16. bölüm · BİR ÖMRÜN GİZLİ YARASI 🥀
14. BÖLÜM🥀
(2016)
Monitör sesi yavaş yavaş düzene girmişti. Önce titrek bir çizgi… Sonra daha kararlı bir ritim…
“Bip… bip… bip…”
Koridorda kimse nefes almıyordu. Kapının üstündeki kırmızı ışık hâlâ yanıyordu ama artık o bile eskisi kadar tehditkâr görünmüyordu.
İçeriden bir hemşirenin sesi duyuldu: “Göz kapakları hareket etti…”
Neva’nın kalbi bir an durdu. "Ne?” diye fısıldadı.
Melek onun kolunu sıktı ama kendisi de donmuştu. Kapı bir anda açıldı.
Doktor dışarı çıktı. Maskesini indirmedi bile. Herkes aynı anda ona döndü.
Bir saniyelik sessizlik… Sonra doktor konuştu: "Uyanma bulguları başladı.”
O an… Neva’nın dizleri boşaldı. Ama düşmedi. Melek tuttu.
“Gerçek mi?” dedi Neslihan Hanım, sesi titreyerek.
Doktor başını salladı. "Evet. Göz teması kurmaya başlıyor. Ağrı refleksleri geri dönüyor.”
Bir anlık sessizlik oldu. Sonra Neslihan Hanım elini ağzına götürdü. "Şükür…” diye fısıldadı.
O kelime…Sanki bütün koridorun yeniden nefes almasını sağladı.
Neva gözlerini kapattı. Bir damla yaş düştü. Ama bu kez acıdan değildi.
“Teşekkür ederim…” diye fısıldadı.
Melek onu sardı. “Bak,” dedi. “Sana söylemiştim.”
Fahri duvara yaslanmıştı. Ama ilk kez omuzları gevşemişti. “Yaşıyor…” dedi kısık sesle.
Ama henüz bitmemişti. Doktor tekrar konuştu: “Ama…”
O tek kelimeyle herkes yeniden dondu.“Yoğun bakım süreci devam edecek. Durumu hâlâ kritik. Beyin ve iç organ fonksiyonlarını yakından izleyeceğiz.”
Koridordaki sevinç yarım kaldı. Neslihan Hanım’ın yüzünde umutla korku birbirine karıştı.
“Oğlum…”
Doktor sakindi. “Uyandı. Ama tamamen güvende değil.”
Sessizlik… Bu kez daha olgun, daha gerçekti. Neva bir adım öne çıktı. “Onu görebilir miyim?”
Doktor kısa bir an düşündü. “Çok kısa,” dedi. “Birkaç dakika.”
Neva başını salladı.Neslihan Hanım elini tuttu. "Ben de…”
Doktor izin verdi.Ve o an… İki kadın yeniden aynı kapıya baktı.
Bu kez korkuyla değil. Şükürle. Ama hâlâ titreyerek. Kapı açıldığında içerideki ışık farklıydı.
Monitör hâlâ çalışıyordu ama o keskin alarm sesi yoktu artık..
Daha sakin. Daha sabit. Neva içeri girerken nefesini tuttu.
Bir adım. Bir adım daha. Sanki yanlış bir hareket her şeyi geri alacakmış gibi temkinliydi.
Emin’i gördüğünde olduğu yerde kaldı. Gözleri açıktı. Net değildi bakışı ama… açıktı.
Bu bile Neva’nın dizlerini titretti. "Emin…” diye fısıldadı.
Sesi odaya usulca yayıldı. Emin başını çok az çevirdi. Bu hareket bile büyük bir çaba gibiydi.
Neva’nın gözlerinden yaşlar düzüldü. Bu kez sessizce.
“Beni duyuyorsun…” dedi. “Değil mi?”
Emin’in parmakları hafifçe kıpırdadı.Çok küçük bir hareketti. Ama herkes gördü.
Neva ağzını kapattı. Neslihan Hanım bir adım geri çekildi, sonra dayanamayarak elini dudaklarına götürdü.
