Beş Kuruş kitap kapağı

12. bölüm / 16

Beş Kuruş

11-Sanırsın Her Şey Yolunda

Vaveyla Yazarı: 𝓩𝔂𝓸𝓻𝓪 .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: 11-Sanırsın Her Şey Yolunda

Bazı sabahlar insanın yataktan kalkmak için hiçbir sebebi yoktur. Benim için o sabahın tek istisnası telefonumdu.

Yastığımın altında titreşen telefonumu bulmak için elimi yatağın etrafında gezdirdim. Önce saç tokamı, sonra dün gece yarısına kadar karaladığım defterimi, en sonunda da telefonumu buldum. Ekranı açar açmaz yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.

Kuzey: "Günaydın güzelim."

Altında bir mesaj daha vardı.

Kuzey: "Uyandın mı yoksa yine alarmınla kavga mı ediyorsun?"

Yorganı çeneme kadar çektim.

Ben: "Günaydın demek için insanın bu kadar erken kalkması normal mi?"

Kuzey: "Saat on bir, Bengi."

Ben: "Benim biyolojik saatimle ilgili yorum yapmanı istemiyorum."

Kuzey: "Tabii güzelim yapmam."

Ben: "Bir de güzelim diyor ya."

Kuzey: "Dememi istemiyor musun?"

Ekrana bakarken dudağımı ısırdım.

Ben: "Öyle bir şey demedim."

Kuzey: "O zaman sorun yok."

Telefonu göğsüme bastırıp tavana baktım. İnsan bir mesaj yüzünden neden böyle sırıtabilirdi?

Bilmiyorum. Ama Kuzey bana güzelim dediğinde, sanki dünyanın geri kalanıyla arama görünmez bir perde çekiliyordu. Her şey biraz daha kolay, biraz daha güzel geliyordu. Zaten sizde anlamışsınızdır.

Üstelik artık onun beni öpüşünü hatırlamak için gözlerimi kapatmam bile gerekmiyordu. Bazen durduk yere aklıma geliyor, sonra da kendi kendime gülümserken yakalanıyordum.

Neyse ki odamda kimse yoktu. Tam telefonumu bırakacakken yeni bir mesaj geldi.

Kuzey: "Bugün seni görecek miyim?"

Ben: "Belki."

Kuzey: "Bu cevap hiç hoşuma gitmedi."

Ben: "Biraz merak et tövbe zaten aynı mahalledeyiz ya Kuzey."

Kuzey: "Öğleden sonra okulun yanındaki sahaya gel. Maçımız var."

Ben: "Gelirsem ne olacak?"

Kuzey: "Gelirsen seni görmüş olacağım."

Ben: "Allah Allah."

Yastığı yüzüme kapattım.

YOK. BU ÇOCUK BANA BİR ŞEYLER YAPIYORDU.

Ve en kötüsü, bundan son derece memnundum. Tam yeniden mesaj yazacakken kapım açıldı.

"BENGİ RÜYA!"

Yastığı yüzümden indirip kapıya baktım. Poyraz, elinde boş bir bardakla kapının önünde dikiliyordu.

"Ne var?"

"Annem kahvaltıya çağırıyor."

Saatime baktım.

"Bu saatte kahvaltı mı kaldı?"

"Senin yüzünden öğle yemeğiyle kahvaltıyı birleştirdik. Aşağı gel."

"İki dakika!"

"Geçen sefer de iki dakika dedin, kırk dakika sonra indin."

"İnsan geçmişiyle bu kadar yüzleşmemeli Poyraz!"

Poyraz gözlerini devirdi.

"Bir gün seni bu evden atacağım."

"Atamazsın, beni annem doğurdu."

"Maalesef canım abi hakkına sahibim hadi in aşağı."

Kapıyı kapatıp gittiğinde kahkahamı tutamadım.

Mutfağa indiğimde annem masaya tabakları yerleştiriyordu. Poyraz da sandalyesine yayılmış, telefonuyla uğraşıyordu.

