15. bölüm / 16
Beş Kuruş14-Kızıl Yalanlar
Bölümler 16Şu an: 14-Kızıl Yalanlar
- 1 Tasarım ve Giriş73 kelime
- 2 1-Mahalle Sabahı1.070 kelime
- 3 2-Tesadüf1.760 kelime
- 4 3-Bir Hırka Meselesi2.323 kelime
- 5 4-Güvenmek1.208 kelime
- 6 5-Karma Geçmiş1.340 kelime
- 7 6-Acı Geçmiş1.133 kelime
- 8 7-Yaz Akşamı1.442 kelime
- 9 8-Bir Şarkının İçinde1.244 kelime
- 10 9-Angels or Devıls1.005 kelime
- 11 10-Garip Bir Gün1.629 kelime
- 12 11-Sanırsın Her Şey Yolunda2.158 kelime
- 13 12-Bir Şey Yok, Değil mi?2.301 kelime
- 14 13-Güzelim?2.842 kelime
- 15 14-Kızıl Yalanlar4.120 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 15-Göz yaşları3.391 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Doğum günümde uyandığımda ilk düşündüğüm şey, yirmi yaşıma girdiğim değildi. İlk düşündüğüm şey, Kuzey'in bana gece yarısı 00.00'da attığı mesajdı.
İyi ki doğdun, güzelim. Umarım bu yaşında seni hep gülümsetebilirim. Seni seviyorum.
Mesajın altındaki kalbe bir kez daha baktım. Sonra yastığa yüzümü gömüp kendi kendime çığlık attım.
"AYYYYY!"
Yatağın içinde doğruldum. Saçlarım birbirine girmişti, battaniyem belime dolanmıştı ve odamın ortasında dün gece çıkardığım kıyafetler duruyordu. Ama hiçbirinin önemi yoktu. Çünkü bugün benim doğum günümdü. Ve Kuzey Kaymaz bana seni seviyorum demişti.
Tamam, bunu daha önce de söylemişti. Hatta ilk söylediğinde kalbim yerinden çıkacak sanmıştım. Ama insan sevildiğini her duyduğunda aynı şekilde mutlu olabiliyordu. Hele ki o insan, çocukluğundan beri aklının bir köşesinde taşıdığın, yanına geldiğinde ne diyeceğini unuttuğun, elini tuttuğunda bütün dünya sessizleşmiş gibi hissettiğin kişiyse…
Benim için Kuzey biraz öyleydi.
Biraz mı? Bengi, kendine gel.
Resmen çocuk aklımla adamın adını defterlerime yazıp yanına kalpler çizdiğim günlerden buraya gelmiştim. Şimdi onunla el ele tutuşuyor, sahilde oturuyor, birbirimizle öpüşüyorduk lan. Bazen hayat gerçekten insanın yüzüne karşı gülüyordu. Telefonumu alıp Kuzey'in sohbetine girdim.
Bengi: Günaydın, beyefendi. Bugün benim doğum günüm, haberin olsun.
Kuzey: Öyle mi? Ben de bugün sıradan bir gün sanıyordum.
Bengi: KUZEY KAYMAZZZ.
Kuzey: Efendim, güzelim?
Bengi: Seni doğum günümde bile dövebilirim bu bir Bengi Rüya ayrıcalığı sjsjsj.
Kuzey: Önce bir kahvaltı yap. Açken çok sinirli oluyorsun.
Bengi: BEN SİNİRLİ DEĞİLİM.
Kuzey: Tabii, güzelim. Sen dünyanın en sakin insanısın.
Dudağımı ısırarak gülümsedim. Sonra bir mesaj daha geldi.
Kuzey: Akşama çok güzel ol. Seni görmek için sabırsızlanıyorum.
Yastığı yüzüme bastırdım.
"Ben bu çocuğa ne ara bu kadar düştüm ya?"
Cevap beklemeden telefonu yatağa attım ve ayağa kalktım. Bugün ağlamak yoktu. Bugün surat asmak yoktu. Bugün Bengi Rüya Dinçer'in doğum günüydü ve ben kendime dünyanın en güzel gününü hediye edecektim.
Henüz bilmiyordum. Bazı günler insanın hayatına bir hediye gibi girip geriye yalnızca kırık parçalar bırakıyordu.
"BENGİ! KIZIM, SAAT KAÇ OLDU?"
Annemin sesi mutfaktan geliyordu.
"ANNE, DOĞUM GÜNÜMDE BANA BAĞIRAMAZSIN!"
"DOĞUM GÜNÜNDE DE BAĞIRABİLİRİM, YARIN DAAA!"
"BU NASIL BİR ANNE SEVGİSİ?"
Kapım açıldı. Annem elinde bir tabakla içeri girdi. Üzerinde ev kıyafetleri, yüzünde her zamanki o tatlı ama insanı tek bakışıyla hizaya sokabilen ifade vardı.
"Doğum günü çocuğu kahvaltı yapmadan evden çıkmayacak."
"Anne, daha hazırlanmadım."
"Önce kahvaltı."
"Arkadaşlarım akşam gelecek, sahilde kutlayacağız. Her şeyi ayarlamam lazım."
"Her şeyi arkadaşlarınla ayarlarsın. Önce şu tabağı bitir."
Yanağıma bir öpücük kondurdu.
"İyi ki doğdun, güzel kızım."
Bir an bütün şımarıklığım kayboldu.
Kollarımı annemin beline doladım.
"İyi ki senin kızınım."
Saçlarımı okşadı.
"İyi ki benim kızımsın."
