Bir saniye bekle kitap kapağı

52. bölüm / 55

Bir saniye bekle

Bölüm — Bazen İnsan Yorulur

Yazar: Yağmur Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 55Şu an: Bölüm — Bazen İnsan Yorulur
  1. 1 Bölüm 1-Bir saniye bekle299 kelime
  2. 2 Bölüm 2 - İftira416 kelime
  3. 3 Bölüm 3-Aynı kafadan566 kelime
  4. 4 Bölüm 4 -Rövanş524 kelime
  5. 5 Bölüm 5- Birbirinin eksikliği452 kelime
  6. 6 Bölüm 6- Son ders403 kelime
  7. 7 Bölüm 7 -Raket meselesi315 kelime
  8. 8 Bölüm 8- Sayı senin laf benim388 kelime
  9. 9 Bölüm 9-İyi bir ekip371 kelime
  10. 10 Bölüm 10-Sessizce302 kelime
  11. 11 Bölüm 11 -Fark eden biri337 kelime
  12. 12 Bölüm 12-Kimse görmesin548 kelime
  13. 13 Bölüm 13-Bir gün bin süpriz689 kelime
  14. 14 Bölüm 13 -Bir şey değişiyor372 kelime
  15. 15 Bölüm 14 -Plan384 kelime
  16. 16 Bölüm 15- yanlış anlaşılmak386 kelime
  17. 17 Bölüm 16 -Bir saniye bekle301 kelime
  18. 18 Bölüm 17-sadece ikimizin bildiği507 kelime
  19. 19 Bölüm 18 küçük bir sır306 kelime
  20. 20 Bölüm 19-bir şeyler değişiyor510 kelime
  21. 21 Bölüm 20-mesafe360 kelime
  22. 22 Bölüm 21-6 Mayıs334 kelime
  23. 23 Bölüm 22-bir haziran275 kelime
  24. 24 Bölüm 23-Sonra her şey değişti212 kelime
  25. 25 Uzaktan biri547 kelime
  26. 26 158458 kelime
  27. 27 Kimse kalmadı🥲515 kelime
  28. 28 Hep ikinci planda431 kelime
  29. 29 Biraz yanımda kal692 kelime
  30. 30 Görüldü444 kelime
  31. 31 Cevapsız290 kelime
  32. 32 Okulun ilk haftası739 kelime
  33. 33 Bir cümle yetti266 kelime
  34. 34 Nöbet Günü971 kelime
  35. 35 Cüce ve sırık432 kelime
  36. 36 Doğal Güzellik542 kelime
  37. 37 Aramızdaki Mesafe642 kelime
  38. 38 ARAMIZDAKİ OYUN551 kelime
  39. 39 Bir Şeyler Yerine Otururken921 kelime
  40. 40 Bir Saniye Bekle — Bölüm: Devran Döndü849 kelime
  41. 41 BU KIRGINLIKLAR1.451 kelime
  42. 42 Bir Kat Daha819 kelime
  43. 43 BÖLÜM — Ben Konuşurken646 kelime
  44. 44 Bir Kalbin İçine Sığmayanlar1.368 kelime
  45. 45 BÖLÜM — ESKİSİ GİBİ1.168 kelime
  46. 46 BÖLÜM — BİR SAKIZ, BİR SÜRÜ SAÇMALIK VE BİZ2.015 kelime
  47. 47 BİR ANLIĞINA UNUTTUK2.590 kelime
  48. 48 ÜÇ SANİYELİK SESSİZLİK1.915 kelime
  49. 49 Bir Kahkahanın Ardında1.386 kelime
  50. 50 BİR GÜLÜŞE SIĞAN HER ŞEY1.266 kelime
  51. 51 BİR SANİYELİK KORKU1.216 kelime
  52. 52 Bölüm — Bazen İnsan Yorulur1.198 kelime · Okuduğun bölüm
  53. 53 BÖLÜM — BİR GÜNE SIĞAN BİNLERCE DUYGU1.502 kelime
  54. 54 BİR CÜMLENİN AĞIRLIĞI1.104 kelime
  55. 55 BİR RÜYANIN SABAHI547 kelime

KENDİ YOLUM

Bölüm — Bazen İnsan Yorulur

Sabah okula giderken günün böyle geçeceğini düşünmemiştim.

