19. bölüm / 28
AŞKIN FRENGİGÜÇLÜ OLMAK
Bölümler 28Şu an: GÜÇLÜ OLMAK
- 1 GİRİŞ1.141 kelime
- 2 GERİYE DÖNMEK2.371 kelime
- 3 GEÇMİŞTEN YANSIYAN IŞIK2.416 kelime
- 4 BİLİNMEZLİK2.113 kelime
- 5 SORU İŞARETLERİ2.199 kelime
- 6 HAYALLER3.507 kelime
- 7 HİÇ1.226 kelime
- 8 BABAM2.401 kelime
- 9 ACI2.417 kelime
- 10 ALİN1.916 kelime
- 11 DÜŞÜNCELER1.244 kelime
- 12 SÖYLENMEYENLER1.408 kelime
- 13 AĞLARSAM HER ŞEY BİTER Mİ2.071 kelime
- 14 DUYGULAR2.055 kelime
- 15 BİLMIYORUM1.010 kelime
- 16 ÇARESİZLİK2.034 kelime
- 17 GÖRÜNMEYEN Mİ GÖREMEYEN Mİ1.532 kelime
- 18 ANNEM1.577 kelime
- 19 GÜÇLÜ OLMAK1.868 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 ŞÜPHE1.358 kelime
- 21 VAZGEÇMEK3.526 kelime
- 22 YOKUŞU ÇIKTIĞINDA ZORLUĞUNU UNUTTUN MU1.934 kelime
- 23 HAYIR4.372 kelime
- 24 KİLİDİ KAYBOLMUŞ KAPALI BİR KUTU2.880 kelime
- 25 GERÇEKLERİ BİLMEMEK ÇOĞU ZAMAN DAHA İYİDİR3.770 kelime
- 26 SARI4.137 kelime
- 27 ŞEHİT4.346 kelime
- 28 BATAN GÜNEŞ5.676 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sevdim, sevildim,
Sevdim ve nefret edildim.
Güçlü olmayı denedim
Bir daha güçsüz olma hakkı edinemedim.
☀️
-Güçlü gibi gözüktüğünüzde insanlar her acıyı sırtlayabileceğinizi zannederler.
☀️
Çok eskide kalmış ve birer anı parçasından ibaret olmayan şeyleri hatırlamak insana bazen fazlasıyla yük oluyordu. Beynim sürekli o anıyı düşünüyor geçmişte tutuklu kalıyordu. Oysa ne geçmişe ne geleceğe bakmam gerekiyordu. Yapmam gereken tek şey şimdime odaklanmak ve kendim için en iyisini yapmaktı.
Alin olsaydı bunları düşünmüyor olurdu çünkü o zaten anı şimdide yaşardı.
Vira ise geçmişten ayrılamıyordu. Daha önce de demiştim. Şimdisine tutunamayanlar geçmişine dönerlerdi. Şimdime öyle tutunamıyordum ki sanki hayatımı geçmiş de yaşıyordum. Geçmişe gittiğimi her fark ettiğimde kendime kızıyordum ama sonra kendi kendime geçmişte hayat vardı diyordum.
Renkler vardı, çiçekler ve hayvanlar vardı, gülümsemeler ve parlayan gözler vardı, yaşam ve nefes vardı, gökyüzü vardı...
Geçmişte güneş vardı. Ay vardı. Bulutlar ve gökyüzünün mavisi vardı.
Ben gökyüzüne bir daha asla kavuşamamıştım. Miran yüzünden gökyüzü bile gitmişti benden. Annem ve ben. Biz gökyüzüne aşık iki insandık ama ikimizde gökyüzüne veda etmiştik. İkimizde gökyüzünü göremeyeceğimiz bir sonsuzluğa sürüklenmiştik. Anneminki vatan içindi benimki sevdiğim adam yüzünden.
Bir kez daha gökyüzünü görebilseydim belki de tekrardan rahat bir nefes alabilirdim.
Miran’ın başında beklerken küçüklüğümden hatırladığım bir anıya sürüklenmişti yine zihnim. Benim ateşli olduğum ve annemin yanımda olduğu bir anıya. Böyle bir anım olduğunu bile bilmiyordum ama birden hatırlamıştım işte.
