42. bölüm · Ay ve Güneşin Gölgesinde
42. BÖLÜM: Bıçak Sırtı Ve Sığınak
Eli hâlâ sargılı olmasına rağmen Gece, Kimsesiz Çocuklar Vakfı için katılacağı yarışmanın provalarını aksatmak istemiyordu. Yaz, hem bir doktor hem de artık kalbini teslim ettiği adam olarak onu yalnız bırakmadı; birlikte provaların yapılacağı büyük paten salonuna geldiler. Gece tekerlekli patenlerini giyip düzleştirilmiş özel pist alanına çıktığında, Yaz onu büyülenmiş gözlerle izlemeye başladı. Işıkların altında bir kuğu gibi süzülen bu kadının her dönüşünde, ruhundaki o büyük direnci ve zarafeti görüyordu.
Tam prova en güzel anındayken, salonun yankılanan sessizliğini yırtan nefret dolu bir bağırış duyuldu:
"Senin yüzünden elaleme rezil oldum! Ödeşme vakti geldi!"
Gece olduğu yerde çakılı kaldı. Arkasını döndüğünde hayatını kâbusa çeviren o yüzü gördü: Öz babasını. Ağzından hezeyanlar ve galiz küfürler saçarak, elindeki parıldayan bıçakla Gece’ye doğru hırsla koşuyordu.
Ancak Yaz tek bir saniye bile tereddüt etmedi. Kendini Gece’nin önüne bir kalkan gibi attı. Adamın Gece’ye savurduğu bıçağı, gözünü bile kırpmadan yalın eliyle —bıçağın sert ve keskin tarafından— sımsıkı yakaladı! Eli kanlar içinde kalırken, inanılmaz bir güçle bıçağı adamın elinden söküp kenara fırlattı ve adamı yere serdi. Salonun güvenlikleri ve hemen ardından gelen polisler adamı yaka paça etkisiz hale getirdi. Ekip otosuna bindirilirken polisler Yaz'a, adamın suç dosyalarının kabarık olduğunu ve bu kez hapisten bir daha asla çıkamayacağını söylediler.
Buna rağmen Gece, yaşadığı devasa korku ve panikle neye uğradığını şaşırdı. Zihninde yıllardır biriken o büyük travma yeniden hortlamıştı. Ayağındaki tekerlekli patenleri bile çıkarmadan, gözyaşları içinde salondan kaçarcasına dışarı koştu. Kendini açık havaya, sahil tarafına attı. Çantasından titreyen elleriyle kulaklığını çıkarıp dış dünyayı tamamen kapatmak, müziğin arkasına sığınmak istedi.
Tam kulaklığı kulağına takacakken, bir el bileğini nazikçe tuttu.
Arkasını döndüğünde, eli sargıyla sarılmış ama gözlerinde sonsuz bir şefkat taşıyan Yaz’ı gördü. Yaz, Gece’nin gözlerinin içine bakarak fısıldadı:
"Acını benimle paylaşmana izin ver Gece... Sen bu dünyadaki en güzel, en iyi kalpli, bu dünyaya en çok gereken kızsın. Ben sende o ışığı görüyorum..."
Bu sözler, Gece’nin ruhundaki o ağır "değersizlik" yarasını iyileştirmek yerine tam ortasından vurdu. Yıllarca ailesinden "Sen gereksizsin, başımıza belasın" laflarını duymuş bir ruh için bu kadar sevilmek, bu kadar değerli görülmek ağır bir yük gibi geldi. Gece tekerlekli patenlerinin üzerinde dengesini kaybedip dizlerinin üzerine çöktü ve Yaz’ın elleri arasında hıçkırıklara boğularak ağlamaya başladı...