Aslında her şeyin güzel olmasını beklemiyordum. Arda'yla aramızdaki tuhaflığı birkaç gündür hissediyordum zaten. Eskisi gibi değildik. İkimiz de birbirimize yaklaşmak yerine kendi köşemizde duruyorduk. Sanki ikimizden biri bir adım atsa her şey değişecekmiş gibi ama ikimiz de o adımı atmıyorduk.

Ben de artık sürekli ilk adımı atan kişi olmak istemiyordum.

Okula girdiğimde arkadaşlarımla selamlaştım, sınıfa geçtim. Her zamanki gibi dersler başladı. Arada sırada gözüm Arda'ya kayıyordu ama kendimi başka şeylerle ilgilenirken buluyordum. Onunla konuşmak istiyor muydum? Evet. Onun gelip benimle konuşmasını bekliyor muydum? Belki.

Ama beklemekten yorulmuştum.

Bazen insan birinden uzaklaşmak istemezdi. Sadece o kişinin de kendisine doğru geldiğini görmek isterdi.

Benim istediğim de buydu.

---

Öğle arası geldiğinde her şey biraz daha karıştı.

Ece yine Arda'nın yanındaydı.

Birlikte gülüyor, konuşuyor, şakalaşıyorlardı. Ece'nin Arda'yla konuşurken takındığı tavırlar dikkatimi çekiyordu. Üstelik Ece'nin bir sevgilisi vardı. Bunu bildiğim hâlde Arda'yla arasındaki yakınlığı görmek beni rahatsız ediyordu.

Ama belli etmedim.

Eskiden olsa yüzüm düşerdi. Belki bir şey söylerdim, belki de bütün öğle arası boyunca surat asardım. Arda da bunu fark eder, bazen benimle uğraşır, bazen de neden böyle davrandığımı anlamaya çalışırdı.

Bugünse sustum.

Kendi kendime, Umursamıyorum, dedim.

Gerçekten umursamıyor muydum?

Keşke cevabı bu kadar kolay olsaydı.

Bir süre sonra yürürken Arda yanımdaydı. Bir şey oldu, ardından Ece'yi gördü ve bir anda onun yanına gitmek istedi. Üstelik giderken bana baktı.

Beni gördü.

Orada olduğumu biliyordu.

Ama yine de gitti.

Bir an olduğum yerde kaldım. Peşinden gitmedim, arkasından seslenmedim. Yüzümdeki ifadeyi değiştirmemeye çalışarak yürümeye devam ettim.

İçimde bir şeyler söylenip duruyordu.

Demek ki gitmek istediğinde gidiyor.

Demek ki benim orada olup olmamam her zaman önemli değil.

Sonra kendime kızdım. Neden onun yaptığı bir hareket bütün düşüncelerimi bu kadar meşgul ediyordu? Neden başkasının davranışlarını anlamaya çalışırken kendi hislerimi unutuyordum?

Başımı kaldırıp yürümeye devam ettim.

O gün Ece'ye hiçbir şey söylemedim. Arda'ya da.

Bazen insanın sessizliği, söyleyecek bir şeyi olmadığı için değil, aynı şeyleri tekrar tekrar anlatmaktan yorulduğu için olurdu.

Ben biraz yorulmuştum.

---

Öğle arasından sonra Arda'yla neredeyse hiç konuşmadık.

Şaka yaptığında karşılık verdim. Bana bir şey söylediğinde cevap verdim. Ama onun dışında gidip konuşmayı başlatmadım.

O da başlatmadı.

Böylece aramızdaki mesafe, ikimizin de bildiği ama hiçbirimizin adını koymadığı bir şey gibi aramızda kaldı.

Bazen ona bakarken eski hâlimizi düşünüyordum. Birbirimize takılmalarımızı, en saçma şeylere gülmemizi, birimizin canı sıkkın olduğunda diğerinin bunu fark etmesini…

Şimdi aynı ortamdaydık ama sanki aramızda görünmez bir duvar vardı.

Yine de günün geri kalanını mahvetmek istemiyordum.