Zaten güzel şeyler beni aniden bulup geri giderlerdi. Kötü şeyler ise sonsuza kadar benimle kalırdı.
Miran uyuyordu. Kaç gündür uyumuyordu deniz havası da çarpınca güçsüz düşmüş olmalıydı yine de bir askerin bu kadar çabuk güçsüz düşebileceğini bilmiyordum.
Sara istersem onun odasında dinlenebileceğimi söylese de gerek olmadığını söylemiştim. Miran’ın ateşliyken söylediği sözler beynimde yankılanırken öylece durmuştum sadece.
Gözlerin çok güzel demişti. Gözlerimi çok beğendiği için mi onların katili olmuştu? Yeşil gözlerimi kaplayan mutluluk ve sevinç parıldamaları mı rahatsız etmişti onu geçmişte? Gözlerimi beğeniyordu demek, kendinden utanmadan yaptıklarını hesaba katmadan bana hissettirdiklerini ve yaptıklarını düşünmeden gözlerimi sevebiliyordu demek.
Gözlerimi sonsuza kadar kapatmaya neden olduktan sonra kendinde gözlerimi sevecek yüzü bulabilecek kadar kötü kalpli olduğunu düşünmemiştim.
Oysa düşünmem gerekirdi. O bana en büyük kötülüğü yapmıştı, yıllar boyunca açıklama bile yapmamıştı, gelip abuk subuk şeyler demişti. Bunların üstüne onun tam da bu kadar kötü kalpli olabileceğini düşünmem gerekirdi.
Miran denildiğinde aklımın bir köşesi hep ona olan aşk duygum ile düşünürken bir tarafı da artık ona karşı oluşan tahammülsüzlük duygum ile düşünüyordu.
Sara odada değildi. Miran uyuyordu. Ben de tek başıma hapse düşmüş bir mahkum gibi öylece duruyordum.
Ancak Sıkıldığımı ve odanın havasız olduğumu fark ettim. Bu yüzden kalkıp camı bulmak için elimi duvara sürterek birkaç adım attım. Görmüyorsanız hissetmek sizin tek çareniz olabiliyordu.
En sonunda camı bulduğumda elimle bir iki kere yoklayarak kolu buldum ve camı açtım. İçime derin bir nefes çektim. Ancak bu nefes yaşadığımı hissettirmekten çok acılarımın kalbime daha çok batmasına sebep oldu. Bunca yıl hiç bir yaşadığıma ah etmemiştim. Hiçbir acının üzerine konuşmamış şikayet etmemiştim.
Görme engelli kalmıştım ve sadece sessizce ağlamıştım. Annem ölmüştü ve yine sadece sessizce ağlamıştım. Babam bana olan sevgisini nedenini bilmediğim bir şekilde yitirmişti ve ben yine ve yine sadece ağlamıştım.
Bağırmamıştım. Hesap sormamıştım. Sorgulamamıştım. Bunu güçlü olduğum için yaptığımı zannetmişlerdi. Belki en başta öyleydi ama sonrasında sadece yorulmuştum. Çünkü güçlü değildim ve öyle gözükmeye çalışmak beni yormuştu.
Sadece yorulduğum için susmaya başlamıştım bir yerden sonra.
Güçlü olduğumu düşünüp sırtıma yüklenmeye devam etmişlerdi.
Miran gelmişti ve ben yine ona da susmuştum. Aklımda değil kalbimde oluşan her bir sözcük sadece sessiz kelimelerimdi. Hiçbirini dışarı çıkaramamıştım.
Yine güçlüyüm sanılmıştı. Miran'ın dedikleri ve düşüncesiz sözleri yüklenmişti bu sefer bedenime. Ama güçlü değildim. Yemin ederim ki değildim.
Sadece yorgundum. Bir ah edemeyecek kadar yorgundum. Neden diye soramayacak kadar yorgundum. Yorgun olduğumu söyleyemeyecek kadar yorgundum.
Zaten bunların hiçbirini de söylemek istemiyordum.
Bir kere görülmek istiyordum. Ne hissettiğimi neler düşündüğümü ne kadar yorulduğumu ve ne kadar çok yüküm olduğunu birileri görsün istiyordum. Birileri de artık beni hissetsin istiyordum.
