5. bölüm / 16
Beş Kuruş4-Güvenmek
Bölümler 16Şu an: 4-Güvenmek
- 1 Tasarım ve Giriş73 kelime
- 2 1-Mahalle Sabahı1.070 kelime
- 3 2-Tesadüf1.760 kelime
- 4 3-Bir Hırka Meselesi2.323 kelime
- 5 4-Güvenmek1.208 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 5-Karma Geçmiş1.340 kelime
- 7 6-Acı Geçmiş1.133 kelime
- 8 7-Yaz Akşamı1.442 kelime
- 9 8-Bir Şarkının İçinde1.244 kelime
- 10 9-Angels or Devıls1.005 kelime
- 11 10-Garip Bir Gün1.629 kelime
- 12 11-Sanırsın Her Şey Yolunda2.158 kelime
- 13 12-Bir Şey Yok, Değil mi?2.301 kelime
- 14 13-Güzelim?2.842 kelime
- 15 14-Kızıl Yalanlar4.120 kelime
- 16 15-Göz yaşları3.391 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazen bir şeyi anlatmak için doğru kelimeleri bulmak zordu. Özellikle anlatacağın kişi, hayatındaki en korumacı insanlardan biriyse.
Benim için o kişi Poyraz’dı.
Ve karşısında oturmuş, elimdeki çayın kaşığıyla oynarken ne diyeceğimi düşünüyordum. Poyraz gözlerini üzerimden ayırmıyordu.
“Bir şey söyleyeceksin bekliyorum.”
“Yok.”
“Bengi.”
“Ne?”
“Bir saattir o bardağa bakıyorsun.”
“Düşünüyorum.”
“Sen düşünürken genelde bir şey kırıyorsun unutma.”
Elimdeki bardağa baktım.
“Bugün kırmayacağım.”
Poyraz arkasına yaslandı.
“Güzel. O zaman anlat.”
Derin bir nefes aldım.
“Dün Kuzey'le konuştuk.”
Poyraz'ın yüzünde hiçbir değişiklik olmadı.
“E?”
“Şey…”
“Bengi, insanı merakta bırakma.”
“Kuzey benden hoşlanıyormuş.”
Sessizlik.
Gerçekten uzun bir sessizlik.
Poyraz bana baktı.
Ben Poyraz'a baktım.
Sonunda tek kaşını kaldırdı.
“Ne?”
Allah'ım dövecek diye korkmuştum bir an ama hiç düşündüğüm gibi bir tepki vermemişti.
“Benden hoşlanıyormuş.”
“Kim?”
“Kuzey.”
“Benim arkadaşım Kuzey mi?”
“Evet Poyraz, mahallede başka Kuzey mi var?”
Poyraz ellerini dizlerine koyup öne doğru eğildi.
“Sen de ondan hoşlanıyorsun.”
“Evet.”
“Ne zamandır?”
“Uzun zamandır.”
“Ne kadar uzun?”
“Bilmiyorum.”
Poyraz birkaç saniye yüzüme baktı.
Sonra derin bir nefes verdi.
“Bengi.”
“Efendim?”
“Sen benim kardeşimsin.”
“Biliyorum.”
“Bunu özellikle söylüyorum.”
“Onu da biliyorum.”
“Ve Kuzey benim çocukluktan beri arkadaşım.”
“Onu da biliyorum.”
“Güzel.”
“Ne güzel?”
“En azından neyin içine girdiğimizi biliyoruz.”
Kaşlarımı çattım.
“Ne demek o?”
“Şimdilik hiçbir şey demek.”
“Poyraz.”
“Bak.”
Ses tonu değişmişti.
Şaka yapmıyordu.
Poyraz bana ilk defa bu yüzünü gösteriyordu.
“Sen Kuzey'den hoşlanabilirsin. Kuzey de senden hoşlanabilir. Buna karışmam.”
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Gerçekten mi?”
“Gerçekten.”
“Hiç kızmayacak mısın?”
“Niye kızayım?”
“Çünkü abim sensin.”
“Abinim diye senin adına karar verecek değilim.”
İçimde bir rahatlama oluştu.
Bu çocuğa ne oluyordu?
Ama Poyraz daha cümlesini bitirmemişti.
“Fakat…”
İşte o kelime.
Bir abinin cümlesindeki en tehlikeli kelime.
“Fakat ne?”
“Eğer seni üzerse…”
“Poyraz.”
“Hayır, dinle.”
Elindeki bardağı masaya bıraktı.
“Kuzey benim arkadaşım olabilir. Ama sen benim kardeşimsin. İkisi arasında seçim yapmak zorunda kalırsam seni seçerim Bengi, sen benim tek dayanağımsın her ne olursa olsun bunu sakın unutma .”
Bir an sustum.
Sonra gülümsedim.
“Beni üzmez.”
Poyraz'ın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
“Umarım Güzelim.”
“Sen Kuzey'e güvenmiyor musun?”
“Güveniyorum ama bu işler farklı Bengi hayat toz pembe değil.”
“E?”
“Sanada güveniyorum.”
“Bana mı?”