Son saat Hümeyra ve Arzu'yla sohbet etmeye başladık. Bir konudan diğerine atlıyor, gülüyor, birbirimize laf yetiştiriyorduk. Arda da bir süre yanımızdaydı.

O an kendimi daha iyi hissediyordum.

Sonra Arzu bir anda bize döndü.

“Knk, siz sevgili misiniz?”

Soru o kadar beklenmedik gelmişti ki bir an ne diyeceğimi bilemedim.

Arda'yla göz göze geldik.

“Hayır,” dedik.

Aynı anda söylemiştik.

Arzu'nun sorusu havada kalırken ben önüme döndüm. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir konuşmaydı. Birisi sormuş, ikimiz de cevap vermiştik. O kadar.

Ama bazı soruların cevabı ağızdan çıktığı kadar kolay olmuyordu.

Hayır.

Sevgili değildik.

Zaten kimseye aksini söylememiştik. Ama bu kelimenin içimde bıraktığı hissi görmezden gelmek de kolay değildi.

Arda'nın bu konudan rahatsız olduğunu biliyordum. O yüzden üzerinde durmadım. Konuşmaya devam ettik.

Bir süre sonra Arda yanımızdan ayrıldı ve Aleyna'yla takılmaya başladı.

Ben de Hümeyra ve Arzu'yla sohbetime devam ettim.

Kendi kendime, Her şeyi düşünmek zorunda değilim, dedim.

Ve o an gerçekten başka şeylerle ilgilenebildim.

---

Son dersin bitmesiyle birlikte tiyatroya geçtik.

Tiyatro benim için günün en güzel kısmı olabilirdi. Çünkü orada kendimi başka türlü hissediyordum. Derslerin, sınıftaki bakışların, insanların ne düşündüğünün biraz uzağında kalıyordum.

Çalışmaya başladığımızda Arda'yla aramızdaki gerginlik de sanki biraz geride kalmıştı.

Birlikte güzel çalışıyorduk.

Sahneler üzerinde konuşuyor, birbirimizin fikirlerine karşılık veriyor, gerektiğinde şakalaşıyorduk. Birkaç saat önce aramızda soğukluk olduğunu unutmuş gibi olduğum anlar bile vardı.

Arada ona baktığımda onun da benimle rahatça konuştuğunu görüyordum.

İşte en çok bu karıştırıyordu kafamı.

Bir gün aramızda mesafe vardı, başka bir anda her şey eskisi kadar doğal olabiliyordu. Bazen bana takılıyor, bazen dikkatimi çekmeye çalışıyor, bazen de sanki hiçbir sorun yokmuş gibi davranıyordu.

Ben de bütün bunların arasında ne düşüneceğimi bilemiyordum.

Ama o gün tiyatroda gerçekten eğlenmiştim.

Gülmüştüm.

İşimi severek yapmıştım.

Ve bir an için bütün o karmaşayı unutmuştum.

Ta ki öğrendiğim şey aklıma yeniden gelene kadar.

Bir arkadaşımın da Arda'dan hoşlanmaya başlamış olması, içimde daha önce fark etmediğim bir korkuyu ortaya çıkarmıştı.

Onu kaybetme korkusu.

Bunu kendime itiraf etmek bile hoşuma gitmiyordu.

Çünkü Arda benim değildi. Aramızda adı konmuş bir ilişki yoktu. Ona bir şey yapmasını söyleyemezdim, hayatındaki insanları seçemezdim. Ama bütün bunları bilmek, onu kaybetme ihtimalinin canımı sıkmasını engellemiyordu.

Birinin hayatında yerinin ne olduğunu bilememek yorucuydu.

Bazen yakın hissediyordum.

Bazen uzakta.

Bazen benimle ilgileniyor gibi geliyordu.

Bazen de bir bakıyordum, ben olduğum yerde kalmışım, o çoktan başka bir yere gitmiş.

Yine de o gün kendime bir söz verdim.

Başkalarının hisleri yüzünden kendimi tüketmeyecektim.

Arda'yı önemsemem, kendimi unutmak zorunda olduğum anlamına gelmiyordu.