O an kendimi dünyanın en şanslı insanı gibi hissettim. Sağlıklıydım. Sevdiğim insanlar yanımdaydı. Hayallerim vardı. Beni güldüren arkadaşlarım, eve gittiğimde başımı sokabileceğim bir yuvam ve bana güzelim diyen bir sevgilim vardı.
Daha ne isteyebilirdim ki?
Belki bir gün dans kulübünde gerçekten sahneye çıkmayı. Belki Kuzey'le daha çok anı biriktirmeyi. Belki de yirmi yaşımın, hayatımın en güzel yıllarından biri olmasını.
O sabah bunların hepsine inanıyordum. Okulun kapısından girdiğimde başıma gelecekleri bilmediğim için değil, doğum günüm olduğu için herkesin bana bakacağını düşünüyordum.
Ama daha bahçeye adımımı atar atmaz Sima'yla Aleyna üzerime atladı.
"DOĞUM GÜNÜ KIZIIII!"
Sima beni öyle bir sardı ki nefesim kesildi.
"Sima, kaburgalarım!"
"Bugün kaburga diye bir şey yok!"
Aleyna iki yanağımdan öptü.
"Yirmi oldun, hanımefendi. Artık olgunlaşmanı bekliyoruz."
"Ben zaten olgunum."
Lavin yanımızdan geçerken kahvesinden bir yudum aldı.
"Tabii. Dün doğum günü pastasının üstüne kendi adını yazdırmak için annesine üç kere mesaj atan kişi sen değildin."
Başımı ona çevirdim.
"Sen benim özel mesajlarımı nereden biliyorsun?"
"Telefonunu masada unutuyorsun, Bengi."
"Benim mahremiyetim yok mu bu arkadaş grubunda?"
"Yok," dedi Sima neşeyle. "Ama sevgimiz çokkk."
Gülmekten kendimi alamadım. Tam o sırada bahçe kapısının orada Kuzey'i gördüm. Siyah takım elbisesiyle gelmemişti tabii. O akşam için hazırladığım hayallerimin aksine okulda her zamanki rahat kıyafetleri vardı. Saçları hafifçe dağılmış, çantası tek omzuna asılmıştı. Beni görünce gülümsedi. O gülümsemeyi tanıyordum. Bana doğru yürüdü.
"Doğum günü kızımız nerede?"
"Burada," dedim, kollarımı iki yana açarak. "Hediyeleri kabul ediyorum."
"Öyle mi?"
"Evet. Özellikle pahalı olanları."
Gülerek yanıma geldi ve belime kolunu doladı.
"Doğum günü hediyen için akşama kadar beklemen gerekecek."
"Bu bir tehdit mi?"
"Bir söz."
Başımı kaldırıp yüzüne baktım.
"Bak, söz veriyorsun."
"Veriyorum, güzelim."
Sonra alnıma küçük bir öpücük kondurdu. Arkadaşlarımın çıkardığı sesler yüzünden okulun yarısı bize bakmış olabilir.
"AYYY, YİNE BAŞLADILAR!" diye bağırdı Aleyna.
"Bir gün de normal olun!" dedi Lavin.
Poyraz uzaktan seslendi.
"Kuzey! Kardeşimi okulda da mı rahat bırakmıyorsun ama bu kadarı fazla değil mi lannn?"
Kuzey bana baktı.
"Abin bizi kıskanıyor."
"Abim seni kıskanmıyor, seni tehdit ediyor."
"Aradaki fark ne?"
"Birinde gülümseyerek konuşuyor, diğerinde sözleri ile yumruk atıyor."
Kuzey kahkaha attı. Ben de güldüm.
O an onun yüzüne baktığımda içimden tek bir şey geçti. Keşke zaman biraz yavaşlasa. Çünkü o sabah, Kuzey'in yanında olmak bana gerçekten iyi geliyordu.
Akşam için hazırlanmaya başladığımda odama kapanıp en az on beş kez kıyafet değiştirdim. Bir elbiseyi giydim, aynaya baktım, çıkardım. Diğerini giydim, saçımı topladım, açtım. Sonra tekrar ilk elbiseye döndüm.
En sonunda yatağımın üzerinde duran siyah elbiseyi elime aldım. İnce askılı, zarif, vücudumu güzelce saran ve dizlerimin biraz üzerinde biten bir elbiseydi. Abartılı değildi ama kendimi içinde güzel hissediyordum. Saçlarımı açık bıraktım, hafif bir makyaj yaptım ve dudaklarıma doğal bir renk sürdüm. Sonra çekmecemi açtım. Kuğu kolyem oradaydı.
Kuzey'in bana verdiği pembe kuğu kolyesi. Onu avucuma aldım. İncecik zinciri parmaklarımın arasından kaydı. Kolye ucundaki küçük kuğu ışığı yakaladı. Bir an gülümsedim. O gün yüzümün ne kadar kızardığını düşününce kendi kendime güldüm.
Kolye zincirini boynuma taktım. Aynada kendime baktım veeee kocaman bir gülümsemeee.
"Tamam, Bengi," dedim kendime. "Bugün çok güzelsin."
Telefonum titredi.
Kuzey: Hazır mısın?
Bengi: Hazırım.
Kuzey: O zaman akşam gözlerimi senden alamayacağım demektir.
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
Bengi: Bunu yüzüme de söylemeni bekliyorum.
Kuzey: Merak etme, güzelim. Söyleyeceğim.
Telefonu göğsüme bastırdım. O akşam onunla bir sürü fotoğraf çektirecektim. Belki bir tanesini odamın duvarına asacaktım. Belki yıllar sonra o fotoğrafa bakıp yirmi yaşıma gülecektim.
O zamanlar insanın bazı fotoğrafları neden sakladığını bilmiyordum.
Bazıları mutlu olduğun günü hatırlatmak için değildi.