Belki de imkansızı istiyordum.
Vira’nın varlığı belki de anlaşılmamaktır. Vira belki de varlığı anlamlandırılamayan olandır.
Belki de beni anlamadığı için Miran'a kızmam saçmadır belki de ben zaten anlaşılmazımdır.
İçime bir derin nefes daha çektim ama bu sefer sanki boğulduğumu hissettim. Aldığım nefesin ciğerlerimi sardığını ve sıkıştırdığını, beni boğduğunu hissettim. Elimi boynuma attım ve bir kez daha nefes aldım bunu yapmamla beraber de o kişiden ismimi duydum.
“Vira. Orada ne yapıyorsun?” sesi gerçekten halsiz ve hasta geliyordu. Serum ateşini düşürse de tam olarak etki etmemişti büyük ihtimalle.
Dediklerini hatırlıyor muydu bilmiyordum. Hatırlayıp hatırlamaması da neyi değiştirir pek emin değildim.
Az önce yaşadığım boğulma hissini aniden unutmuştum. Miran’a odaklandığım icin kaybolmuştu.
Camdan gelen rüzgar saçlarımı yüzüme dökerken ona doğru döndüm. Bakamıyordum, göremiyordum onun beni görmesini de istemiyordum ama ona sırtımı dönük konuşup kendini havalı zanneden Amerikan filmlerindeki adamlar gibi de olmak istemiyordum. “Hiç” demekle yetindim. Ancak altında çok mesaj vardı.
“Ben çok şey hatırlamıyorum. Ateşim nasıl çıktı onu da bilmiyorum. Bir sorun çıkardım mı?” Ne sorun çıkarması canım alt tarafı kalbim sanki paramparça olmamış gibi iyice kırıntı haline gelmişti.
Bir şey yoktu yani.
Buruk bir gülümseme peyda oldu yüzümde. Bu gülümsemeyi ağlıyormuşum gibi düşünebilirdiniz.
Sonuçta bilirdiniz ki Victor Hugo'nun bir şiiri vardı. Diyordu ki “Ağlamak için gözden yaş mı akmalı? Dudaklar gülerken insan ağlayamaz mı?”
Hayatımda duyduğum en gerçek ve doğru cümlelerdi bunlar. Ağlamak bir parça gülümseme, bir çift söz, bir nefes olabilirdi.
Bilemezdiniz.
Şuanda ise benim ağlamam dudaklarımdaki buruk gülümsemeydi. Gözyaşlarım artık akmak istemiyorlardı. Bazı şeyler çok çabuk değişiyordu.
“Olmadı. Ne sorunu olacak ki zaten? Sadece hastaneye getirdik.” Yalanlara sığınmak bazen insanı rahatlatıyordu. “Anladım” diye sessizce mmırıldandığını duydum. Sessiz kaldı. Ardından tekrar konuştu. “Teşekkür ederim.” Onu hastaneye getirdiğimiz için teşekkür ediyordu. Başımı sallamakla yetindim. Gebermesine izin de verebilirdim.
Kalktığım yerimi tekrar bulup oturdum. Arkama yaslandım. Sessizlik beni yine düşüncelere itiyordu ve her ne kadar konuşmak istemesem ve şuan duymak isteyeceğim son şey Miran’ın sesi olsa da düşüncelerin beni yine boğmasını istemiyordum. Bu yüzden istemeye istemeye konuştum. “Birkaç günde bu kadar halsiz düşeceğini düşünmezdim. Bir askere göre dayanıksız gibisin.” Sonuçta göreve gittiklerinde uzun süre uykusuz kalabiliyorlardı. “Birkaç gündür değil yaklaşık iki haftadır kesik uykular dışında düzgün uyumadım.”
Nedenini soracak kadar sohbeti derinleştirmek istemedim. Belki de çok konuşmamam gerekiyordu. O da halsizdi zaten. Dinlensindi bana neydi.
Hiç umurunda değilmiş gibi davran bakalım. Dedi iç ses. Onunla bile uğraşacak halim yoktu.
Umursamadım.
