7. bölüm / 16
Beş Kuruş6-Acı Geçmiş
Bölümler 16Şu an: 6-Acı Geçmiş
- 1 Tasarım ve Giriş73 kelime
- 2 1-Mahalle Sabahı1.070 kelime
- 3 2-Tesadüf1.760 kelime
- 4 3-Bir Hırka Meselesi2.323 kelime
- 5 4-Güvenmek1.208 kelime
- 6 5-Karma Geçmiş1.340 kelime
- 7 6-Acı Geçmiş1.133 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 7-Yaz Akşamı1.442 kelime
- 9 8-Bir Şarkının İçinde1.244 kelime
- 10 9-Angels or Devıls1.005 kelime
- 11 10-Garip Bir Gün1.629 kelime
- 12 11-Sanırsın Her Şey Yolunda2.158 kelime
- 13 12-Bir Şey Yok, Değil mi?2.301 kelime
- 14 13-Güzelim?2.842 kelime
- 15 14-Kızıl Yalanlar4.120 kelime
- 16 15-Göz yaşları3.391 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Oğuz'un Geçmişinden Bugüne Oğuz ;
Merhabalar ben Oğuz Harman. Beni merak edenlere kendimi kısaca tanıtmaya geldim umarım sizi üzmem sizde üzülmeyin lütfen...
Bazı insanların çocukluğu fotoğraflarda kalır. Bazılarınınki ise bir mahallenin sokaklarında.
Benim çocukluğum, Antalya'da küçük bir evin önünde başlardı. Annem mutfakta olurdu. Babam işten yeni gelmiş olurdu. Ben ise kapının önünde, elimde küçücük bir top, sokağın başından gelecek dört kişiyi beklerdim.
Poyraz, Kuzey, Kerem ve Arda.
Onları gördüğüm anda topu yere bırakır, koşmaya başlardım.
“Poyraz!”
Poyraz dönüp bana bakardı.
“Yine mi geldin?”
“Ben de oynayacağım.”
“Sen küçüksün.”
“Ya of bir kerede sadece aramızda bir yaş olduğunu kabul edin ölür müsünüz?”
Kuzey hemen araya girerdi.
“Bırak oynasın.”
Poyraz kaşlarını çatardı.
“Topu yine alıp kaçacak.”
“Kaçmam söz.”
Kerem gülerdi.
“Geçen sefer kaçtın.”
“Bu sefer kaçmam.”
Arda beni hep davet ederdi.
"İyi madem gel oynayalım."
Sonra beni aralarına alırlardı.
Ben her defasında topu ya kaybederdim yada kaçarırdım.
Onlar her defasında benim yüzümden oyunu bırakırdı. O zamanlar bunun değerini bilmiyordum. Çocukken insanın yanında duranların, hayatının ne kadar büyük bir parçası olduğunu anlamıyorsun. Sadece mutlu oluyorsun. Ben de mutluydum.
Annem beni balkondan çağırana kadar.
“Oğuz! Eve gel!”
“Biraz daha!”
“Akşam olduuu!”
Poyraz topu bana uzatırdı.
“Yarın devam ederiz.”
“Yarın da gelecek misiniz?”
Kuzey gülerdi.
“Biz buradayız her zaman.”
Ben de eve koşardım. Annem kapıda beklerdi. Saçlarımı düzeltir, üstümdeki tozu silkerdi.
“Yine üzerini kirletmişsin.”
“Top oynadık.”
“Kimlerle?”
“Bizimkilerle”
Annem onların varlığını duyunca bile gülümserdi.
“İyi çocuklar.”
“Beni de oynattılar.”
“Ne güzel.”
Sonra başımı okşardı. O zamanlar hayatın hep böyle devam edeceğini sanıyordum.
Annem.
Babam.
Mahalle.
Poyraz.
Kuzey.
Kerem.
Arda.
Ve ben.
Hepsi aynı yerde kalacaktı. Ama bazı şeyler çocuklara danışılmadan değişiyor. Ben altı yaşındayken ailem dağıldı.
Annemle babam boşandı. Neden olduğunu tam olarak anlamıyordum.
Yetişkinlerin konuşmalarından yalnızca bazı kelimeler duyuyordum.
“Olmuyor.”
“Böyle devam edemeyiz.”
“Çocuk için…”
“Yeni bir hayat…”
Benim içinse yeni hayat, odamın kutulara doldurulmasıydı. Annem eşyaları toplarken onu izliyordum.
“Anne?”
“Efendim canım?”
“Burada kalacak mıyız?”
Elindeki tişörtü katlamayı bıraktı.