“Şükürler olsun…”
Neva bir adım daha attı ama doktor elini kaldırdı. "Sakin. Heyecan yok.”
Neva başını salladı. Gözünü Emin’den ayırmadı. “Ben geldim…” dedi.“Kaçmadım.”
Emin’in göz kapakları ağır ağır kırpıştı. Neva eğildi. “Emin…”
Kısa bir sessizlik… Sonra Emin’in dudakları zorlanarak aralandı.
“Neva…” O tek kelime… Neva’nın kalbine işledi.
Gözyaşlarına engel olamadı. “Buradayım,” dedi. “Gitmiyorum.”
Neslihan Hanım ağlıyordu artık. "Şükürler olsun…”
Doktor hafifçe başını salladı. “Refleksler iyi. Bilinç toparlanıyor.”
Sonra ekledi: “Ama hâlâ risk var. Stabil değil.”
Sevinç dengelendi. Ama bu kez kimse eski korkuya dönmedi.
Çünkü artık… Bir ses vardı. Bir bakış vardı. Ve bir “Neva…”
Neva yavaşça Emin’in eline dokundu. "Ben buradayım,” dedi tekrar.
Emin’in parmakları bu kez biraz daha net kıpırdadı. Sanki tutmak ister gibi…
Neslihan Hanım gözlerini kapattı. “Ya Rabbim…”
Melek onu tuttu. Fahri kapının yanında duruyordu. Gözleri doluydu ama dudaklarında hafif bir gülümseme vardı.
“Hoş geldin geri…” Emin gözlerini bir kez daha kırpıştırdı.
Ve o oda… İlk kez ölümle değil, yaşamla doldu.
Ama herkes biliyordu—Bu sadece başlangıçtı.
...
Evin kapısı açıldığında içeride alışılmış bir sessizlik vardı. Ama bu sessizlik… hastanedeki gibi ağır değildi.
Daha tanıdıktı. Daha güvenliydi. Neva içeri adım attığında ilk yaptığı şey etrafa bakmak oldu.
Sanki birini arıyormuş gibi… Ve onu gördü. Bahar, salonun ortasında ayakta duruyordu.
Gözleri kapıya kilitlenmişti. Bir saniye. Sadece bir saniye.
Sonra Neva koştu. “Bahar!” Sesi kırıldı.
Bahar ona doğru adım atamadan Neva kendini kollarına bıraktı. Sıkıca sarıldı.
Öyle sıkı ki… Sanki bırakırsa her şey yeniden dağılacakmış gibi.
Bahar da hiç tereddüt etmeden sardı onu. Elini Neva’nın saçlarına götürdü.
“Ne oldu…” diye fısıldadı. "Neva… ne oldu?”
Neva başını onun omzuna gömdü. Ağlıyordu. Ama bu kez panik değildi. Daha çok… boşalan bir yük gibi.
“Bahar…” dedi, nefesi kesik kesikti. “Emin…”
Bahar hemen geri çekildi. Neva’nın yüzünü iki eliyle tuttu. “Emin’e ne oldu?”
Neva başını iki yana salladı. “Yaşıyor,” dedi hemen. “Yaşıyor… ama…”
Gözlerinden yaşlar yeniden aktı. “Çok korktum… Onu kaybediyorum sandım…”
Bahar’ın yüzü yumuşadı. Hiçbir şey demeden tekrar sarıldı ona. “Geçti,” diye fısıldadı. "Bak… geçti.”
Neva başını salladı ama bırakmadı.“Gözlerini açtı…” dedi.
O cümledeki duygu… Her şeyi anlatıyordu. Bahar’ın dudakları aralandı.
“Gerçekten mi?” Neva hafifçe geri çekildi.