“İyi misin” yüzümde artık nasıl bir ifade gördüyse iyi olmadığımı anlamış olmalıydı. Miran da bir şeyleri anlıyordu demek ki. En başta cevapsız bırakmak istedim.
Duyuldu atmak istedim.
Ama yine de cevap verdim. “Pek sayılmaz.” İyi olduğumu söyleyecek değildim. Zaten nasıl olduğum belliydi. İnsan kötü olduğunu da söylemek istiyordu çoğu zaman. “Ben mi yordum?” Sohbetin uzamasını istemezken sohbet giderek uzuyor gibiydi. Cevap vermek de istemiyordum ama sanki susunca bir şeyler içimde kalıyordu. Benim konuşmama izin vermeyip tekrar konuştu. “Yoksa ben ateşliyken bir şey mi oldu?”
Yüzümde hissettiğim saçlarımı yavaşça kulağımın arkasına iliştirdim. “iyi olmamam seni neden bu kadar ilgilendiriyor?” biraz da kartları açık oynayacaktık o zaman.
“Ben senin korumanım.”
“Korumam olman benimle ilgili her şeyi bileceğin anlamına gelmiyor. Sadece bana yardım etmek ve korumak için varsın öyle değil mi?”
Söylediklerim doğrulardı. Üzüleceği bir şey söylememiştim. Ağır da konuşmamıştım. İyi konuşmuştum ama he.
“Öyle ama” sözünü kestim.
“Merak ettin.” Yerinde kıpırdandığını belli eden sesler duydum. “merak ettim.” Dedi beni onaylayarak. Bunu söylerken az önce söylediklerimden mi bilmem sesi az önceki gibi kendinden emin gelmiyordu.
“Sebep?” Artık Miranla arama sınır çekme vakti gelmişti. Onunla çok içli dışlı olmuştuk. Yemek yemeler sahile gitmeler falan. Hiçbir şeyin sebebini bilmek istemiyordum. Üzülmek de istemiyordum. Yalanlar dinlemek de istemiyordum.
Aramıza sınır çizecektik ve o gittikten sonra da bir daha hiç. görüşmeyecektik.
Şuan da tam bunu yapmak için bu kadar net konuşuyordum. “Ben...” Sanki konuşamıyor gibiydi. Bir şey demek istiyordu ama diyemiyorum gibiydi. “Sen ne?”
“Rahatsız oluyorsan bir daha merak etmem de sormam da kusura bakma.” Dedi ve sustu. Ben de sustum. İçimde garip bir boşluk olmuştu onu kırmış mıydım? O beni kırarken hiç böyle kötü hissetmiş miydi acaba? Hayır bunu hak etmiyordu. Ona üzülmeyecektim. Yine de içimdeki garip boşluk beni bırakmadı.
İkimizde susmuşken sessizliği çalan telefon bozdu. Benimkinin şarjı yoktu evde kalmıştı. Miran’ın olmalıydı. O kadar banyoya falan sokmuştum adamı telefon cebinde miydi yoksa?
Altında ne olduğunu bilmiyordum ama değiştirmeden getirmiştik ve hala ıslaktı. Üşüyor olmalıydı.
Yine ateşi çıkarsa Miran ile kim uğraşacaktı. İş sesim buna da inanmayıp he he dese de yine umursamadım. Az önce yerini bulduğum cama gidip kapadım. Ben yerime otururken de Miran sonunda telefonu açmıştı. “Alo. Buyurun komutanım.” Halsiz sesi gitmiş birden kendinden emin sert sesi geri dönmüştü.
Yeni fark ettiğim bir detay ise komutanım demesiydi. Babam aramış olmalıydı. Babamı düşünmek bile nasıl desem... çok farklıydı.
Karşı taraf bir şeyler söyledi ne dediğini anlamasam da mırıldanma şeklinde bir şeyler duyuyordum. “Hastanedeyiz komutanım.” Bu sefer babamın sesini daha net duymuştum. Sesi yükselmişti. Ne dediğini de anlamıştım. “Ne işiniz var orada Miran? Vira iyi mi?”
Artık ne hissedeceğiniz bilemez durumdaydım. Babam beni soruyordu. Şuan hıçkıra hıçkıra ağlasam hiç saçma olmazdı ama tepkisiz kaldım. İçimdeki hislere rağmen bir duvar gibi sessizdim.