Bazıları, bir daha asla aynı kişi olamayacağını hatırlatmak içindi...
Sahil kenarına vardığımızda arkadaşlarımın benim için hazırladığı manzarayı görünce olduğum yerde kaldım. Küçük ışıklar ağaçların arasından geçirilmişti. Masanın üzerinde pastam, içecekler, atıştırmalıklar vardı. Birkaç balon rüzgârda sallanıyor, denizin sesi uzaktan geliyordu. Her şey tam hayal ettiğim gibiydi.
"ŞAKA MI BU?"
Aleyna kollarını iki yana açtı.
"Beğendin mi?"
"BEĞENMEK Mİ? BEN BURADA YAŞAYACAĞIM!"
Sima kahkaha attı.
"Bir dakika, daha pastayı görmedin."
Pastanın üzerindeki yazıyı okuyunca gözlerimi kapattım.
"Baş Belamızın On Dokuzuncu
Bölüm Sonu"
"Ben sizi gerçekten sevmiyorum aaa."
"Yalan," dedi Lavin.
"Çok seviyorum."
Hep birlikte gülmeye başladık. Poyraz, Arda ve Kerem biraz ileride masayı düzenliyordu. Oğuz elinde birkaç tabakla yanımıza geldi.
"Doğum günü kızına servis yapıyoruz. Herkes kenara çekilsin."
Ona sarıldım.
"OOOĞUZ!"
"Bir dakika, önce şu tabakları bırakayım. Doğum gününde beni boğarak öldürürsen haberlerde çıkarız kızım."
Gülerek geri çekildim.
"Senin hediyen nerede?"
"Ben kendim hediyeyim."
Yüzüne baktım.
"İnanılmaz bir özgüven."
"Yıllardır üzerinde çalışıyorum."
Oğuz'un yanında insan kendini rahat hissediyordu. Bir şeyleri olduğundan daha büyük hâle getirmiyor, en saçma anda bile insanı güldürebiliyordu. O akşam da beni güldürmeyi başarmıştı.
Poyraz uzaktan bağırdı.
"Oğuz, kardeşime verdiğin hediyeyi de kendin gibi paketlemediysen gel!"
Oğuz elindeki tabağı masaya bıraktı.
"Ben gidiyorum. Bu ailede saygı kalmamış."
Bir kahkaha daha koptu. Sonra Kuzey geldi. Onu gördüğümde yüzümdeki gülümsemenin büyüdüğünü hissettim. Üzerinde siyah bir takım elbise vardı. Beyaz gömleğinin yakası düzgünce açıktı, saçlarını geriye taramıştı. Normalde bu kadar resmi giyinmezdi ama o akşam…
O akşam gerçekten çok yakışıklı görünüyordu...
Yanıma geldiğinde bir an konuşamadım. Kaşını kaldırdı.
"Ne oldu, güzelim? Dilini mi yuttun?"
"Sen…"
"Evet?"
"Biraz fazla yakışıklı olmuşsun."
Gülümsedi.
"Sen de biraz fazla güzelsin."
Gözlerimi kaçırdım.
"Biraz mı?"
"Çok."
Beni kendine çekip alnımdan öptü.
"İyi ki doğdun, güzelim."
Kollarımı beline doladım.
"İyi ki geldin."
Bir an yüzüme baktı. Sonra elini yanağıma koydu.
"Başka nerede olacaktım?"
Bu cümleyi kalbimin en güzel yerine koydum.
Keşke orada bırakabilseydim.
Keşke o akşamın geri kalanını hiç yaşamasaydım.
Keşke bir insanın aynı anda hem en güzel sözlerini söyleyip hem de en büyük yalanını yaşayabileceğini bilmeseydim...
Kutlama başladığında her şey yolundaydı. Müzik açılmıştı. Sima, Arda'yı dans etmeye zorluyor, Arda da her zamanki gibi itiraz ediyormuş gibi yapıp onunla birlikte hareket ediyordu.
Aleyna, Kerem'in elindeki pastayı almaya çalışıyordu.
"Kerem, o benim dilimim!"
"Üzerinde adın mı yazıyor?"
"YAZARIMMM!"
"Kalbime mi?"
"Ayyy ne münasebet al kalbini başına çal?"
Lavin'le Poyraz ise biraz ileride tartışıyordu.
"Ben sana o şarkıyı aç demedim!"
"Sen aç dediğin için açtım!"
"Ben başka şarkıdan bahsediyordum!"
"İyi, bir dahakine müzik listesini bana mahkeme kararıyla verirsin!"
Lavin ona bakıp gözlerini devirdi ama gülüyordu. Ben de onların arasında dolaşıyor, herkesle fotoğraf çekiliyor, hediyelerimi açıyordum. Oğuz bana küçük, pembe kaplı bir defter almıştı.
"Ne bu?" diye sordum.
"Senin o meşhur duygu defterlerinden biri."
Gözlerimi büyüttüm.
"Benim öyle meşhur duygu defterlerim yok!"
"Tabii. İçinde ne yazdığını mahalledeki bütün kediler biliyor amaaa."
"OOĞUZ!"
Kahkaha attı. Defteri göğsüme bastırdım.
"Çok güzel. Gerçekten teşekkür ederim."
"Rica ederim. Bir gün ünlü olursan ilk kitabına beni yazarsın."
"İlk seni yazarım."
"Harika. Umarım kötü karakter olmam."
"Henüz karar vermedim."
"İşte bu yüzden sana hediye almamak gerekiyordu ahhh ahh."
Gülmekten karnım ağrıdı. Sonra Kuzey yanıma geldi ve elimi tuttu.
"Gel."
"Nereye?"
"Biraz yürüyelim."