Gözleri hâlâ doluydu ama içinde bir ışık vardı. "Benim adımı söyledi…”
Bahar’ın yüzünde içten bir gülümseme yayıldı. Gözleri doldu. “Of…” dedi hafifçe gülerek. “Senin yüzünden ben de ağlayacağım şimdi…”
Neva da gözyaşlarının arasından gülümsedi. “Ben çok korktum…” dedi tekrar. "Bu sefer gerçekten…”
Cümlesi yarım kaldı. Bahar onun yanağını sildi. “Geçti,” dedi yumuşakça. "Bak, buradasın… o da yaşıyor.”
Neva başını onun omzuna yasladı. “Ben ona ‘gitmeyeceğim’ dedim,” diye fısıldadı. “O da gitmedi…"
Bahar saçlarını okşadı. “Bazen sadece kalmak yeter.”
Arkada Feride Hanım gözyaşlarını silerek onları izliyordu. Kamuran Bey sessizdi ama yüzündeki sertlik çözülmüştü.
Ev… Uzun zamandır ilk kez bu kadar dolu hissediyordu. Neva gözlerini kapattı.
Bahar’ın kollarında. Güvende. Ve ilk kez… Korkunun yerini biraz olsun huzur almıştı.
...
Akşam üzeri hava yumuşamıştı. Günün o sertliği gitmiş, yerini daha sakin bir serinliğe bırakmıştı.
Rana, elindeki küçük kutuya son kez baktı. Parmakları kapağın kenarında oyalandı.
İçinde limonlu kurabiyeler vardı. Belki biraz fazla pişmişlerdi. Belki de tam kıvamındaydı.
Ama aslında mesele kurabiye değildi. Bu, konuşamadığı şeylerin bahanesiydi.
Bir “özür dilerim” demenin dolaylı yoluydu. Derin bir nefes aldı. Sonra kapıyı çaldı.
İçeriden birkaç saniye ses gelmedi. O birkaç saniye Rana’ya gereğinden uzun geldi.
Sanki vazgeçmesi için son bir fırsat gibiydi. Ama kapı açıldı. Aras karşısındaydı.
İkisi de bir an konuşmadı. Rana’nın eli hâlâ kutunun üzerindeydi.
Sanki bırakırsa cesareti de düşecekmiş gibi. Aras’ın bakışı önce kutuya, sonra Rana’ya kaydı.
“Merhaba,” dedi Rana. Sesi alışılmış gibi değildi.
Daha sakindi. Daha kontrollü. Aras başını hafifçe salladı. "Merhaba.”
Kısa bir sessizlik oldu. Rana kutuyu uzattı. "Bu… şey,” dedi, kelimeleri tartarak. "Limonlu kurabiye.”
Aras’ın kaşları hafifçe kalktı. "Benim için mi?”
Rana omuz silkti. “Evet. Yani…” dedi, gözlerini kaçırmadan, "barış teklifi gibi düşün.”
Aras kapıyı biraz daha açtı. “İçeri gelsene.”
Rana bir an durdu.Sonra başını sallayıp içeri girdi.Salon sadeydi. Tanıdıktı. Ama bugün… farklı hissediyordu.
Sanki aynı yer, ama başka bir anı taşıyormuş gibi. Rana ayakta kaldı. Oturmadı. Çünkü hâlâ tam rahat değildi.
“Ben çok saçma davrandım,” dedi bir anda. Sözler beklemeden çıkmıştı.
Aras şaşırdı ama araya girmedi. Rana devam etti: “O gün…” dedi. “Sana bağırdım. Seni dinlemeden konuştum.”
Kısa bir duraksama oldu. "Ve…” dedi, nefes alarak, “haklı olsam bile… doğru değildi.”
Aras hâlâ bir şey söylemiyordu. Sadece dinliyordu. Bu bile Rana’yı devam etmeye cesaretlendirdi.
“Ben…” dedi. “Netlik istiyorum diyorum ya hep…” Kısa bir gülümseme geçti yüzünden.
“Aslında kontrol etmeye çalışıyorum galiba.” Bu cümleyi söylerken sesi biraz daha yumuşadı. “Çünkü belirsizlikten korkuyorum.”
