2. bölüm · Ay ve Güneşin Gölgesinde
2. BÖLÜM: MAVİ TIKLARIN SESSİZLİĞİ
Adana Tren Garı'nın üzerindeki nemli hava, gece yarısını çoktan geçmişken sırtında ince bir mont olan Gece’yi titretiyordu. Elindeki tahta bavula benzeyen eski çantasını sıkıca kavradı. Hastaneden ayrılalı henüz iki saat olmuştu ama ruhu sanki yıllardır bu yollardaymış gibi yorgundu.
Bankta otururken cebindeki bataryası çıkarılmış telefona baktı. Rüzgar o mesajı okumuş muydu? WhatsApp'ta beliren o iki mavi tık, aralarındaki tüm bağları kesip atan bir giyotin gibi inmişti üzerine. O sert, mağrur ve sahnedeyken devleşen adam mesajı görünce ne hissetmişti? Belki çıldırmış, belki kulisteki her şeyi birbirine katmıştı.
"Ben senin geçmişindeki hayaletle savaşamam Rüzgar," diye fısıldadı geceye doğru. Ses, garın soğuk beton duvarlarında kaybolup gitti.
Aynı dakikalarda, turne salonunun arka kulisinde ağır bir sessizlik hâkimdi. Rüzgar, parmaklarının arasında tuttuğu telefona bıkkınlıkla bakıyordu. Ekranda Gece’den gelen son cümle çakılı kalmıştı. Göğsü hızla kalkıp iniyor, şakaklarındaki damarlar zonkluyordu.
"Rüzgar, yapma..." diye araya girdi arkasındaki menajeri. "Sahneye çıkman lazım, seyirci dışarıda senin adını bağırıyor!"
Rüzgar duymuyordu. Bakışları ekrandaki iki mavi tıkta kilitlenip kaldı. Aniden gözü makyaj masasındaki boydan aynaya kaydı; aynadaki kendi yansımasında Gece'yi kaybettiği gerçeğini gördü. Avucundaki telefonu var gücüyle aynaya doğru fırlattı.
Şiddetli bir patlama sesiyle ayna binlerce keskin parçaya bölündü. Cam kırıkları kulisin zeminine saçılırken, Rüzgar'ın hırıltılı nefesi odayı doldurdu. Devrilen nota sehpalarının ve kırılan camların ortasında, duvarın kenarında ezilmiş Ay ve Güneş motifli kulis kartına baktı. Onu kaybetmişti ama bu kez kaçmasına izin vermeyecekti.
Adana Garı'nda ise zaman Gece için durmak üzereydi. Aniden gözleri karardı. Omuriliğindeki zedelenmenin tetiklediği o lanet olası bayılma nöbetlerinden biri daha geliyordu. Görüşü bulanıklaştı, etraftaki tren sesleri derinden gelen uğultulara dönüştü. Bankın kenarına tutunmaya çalıştı ama parmakları kaydı.
"Kızım! İyi misin?"
Yaşlı bir adamın sesi son duyduğu şey oldu. Gece, bilincini kaybetmeden hemen önce son kez boynundaki kolyeyi sıktı. Rüzgar'ın sesi zihninde yankılanıyordu: “Seni, karımı kaybettiğim gibi kaybedemem!”
Rüzgar onu kaybetmekten korkmuştu ama Gece çoktan kendi karanlığında kaybolmayı seçmişti.
Gözlerini açtığında, burnuna geniz yakan taze çay ve eski ahşap kokusu geldi. Garın küçük, loş nöbetçi odasındaki eski bir kanepedeydi. Başucunda duran yaşlı gar görevlisi elindeki ıhlamur bardağını uzatırken, dışarıdan Adana-Mersin treninin acı düdüğü duyuldu. Gece doğrulmaya çalıştı fakat cebinde bataryası sökük duran telefonun hemen yanında, çantasına sıkıştırılmış yabancı bir pusula fark etti...