Bir süre bana baktı.
“Hayır.”
“Nereye gideceğiz?”
“İstanbul'a.”
“Poyraz da gelecek mi?”
Annemin yüzündeki gülümseme kayboldu. Gözleri doldu.
“Hayır.”
“Kuzey?”
“Hayır.”
“Kerem ve Arda?”
Başını yavaşça iki yana salladı.
“Onlar burada kalacak Oğuz.”
O gece ilk defa odamın ne kadar küçük olduğunu fark ettim. Çünkü duvarların arasında çocukluğum vardı. Ve ben ondan ayrılmak istemiyordum.
İstanbul'a taşınacağımız gün Poyraz, Kuzey, Kerem ve Arda bizi uğurlamaya gelmişti.
Poyraz elinde küçük bir oyuncak araba tutuyordu.
“Bunu sana veriyorum.”
“Niye?”
“Beni unutma diye.”
Kuzey hemen araya girmişti.
“Beni de unutma.”
“Unutmam.”
Kerem bana sarılmıştı. Arda omzumu sıvazlamıştı.
“Büyüyünce geri gel.”
“Geleceğim.”
Poyraz elimi sıkmıştı.
“Gerçekten gel.”
“Geleceğim...söz.”
O zaman verdiğim sözün ne kadar uzun süreceğini bilmiyordum. İstanbul'a gittiğimizde her şey yabancıydı. Sokaklar kalabalıktı.
Binalar daha büyüktü. İnsanlar birbirini tanımıyordu. O mahalleden tamamen farklıydı. Ben ise her akşam balkona çıkıp Antalya'daki sokağımızı düşünüyordum.
Poyraz'ı, Kuzey'i, Kerem'i ve Arda'yı...
Annem de düşünüyordu. Bunu biliyordum. Bazen eski fotoğraflara bakardı. Bir gün onu, benim eski fotoğraflarımdan birine bakarken yakaladım.
Fotoğrafta ben onlar ve anneleri vardı...
Annem fotoğrafa uzun süre baktı.
“Özledin mi?”
Başını kaldırdı.
“Çok.”
“Ben de.”
Yanıma oturdu.
“Bir gün döneriz.”
“Ne zaman?”
“Bilmiyorum.”
Ama o gün hiç gelmedi... Babam da hayatımızdan tamamen çıkmadı.
Sonra tekrar girdi. Sonra tekrar çıktı...
Ben büyüdükçe onunla ilgili şeyleri daha iyi anlamaya başladım.
Ve bir gecede…
Her şey bitti.
Ben annemin yanındaydım. Babam da oradaydı. Sonrasını yıllarca kimseye anlatamadım. Çünkü bazı görüntüler insanın zihninde kalmak için izin istemiyor.
Babam annemi 10 defa bıçaklayarak önümde katletmişti.
Ben gördüm ve bunları daha o küçük halimle kaldırmaya çalıştım. O gece çocukluğum bitti. Bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı...
Bundan sonra hayatım hastaneler, görüşmeler, uzmanlar ve yabancı odalar arasında geçti. Devlet korumasına alındım. Bir süre nerede olduğumu bile anlamadım.
İnsanların bana soru sormasından nefret ediyordum.
“Nasıl hissediyorsun?”
“Uyuyabiliyor musun?”
“Kabus görüyor musun?”
“Konuşmak ister misin?”
İstemiyordum.
Konuşmak istemiyordum.
Hatırlamak istemiyordum.
Ama zamanla bir şey öğrendim. İnsan bazı şeyleri unutamıyordu. Sadece onlarla yaşamayı öğreniyordu. Psikolojik destek aldım. Uzun süre terapi gördüm. Sonra eğitimime devam ettim. Kendimi toparlamaya çalıştım. Bazen geri düşüyordum.
Bazen günlerce kimseyle konuşmak istemiyordum. Ama yine de ilerliyordum.
Çünkü annemin bana çocukken söylediği bir cümle vardı.
“Ne olursa olsun, iyi bir insan olarak kal.”
Ben o cümleyi unutmadım. Yıllar geçti ve büyüdüm.
Yeni insanlar tanıdım. Okulda arkadaşlar edindim. Bazıları hayatımda kaldı. Bazıları birkaç yıl sonra kayboldu. Bazılarıysa bana güvenmeyi yeniden öğretti. İnsanlara tekrar bağlanmayı öğrendim. Gülmeyi öğrendim. Şaka yapmayı öğrendim.
Basketbol oynamaya devam ettim.
Bazen sahaya çıktığımda çocukluğumu hatırlıyordum.