Bu kez sözler daha netti. Daha dürüst. Aras yavaşça yaklaştı. “Ben de iyi değildim,” dedi. “Sana düzgün anlatmadım.”
Rana hemen başını iki yana salladı. “Yok…” dedi."Anlatsan da dinlemezdim.”
İkisi de hafifçe güldü. Gerginlik… ilk kez çözülmeye başlamıştı.
Rana derin bir nefes aldı.“Ben kavga etmek istemiyorum,” dedi. “Ama susmayı da bilmiyorum.”
Aras başını eğdi. “Ben de kaçıyorum bazen,” dedi. "Sakin kalayım derken… uzaklaşıyorum.”
Rana ona baktı. "Ben de onu yanlış anlıyorum,” dedi.
Bir anlık sessizlik oldu. Ama bu kez o sessizlik rahatsız edici değildi.
Daha dengeliydi. Daha gerçekti. Aras eliyle kutuyu işaret etti. “Açsak mı?”
Rana’nın dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.“Aç.”
Aras kapağı kaldırdı. Kurabiyelere baktı. “Güzel görünüyorlar.”
Rana hafifçe omuz silkti. “Tatları da iyi umarım.”
Aras bir tane aldı.Bir an durdu. Sonra ısırdı. Rana onun yüzüne baktı. Cevabı oradan okumaya çalışıyordu.
Aras birkaç saniye sustu. Rana kaşlarını çattı. “Ne oldu?”
Aras gülümsedi.“İyi,” dedi. "Gerçekten iyi.”
Rana’nın omuzları hafifçe düştü. Rahatladı."Tamam,” dedi. “En azından bir şeyi doğru yaptım.”
Aras başını kaldırdı. “Bir şeyi değil,” dedi.
Rana anlamadı."Ne?”
Aras gözlerinin içine baktı. “Bunu,” dedi. “Gelmeni.”
Rana bir an durdu. Bu cümle beklediğinden daha fazla etki etti. Sonra yavaşça oturdu.
“Ben kaçmak istemiyorum artık,” dedi.
Aras da karşısına geçti. "Ben de,” dedi.
Rana gözlerini ona sabitledi. “Netlik… hemen olmak zorunda değil belki,” dedi. "Ama dürüstlük olsun.”
Aras başını salladı. “Olur.”
Kısa bir sessizlik oldu. Ama bu kez… İkisi de aynı yerdeydi. Rana elini masanın üzerine koydu.
Aras birkaç saniye tereddüt etti. Sonra elini yavaşça yaklaştırdı. Dokunmadılar.
Ama aralarındaki mesafe… Artık bir kavga değildi. Bir başlangıçtı.
...
Akşam biraz ilerlemişti. Neva üzerini değiştirmiş, saçlarını aceleyle toplamıştı. Aynaya baktığında hâlâ yorgundu ama gözlerinin içindeki korku… biraz hafiflemişti.
Derin bir nefes aldı. Sonra tekrar hastanenin koridoruna yürüdü.Bu kez adımları daha sakindi.
Ama kalbi hâlâ hızlı atıyordu. Emin artık yoğun bakımda değildi. Normal odaya alınmıştı.
Bu bile… başlı başına bir mucize gibiydi. Kapının önünde durdu. Elini kapıya götürdü ama hemen açmadı.
Bir an gözlerini kapattı.Sonra usulca kapıyı araladı. Oda daha sessizdi.
Işık daha yumuşaktı. Monitör sesi hâlâ vardı ama artık tehditkâr değildi.
Emin yatağında yarı oturur hâlde duruyordu. Gözleri açıktı. Bu kez daha net.
Neva’yı gördüğünde… bakışı değişti. Yorgundu. Ama fark ediliyordu onu tanıyordu.
Neva kapıyı kapattı. Yavaşça ona doğru yürüdü. “Merhaba…” dedi.
Sesi çok hafifti. Emin’in dudakları zorlanarak kıpırdadı. “Merhaba…”
Ses hâlâ zayıftı ama… oradaydı. Neva’nın gözleri doldu ama kendini tuttu.
