37. bölüm · Ay ve Güneşin Gölgesinde
37. BÖLÜM: ZİNCİRLER VE SESSİZ ÇIĞLIK
Yaz, kucağında duran deri kaplı günlüğün sayfalarını çevirirken salondaki sessizlik adeta odayı ağır bir duman gibi kaplamıştı. Nöroloji uzmanı olarak insan psikolojisinin karanlık labirentlerine alışkındı; fakat Gece'nin o zarif, eğilmeyen duruşunun arkasındaki satırları okudukça göğsüne buz gibi bir taş oturdu.
Günlüğün ilk sayfalarında henüz lise yıllarındaki Gece’nin çaresizliği kazınmıştı. Sayfalar kurumuş gözyaşı lekeleriyle ağırlaşmıştı. Gece, ailesinin üzerinde kurduğu o amansız baskıyı, sırf kendi istediği gibi bir evlat olmadı diye gördüğü fiziki ve psikolojik şiddeti tek tek resmetmişti. Öz babasının onu karanlık odalara kilitlediği, “Sen bizim başımıza belasın, seni bu evde yaşatmam, kendi ellerimle öldürürüm!” diyerek savurduğu ölüm tehditleri satırlardan fışkırıyordu.
Yaz’ın gözleri, Gece’nin kolundaki dikiş izini anlattığı tarihe takıldı. O gece öz babası, Gece’ye saldırmış ve çıkan arbedede Gece hayatta kalabilmek, o evden kaçabilmek için canını hiçe saymıştı. Sayfanın altındaki şu cümle Yaz’ın boğazını düğümledi:
"Beni yaşatmamakla tehdit ediyorlar. Babamın gözlerindeki o nefreti gördüm. Bu dünyada varlığım bile birilerine yük, birilerine nefret sebebi. Eğer beni onlar öldürecekse, kendi sonumu kendi ellerimle yazarım daha iyi..."
Yaz o an her şeyi anladı. Gece’nin ne zaman geçmişi yüzüne vurulsa ya da çaresiz hissetse geçirdiği o kontrolsüz krizlerin, sol bileğine hamle yapmasının sebebi ailesinin ona yıllarca aşıladığı o "değersizlik" ve "ölüm tehditleri"ydi. O canına kıymaya çalışmıyordu; aslında zihnine kazınan o eski korkudan kaçmak için çaresizce çırpınıyordu.
Yaz günlüğü yavaşça kapattı. Çantasının içine koyarken elleri hafifçe titriyordu. Bakışlarını üst kata, Gece’nin uyuduğu odaya çevirdi. İçindeki mesleki sorumluluk, yerini katıksız bir koruma içgüdüsüne ve derin bir aşka bırakmıştı.
Gece’nin ruhundaki o karanlık zindanın anahtarı artık kendi elindeydi. Yaz, o adamların Gece’nin ruhuna attığı zincirleri tek tek kırmaya ve ona gerçekten "yaşadığını" hissettirmeye o an ant içti.