Elimi bırakmadan beni ışıkların biraz daha az olduğu tarafa götürdü. Denizin sesi burada daha belirgindi.
"Doğum günün nasıl geçiyor?" diye sordu.
"Çok güzel."
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten. Herkes burada. Sen de buradasın."
Gülümsedi.
"Öyleyse istediğim gibi geçiyor."
Başımı omzuna yasladım.
"Bir dilek tuttum."
"Neymiş?"
"Söyleyemem. Söylersem gerçekleşmez."
"Benimle ilgili mi?"
Başımı kaldırıp ona baktım.
"Belki."
"Kesin benimle ilgili."
"Özgüvenin inanılmaz."
"Senin yüzünden."
Güldüm. Kuzey elimi dudaklarına götürüp parmaklarımın üzerine küçük bir öpücük kondurdu.
"İyi ki doğmuşsun, Bengi."
İlk kez adımı böyle söylemişti. Ne güzelim dedi, ne de bir şaka yaptı.
Yalnızca adımı söyledi. Ve ben o an, onun beni gerçekten sevdiğine bütün kalbimle inandım.
Bir süre sonra Kuzey'in telefonu çaldı.
Ekrana baktığında yüzündeki ifade değişti. Çok küçük bir değişimdi. Kaşları hafifçe çatıldı, çenesini sıktı. Sonra telefonu açıp birkaç adım uzaklaştı. Ben arkadaşlarımla konuşmaya devam ettim.Döndüğünde elini saçlarının arasından geçirdi.
"Bir şey mi oldu?" diye sordum.
"Bir iş çıktı."
"Şimdi mi?"
Başını salladı.
"Biraz halletmem gerekiyor."
Yüzüm düştü ama hemen gülümsedim.
"Tamam. Önemli bir şeyse git tabii."
Yanıma gelip iki elimi tuttu.
"En kısa sürede döneceğim, güzelim. Söz."
Ona baktım.
"Gerçekten dönecek misin?"
Güldü.
"Doğum gününde seni bırakıp nereye gideceğim?"
Bu cevaba gülümsememek mümkün değildi.
"Tamam."
Alnımdan öptü.
"Çok bekletmeyeceğim."
Sonra arkasını dönüp uzaklaştı. Ben de arkadaşlarımın yanına geri döndüm. İlk başta hiçbir şey düşünmedim. Kuzey'in işi çıkmış olabilirdi. Herkesin işi çıkabilirdi. Birkaç dakika sonra döner, pastamdan yer, benimle fotoğraf çektirir, belki gecenin sonunda beni eve bırakırdı.
Her şey normaldi. Her şey yolundaydı.
Bir süre sonra pastayı kestik. Herkes bana şarkı söyledi. Sima gözyaşlarını silerek sarıldı, Aleyna pastanın kremasını burnuma sürdü, Lavin de fotoğrafların yarısında gözleri kapalı çıktığı için fotoğrafçılığı bırakmamız gerektiğini söyledi. Gecenin bir yerinde Poyraz bana sarılıp saçlarımı karıştırdı.
"İyi ki doğdun, ufaklık."
"Saçımı bozma!"
"Yirmi yaşına girdin diye büyüdüğünü mü sanıyorsun?"
"Sen de yirmi bir yaşına geldin diye akıllandığını sanıyorsun."
"Bak, doğum gününde bile saygısızsın."
Güldüm.
Herkes oradaydı. Herkes mutluydu.
Ama Kuzey hâlâ dönmemişti. Önce saatime baktım. Sonra telefonuma.
Mesaj yoktu.
Belki işi uzamıştı.
Biraz daha bekledim.
Sonra arkadaşlarım yavaş yavaş toparlanmaya başladı. Sima'yla Arda birlikte yürüyerek gidecekti. Aleyna, Kerem'le tartışa tartışa taksiye binmeye hazırlanıyordu. Lavin, Poyraz'ın ona montunu uzatmasını reddediyor ama üşüdüğünü de inkâr ediyordu. Oğuz masadaki son tabakları topladı.
"Bengi, biz de kalkalım. Geç oldu."
Başımı salladım.
"Tabii."
Bana dikkatle baktı.
"Kuzey nerede?"
"Bir işi çıktı. Birazdan dönecekti."
Oğuz'un yüzünde bir anlığına bir ifade belirdi. Tam olarak ne olduğunu anlayamadım. Sonra omuz silkti.
"Belki işi uzamıştır."
"Evet, herhâlde."
Gülümsemeye çalıştım. Oğuz daha fazla soru sormadı. İyi geceler dileyip arkadaşların peşinden gitti. Ben masanın yanında tek başıma kaldım.
Küçük ışıklar hâlâ yanıyordu. Deniz aynı denizdi. Pasta kutusu masanın üzerinde duruyordu.
Ama doğum günüm bitiyordu ve Kuzey ortada yoktu. Telefonumu çıkarıp mesaj yazdım.
Bengi: Nerdesin? Her şey yolunda mı?
Mesaj gönderildi. Cevap gelmedi.
Bir dakika geçti. Sonra iki. Aradım.
Telefon çaldı ama açılmadı. Kendimi kötü hissetmemeye çalıştım. Belki duymuyordu. Belki bir işi vardı.
Belki…
Telefonum titredi.
Ekranda bir bildirim belirdi.
Derin Soylu. Kaşlarımı çattım.Bu vakitte bana mesaj atmasına alışıktım ama tuhaftı. Mesajı açtım.
Derin: Kuzey'i mi merak ediyorsun?
Kalbim bir anlığına duracak gibi oldu.
Bir sonraki mesaj geldi.
Derin: O hâlde okulun arkasına gel.
Ekrana baktım.
Ne?
Neden?