Bu kez ağlamak istemiyordu. Yatağın yanına geldi. Bir süre hiçbir şey demeden baktı ona.
“Daha iyi görünüyorsun,” dedi sonunda.
Emin hafifçe gülümsedi. "Sen de…”
Kısa bir sessizlik oldu. Ama bu sessizlik… huzurluydu. Neva yavaşça sandalyeye oturdu.
Ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi.Sonra dayanamadı…Elini uzattı.
Emin’in eline dokundu. Bu kez daha az titriyordu.Emin parmaklarını hafifçe kapattı.
Onun elini tuttu..Bu küçük hareket…Neva’nın nefesini durdurdu.
“Gerçekten buradasın,” dedi fısıltıyla.
Emin gözlerini ondan ayırmadı. “Sen de…”
Neva hafifçe gülümsedi. “Ben zaten gitmedim,” dedi. “Hatırlıyor musun?”
Emin gözlerini kısaca kapattı. Sanki o anı hatırlıyormuş gibi. “Hatırlıyorum,” dedi yavaşça. "Sesini…”
Neva’nın gözleri doldu. “Çok korktum,” dedi.
Bu kez sesi sakindi. Ama daha derindi. Emin başını çok az yana çevirdi. “Ben de…”
Neva şaşırdı."Sen?”
Emin hafifçe gülümsedi.“Gidemem diye değil,” dedi. “Dönemem diye.”
Bu cümle… Neva’nın kalbine oturdu..Elini biraz daha sıkı tuttu. “Döndün,” dedi. "Ben de buradaydım.”
Emin başını çok hafif salladı. “Biliyorum,” dedi. “Onun için döndüm zaten.”
Neva bir an konuşamadı. Sonra hafifçe başını eğdi. “Ben sana bir şey söyledim,” dedi. “Hatırlıyor musun?”
Emin gözlerini açtı. “Gitmeyeceğim…”
Neva’nın dudakları titredi.“Evet.” Kısa bir sessizlik oldu. Sonra Emin çok yavaş bir şekilde elini biraz daha hareket ettirdi.
Parmakları Neva’nın elini kavradı. “Sen kalınca…” dedi, nefesi hafif kesilerek, “ben de kaldım.”
Neva bu kez gülümsedi. Gözyaşlarıyla birlikte. “Bu biraz haksızlık,” dedi hafifçe.“Bütün sorumluluğu bana yüklüyorsun.”
Emin de çok hafif güldü. "Alışırsın…”
İkisi de kısa bir an güldü. O gülüş… Her şeyin gerçekten geçtiğini söylemiyordu.
Ama artık geçebileceğini söylüyordu. Neva başını yatağın kenarına yaklaştırdı.
Elini bırakmadan. “Bir yere gitmiyorum,” dedi.
Emin gözlerini kapattı. Ama bu kez… uyumak için. “Biliyorum,” diye fısıldadı.
Odanın içinde sessizlik vardı.Ama bu kez… Bu sessizlik korku değil, huzurdu. Ve ilk kez…
İkisi de aynı anda, aynı yerde, gerçekten güvendeydi.
...
Sabah, şehir gri bir ışıkla hissettirdi.Neva için gece kısa sürmüştü ama dinlendirici değildi.
Aklı sürekli Emin’in odasında, o “gitmeyeceğim” cümlesinde kalmıştı.
Ama şehir… onun duygularını umursamıyordu.
Ve başka bir yerde, çok daha soğuk bir sabah başlamıştı.
...
Eslem, savcılık binasına girdiğinde kimseyle göz teması kurmadı. Elindeki dosyalar düzenliydi. Adımları hızlı, bakışı keskindi.
Bugün duygulara yer yoktu. Sadece gerçekler vardı. Odasına girer girmez kapıyı kapattı.
Ceketini sandalyeye bıraktı. Masanın üzerindeki dosyaya baktı. Kırmızı bir klasör.