Beni görünce başını kaldırdı.

"Vay be. Hanımefendi teşrif etti."

"Özledin mi beni?"

"Yokluğunda ev daha huzurluydu."

Annem ikimizin arasına bir tabak koydu.

"Sabah sabah başlamayın."

Sandalyeme oturup zeytinlerden birini ağzıma attım. Poyraz'ın bakışları telefonuma kaydı.

"Sırıtıyorsun."

Yüzüm anında ciddileşti.

"Sırıtmak yasak mı?"

"Hayır. Ama bizim evde bu kadar mutlu uyanan biri ya para bulmuştur ya da bir sevdiğin yazmıştır."

Annem elindeki kaşığı tezgâha bıraktı.

"Poyraz!"

"Ne var anne? Bilimsel gözlem yapıyorum."

Ayağına bastım.

"AH! Ne yapıyorsun kızım?"

"Bilimsel gözlem."

Annem başını iki yana sallayarak gülmeye başladı. Telefonum yeniden titrediğinde Poyraz'ın bakışları anında ekrana kaydı.

"Kim o?"

"Vergi dairesi."

"Telefonu göster."

"Kimliğini de mi vereyim?"

Poyraz elini uzatınca telefonumu göğsüme bastırıp ayağa kalktım.

"Ben arkadaşlarımla buluşmaya gidiyorum!"

"Daha yemeğini bitirmedin."

"Yanıma alırım!"

Annem arkamdan seslendi.

"Bengi, tabağını masada bırakma!"

Tabağıma son bir kez baktım, sonra Poyraz'a zafer kazanmış gibi gülümsedim.

"İşte aile bağlarımızın gücü."

"BENGİİİ!"

Koşarak mutfaktan çıktım. Bazen bu evde hayatta kalmak için hızlı olmak gerekiyordu.

Okulun bahçesine girdiğimde Lavin'i merdivenlerde otururken buldum. Yanında Sima vardı; ikisi de telefonlarına bakıp bir şeye gülüyorlardı.

"Bensiz neye gülüyorsunuz?"

Lavin başını kaldırdı.

"Hayatın gerçeklerine."

Sima telefonu kapatıp bana döndü.

"Yani Lavin'in Poyraz'ı görünce beyninin devre dışı kalmasına."

"Lavinnn!"

"Ne var? Yalan mı?"

Lavin saçlarını omzunun arkasına attı.

"Benim bir problemim yok. Sadece bazı insanların fiziksel özelliklerini takdir ediyorum."

Tam o sırada Aleyna yanımıza geldi.

"Kimlerin fiziksel özelliklerini takdir ediyormuşuz?"

Sima hiç düşünmeden cevap verdi.

"Poyraz'ın."

Aleyna'nın yüzünde kocaman bir sırıtış belirdi.

"Abisinin mi?"

Lavin ayağa fırladı.

"Yok dedesinin ben gidiyorum."

Kolundan tutup onu geri çektim.

"Hayır, hiçbir yere gitmiyorsun. Daha anlatacak çok şeyimiz var."

"Size bir daha hiçbir şey anlatmayacağım."

"Geçen hafta da böyle demiştin," dedi Sima.

"Bu sefer ciddiyim."

Aleyna omzuna kolunu attı.

"Tabii canım. Biz de sana inanıyoruz."

Lavin hepimizi sırayla süzdü.

"Siz korkunç insanlarsınız."

"Birbirimizi seviyoruz," dedim.

"Ben sizi sevmiyorum."

"Yalan söylüyorsun," dedi Sima.

Lavin cevap vermedi.Çünkü hepimiz biliyorduk ki beş dakika sonra yine yan yana oturacaktık.

Bizim arkadaşlığımız biraz böyleydi. Birbirimizin sinirini bozuyor, sırlarını ortaya döküyor, sonra da dünyanın en normal şeyiymiş gibi kol kola yürüyorduk.

Ve ben bunu seviyordum. Telefonum cebimde yeniden titredi. Bu kez Kuzey'den değildi.