Kuzey neden okulun arkasında olacaktı? Bir şey mi olmuştu? Parmaklarımın ucunda soğuk bir his dolaştı.
Bengi: Ne demek istiyorsun?
Mesajımın altında yalnızca görüldü işareti belirdi. Cevap yoktu. Aradım. Açmadı. Bir kez daha yazdım.
Bengi: Derin, bir şey mi oldu?
Bu kez cevap hemen geldi.
Derin: Gelirsen anlarsın.
Telefonu elimde tuttum. İçimde bir şey, gitmemem gerektiğini söylüyordu. Ama Kuzey'i merak ediyordum. Beni bekleyeceğini söylemişti. Dönmemişti.
Mesajlarıma cevap vermiyordu ve Derin, onun nerede olduğunu biliyordu...
Belki bir sorun vardı. Belki yardıma ihtiyacı vardı.
Belki…
Kendimi daha fazla kandıramadım.
Çantamı aldım. Sahil kenarındaki ışıklara son kez baktım. Bir saat önce kahkahalarımın yankılandığı yerde şimdi yalnızca rüzgâr vardı. Sonra okulun yolunu tuttum.
Okula yaklaştıkça adımlarım yavaşladı. Burası gece olunca gündüzden çok farklı görünüyordu. Bahçedeki lambaların birkaçı yanıyordu, geri kalan her yer karanlıktı. Okulun arka tarafına giden yol sessizdi. Telefonumu elimde sıktım. Derin'in söylediği yere vardığımda önce kimseyi göremedim. Sonra bir ses duydum.
Derin'in sesi.
"Artık onu bırakman gerekiyor, Kuzey."
Olduğum yerde durdum. Kuzey'in sesi geldi.
"Derin, şimdi bunun sırası değil."
"Ne zaman sırası olacak? Kendine bak. Günlerdir aynı şeyi yapıyorsun. Bengi'nin yanında duruyorsun ama aklın başka yerde."
Kalbim hızlandı. Bengi, benim adım geçmişti. Bir adım daha attım.
Okulun arkasındaki küçük bankın bulunduğu yere yaklaştım. Çalılıkların ve duvarın gölgesinde kalıyordum. Onları görebiliyordum ama henüz beni fark etmemişlerdi. Kuzey bankta oturuyordu.
Üzerinde birkaç saat önce doğum günüme gelirken giydiği siyah takım elbise vardı. Beyaz gömleğinin yakası biraz açılmıştı. Kravatı gevşemişti. Saçlarını elleriyle geriye doğru taradı, ardından iki dirseğini dizlerine dayayıp başını öne eğdi. Gergin görünüyordu.
Derin ise karşısında ayakta duruyordu.
"Kuzey, ne olur," dedi. "Kendine bunu yapma."
Kuzey başını kaldırdı.
"Ne yapıyorum ben?"
"Kendini istemediğin bir ilişkinin içinde tutuyorsun."
İstemediği bir ilişki mi? Bir an nefes almayı unuttum. Derin devam etti.
"Bengi'ye zarar veriyorsun. Ona eskisi gibi bakmıyorsun. Yanındayken bile burada olmak istemiyorsun. Onunla konuşurken yüzüne bakamıyorsun."
Kuzey gözlerini kapattı.
"Farkındayım."
"Öyleyse neden hâlâ devam ediyorsun?"
"Çünkü her şey o kadar kolay değil."
"Kolay olmak zorunda değil. Ama birini sevmediğin hâlde yanında tutmak zorunda da değilsin."
Bunu duyduğumda ellerim titremeye başladı.
Birini sevmediğin hâlde yanında tutmak…
Hayır.
Hayır, Kuzey beni seviyordu. Bana güzelim diyordu. Elimi tutuyordu. Beni öpüyordu. Dün gece bana seni seviyorum yazmıştı. Bunların hepsi yalan olamazdı.
Değil mi?
Kuzey iki elini saçlarının arasından geçirdi.
"Onunla nasıl konuşacağımı bilmiyorum."
Derin'in sesi yumuşadı.
"Gerçeği söyleyerek."
"Poyraz'ı biliyorsun. Her şeyi biliyorsun. Bu, yalnızca Bengi'yle aramda kalmayacak."
"Yani hâlâ onunla Poyraz yüzünden mi birliktesin?"
Kuzey cevap vermedi. Derin bir adım yaklaştı.
"Sen bana kendin söyledin. Bengi'yle arandaki şeyin eskisi gibi olmadığını söyledin. Onunla yalnızca Poyraz'ın kardeşi olduğu için devam ettiğini söyledin."
Dünya bir anda sessizleşti. Denizin sesi bile kesilmiş gibi geldi. Kuzey bunu söylemişti. Bunu gerçekten söylemişti. Bengi'yle yalnızca Poyraz'ın kardeşi olduğu için devam ediyordu. Bir zamanlar beni kardeşi gibi gördüğünü söyleyen kişi değil…
Bana ilk kez güzelim diyen kişi değil…
İlk öpücüğümü verdiğim kişi…
Beni sevdiğini söyleyen kişi…
O kişi şimdi başka bir kızın karşısında, benimle yalnızca abim yüzünden birlikte olduğunu kabul ediyordu.
Elimi ağzıma götürdüm. Gözlerim dolmuştu ama ağlayamıyordum.
Derin eğilip Kuzey'in yüzüne baktı.
"Ben seni böyle görmek istemiyorum."
Kuzey başını kaldırdı.
"Derin…"
"Benim yanımda olmak istiyorsun. Bunu biliyorum. Ama her seferinde kendini geri çekiyorsun. Bir gün benimle olmak istediğini söylüyorsun, ertesi gün Bengi'nin yanına dönüyorsun."