Üzerinde bir isim yazıyordu: SERHAT YILMAZ.
Eslem bir an durdu. Parmakları klasöre değdi ama hemen açmadı.
Nefes aldı.
Derin değil.
Kontrollü.
Sonra açtı. Belgeler, fotoğraflar, raporlar… Ama en önemlisi: çelişkiler.
Dosya resmi olarak kapanmıştı. "Şüpheli ölüm” denmişti. Sanık 'Serhat YILMAZ 'ama sonra “intihar” olarak değiştirilmişti.
İsmin tesadüf olduğunu düşündü. Ve devam etti .
Eslem’in elindeki notlar bunu desteklemiyordu. Gözleri satır satır ilerledi. Bir tanık ifadesi…
Sonra silinmiş bir kayıt… Eksik kamera görüntüleri… Eslem’in çenesi sıkıldı.
“Bu dosya kapanmış olamaz…” dedi kendi kendine.
Tam o sırada kapı çaldı. “Gir,” dedi sertçe. Genç bir polis memuru içeri girdi.
“Savcım… Emin YAMANLI dosyasından yeni hastane raporları geldi.”
Eslem başını kaldırdı. “Bırak.”
Memur dosyayı bıraktı ve çıktı. Eslem yeni dosyayı açtı.Gözleri hızla satırları taradı.
Yoğun bakım… uyanma… travma… Ama bir şey dikkatini çekti. Kazanın oluş şekliyle ilgili detaylar. Tutarsızlık vardı.
“Bu bir kaza değil…” diye mırıldandı. Sonra durdu.
Kalemi eline aldı. Bir isim yazdı kenara: Emin YAMANLI.
Altına bir çizgi çekti. Ama düşüncesi Emin’de kalmadı. Zihni tekrar Serhat’a gitti.
O iki dosya… Birbirinden tamamen farklıydı. Ama aynı karanlık hissi taşıyordu.
Eslem sandalyesine yaslandı. Gözlerini kapatmadı. Çünkü kapatırsa görüntüler geri geliyordu.
Serhat’ın dosyası… Eksik. Emin’in dosyası… Belirsiz.
Ve bu belirsizlik… Onun en sevmediği şeydi. Telefonunu aldı. Bir numara çevirdi.
“Arşivden tüm eski bağlantıları istiyorum,” dedi. “Sadece resmi olanları değil.”
Kısa bir sessizlik. Sonra devam etti: “Ve kim bu dosyaları kapattıysa… isimleri istiyorum.”
Telefon kapandı. Eslem dosyalara tekrar baktı. Ama bu kez bakışı daha farklıydı.
Bu artık bir inceleme değildi. Bir aramaydı. Ve içindeki o his…
Netleşmemişti ama büyüyordu.
Kötü bir his. Sebebi olmayan ama susturulamayan.
Tam o sırada gözleri Serhat Yılmaz ismine takıldı tekrar. "Ne saklanıyor burada…” diye fısıldadı.
Ve ilk kez… Bu dosya sadece bir soru değil,kişisel bir mesele gibi hissettirdi.
...
Sabah hastane koridoru her zamanki gibi sessizdi ama bu sessizlik bu kez daha farklıydı.
Neva kahve almak için döndüğünde kapının önünde içeri girmekte biraz tereddüt etti.
Emin’in odasına yaklaşırken içindeki huzurla birlikte hafif bir tedirginlik de vardı.
Sebebini bilmiyordu. Ama hissediyordu. Bir şey değişmişti. Kapıyı yavaşça araladı.
İçeride Emin yatağında oturuyordu. Daha iyi görünüyordu. Rengi düne göre daha toparlanmıştı.
Ama yalnız değildi. Yanında biri vardı. Buse.
Neva bir an olduğu yerde kaldı. Buse sandalyede oturmuş, hafif öne eğilmişti.
Sesi yumuşaktı ama fazlasıyla yakındı. “Ben sana demiştim,” diyordu. "Sen hep güçlüydün.”
