Bölümler 20Şu an: Masanın Altındaki Savaş
- 1 Trafik Lambasındaki Kıvılcım341 kelime
- 2 Kanlı Miras ve Zoraki Masa356 kelime
- 3 Kelepçenin İlk Çekişi344 kelime
- 4 Gece Yarısı Fırtınası288 kelime
- 5 Sessiz Duvarlar Arasında255 kelime
- 6 Avludaki Gözler247 kelime
- 7 Maskelerin Düştüğü Yer230 kelime
- 8 Küllerin Arasındaki Kıvılcım269 kelime
- 9 Masanın Altındaki Savaş402 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 Sınırların Ötesinde355 kelime
- 11 Kıskançlığın Gölgesi401 kelime
- 12 Aşağıdaki Tehlike439 kelime
- 13 Sınırları Zorlayan Gece378 kelime
- 14 Gece Yarısı İtirafı351 kelime
- 15 Gerçeğin Ağırlığı331 kelime
- 16 Kaybetme Korkusu466 kelime
- 17 Yeniden Doğuş271 kelime
- 18 Sınırsız264 kelime
- 19 Sessizliği ve Sözler292 kelime
- 20 Sonsuzun Başlangıcı (Büyük Final) ❤️288 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Konağın geniş ve ihtişamlı yemek odası, kalabalık bir aile sofrasının gergin sessizliğiyle kaplanmıştı. Masanın başköşesinde oturan aile büyükleri, Karayel ve Bozdağ barışının nişanesi olarak kurulan bu sofranın huzur içinde geçmesini istiyordu. Herkesin gözü ise yeni evli çiftin üzerindeydi.
Zerya, o tatlı ve bebeksi yüzüne yerleştirdiği en kusursuz gülümsemeyle masada oturuyordu. Üzerindeki zarif siyah elbisesiyle adeta bir zarafet abidesiydi; ama bu dışarıdan görülen sakin tablo, içeride kopan fırtınanın sadece küçük bir perde arkasıydı. Hemen yanında oturan Miran ise siyah gömleğiyle her zamanki gibi mesafeli ve sertti. Yüzündeki o buz gibi ifadeyle misafirleri selamlıyor, ama bir yandan da göz ucuyla karısını süzüyordu.
Miran, yüzünde sahte bir tebessümle hafifçe Zerya’ya doğru eğildi. Dişlerinin arasından, dışarıdan bakanların sadece sevgi sözcüğü sandığı ama aslında zehir saçan o fısıltıyı döküldü:
— "Aşağıdaki o masum gelin rolünü çok iyi oynuyorsun, Zerya Hanım. Ama umarım bu akşamki misafirlerin önünde yine o dik kafalılığını konuşturup beni rezil etmeye kalkmazsın."
Zerya, başını bir milim bile hareket ettirmeden, yüzündeki o tatlı gülümsemeyi bozmadan masanın altına doğru uzandı. Ayağını, Miran’ın boyalı deri ayakkabısının üzerine sertçe bastı ve ağırlığını vererek karşılık verdi. Sesi aynı şekilde dışarıdan duyanlara güleryüzlü bir sohbettir gibi çıkıyordu:
— "Merak etme sevgilim... Senin o kibirli gururunu bu sofraya meze etmem. Ama bana emir vermeyi kesmezsen, o bastığın ayağını sabaha kadar bir daha yerden kaldıramazsın."
Miran, ayağına binen o acıyla yüz kaslarının bir an kasıldığını hissetti; ama dışarıdan kimse bunun farkına varamasın diye hemen kendini toparladı. Karşısındaki kadının bu gözü kararlılığı karşısında içten içe hem öfkeleniyor hem de bu inatçı hırsa karşı koyulmaz bir çekim hissediyordu.
Tam o sırada sofranın diğer ucundaki yaşlı ak saçlı adam gülümseyerek seslendi:
— "Bakıyorum da Miran oğlum ve Zerya kızımız göz göze gelince gözlerindeki o parıltı hiç sönmüyor. Maşallah, bu evlilik aramızdaki bütün buzları eritti."
Zerya, yüzüne yerleştirdiği o en tatlı gülümsemeyle yaşlı adam başını sallayarak onayladı:
— "Çok haklısınız efendim... Miran Bey sağ olsun, üzerimde büyük bir 'ilgi' kuruyor."
Miran, kadının bu laf sokmasına karşılık hafifçe boğazını temizledi ve elini masanın altından uzatarak Zerya’nın bileğini sıkıca kavradı. Bileğine sarılan o parmaklar adeta demir bir kelepçe gibiydi ama can yakmaktan ziyade hissedilen o tutkulu dokunuştu. Gözlerini Zerya’nın yeşilimsi öfkeyle parlayan gözlerine dikerek masadakilere hitaben konuştu:
— "Zerya haklı... Aramızdaki bağ her geçen gün daha da güçleniyor. Kimsenin şüphesi olmasın."
Aralarındaki o nefret dolu bakışma ve ellerin birbirine kenetlenişindeki o tehlikeli kıvılcım, iki düşman ailenin kurduğu bu masada her saniye biraz daha büyüyen büyük bir yangının habercisiydi...
Bölüm etkileşimi