Kuzey'in yüzünde acı bir ifade belirdi.
"Ben de ne yapacağımı bilmiyorum."
Derin'in sesi iyice alçaldı.
"Ben biliyorum."
Bir an sustu.
"Artık kendine yalan söyleme, sevgilim."
Sevgilim. Bu kelimeyi duyduğumda içimde bir şey kırıldı. Derin, Kuzey'in yanına oturdu.
"Onu bırak. Ne olur. Kendine de ona da daha fazla zarar verme."
Kuzey ellerini birleştirip başını eğdi.
Uzun bir sessizlik oldu. Sonra başını kaldırdı.
"Ben de seninle olmak istiyorum, Derin."
Dudaklarım aralandı. Hayır. Hayır, bunu söyleme. Lütfen söyleme.
"Bunu anlıyorsun, değil mi?" diye devam etti Kuzey. "Senin yanında kendimi başka hissediyorum. Seninle olmak istiyorum. Ama Bengi'ye ne diyeceğimi bilmiyorum."
Derin'in gözleri yumuşadı.
"Onunla dürüstçe konuşacaksın."
Kuzey başını salladı.
"Deneyeceğim."
Derin bir süre ona baktı. Sonra eğildi.
Kuzey'in yüzüne yaklaştı. Ve onu öptü.
Ben nefes alamadım. Gerçekten alamadım. Sanki göğsümün ortasına bir el uzanmış, kalbimi olduğu yerden söküp almıştı. Parmaklarım duvarın kenarına tutundu. Dizlerimin bağı çözüldü ama düşmedim. Derin'in eli Kuzey'in yanağına gitti. Kuzey de kolunu onun beline doladı. Onu kendine çekti. Öpüşmeye devam ettiler.
Birkaç saat önce benim doğum günüme gelirken giydiği takım elbiseyle…
Bana sarıldığı kollarıyla…
Bana söz verdiği dudaklarıyla…
Başka bir kızı öpüyordu.
Ve ben izliyordum...
Gözlerim Kuzey'in yüzüne takıldı.
Bana bakarken gülümsediği yüzüne.
Beni öperken gözlerini kapattığı yüzüne. Bana, "Başka nerede olacaktım, güzelim?" diyen yüzüne.
Birden boynumdaki kolyeyi hissettim.
Parmaklarım istemsizce zincire uzandı. Onu doğum günümde takmıştım.
Çünkü beni sevdiğine inanıyordum.
Çünkü onun için güzel görünmek istemiştim.
Çünkü bu geceyi hatırladığımda mutlu olacağımı düşünmüştüm.
Ama o, benim doğum günümde başka bir kızın beline sarılmıştı
Sevgilisinin hediyesini takan kız, birkaç metre ötede onun ihanetini izliyordu...
Ve Kuzey henüz beni görmemişti...
Belki de hayatımın en acımasız kısmı buydu. Ben onunla bir gelecek hayal ederken, o çoktan başka birinin yanında kendine yer bulmuştu.
"Ben seni seviyorum, Kuzey."
Derin'in sesi beni olduğum yere çiviledi. Kuzey alnını onun alnına yasladı.
"Ben de."
Bir süre öyle kaldılar.Sonra Derin yeniden öptü onu. Ve Kuzey bir kez daha karşılık verdi. O an içimdeki son umut da söndü.
Bana bir açıklama yapmasını bekleyebilirdim. Bunun bir yanlış anlaşılma olmasını dileyebilirdim.
Belki Derin onu zorlamıştı, belki Kuzey ne yaptığını bilmiyordu, belki…
Ama insan gördüğü şeyi görmemiş gibi yapmaya çalışırken bile gerçeği biliyordu. Kuzey onu kendi isteğiyle öpmüştü. Ve ben artık hiçbir bahaneye sığınmak istemiyordum.
Bir adım attım. Ayakkabımın altındaki küçük taşlardan biri yuvarlandı. Ses, gecenin sessizliğinde olduğundan daha yüksek çıktı.
Derin başını çevirdi. Kuzey de arkasına baktı. Göz göze geldik. O an yüzündeki ifadeyi hayatım boyunca unutmayacaktım.
Önce şaşkınlık.
Sonra korku.
Ardından, ne söyleyeceğini bilemeyen birinin yüzüne yerleşen o korkunç çaresizlik...
"Bengi…"
Adımı söyledi.Ben güldüm. Nasıl gülebildiğimi bilmiyordum. Ama dudaklarımdan acı, titrek bir kahkaha çıktı.
"Vay be amk."
Kuzey ayağa kalktı.
"Bengi, bir dakika…"
"Bir dakika mı?"
Sesim bana bile yabancı geldi. Derin geri çekildi. Kuzey'in yüzüne baktım, sonra ona.
"Ben mi yanlış yerdeyim? Yoksa siz mi?"
"Bengi, lütfen, dinle…"
"NEYİ DİNLEYİM?"
Sesim okulun duvarlarına çarpıp geri döndü. Kuzey bana doğru bir adım attı.
"Bu, düşündüğün gibi değil."
O cümleyi duyduğumda içimdeki bir şey tamamen koptu.
"ÖYLE Mİ?"
Bir adım attım.
"Nasıl peki? Söyle. Nasıl düşünmem gerekiyor?"
Kuzey ağzını açtı ama konuşamadı. Gözlerim doluydu. Boğazım yanıyordu. Ellerim titriyordu. Ama ağlamayacaktım. Onun karşısında ağlamayacaktım.
"Doğum günümde bana sarıldın," dedim. "Bana güzelim dedin. En kısa sürede döneceğine söz verdin."
Kuzey'in yüzü bembeyaz olmuştu.
"Ben…"
Gözlerimi ondan ayırmadım.