“İyi komutanım sadece ben biraz üşütmüşüm önemli bir şey yok.” Babamın sesi yine mırıldanma şeklinde gelmeye başlamıştı. Miran birkaç şeyi onayladı ve kapattı. “Komutanım buraya geliyor.” Diyerek beni de bilgilendirdi sağ olasın.
Kafamı geri atarak duvara yasladım. Sadece gelecek ve gidecekti. O kadardı.
Yaklaşık yarım saat geçmiş olmalıydı odanın kapısı açıldı. Bu yarım saat içinde neredeyse uykuya daldığımı fark etmiştim. Ben babam geldi sanıp yerimde dikleşirken asıl gelen Saraydı. “Vira. Bir isteğin var mı?” hasta olan benmişim gibiydi sanki.
“Yok canım sağ ol.” Yanıma oturduğunu hissettim. Çok geçmeden eli elimi buldu. Sıkıca tuttu. Kulağıma fısıldadı. “İyi değil gibisin.” Sara da olmasa ne yapardım ki?
Omuz silktim. Karşılığında yine konuştu. “Anlattığın konu mu?” Onu onayladım ve bu sefer de ben fısıldadım. “Babam gelecekmiş.”
Sara bir şey demeden odanın kapısı çaldı ve açıldı. İçeri girenin Bir hemşire falan olduğunun düşündüm.
“Vira.” Gelen babamdı tabi. Sara'nın eli elimden çekildi ve uzaklaştığını hissettim. Ben de oturduğum yerde biraz daha dikleştim. “Baba.”
Şimdi baba diyor olabilirdim ama eskiden babam derdim. “İyi misin sen?” Miran hasta olanın kendisi olduğunu telefonda söylemesine rağmen bana iyi misin diyordu. Bu babamın bu aralar ikinci kez nasıl olduğumu soruşuydu her seferinde de beni şaşırtıyordu. “İyiyim.”
Çok kısa kesmiştim ama sonradan beni yanlış anlayacağından ve benimle bir daha konuşmayacağından korktum. Biraz daha uzun konuşmak için gereksiz ekledim. “Miran üşütmüş biraz sadece.” Adım sesleri duydum.
“Miran.” Dedi babam.
“Komutanım” diyerek karşılık verdi Miran da. Sanki ortam bir tık gergin gibiydi. “Miranla biraz özel konuşabilir miyiz?” bunu bana mı soruyordu Sara'ya mı soruyordu bilmiyordum. Belki de her ikimize de soruyordu. Ben konuşmayıp kalkarken Sara “Tabi” diyerek onaylamış koluma girip beni odadan çıkarmıştı.
Beni yürütmeye devam edecekken durmuştum. Dinlemek istiyordum. Yaptığım yanlıştı evet ama ne konuşacaklarını merak ediyordum. “Böyle mi korumalık yapıyorsun” diye biraz yüksek bir sesle sormuştu babam Miran’a.
“Komutanım...”
“Sen daha kendine bakamıyorsun. Kızıma mı bakacaksın?” yutkundum. Kızım demesine ağır bir şekilde yutkundum. “Sana bu şansı neden verdim ki zaten? Ayla’yı dinlememem gerekiyordu.” Ayla kimdi babam Miran’a nasıl bir şans vermişti bilmiyordum. Kafamda oluşan soru işaretleri ile Sara'nın beni ilerletmesine izin vermiştim.
☀️
MERHABALAR FISTIKLARR. bölümü biraz geç atmış olabilirim affedin lütfenn. Geç olsun güç olmasın yani. Bu Vira'nın babası neler dedi öyle be. Valla ne demeye çalıştı bilemeyeceğim. Bölümü beğendiniz miiii? Her zamanki gibi emeklerim için oylarınızı ve yorumlarınızı rica ediyorum. Yorum yazınca cok mutlu oluyorum yalnız he😔. Hepsini de okuyorum bu arada.
Neyseee.
Kendi değerinizin farkına varmayı unutmayın. Seviliyorsunuz🫶🏻.
Bölüm etkileşimi