Oğuz Harman.

Oğuz: "Bugün sahaya geliyor musunuz?"

Mesajı okuyup gülümsedim.

Ben: "Geliyoruz. Neden?"

Oğuz: "Öylesine sordum."

Ben: "Öylesine mi?"

Oğuz: "Evet Bengi, öylesine. Her mesajımın altından anlam çıkarmana gerek yok."

Kaşlarımı çattım.

Ne olmuştu buna?

Ben: "Sabah sabah kime sinirlendin?"

Oğuz: "Kimseye."

Ben: "Çok inandırıcı."

Oğuz: "Akşama görüşürüz."

Mesajın sonuna hiçbir şey eklememişti. Telefonu kapatıp ekrana bir süre daha baktım. Oğuz'la aramızda garip bir şeyler oluyordu.

Son zamanlarda bazen çok normal davranıyor, bazen de sanki onunla konuşmak için özel bir randevu almam gerekiyormuş gibi uzaklaşıyordu.

Üstelik ona ne zaman sorsam bir şey olmadığını söylüyordu. Belki de gerçekten bir şeyi yoktu. Ama insan bir arkadaşının değiştiğini hissedince ister istemez merak ediyordu.

"Bengi?"

Başımı kaldırdım. Aleyna bana bakıyordu.

"Ne oldu?"

"On dakikadır telefonuna bakıyorsun."

"Bir şey yok."

Sima gözlerini kıstı.

"Bu cümleyi genellikle bir şey olduğunda kurarsın."

Telefonumu çantama koydum.

"Oğuz biraz garip davranıyor da."

Lavin'in yüzündeki gülümseme hafifçe azaldı.

"Nasıl yani?"

"Bir gün konuşuyor, ertesi gün sanki benden kaçıyor. Bir şey soruyorum, hemen konuyu değiştiriyor."

Aleyna omuz silkti.

"Belki kafasını kurcalayan bir şey vardır."

"Olabilir. Ama eskiden böyle değildi."

Sima koluma girdi.

"Biraz zaman tanı. İsterse anlatır."

Başımı salladım. Haklıydı. Oğuz'un anlatmak istemediği bir şey varsa onu zorlamayacaktım. Yine de içimde küçük bir merak kalmıştı.

Öğleden sonra okulun yanındaki açık sahaya vardığımızda erkekler çoktan ısınmaya başlamıştı. Poyraz potaya atış yapıyor, Arda her zamanki gibi Sima'yı görünce oyunu bırakıyor, Kerem ise Aleyna'nın elindeki su şişesini almaya çalışıyordu.

"Şişemi ver!"

"Bir yudum alacağım."

"Kendine al."

"Seninkinin tadı daha güzel."

Kerem şişeyi başının üzerine kaldırdı.

"Boyunun uzun olmasının tek faydası bu mu?"

Aleyna gülerek şişeyi almaya çalıştı.

"Bir gün seni şu sahada koşturacağım."

"Önce beni yakala, küçük hanım."

Sima, Arda'nın yanına gidip yanağına bir öpücük kondurdu.

"Ben geldim."

Arda'nın yüzü aydınlandı.

"Maç şimdi başladı."

"Ben gelmeden önce de oynuyordun."

"Isınmaydı."

Poyraz potadan dönerken Lavin'i fark etti. Elindeki topu Kerem'e atıp yanımıza geldi.

"Geç kaldınız."

Lavin kollarını göğsünde birleştirdi.

"Özür dilerim, size haber vermeden kendi hayatımızı yaşadık."

Poyraz güldü.

"Bir daha yapmayın."

"Sen kimsin?"

"Ağabeyin."

"Benim ağabeyim değilsin."

"Yakında ağabeyindende öte olurum."

Lavin'in ağzı açık kaldı.

Sima'yla göz göze geldiğimiz anda ikimiz de kahkahayı patlattık.

"POYRAZ DİNÇER!"

Poyraz geri geri yürürken gülüyordu.