"Sen bana seni seviyorum dediğin sırada onunla mı olmak istiyordun?"
"Bengi, lütfen…"
"CEVAP VER!"
Kuzey sustu. O sessizlik, verebileceği bütün cevaplardan daha acıydı. Başımı iki yana salladım.
"Allah'ım…"
Bir elimle yüzümü kapattım. Bir anlığına her şeyin durmasını istedim. Zamanın geri dönmesini, o mesaja hiç cevap vermemeyi, bu okula hiç gelmemeyi, gözlerimi kapatıp kendimi yatağımda bulmayı… Ama hiçbir şey değişmedi. Karşımda Kuzey vardı.
Yanında Derin vardı. Ve ben, onların arasında bir yabancı gibi duruyordum.
Kuzey bana doğru bir adım daha attı.
"Bengi, ne olur, bir dinle. Ben sana açıklayabilirim."
Gözlerimi kaldırdım.
"Senin neyini dinleyeyim, Kuzey?"
Sesim titredi.
"Ben sana abim demiştim."
Kuzey'in yüzü değişti.
"Ne?"
"İlk zamanlar sana abim gibi bakıyordum. Yanında güvende hissediyordum. Sana her şeyimi anlatıyordum. Sonra…"
Sesim kırıldı.Bir an sustum.Çünkü devam edersem ağlayacağımı biliyordum. Ama artık susmak istemiyordum.
"Sonra sana kalbimi açtım..."
Gözyaşlarım yanağımdan süzüldü.
"Ya ben sana kalbimi verdim, Kuzey! Sana güvendim! Bana ne yaptın sen?"
"Bengi, ben…"
"BENİ DİNLEMEYECEKSİN, DEĞİL Mİ?"
Kuzey sustu.
"Çünkü senin anlatacak bir şeyin yok. Çünkü sen her şeyi biliyordun. Beni seviyormuş gibi yaparken ne yaptığını biliyordun!"
"Öyle değildi."
"NE DEĞİLDİ?"
Bir adım daha attım.
"Benimle olmak istemediğini söyleyebilirdin! Bana karşı hislerin değiştiyse söyleyebilirdin! Ben üzülürdüm, evet. Belki günlerce ağlardım. Belki senden nefret ederdim. Ama en azından gerçekleri bilirdim!"
Kuzey'in gözleri dolmuştu. Ama onun gözyaşları bana artık hiçbir şey ifade etmiyordu.
"Sen beni kendi rahatın için yanında tuttun, değil mi?" dedim. "Poyraz'ın kardeşi olduğum için. Herkes bir şey söylemesin diye. Benim kalbimi kırmamak için değil, kendi hayatın zorlaşmasın diye."
Kuzey başını eğdi.
"Ben bunu istemedim."
Güldüm. Bu kez kahkaham daha acıydı.
"İstemediğin ne, Kuzey? Beni aldatmayı mı? Yoksa yakalanmayı mı?"
Başını kaldırdı.
"Bengi, ne olur…"
"Ben senin ne olur'un değilim artık!"
Sesim çatladı. Bir an boynumdaki kolyeye baktım. Parmaklarımı zincirin üzerine kapattım. Boynuma ağırlık yapıyordu sanki dikenli teller boynuma dolanmştı ama ben hâla dik durmaya devam ediyordum.
"Bir de bu salak şeyi taktım bugün."
Kuzey'in bakışları boynuma kaydı. Kolyeyi gördü. Yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Bengi…"
"Bana çok yakıştığını söylemiştin."
Kuzey'in dudakları aralandı.
"Ben…"
"Ben de sana inandım."
Bir adım daha yaklaştım.
"Her söylediğine inandım."
Kuzey elini uzattı.
"Bengi, lütfen, bir saniye…"
Elini ittim.
"Bana dokunma."
Sözlerim keskin çıktı. Kuzey olduğu yerde kaldı. Ona baktım. Bir zamanlar yüzüne bakmaya utandığım çocuğa…
Bir zamanlar beni öptüğünde kalbimin yerinden çıkacağını sandığım çocuğa… Bir zamanlar bütün dünyamın merkezine koyduğum çocuğa…
"Sen bizi bitirdin," dedim.
Gözlerimden yaşlar akmaya devam ediyordu.
"Ben sana kalbimi verdim. Sen de doğum günümde bana ihanet hediye ettin."
Kuzey başını iki yana salladı.
"Bengi, ne olur…"
"BU MU SENİN SEVGİN?"
Sesim yükseldi.
"BU MU SENİN DÜŞÜNCEN? BEN SANA NE YAPTIM, KUZEY? BEN SENİ BU KADAR SEVDİĞİM İÇİN Mİ CEZALANDIRILDIM?"
Cevap yoktu. Yalnızca yüzüme bakıyordu. Belki bir açıklama arıyordu.
Belki beni durduracak bir cümle bulmaya çalışıyordu. Ama artık hiçbir cümle yeterli değildi.
"LANET OLSUN SANA!"
Yumruğumun ne zaman sıkıldığını fark etmedim. Bir sonraki anda bütün gücümle Kuzey'in yüzüne vurdum.
Yumruğumun acısını bile hissetmedim. Kuzey bir adım geriye sendeledi. Eli yüzüne gitti. Şaşkınlıkla bana baktı. Derin araya girmek istedi.
"Bengi, sakin ol…"
Ona döndüm.
"SEN SAKIN BANA SAKİN OL DEME SÜRTÜK!"
Derin sustu. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Gözlerim yeniden Kuzey'e döndü.
"Beni bir daha arama."
"Bengi…"
"Adımı ağzına alma."
Başımı iki yana salladım.
