1. bölüm / 11
Avcının MaskesiBölüm 1
Bölümler 11Şu an: Bölüm 1
Çalar saatin tiz sesi odayı doldurduğunda Barın çoktan uyanıktı. Tavandaki gölgeleri izleyerek geçirdiği uykusuz gecelerden biri daha geride kalmıştı. Yataktan kalkıp yeni okulunun ütülü gömleğini giydi; yakasını düzeltirken parmakları çalışma masasının köşesindeki ahşap çerçeveye çarptı.
Durdu. Masaya doğru bir adım atıp çerçeveyi eline aldı.
Fotoğrafta 9. sınıfın son günüydü. Okul bahçesindeki ulu çınarın altında, ikisi yan yana duruyordu. Arya kameraya doğru muzipçe göz kırpmış, başını Barın’ın omzuna yaslamıştı. Yüzünde o bildik, insanı anında sakinleştiren aydınlık gülümsemesi vardı. O fotoğraf çekildikten sadece iki hafta sonra Arya ardında tek bir mesaj, tek bir veda bile bırakmadan sırra kadem basmıştı. Barın geçen koca bir yıl boyunca kapısını çalmadık hastane, aramadık ortak tanıdık bırakmamış; her defasında o ağır, boğucu sessizliğe çarpmıştı.
Parmak uçlarıyla fotoğrafın üzerindeki camı hafifçe okşadı. "Neredesin?" diye fısıldadı fersiz bir sesle. Çerçeveyi yerine bırakıp sırt çantasını omzuna taktı ve evden çıktı.
Karahan Anadolu Lisesi’nin önüne vardığında gökyüzü kurşun rengi bulutlarla kaplıydı. Okulun yüksek bahçe duvarları, pencerelerindeki paslı demir korkuluklar ve bahçede gruplar halinde toplanmış öğrencilerin tekinsiz fısıltıları Barın’ın göğsüne ağır bir taş gibi oturdu. Burası eski okuluna hiç benzemiyordu; havada her an patlamaya hazır, gergin bir elektrik vardı.
Müdür yardımcısının odasındaki bürokratik işlemlerin ardından elindeki kâğıtla ikinci kattaki 11-B sınıfının önüne ulaştı. Kapıyı hafifçe tıklatıp içeri girdiğinde ders çoktan başlamıştı. Edebiyat öğretmeni elindeki tebeşirle tahtaya bir şeyler yazarken omzunun üzerinden dönüp baktı.
"Yeni nakil sen olmalısın," dedi öğretmen, sesi yorgun ve tekdüze geliyordu. "Barın Yaman, değil mi? Geç arkaya, cam kenarındaki boş sıraya otur."
Sınıftaki meraklı bakışların arasından başını eğerek yürüdü. En arka sıraya geçip çantasını masanın yanındaki kancaya astı. Pencereden dışarıya, gri bahçeye bakarak zihnini toplamaya çalışıyordu ki sınıfın kapısı vurulmadan, gürültülü bir tekmeyle ardına kadar açıldı.
Kapı hızla duvara çarpıp yankılandı.
Öğretmenin tebeşiri tahtanın üzerinde donakaldı. Az önce fısıldaşan sınıfın tamamı sanki bir komut almış gibi derin ve ürkütücü bir sessizliğe gömüldü. Herkes bakışlarını sırasına indirdi.
İçeriye üç kişi adım attı. Arkada okul üniformasını pervasızca dağıtmış, elleri ceplerinde iki erkek öğrenci yürüyordu. Fakat asıl dikkat çeken, grubun önünde duran kızdı.
Siyah okul ceketinin kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı. Dağınık at kuyruğu yapılmış siyah saçlarının arasından gri-mavi tutamlar sarkıyordu. Duruşu, adımları ve başını dik tutuşundaki soğukluk sınıftaki herkesin üzerinde görünmez bir baskı kuruyordu. Dudaklarının kenarından, okulun yangın merdiveninde alelacele söndürüldüğü belli olan keskin bir tütün kokusu yayılıyordu. Öğretmen bile tek kelime etmeye cesaret edemeyip başını önüne eğdi.
Barın, kapıdaki gürültüyle birlikte başını pencereden çevirdi.
Bakışları kızın yüzüne dokunduğu an kalbi göğüs kafesini parçalayacakmış gibi küt küt atmaya başladı. Boğazı kurudu, ciğerlerindeki bütün oksijen bir anda çekildi.
Olamazdı.
Bu yüzü unutması imkânsızdı. Çizgilerini, dudak kıvrımını, omuzlarının duruşunu ezbere bildiği kişiydi. Arya'ydı bu.