"Ne var? İhtimal dedim."

"Senin ihtimallerini al da git!"

"İyi, iyi. Kızma."

Bu sırada gözlerim Kuzey'i buldu.

Beyaz tişörtü vücuduna yapışmıştı. Saçları her zamanki gibi dağınıktı. Beni görünce topu Arda'ya attı ve yanıma geldi.

"Geldin."

Sanki gelmeyeceğimi düşünmüş gibi söylemişti.

"Gelmesem üzülür müydün?"

"Çok."

Cevabı o kadar hızlı vermişti ki bir an ne diyeceğimi bilemedim. Kuzey gülümsedi.

"Ne oldu güzelim? Dilini mi yuttun?"

"Bir daha güzelim dersen gidiyorum."

"Gitme diye söylüyorum zaten."

Elimi tuttuğunda bütün sinirim dağıldı. Kuzey'in yanında böyleydim işte. Ne kadar laf yetiştirmeye çalışsam da bazen tek bir hareketi bütün cümlelerimi unutturuyordu.

Parmaklarımı parmaklarının arasına geçirdim.

"Maçınızı kazanacak mısınız bari?"

Kuzey başını yana eğdi.

"Beni izliyorsun. Kaybetme şansımız yok."

"Özgüvene bak."

"Biraz da bana güven."

Gülümsedim.

"Güveniyorum."

Bunu söylerken içimden geçenleri kendim bile tam bilmiyordum. Ama Kuzey'in elini tutmak, yanında yürümek, onun bana bakıp gülümsemesini görmek… Bütün bunlar bana güzel bir şeyin tam ortasındaymışım gibi hissettiriyordu.

Bir süre sonra Kuzey sahaya döndü.
Ben kızların yanına geçerken Oğuz'un kenarda oturduğunu fark ettim. Yanına gitmek için yöneldim.

"Oğuz!"

Başını kaldırdı.

"Efendim?"

Yanına oturdum.

"Bugün nasılsın?"

"İyiyim."

"Bu kadar mı?"

Bana baktı.

"Ne kadar olsun?"

"Biraz insan gibi cevap verebilirsin mesela."

Güldü.

"İnsan gibi cevap verdim."

"Hayır, seninle konuşmak için dilekçe yazmam gerekiyor."

Oğuz başını iki yana salladı.

"Seninle uğraşmak gerçekten zor."

"Benimle uğraşmayı seviyorsun ama."

Cümlem ağzımdan çıkar çıkmaz Oğuz'un yüzündeki ifade bir anlığına değişti. Çok kısa sürdü. Ardından gülerek omzuma hafifçe vurdu.

"Kendine fazla güveniyorsun, Dinçer."

"Gerçekler acıdır, Harman."

Ayağa kalkıp ona elimi uzattım.

"Hadi gel. Maçı izleyeceğiz."

Oğuz elime baktı, sonra sahaya.

"Birazdan gelirim."

"Şimdi gel."

"Bengi, sen git."

Sesindeki değişiklik bu kez daha belirgindi. Elimi yavaşça indirdim.

"Bir şey mi yaptım?"

Oğuz hemen başını kaldırdı.

"Hayır. Seninle alakası yok."

"Ama…"

"Bengi, iyiyim. Biraz yalnız oturmak istiyorum."

Birkaç saniye yüzüne baktım. Sonra başımı salladım.

"Peki. Bir şeye ihtiyacın olursa buradayım."

Cevap vermedi. Ben de kızların yanına döndüm. İçimde bir şeylerin ters gittiğine dair küçük bir his vardı ama ne olduğunu bilmiyordum.Oğuz'un benden uzaklaşmasını istemiyordum.
Sonuçta o da arkadaşımızdı. Hem yalnız kalmak istiyorsa buna saygı duymalıydım.

Arkamı dönüp sahaya baktım. Kuzey topu potaya gönderdiğinde herkes bağırmaya başladı. Ben de ellerimi birleştirip tezahürat yaptım. Oğuz'un neden böyle davrandığını düşünmeyi sonraya bıraktım.