Emin gözlerini ona çevirmişti ama yüzünde belirgin bir ifade yoktu.
Neva kapının kenarına tutundu. Girmedi. Dinledi.
Buse devam etti: "Bak, herkes geldi geçti… ama ben hâlâ buradayım.”
Kısa bir gülümseme. Ama o gülümseme sıcak değildi. Daha çok… sahiplenici gibiydi.
Emin hafifçe başını çevirdi. “Teşekkür ederim…” dedi kısık sesle.
Buse hemen eğildi biraz daha. “Seni merak ettim,” dedi. “Çok.”
Neva’nın parmakları kapının kenarında sıkıldı. Bu cümle fazlaydı.
Buse o sırada başını kaldırdı.Ve Neva’yı gördü. Bir saniyelik bakış.
Sonra yüzüne küçük, ölçülü bir gülümseme yerleşti. Ama o gülümseme samimi değildi.
“Neva,” dedi sakin bir sesle. "Seni de burada görmek şaşırttı.”
Neva içeri girdi. Sesi kontrollüydü. “Ben kahve almaya inmiştim sadece .”
Buse hafifçe başını eğdi. "Burdaydın gece galiba ?”
Bu soru… odaya ağır düştü. Emin bakışlarını ikisi arasında gezdirdi.
“Buse arkadaşım,” dedi açıklama gibi. Ama sesi bile bunu netleştirmeye yetmedi.
Çünkü Buse hemen araya girdi: "Eski arkadaşım,” dedi vurgulayarak.
Neva ona baktı. İlk kez net şekilde. Buse’nin yüzünde sakin bir ifade vardı ama gözlerinde başka bir şey.
Bir tür ölçme. Tartma. Neva’yı izliyordu.Sanki “yerini” kontrol eder gibi.
Neva birkaç adım yaklaştı. Emin’e baktı önce.“İyi misin?”
Emin’in yüzü yumuşadı. “Daha iyiyim.”
Neva hafifçe gülümsedi. "İyi görünüyorsun.”
Buse hafifçe araya girdi. "Tabii,” dedi. "Ben de öyle dedim.”
Neva’nın bakışı Buse’ye kaydı.Bu kez daha sertti. Ama hâlâ sesini yükseltmedi. " Sen uzun süredir buradasın galiba ?” devam etti. "Doktor yormayın dedi de "
Buse omuz silkti. Bozulduğunu belli etmeden devam etti. "Uğradım öyle.”
“Uğradım” kelimesi bile hafifti ama içeriği ağırdı. Sanki tesadüf değilmiş gibi.
Neva bunu hissetti. Emin elini hafifçe oynattı. “Buse birazdan gidecek zaten.”
Ama Buse hemen cevap verdi: “Gitmem lazım evet… ama iyi ki geldim.”
Son cümleyi Emin’e bakarak söyledi.Neva’nın içi sıkıştı.
Bir adım geri çekildi. Ama gözünü ondan ayırmadı. Buse bunu fark etti.
Ve küçük bir gülümseme daha koydu yüzüne. Bu kez daha bilinçliydi.“Sen de çok yorulmuşsun,” dedi Neva’ya bakarak. "İyi bak kendine.”
Ama cümle bir tavsiye gibi değildi. Daha çok… sınır çizen bir uyarı gibiydi. Neva cevap vermedi.
Sadece Emin’e baktı."Ben biraz dışarıdayım,” dedi yumuşakça.
Emin başını salladı. " Buse gidiyordu. Sen kal” dedi.
Kalbi sıcacık oldu."Gelirim birazdan" Yumuşak şekilde konuştu.
Neva çıkarken Buse’ye son bir kez baktı. Buse hâlâ Emin’e bakıyordu.
Neva kapıyı kapattığında koridorda durdu. Nefesini bıraktı.
Ama içindeki his gitmedi.Sadece şekil değiştirdi. Bir isim gibi değil…bir sezgi gibi: "Bu kız… normal değil.”
...