Ama bu kız... Masasındaki fotoğrafta masumca gülümseyen o Arya olamazdı. Yüzünde en ufak bir sıcaklık kırıntısı yoktu; teni solgundu, boynundaki ince gümüş zincir tenine tezat bir sertlik katıyordu. En kötüsü de gözleriydi. Eskiden içi parıldayan, dünyadaki tüm adaletsizliklere karşı titreyen o kehribar gözler; şimdi zifiri karanlık, duygusuz ve buz kesmiş bir uçurumdan farksızdı.
Zaman yavaşladı. Barın’ın bilinci şimdiki zamanın o boğucu sınıfından koptu ve onu tam sekiz yıl öncesinin tozlu bir ikindi vaktine fırlattı.
Geçmiş (Sekiz Yıl Önce)
Sokak lambasının sarı, cılız ışığı mahalle çıkmazındaki kırık dökük kaldırımı aydınlatıyordu. Sekiz yaşındaki Barın, dizini sert asfalta çarpmış, kanayan yarasından çok pantolonunun yırtılmasına ve diğer çocukların onunla "korkak sakar" diye alay edip kaçmasına ağlıyordu. Yanakları gözyaşlarıyla sırılsıklamdı.
Tam o sırada önünde bir çift küçük, tozlu spor ayakkabı belirdi. Arya dizlerinin üzerine çöktü. Üzerindeki sarı papatyalı elbisesi kirlenmişti ama bunu zerre umursamıyordu. Sırtındaki küçük çantadan üzerinde çilek desenleri olan bir yara bandı çıkardı.
"Ağlama sakın," dedi Arya. Sesi o kadar kadife, o kadar şefkatliydi ki Barın’ın hıçkırıkları anında kesildi. Arya yavaşça eğilip Barın’ın kanayan dizine hafifçe üfledi, ardından yara bandını büyük bir özenle yapıştırdı.
Küçük ellerini Barın’ın ıslak yanaklarına koydu, gözlerinin içine dimdik baktı: "Kötü çocuklar seni düşürdü diye canın yanmasın Barın. Ben hep buradayım. Kimsenin seni incitmesine, canını yakmasına izin vermem. Söz veriyorum, ben senin koruyucu meleğin olurum."
O gün Barın, dünyanın en karanlık yerinde bile kalsa Arya’nın kalbindeki o temiz iyiliğin yolu aydınlatacağına bütün kalbiyle inanmıştı.
Şimdiki Zaman
"Çek şu ayağını."
Ön sıralardan birine fırlatılan sert ses tonu Barın’ı bir anda gerçeğin soğuk zeminine çarptı.
Arya, sınıfta adeta bir hükümdar gibi ağır adımlarla ilerliyordu. Koridordan geçerken sırasındaki çantayı bilerek yere ittiği bir çocuk tek kelime bile edemeden çantayı eğilip almakla yetindi.
Ve Arya, Barın’ın oturduğu sıranın tam hizasına geldi.
Aralarında sadece bir adımlık mesafe vardı. Barın sandalyeden yarı yarıya kalktı; dudakları titredi, bir yıldır göğsünde taşıdığı bütün acı, hasret ve şaşkınlık tek bir kelimede düğümlendi:
"Arya..."
Ses tonu fısıltıdan halliceydi ama o ölüm sessizliğindeki sınıfta yankılandı.
Arya bir an duraksadı. Başını çok yavaş bir hareketle yana çevirdi. Bakışları Barın’ın gözleriyle buluştu.
Barın orada bir kıvılcım aradı; çocukluklarının izini, eski bir gülümsemeyi, tek bir tanıma belirtisini... Fakat Arya’nın donuk bakışlarında en ufak bir duygu dalgalanması bile olmadı. Gözleri Barın’ın yüzünde bir yabancıya, değersiz bir cisme bakar gibi soğukça gezindi.
Kaşları hafifçe çatıldı, dudaklarının kenarı alaycı bir kıvrımla yukarı kalktı. Arkasındaki çocuklara dönerek buz gibi bir sesle konuştu:
"Müdürlük yine yeni bir kurban yollamış sınıfa. Fazla kırılgan duruyor... Bakalım bu kaç hafta dayanabilecek."
Arya arkasını dönüp en arka köşedeki kendi masasına doğru yürürken, Barın taş kesilmiş halde yerine yığıldı. Karşısında duran kız onun çocukluğunu emanet ettiği o melek değildi; o, kendi kabusunun lideri olmuş bir yabancıydı.
Bölüm etkileşimi