O an Kuzey'in gülümsemesiyle meşguldüm. Ve henüz hiçbir şeyin değiştiğini bilmiyordum.

Maç bittiğinde çocuklar sahanın kenarına yığılmıştı. Poyraz kazandıkları için havalara uçuyor, Arda Sima'nın önünde gereksiz bir zafer konuşması yapıyordu. Kerem ise Aleyna'nın maç boyunca kendisine bağırdığını iddia ediyordu.

"Ben senin yüzünden konsantre olamadım!"

Aleyna kahkaha attı.

"Ben sana mı bağırdım?"

"Üç kere!"

"Çünkü üç kere boş potaya atamadın!"

"Bir daha maçımıza gelme."

"Bir daha oynamayı öğren de geleyim."

Kuzey yanıma geldiğinde elinde iki şişe su vardı. Birini bana uzattı.

"Nasıl oynadım?"

Şişeyi alıp kapağını açtım.

"İdare eder."

"İdare eder mi?"

"Biraz daha çalışman lazım."

Kuzey gülerek başını eğdi.

"Senin için her gün çalışırım."

"Basketbol için mi?"

"Seni etkilemek için."

Gözlerimi devirdim ama gülümsememe engel olamadım. Tam o sırada sahanın girişinde bir hareketlilik oldu.

Derin Soylu gelmişti.

Yanında iki kız vardı. Üzerinde siyah bir üst ve kırmızı bir ceket bulunuyordu. Saçlarını açık bırakmıştı. Etrafına bakınırken doğrudan bizim tarafa yöneldi.

İlk olarak Poyraz'a, sonra Kerem'e selam verdi.

Ardından Kuzey'e döndü.

"İyi maçtı."

Kuzey başını salladı.

"Teşekkürler."

Derin gülümsedi.

"Özellikle son atışın güzeldi."

"Sağ ol."

"Eski bir basketbol deneyimim var bence size bir gün katılsam sorunasılsın olmaz ne dersin?"

Poyraz güldü.

"Bizimle oynamak mı istiyorsun?"

"Belki. Kaybetmekten korkmuyorum."

Kerem araya girdi.

"Bu cümleyi maçtan sonra kurmak kolay."

Derin ona dönüp kaşını kaldırdı.

"Bir dahaki sefere sahada görüşürüz."

Sonra yeniden Kuzey'e baktı.

"Bu arada, seninle bir şey konuşacaktım. Proje ödevi ile ilgili."

Kuzey'in yüzündeki ifade değişti.

"Ne hakkında?"

"Burada anlatmayayım. Müsait olduğunda konuşuruz."

Bengi olarak o an bundan rahatsız olmam için hiçbir sebep göremiyordum.

Derin dersle ilgili bir şey soruyorsa Kuzey de takımın bir parçasıydı. Belki organizasyonla ilgili bir mesele vardı.

Yine de Derin'in bakışları Kuzey'in üzerinde biraz uzun kalmış gibi geldi.
Belki bana öyle gelmişti. Derin bize kısa bir gülümseme bırakarak arkadaşlarının yanına döndü.

Ben de Kuzey'e döndüm.

"Dans kulübüyle ilgili ne olabilir?"

Kuzey omuz silkti.

"Bilmiyorum. Öğrenirim."

Elimi tuttu.

"Hadi, yürüyelim mi?"

Başımı salladım. Birlikte sahadan uzaklaşırken Kuzey elimi bırakmadı.
Bana gününü anlattı, benim okulda ne yaptığımı sordu, dans provası için heyecanlı olup olmadığımı öğrenmeye çalıştı.

Her şey normaldi. Her şey güzeldi.
Ama birkaç adım geride kalan Oğuz, bizim yan yana yürüyüşümüzü gördükten sonra arkadaşlarının yanına dönmüştü.

