Bölümler 20Şu an: Sessizliği ve Sözler
- 1 Trafik Lambasındaki Kıvılcım341 kelime
- 2 Kanlı Miras ve Zoraki Masa356 kelime
- 3 Kelepçenin İlk Çekişi344 kelime
- 4 Gece Yarısı Fırtınası288 kelime
- 5 Sessiz Duvarlar Arasında255 kelime
- 6 Avludaki Gözler247 kelime
- 7 Maskelerin Düştüğü Yer230 kelime
- 8 Küllerin Arasındaki Kıvılcım269 kelime
- 9 Masanın Altındaki Savaş402 kelime
- 10 Sınırların Ötesinde355 kelime
- 11 Kıskançlığın Gölgesi401 kelime
- 12 Aşağıdaki Tehlike439 kelime
- 13 Sınırları Zorlayan Gece378 kelime
- 14 Gece Yarısı İtirafı351 kelime
- 15 Gerçeğin Ağırlığı331 kelime
- 16 Kaybetme Korkusu466 kelime
- 17 Yeniden Doğuş271 kelime
- 18 Sınırsız264 kelime
- 19 Sessizliği ve Sözler292 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 Sonsuzun Başlangıcı (Büyük Final) ❤️288 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mardin’in o görkemli taş konağının üzerine doğan güneş, her zamankinden çok daha yumuşak, çok daha sıcak bir ışıkla vuruyordu pencerelere. Dışarıda avlunun hareketli sesleri, erken uyananların ayak sesleri başlasa da, o büyük odanın içi hâlâ dış dünyadan tamamen soyutlanmış gibi huzurlu ve sakindi.
Zerya, gözlerini yavaşça araladığında ilk hissettiği şey, beline dolanan o kalın, koruyucu koldı. Başını hafifçe kaldırdığında, Miran’ın hâlâ derin bir uyku halinde olduğunu gördü. Yüzündeki o her zamanki sert çizgiler, o keskin ve hırslı bakışlar gitmiş; yerine sanki dünyadaki bütün yüklerden arınmış huzurlu bir adam gelmişti.
Zerya, istemeden gülümseyerek parmak uçlarını adamın hafif sakallı yanağına doğru uzattı. Daha dokunamadan, Miran’ın yeşil gözleri aniden açıldı. O bakıştaki o keskin zeka ve anında uyanıklık, Zerya’nın ellerini hemen geri çekmesine neden olacaktı ki, Miran bileğ yakalayıp parmaklarını kendi kalbinin üzerine bastırdı.
Sesi sabah uykusunun o boğuk ama inanılmaz çekici tonuyla kulaklarına fısıldadı:
— "Nereye kaçıyorsun öyle? Daha yeni uyandık..."
Zerya, yanaklarına yayılan o sıcaklığı saklamak için çenesini dikleştirdi ama gözlerindeki o ışıltı her şeyi ele veriyordu:
— "Kaçmıyorum... Sadece uyanıp uyanmadığına bakıyordum, Miran Bey. Hem, konağın geri kalanı çoktan ayağa kalktı, birazdan kapıyı çalarlar."
Miran, genç kadının bu telaşlı haline gülerek onu bir kez daha göğsüne çekti ve saçlarına derin bir öpücük kondurdu:
— "Çalsınlar... Bundan sonra bu odanın kapısını kimsenin çalmaya cesaret edemeyeceğini herkes çok iyi biliyor."
Aşağı indiklerinde, konağın o dev sofrasında uzun bir aradan sonra ilk defa gerçekten neşeli ve samimi bir kahvaltı masası kurulmuştu. Annesi İkra Hanım’ın ve diğer aile üyelerinin yüzündeki o rahatlamış tebessüm, her şeyin artık yoluna girdiğinin en büyük kanıtıydı. Zerya, çayını yudumlarken Miran’ın masanın altından elini sıkıca tuttuğunu hissetti.
Artık o zoraki evlilik, o nefret dolu bakışlar ve Mardin’in sert rüzgarları tamamen geçmişte kalmıştı. Geriye sadece iki kalbin birbirine mühürlendiği o gerçek hikaye kalmıştı.
Bölüm etkileşimi
