen yumuşamak istemiyordum.

Çünkü Arda'ya beş dakikadan fazla kızgın kalamadığımı kendim de biliyordum. Bana bakışı, bir gülümsemesi, saçma bir cümlesi yetiyordu.

Ama bugün gerçekten kırılmıştım.

Ve bu kez onun da bunu anlamasını istiyordum.

---

Eve giderken gün boyunca yaşadıklarımızı düşündüm.

Sabahki atışmalarımızı…

Tarih ve İngilizce derslerinde birbirimize karşı verdiğimiz mücadeleyi…

Koridorda peşinden koşmamı…

Bahçede beni gıdıklamasını…

Gitmesin diye yakasından tutuşumu…

Yeşil gözleriyle bana bakıp bütün kızgınlığımı unutturmasını…

Filmde bana söylediği o cümleyi…

“Senin kadar güzel değil.”

Sonra da tarih hocasının yanına oturma meselesini ve çıkışta Ege'yle konuşurken Arda'nın tavrını düşündüm.

Bir günün içine ne kadar çok şey sığmıştı.

Arda'yla vakit geçirmekten hoşlanıyordum. Onunla baş başa kaldığımızda zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordum. Sürekli birbirimize laf atıyor, gülüyor, yarışıyor, bazen de hiçbir şey söylemeden göz göze geliyorduk.

Son günlerde bir şeyler değişmiş gibi hissediyordum.

Arda daha çok yanıma geliyordu. Ben arkadaşlarımla konuşurken bile sohbete katılıyor, benimle vakit geçirmek için fırsat yaratıyordu. Bazen bakışları normalden uzun sürüyor, bazen gülümsemesi yüzümdeki bütün kızgınlığı siliyordu.

Ama bütün bunların ne anlama geldiğini bilmiyordum.

Bildiğim tek şey, onun yanımda olmasını istediğimdi.

Bir de ona kızdığımda gönlümü almasını beklediğim…

Yarın ne olacağını bilmiyordum.

Belki sabah yanıma gelecek, hiçbir şey olmamış gibi laf atmaya başlayacaktı.

Belki “Ne oldu, niye böylesin?” diye soracaktı.

Belki de hiçbir şey yapmayacaktı.

Ama bu kez onun yanına ilk giden olmak istemiyordum.

Biraz da o uğraşsın istiyordum.

Biraz da o benim gönlümü alsın.

Telefonumu elime alıp ekrana baktım. Sonra tekrar bıraktım.

Kendi kendime gülümsedim.

“Yarın göreceğiz bakalım, Arda.”

Ama içimde bir ses şimdiden cevabı biliyordu.

Yarın yanıma gelip o yeşil gözleriyle bir bakarsa…

Büyük ihtimalle bütün planlarım yine bozulacaktı.
Devam edecek...
Sizce bölümler nasıl ilerliyor
Karakterler hakkında ki düşüncelerinizi falan da belirtirseniz çok sevinirim seviliyorsunuz.☺️

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18