Onun ne düşündüğünü bilmiyordum. Zaten o günlerde kimsenin içinde ne yaşadığını tam olarak bilmiyordum.
Akşam eve döndüğümde kendimi yatağa bıraktım.

Ayaklarım ağrıyordu, saçlarım birbirine girmişti ve annem kapının önünden geçerken odama bir kez daha çekidüzen vermem gerektiğini söylemişti. Kısacası, sıradan bir gündü.

Telefonumu elime aldım. Kuzey'den mesaj vardı.

Kuzey: "Eve vardın mı?"

Ben: "Vardım. Sen?"

Kuzey: "Ben de. Bugün güzeldi."

Ben: "Maçı kazandığınız için mi?"

Kuzey: "Seni gördüğüm için aslında hep görüyorum ama bu gün enerjimi senden aldım."

Yüzümdeki gülümsemeyi saklamak için yorganın altına girdim.

Ben: "Çok konuşuyorsun."

Kuzey: "Sen de çok gülüyorsun."

Ben: "Nereden biliyorsun?"

Kuzey: "Şu an da güldüğünü tahmin ediyorum."

Telefonu göğsüme bastırdım. Bu çocuk beni tanımaya başlamıştı.
Ve nedense bu düşünce içimi sıcacık yapıyordu.

Bir süre daha mesajlaştık. Sonra Kuzey iyi geceler dileyip telefonu kapattı. Ben de komodinin üzerindeki pembe defterimi aldım.

Sayfayı açıp kalemimi elime geçirdim.
Bugünün tarihini yazdım. Sonra bir süre düşündüm.

Bazen mutluluk çok büyük bir şey değil.

Birinin sana günaydın demesi.

Günün nasıl geçtiğini merak etmesi.

Elini tuttuğunda bırakmak istememesi.

Ve senin bütün bunlara alışmaktan korkarken bile her sabah yeniden aynı heyecanı hissetmen.

Kalemi bıraktım. Kuzey'i seviyordum.
Bunu kendime itiraf etmek artık eskisi kadar zor değildi.

Peki ya Oğuz?

Defterin kenarına küçük bir soru işareti çizdim. Son zamanlarda onunla ilgili aklıma takılan şeyleri düşünmek istemiyordum. Belki kendi meseleleri vardı. Belki zamana ihtiyacı vardı.

Ben de ona zaman verecektim. Defteri kapatıp ışığı söndürdüm. Tam gözlerimi kapatmıştım ki telefonum yeniden titredi. Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti.

Derin Soylu:

"Umarım her şeyin yolunda gittiğini düşünüyorsundur, Bengi."

Kaşlarımı çattım.

Ardından ikinci mesaj geldi.

"İnsan bazen en çok güvendiği şeyin aslında ne kadar kolay değişebileceğini unutuyor."

Yatağımda doğruldum. Derin'in ne demek istediğini anlayamamıştım.

Bir süre ekrana baktım. Sonra cevap yazmak yerine telefonu kapattım.
Belki beni sinirlendirmeye çalışıyordu.

Belki de yine anlamsız bir oyun oynuyordu. Kuzey'e anlatmayı düşündüm ama sonra vazgeçtim. Ortada somut bir şey yoktu.

Üstelik bugün çok güzel geçmişti.
Bir mesaj yüzünden bütün gecemi mahvetmeyecektim. Telefonu komodine bırakıp yeniden yastığıma uzandım.

Dışarıdan mahallede oynayan çocukların sesleri geliyordu. Bir evin penceresinden müzik yükseliyor, sokaktan geçen birinin kahkahası geceye karışıyordu.

Ben gözlerimi kapattım. Yarın dans provam vardı. Sevgilimi yeniden görecektim.

Arkadaşlarımla buluşacaktım. Her şey yolundaymış gibi hissediyordum.

Ve belki de en büyük yanılgım buydu.
Çünkü bazen bir şeylerin değiştiğini anlamak için onları kaybetmek gerekir.

Ben henüz hiçbir şey kaybetmemiştim.

Henüz.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

35okunma 6beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18