49. bölüm · Ay ve Güneşin Gölgesinde
49. BÖLÜM: BİR KINA GECESİ VE EKSİK BİR HALKA
Rüzgar ve Damla’nın kına gecesi, haftalar süren hazırlıkların ardından büyük bir coşkuyla başladı. Salon, kırmızı ve altın sarısı tüllerle donatılmış, etrafta neşeli kahkahalar yükseliyordu. Gece, ayağındaki iyileşmenin verdiği rahatlıkla Yaz’ın yanında oturuyor, Damla’nın gözlerindeki o katıksız mutluluğu izlerken içtenlikle gülümsüyordu. Oyun havaları çalıyor, Rüzgar ile Damla pistte doyasıya eğleniyor, Yaz ise tebessümle Gece’nin elini tutup ona eşlik ediyordu. Her şey kusursuz bir masal gibiydi.
Ta ki gecenin o en ağır, en geleneksel anı gelip çatana kadar...
Işıklar loşlaştırıldı, elde mumlarla kına tepsisi piste getirildi. Hoparlörlerden o tanıdık, ciğer dağlayan melodi yükselmeye başladı: "Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar..."
Damla’nın başına kırmızılı duvak örtülüp ortadaki sandalyeye oturtulduğunda, Gece’nin içindeki neşeli hava bir anda çekildi. Şarkının her bir satırı, salondaki kadınların Damla’nın etrafında dönerek söylediği her bir mısra, Gece’nin zihninde devasa bir sessizlik yarattı.
Gece, o kırmızı duvağa bakarken hayatında hiçbir zaman sahip olamayacağı, tecrübe edemeyeceği gerçeklerle bir kez daha yüzleşti. Kendisinde asla olmayacak üç büyük boşluk, göğsüne ağır bir taş gibi oturdu:
Hiçbir zaman bir anneyse sığınıp duvak takamayacaktı; çünkü anne sevgisinden ve şefkatinden mahrum büyümüştü. Kendisi için kurulan bir evlilik hayali, o kırmızı duvak ve kına gecesi ritüeli ona tamamen yabancıydı. Ve en ağırı... Geçmişin bıraktığı o derin travmalar ve sağlık sorunları yüzünden kucağına alabileceği bir çocuğun varlığı, zihninde hep uzak bir imkansızlıktı.
Gözleri buğulanan Gece, salondaki neşeli kalabalığın ortasında kendini yapayalnız hissetti. Boğazı düğümlendi, nefes almakta zorlandı.
Yaz, Gece’nin elinin aniden soğuduğunu ve bakışlarının boşluğa daldığını anında fark etti. Eğilip Gece’nin yüzünü ellerinin arasına aldı. Onu salondaki gürültüden ve o ağır duygusal yükten çekip çıkarmak istercesine kulağına şefkatle fısıldadı:
"Buradayım Mavi Gülüm... Eksik hissettiğin ne varsa, ben senin eksikliğin değil, tamamlayanın olmaya razıyım. Gel, biraz nefes alalım."
Gece, Yaz’ın elini sımsıkı tutarak gürültülü salondan dışarıya, gecenin serinliğine doğru bir adım attı. Kalbindeki annesizliğin ve yarım kalmışlığın sızısı duruyordu ama yanında duran adam, o sızıyı tek başına taşımak zorunda olmadığını fısıldıyordu.