---

Eve döndüğümde gün boyunca yaşadıklarımı düşündüm.

Ece'nin Arda'yla konuşmasını, Arda'nın beni bırakıp gitmesini, öğle arasındaki sessizliğimizi, Arzu'nun sorusunu ve tiyatrodaki güzel anları…

Hepsi aynı güne sığmıştı.

Bir yanım hâlâ Arda'yla aramızın düzelmesini istiyordu. Bunu inkâr etmeyecektim. Birini bir gecede önemsememeyi öğrenemiyordum. Ne kadar karar verirsem vereyim, hislerim hemen değişmiyordu.

Ama başka bir yanım da artık yorulmuştu.

Sürekli onun ne düşündüğünü anlamaya çalışmaktan, kime nasıl davrandığını takip etmekten, küçücük hareketlerin içinde anlam aramaktan yorulmuştum.

Benim de yapmam gereken şeyler vardı.

Derslerim vardı.

Hedeflerim vardı.

Okumak istediğim kitaplar, kendime ayırmak istediğim zaman, başarmak istediğim şeyler vardı.

Neden bütün bunların önüne sürekli bir başkasını koyuyordum?

Telefonumu elime aldım, sonra yeniden bıraktım. O an herhangi bir şey yapmak, bir mesaj beklemek ya da günün yaşananlarını tekrar tekrar düşünmek istemiyordum.

Kendime ait bir akşam geçirmek istiyordum.

Masama oturdum ve önümdeki defteri açtım.

Yeni bir sayfa.

Boş bir sayfa.

Kalemi elime alıp yapılacaklarımı yazmaya başladım. Önce derslerimi düzenleyecektim. Sonra eksiklerime bakacak, çalışmam gereken konuları belirleyecektim.

Her şeyi bir günde halletmek zorunda değildim.

Sadece başlamam gerekiyordu.

Bir süre sonra içimdeki gerginlik hafifledi. Gün boyunca aklımı meşgul eden şeyler tamamen kaybolmamıştı ama artık bütün düşüncelerimin merkezinde de değillerdi.

Belki de ihtiyacım olan şey buydu.

Her şeyi çözmek değil.

Biraz kendime dönmek.

Arda'yı bir anda hayatımdan silmek zorunda değildim. Ondan hoşlanmayı da kendime yasaklayamazdım. Ama onun ne yaptığına göre kendi günümün nasıl geçeceğine karar vermek zorunda da değildim.

Yarın okula gittiğimde yine karşılaşacaktık.

Belki konuşacaktık.

Belki konuşmayacaktık.

Belki bana şaka yapacaktı, belki de kendi arkadaşlarıyla takılacaktı.

Bunların hiçbirini şimdiden bilemezdim.

Ama bir şeyi biliyordum.

Ben kendi hayatıma devam edecektim.

Birinin bana yaklaşmasını beklerken kendimden uzaklaşmayacaktım.

Birinin beni seçmesini beklerken kendi hedeflerimi ertelemeyecektim.

Ve sırf birini kaybetmekten korkuyorum diye kendimi kaybetmeyecektim.

Defterin üst kısmına büyük harflerle bir cümle yazdım:

ÖNCE KENDİM. SONRA GERİ KALAN HER ŞEY.

Yazdığım cümleye birkaç saniye baktım.

Sonra hafifçe gülümsedim.

Belki yarın yine zorlanacaktım. Belki Arda'yı görünce bütün kararlarımı unutacakmışım gibi hissedecektim. Belki içimden ona bir şey anlatmak geçecekti.

Ama bu, bugün verdiğim kararın yanlış olduğu anlamına gelmezdi.

Çünkü artık kendim için de bir şeyler yapmak istiyordum.

Ve bu kez, kendi yolumda yürümeye başlayacaktım.

Bazen bir şeyleri değiştirmek, birinden vazgeçmekle değil, kendini yeniden hatırlamakla başlardı.

O gece defterimi kapatırken aklımdan geçen son düşünce buydu.

Yarın yeni bir gündü.

Ve ben, ne olursa olsun, o günü yalnızca Arda'nın davranışlarına göre yaşamayacaktım.

Kendi yolumu kendim çizecektim.
Devam edicek...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…