(10 , dakika sonra)
Hastane koridoru sabahın ilerleyen saatlerinde biraz daha hareketlenmişti.
Neva hâlâ odanın yakınındaydı. Gitmemişti. Gitmek istememişti. Ama içeri de dönemiyordu.
Kapının karşısındaki bankta oturuyordu. Ellerini birbirine kenetlemişti.
Aklı içerideydi. Ama içindeki huzur… az önce yerini tuhaf bir sıkıntıya bırakmıştı.
Kapı açıldı. Neva başını kaldırdı. Buse çıktı. Yüzünde sakin bir ifade vardı.
Sanki içeride hiçbir şey olmamış gibi. Neva’yla göz göze geldi. “İyi bak kendine,” dedi yine o yumuşak ama mesafeli tonla.
Neva cevap vermedi. Sadece baktı. Buse yürüyüp koridora çıktı.
Tam o sırada… Karşıdan biri geliyordu. Ali Bey .
Adımları ağır ama kendinden emindi. Bakışı her zamanki gibi sertti.
Neva onu görünce hafifçe doğruldu. Ama Ali bey'nin gözleri…
Neva’nın üzerinde durduğunda, yüzünde belli belirsiz bir ifade geçti.
Kısa, Keskin. Sanki hoşuna gitmeyen bir şey görmüş gibi.
Kaşları çok hafif çatıldı. Bakışı bir saniye bile kalmadan üzerinden kaydı.
Yok saymak gibi değildi sadece— görmek istememek gibiydi.
Neva’nın içi o an sıkıştı. Ama Ali bey çoktan Buse’ye dönmüştü.
“Buse?” dedi. Sesinde belirgin bir yumuşama vardı.
Buse hemen gülümsedi. “Ali amca…”
Ali bey yanına geldi. "Ne zaman geldin?” dedi. “Niye haber vermedin?”
Bu ton… Neva’nın hiç duymadığı bir tondaydı. İlgili ,sıcak.
Buse omuz silkti.."Yeni uğradım. Emin’i görmek istedim.”
Ali bey başını salladı. “İyi yapmışsın,” dedi. Sonra ekledi: "Senin gibi insanlar lazım ona.”
Neva’nın parmakları birbirine daha sıkı kenetlendi. Cümle açık değildi belki… ama yeterince netti.
Ali bey hiç dönüp ona bakmadı.Buse hafifçe başını eğdi. “Nasıl şimdi?”
Ali bey derin bir nefes aldı. “Daha iyi. Ama dikkat etmek lazım.”
Sonra sordu:"Girdin mi yanına?”
“Evet,” dedi Buse.
Ali bey'nin yüzünde hafif bir rahatlama oluştu. "İyi…” Kısa bir sessizlik. Sonra eliyle yolu işaret etti.“Gel, aşağıda bir kahve içelim.”
Neva’nın gözleri bir an onlara takıldı. Bu davet…ona hiç yapılmamıştı.
Buse kısa bir an durdu. Göz ucuyla Neva’ya baktı. Sonra tekrar Ali bey'e döndü.
“Olur,” dedi. Ali bey yürümeye başladı. Tam geçerken… Neva’nın yanından geçti.
Omzu neredeyse değecekti.Ama Ali bey çok hafif yön değiştirdi. Temas etmemek için. Neva bunu fark etti. Ve o küçük hareket…her şeyden daha çok incitti.
Ali bey durmadı.Dönüp bakmadı. Sanki orada biri yokmuş gibi yürüdü.
Neva arkasından baktı. Buse onunla birlikteydi. Rahat. Sanki ait olduğu yerdeymiş gibi.
Koridor yine sessizleşti. Ama bu sessizlik…artık tanıdık değildi.
Neva yavaşça yerine oturdu. Ellerini çözdü. Sonra tekrar kenetledi.
Bu kez daha sıkı. Ve ilk kez içindeki o huzurun yerini keskin bir kırgınlık aldı.
BÖLÜM SONU 🥀