"Ve sakın karşıma çıkıp bana bir şey açıklamaya çalışma."
Kuzey'in yüzünde acı bir ifade vardı.
"Beni dinlemeden gidemezsin."
Ona baktım.
"Ben seni yeterince dinledim, Kuzey."
Sesim neredeyse fısıltıya dönmüştü.
"Artık kendimi dinleyeceğim."
Arkamı döndüm. Yürümeye başladım.
"Bengiii, ne olur!"
Adımı haykırdı. Bir an duracak gibi oldum. Çünkü insanın kalbi, onu kıran kişiye karşı bile alışkanlıklarından hemen vazgeçemiyordu. Bir zamanlar adımı böyle seslendiğinde arkasına dönerdim. Bir zamanlar beni çağırdığında koşarak yanına giderdim.
Bir zamanlar onun beni bırakmayacağına inanırdım. Ama bu kez dönmedim. Yürümeye devam ettim.
Gözyaşlarım yüzümü ıslatıyordu. Nefes almakta zorlanıyordum. Ellerim hâlâ titriyordu. Boynumdaki zincirler göğsüme çarpıyordu. Her adımda onu hissediyordum. Her adımda, bir zamanlar ne kadar mutlu olduğumu hatırlıyordum. Ve her adımda, o mutluluğun artık bana ait olmadığını anlıyordum.
Eve geldiğimde sokak sessizdi. Kapının önünde durup çantamı karıştırdım. Anahtarımı bulmak için birkaç saniye uğraştım. Parmaklarım titrediği için anahtarı kilide sokmakta bile zorlanıyordum.
Sonunda kapıyı açtım ve içeri girdim.
Ev karanlıktı. Annem komşumuzdaydı. Babam şehir dışında işteydi. Poyraz'ın odasının kapısı kapalıydı. Evde yalnızca saatin tik takları duyuluyordu. Ayakkabılarımı çıkardım.
Çantamı yere bıraktım. Sonra sessizce odama yürüdüm. Poyraz uyumuştu. Kapısının önünden geçerken durdum. Bir an içeri girip onu uyandırmak istedim.
Abim beni böyle görseydi ne yapardı?
Kuzey'i bulur muydu? Ona ne söylerdi? Beni kollarının arasına alıp her şeyin geçeceğini söyler miydi?
Belki. Ama kapıyı açmadım. Çünkü şu an kimseyle konuşmak istemiyordum.
Kendi odamın kapısını kapattım. Işığı açmadım.Aynanın karşısından geçerken kendimi gördüm. Siyah elbisem hâlâ üzerimdeydi. Makyajım akmış, saçlarım dağılmıştı. Bir süre aynaya baktım. Sonra kolyeyi çıkarmak için elimi kaldırdım. Zincir parmaklarıma dolandı.
Çözmeye çalıştım. Olmadı. Bir kez daha denedim. Parmaklarım titriyordu. Sonunda kolyeyi boynumdan kopardım ve avucumda tuttum. Küçük kuğuya baktım. Bana onu verdiği günü hatırladım. Gülümsediğim günü. Ona inandığım günü. Kalbimi açtığım günü. Sonra kolyeyi komodinin üzerine bıraktım.
Yatağıma uzandım. Elbisemi bile çıkarmak istemiyordum. Telefonum çantamın içinde titredi.
Bir mesaj. Sonra bir tane daha. Kuzey'den olduğunu biliyordum. Ekrana bakmadım. Telefonu çıkarmadım. Adını görmek istemiyordum. Sesini duymak istemiyordum. Bana seni seviyorum dediği günleri hatırlamak istemiyordum.
Çünkü insan bazen birini unutmak istemezdi. Yalnızca onu sevdiği hâliyle hatırlamaktan vazgeçmek isterdi.
Ben de öyleydim. Gözlerimi kapattım.
Ama karanlıkta bile onları görüyordum. Derin'in Kuzey'in beline sarılışını… Kuzey'in onu kendine çekişini… Ve onu nasıl öptüğü. Dişlerimi sıktım.
"Lanet olsun sana, Kuzey Kaymaz."
Bir gözyaşı daha yanağımdan süzüldü.
"Lanet olsun sana…"
Yastığı yüzüme bastırdım. Sesim boğuldu.
"Lanet olsun seni sevdiğim güne."
Bir süre sonra kelimelerim kesildi. Ama içimdeki öfke dinmedi. Göğsümün ortasında kocaman bir boşluk vardı. Sanki biri içimden en güzel anılarımı çekip almış, geriye yalnızca acılarını bırakmıştı. Bu sabah uyandığımda yirmi yaşıma girdiğim için mutluydum.
Akşam herkes yanımdaydı. Pastam vardı. Arkadaşlarım vardı. Annemin öpücüğü, Poyraz'ın şakaları, Lavin'in kahkahası, Sima'nın sarılması vardı.
Ve Kuzey vardı. Bana seni seviyorum diyen Kuzey. Bana söz veren Kuzey.
Bana güzel iltifatlar söyleyen Kuzey.
Şimdi hepsi aynı gecenin içinde paramparça olmuştu. Yastığa yüzümü gömdüm.
"Lanet olsun sana…"
Bu kez sesim çıkmadı. Sadece dudaklarım kıpırdadı.
"Lanet olsun, iğreniyorum senden Kuzey."
Ve o gece, yirmi yaşıma girdiğim gün, hayatımda ilk kez birine duyduğum sevginin beni ne kadar acıtacağını öğrendim. Çünkü bazı doğum günlerinde insan yeni bir yaşa girmez.
Eski hâlini kaybeder ve ben Bengi Rüya Dinçer, artık aynı kişi olmamaya o gece yemin etmiştim...
Bölüm etkileşimi