Poyraz'ın bağırışını.
Kuzey'in gülüşünü.
Kerem'in saçma sapan bahanelerini.
Arda'nın sevgisini.
Ve bazen annemi.
Büyüdükçe geçmişin acısı tamamen kaybolmadı. Ama artık beni her gün yönetmiyordu. Sonra bir gün eski bir kutunun içinden annemin eşyalarını çıkardım. Aralarında eski bir fotoğraf buldum.
Antalya'daki evimizin önünde çekilmişti. Annem gülümsüyordu.
Ben küçüktüm. Arka tarafta mahalle görünüyordu. Fotoğrafın arkasında annemin el yazısıyla birkaç kelime vardı.
“Bir gün yeniden.”
Uzun süre o yazıya baktım.
Bir gün yeniden. Belki de annem bunu kendisi için yazmıştı. Belki geri dönmek istemişti. Belki hayatını düzeltmek için bir gün Antalya'ya dönmeyi düşünmüştü.
Ama dönememişti. Ben dönebilirdim.
O gece karar verdim. Antalya'ya gidecektim. Annemin sevdiği mahalleye. Çocukluğumun geçtiği sokağa.
Poyraz'ın, Kuzey'in ve Kerem'in ve Arda'nın olduğu yere. Belki beni hatırlamazlardı. Belki çok değişmişlerdi. Belki ben de çok değişmiştim. Ama yine de gidecektim.
Bir ay önce Antalya'ya döndüm. Otobüsten indiğimde hava sıcaktı.
Çocukluğumdaki gibi. Sokağa girdiğimde bazı evler değişmişti.
Bazı dükkânlar kapanmıştı. Yerine yenileri açılmıştı. Ama bazı şeyler hâlâ aynıydı.
Denizin kokusu. Akşamüstü esintisi.
Mahallenin sesleri...
Bir süre olduğum yerde durdum.
Sonra ileride arkadaş grubu gördüm.
Poyraz.
Kuzey.
Kerem.
Ve Arda...
Bir an nefesim kesildi. Yıllar önceki çocuklar gitmişti. Karşımda artık yetişkin hâlleri vardı. Ama onları tanımıştım. İnsan bazı insanları yıllar geçse de tanır. Bunu gerçek seven bilir ve anlardı...
Poyraz beni görünce önce durdu. Sonra kaşlarını çattı.
“Sen…”
Gülümsedim.
“Merhaba, Poyraz.”
Birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Sonra gözleri büyüdü ve doldu...
“Oğuz bu sen misin?”
Kuzey arkasını döndü. Bana baktı.
Yüzünde önce şaşkınlık belirdi. Sonra tanımanın verdiği o eski gülümseme.
“Sen misin nee?”
“Benim.”
Kerem yanıma gelip omzuma vurdu.
“Hayır lan teknoloji gelişti olm kesin Aleyna'nın parmağı var bu işte.”
Güldüm. Daha doğrusu güldük.
“ Lan olm gerçekten benim ve siz değişmişsiniz...”
Poyraz başını salladı.
“Sen daha çok değişmişsin.”
“Büyüdük.”
Arda bana baktı.
“Ne zamandır buradasın?”
“Bir gün oldu.”
“Bir gün mü?”
“Evet.”
“Neden bize söylemedin ilk günden?”
Omuz silktim.
“Hazır değildim.”
Poyraz'ın yüzündeki ifade yumuşadı.
“Şimdi hazır mısın?”
Etrafıma baktım. Sokağa. Denize.
Çocukluğumun geçtiği yere. Sonra başımı salladım.
“Sanırım.”
Çünkü annemin sevdiği mahalle hâlâ oradaydı. Benim çocukluğumun izleri hâlâ o sokaklarda duruyordu.
Ve yıllar sonra ilk kez geçmişime bakıp kaçmak istemiyordum. Onu olduğum yerden kabul etmek istiyordum.
Belki geri dönmek geçmişi değiştirmeyecekti.
Belki annemi geri getirmeyecekti.
Belki çocukluğumdaki o günleri yeniden yaşamayacaktım...
Ama artık başka bir şey yapabilirdim.
Kendi hayatımı kurabilirdim. Annemin bir zamanlar sevdiği yerde. Kendi ayaklarımın üzerinde. Kaderimi burda değiştire bilirdim. Ve belki…
Yıllar önce verdiğim bir sözü de tutabilirdim.
“Büyüyünce geri gel.”
Geri gelmiştim.
Ve bu kez gitmeye niyetim yoktu.
Bölüm etkileşimi