“Evet. Kendi kararını verebilecek kadar büyüdün.”
Bu cümleyi duyduğumda içim ısındı.
Poyraz her ne kadar beni hâlâ çocuk gibi görse de, ilk defa bunu açıkça kabul ediyordu. Ama birkaç saniye sonra parmağını bana doğru kaldırdı.
“Yine de.”
“Ne yine de?”
“Kuzey seni ağlatırsa önce bana söyle.”
“Sonra?”
“Sonrasını ona sor.”
Gülmemek için dudaklarımı ısırdım.
“Sen gerçekten normal bir abi değilsin.”
“Ben gayet normalim.”
“Değilsin.”
“Bengi.”
“Efendim?”
“Mutluysan sorun yok.”
Gülümsedim.
“Mutluyum.”
Poyraz başını salladı.
“Güzel.”
Ayağa kalkıp mutfağa yöneldi.
Sonra arkasını dönmeden ekledi:
“Bir de anneme söyleme.”
“Niye?”
“Çünkü bizimkilerden önce bütün mahalle karıları öğrenir.”
Kahkaha attım.
“Anlaştık.”
O gece odama çıktığımda telefonumu yatağın üzerine bıraktım.
Kuzey'den mesaj gelmemişti. Garipti, Dün geceye kadar bunu önemsemezdim. Ama şimdi telefon ekranı her yandığında kalbim hızlanıyordu. Bir süre sonra telefonum titredi.
Lavin: Uyudun mu?
Ben: Hayır.
Lavin adlı kişi aranıyor...
Telefon hemen çaldı.
“Sen yazmayı mı bilmiyorsun?”
“Hayır, sesini duymam lazım.”
“Ne oldu?”
“Poyraz'a anlattım.”
“NEEEE???”
Telefonu kulağımdan biraz uzaklaştırdım.
“Bağırma sana salak.”
“Ne dedi ya hemen söyleee”
“İlk başta şaşırdı.”
“Sonra?”
“Sonra… kabul etti.”
Lavin'in sesi yumuşadı.
“Gerçekten mi?”
“Evet.”
“Poyraz zaten seni kıyamadığı kardeşi olarak görüyor. Bence başta zorlanması normal.”
“Ben de öyle düşündüm.”
“Peki Kuzey?”
“Ne olmuş Kuzey'e?”
“Sen ona söylemişsin ya.”
“Evet.”
“Peki şimdi?”
“Bilmiyorum.”
Lavin birkaç saniye sustu.
“Bengi.”
“Efendim?”
“Mutlu musun?”
Yatağımda tavana baktım.
“Sanırım evet Lavin mutlu az kalır çok mutluyum.”
“Yiaaaaa.”
“Sen?”
“Ben ne?”
“Sen mutlu musun?”
Lavin bir anda sustu.
“Ben de…”
“Ne?”
“Bir şey yok.”
“Lavin.”
“Poyraz bana dün hırkasını verdi ahahahah.”
Sesindeki heyecanı duymamak mümkün değildi.
Güldüm.
“Ve sen hâlâ o hırkayı yıkamadan saklıyorsun.”
“Yıkamadım kii.”
“Lavin!”
“Ne? Kokusu gidiyor.”
“Sen ciddi misin?”
“Çok.”
İkimiz de gülmeye başladık.
Sonra konuşma yavaş yavaş sessizleşti.
“Bengi?”
“Hı?”
“Bazen insanın sevdiği şeyin karşılığını alması korkutucu oluyor.”
“Niye?”
“Çünkü artık kaybetmekten korkuyorsun.”
Lavin'in sözleri odanın içinde asılı kaldı.
Haklıydı.
Belki de insanın en büyük korkusu, sahip olamadığı şeyi kaybetmek değildi.
Hiç sahip olamayacağını düşündüğü bir şeye sahip olduktan sonra onu kaybetmekti.
Telefonu kapattığımızda uzun süre uyuyamadım.
Kuzey'i düşündüm. Dün söylediklerini,
Sesini, Gülüşünü...
Ve bana bakarken yüzündeki o ifadeyi. Belki henüz hiçbir şeyin adı yoktu. Ama bazı duygular isim beklemezdi.
(Kuzey'in bakış açısı...)
Odamda tek başıma oturuyordum.
Telefonum yatağın üzerinde duruyordu. Ekranı birkaç dakika önce kapanmıştı. Lavin'le konuşmamız bitmişti ama söyledikleri hâlâ aklımdaydı.
“Bengi sana söylemiş.”
“Evet.”
“Poyraz biliyor mu?”
“Biliyor.”
Lavin bir süre sessiz kalmıştı.
Sonra gülmüştü.
“Poyraz'ın yüzünü görmek isterdim.”
Ben de gülmüştüm.
“Ben de.”
Ama aslında düşündüğüm şey Poyraz değildi.
Bengi'ydi...
Dün gece ona hislerimi söylediğim andan beri kafamın içinde tek bir düşünce vardı. Bengi benden hoşlanıyor. Bu cümle hâlâ tuhaf geliyordu. Çünkü Bengi'yi uzun zamandır tanıyordum.
Poyraz'ın kardeşiydi. Mahallede büyümüştük. Onu bazen çocukken de görmüştüm. Ama insan bazı kişileri yıllarca tanıyıp bir gün yeniden keşfedebiliyordu. Ben de Bengi'yi son zamanlarda öyle görmeye başlamıştım. Onun gülüşünü daha fazla fark ediyordum.
Bir yere geldiğinde istemsizce ona bakıyordum. Kalabalıkta sesini diğerlerinden ayırabiliyordum.
Üzgün olduğunda bunu saklamaya çalıştığını anlayabiliyordum.
Ve en kötüsü… Bunların hiçbirini bilerek yapmıyordum.
Telefonumu tekrar elime aldım.
Mesajlarımıza baktım.
Dün gece:
Bengi: Belki vermem.
Ben: O zaman yarın tekrar konuşmak için bir bahanem olur.
Mesajı okuyup gülümsedim. Sonra telefonu bıraktım. Yatağa uzandım.
Tavana bakarken Bengi'nin bugün bana nasıl baktığını düşündüm.
Çekingen değildi. Ama tamamen rahat da değildi. Sanki söylediklerinden pişman olmamı bekliyordu.
Oysa pişman değildim...
Benim için mesele onun benden hoşlanması değildi sadece.
Mesele, benim de uzun zamandır onu düşünmemdi. Belki bunu kendime geç itiraf etmiştim. Ama bazı şeyler geç fark edildiği için daha az gerçek olmuyordu.
Kapı çalındı.
“Gel.”
Kapı açıldı.
Lavin kafasını içeri uzattı.
“Uyuyor musun?”
“Hayır.”
İçeri girdi ve yatağın ucuna oturdu.
“Bengi'yle konuştum.”
“Ne dedi?”
“Senin hakkında konuştu.”
İstemeden gülümsedim.
“Ne söyledi?”
“Bunu sana söylemeyeceğim.”
“Niye?”
“Çünkü onun sırrı.”
“Tamam.”
Lavin hemen kaşını kaldırdı.
“Bak, şaşırmadın.”
“Ne yapmamı bekliyorsun?”
“Bilmiyorum. Biraz heyecanlan.”
“Heyecanlıyım.”
“Yüzünden belli olmuyor.”
“Her şeyi yüzümden anlaman gerekmiyor.”
Lavin güldü.
“Sen gerçekten Bengi'den hoşlanıyorsun dimiiii.”
Başımı eğip birkaç saniye sustum.
Sonra dürüstçe cevap verdim.
“Evet.”
Lavin'in gülümsemesi büyüdü.
“Ne kadar?”
“Ne kadar ne?”
“Ne kadar hoşlanıyorsun?”
Bu kez cevap vermeden önce düşündüm.
“Bilmiyorum.”
“Yine mi bilmiyorum?”
“Çünkü ölçemiyorum.”
Lavin'in yüzündeki şaka ifadesi kayboldu.
“Ciddisin.”
“Ciddiyim.”
“Peki Poyraz?”
“Onun ne düşündüğünü anlıyorum.”
“Bengi'yi koruyacak.”
“Biliyorum.”
“Sen de bunu göze alıyor musun?”
“Evet.”
Lavin başını salladı.
“Bengi'nin sana güvenmesi önemli.”
“Biliyorum.”
“Onu üzme.”
Lavin bunu söylerken ilk defa gerçekten ciddi görünüyordu.
“Üzmek istemem zaten Lavin.”
“İstememek yetmez.”
Haklıydı.
“Biliyorum.”
Lavin ayağa kalktı.
Kapıya doğru yürüdü.
Sonra dönüp bana baktı.
“Bir şey söyleyeyim mi?”
“Ne?”
“Bengi seni gerçekten uzun zamandır seviyor.”
“Biliyorum.”
“Sen de onu.”
Gözünü kırptı. Bir an durdum.
Sonra başımı salladım.
“Evet.”
Lavin çıktı.
Kapı kapandı. Odam yeniden sessizleşti. Telefonumu elime aldım.
Bengi'nin sohbetini açtım.
Bir şey yazmak istedim. Sonra vazgeçtim.
Çünkü bazen söyleyecek çok şeyin olduğunda, en doğru kelimeyi bulmak için susmak gerekiyordu.
Telefonu yatağın kenarına bıraktım.
Pencereden dışarı baktım. Mahalle her zamanki gibiydi. Sokak lambaları yanıyordu. Uzaktan birkaç insanın sesi geliyordu. Her şey aynıydı.
Ama benim için hiçbir şey aynı değildi. Çünkü artık Bengi'yi yalnızca Poyraz'ın kardeşi olarak görmüyordum. Onu düşündüğümde içimde oluşan şeyin adını artık biliyordum.
Ve ilk defa, bu duygudan kaçmak istemiyordum. Bazı insanlar hayatına bir anda girmez. Yıllardır oradadırlar.
Sadece bir gün, onlara başka gözlerle bakmaya başlarsın.
Benim için o gün çoktan gelmişti.
Ve geleceğimizi kader belirleyecekti.
Bölüm etkileşimi
