AŞKIN FRENGİ kitap kapağı

16. bölüm / 28

AŞKIN FRENGİ

ÇARESİZLİK

Yazar: Rainbooks 💗

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: ÇARESİZLİK

Aşk işlenir en derine
Ölümsüzleşirdi seve seve
En büyük hata gerçekleşse de
Silip atmak kolay olmazdı öyle

☀️
-Katilini yaşatmaya çalışan aciz bir kızın kitabı.
☀️

Küçükken kanadı yaralı olan bir kuş görmüştüm. Uçamıyordu üstelik acı çekiyordu. Onun ne kadar çaresiz olduğunu düşünmüştüm. Çok çaresizdi. Uçamıyordu, ailesinin yanına gidemiyordu ayrıca acı çekiyordu ve bir şey yapamıyordu.

Fark ediyorum ki ben bir süredir o kuş gibiyim. Çaresiz olduğunu düşündüğüm kuş kadar çaresizim. Ailemin yanına gidemiyorum, yaralıyım ama iyileşemiyorum, kimseye derdimi anlatamıyorum. Olduğum duruma şikayet de edemiyorum.

Çaresizim, yorgunum, güçsüzüm ve acizim. Çaresizim çünkü hiçbir şeyi değiştiremiyorum. Yorgunum çünkü düşüncelerimden ve olanlardan kaçıyorum. Güçsüzüm çünkü sesimi çıkaracak enerjim yok. Acizim çünkü bana kayıplarımı getiren adama hala aşığım.

Biraz oturup tüm yaptıklarını düşünsem detaylıca ve bir daha gözlerini aklıma getirmesem belki de aşkımı bir kenara koyup nefret edebilirdim ama o kadar aşığım ki ondan nefret edebileceğim korkusundan ne yaptıklarını tamamıyla düşünüyor ne de gözlerini bir an olsun aklımdan çıkarıyordum.
Aşk bu muydu? Aşk çaresizlik içindeyken bile vazgeçmemek miydi? Aşk koşulsuz sevmek miydi?
Onun gelmediği benim ise beklediğim yıllar boyunca hala ona aşık olduğumu fark ettiğim her an takıntılı bir insan olup olamayacağımı düşündüm. Beni bu düşünceye o kadar çok iten an oldu ki en sonunda kendimi takıntılı bir ruh hastası ilan edecektim. Lakin dönüp geçmişe bir baktığımda ona karşı yaptığım hiçbir hastalıklı hareketin olmadığını ve onunla ilgili hiç takıntı boyutunda bir şey düşünmediğimi fark etmiştim.

Beni en çok üzen şey ise bana bu kadar değersiz hissettirmesi olmuştu. Kalbi güzel olan ve gerçekten duyguları olan herkesin değerli olduğunu düşünürdüm ve kendimin de en az bir özürü hak edecek kadar değerli olduğumu düşünüyordum. O ise sanırım öyle hissetmiyordu ya da beni bilerek ittiği için özüre gerek duymamıştı.

Sorulması gereken sorular çözülmesi gereken düğümler çoktu ama gücüm yoktu. Sadece Miran'ın izninin bitmesini ve hayatımdan tekrardan sessizce çıkıp gitmesini umuyordum.

Bunu uman birine göre onunla fazla derin konuşmalara girdiğimin de farkındaydım. Ne istediğinin bile farkında olmayan biriydim.
Tüm bunlar şimdilik bir kenarda durmalıydı çünkü Miran’ın teni alev gibiydi. Ateşi çıkmış olmalıydı. Belki uykusuzluktan bedeni bitkin düşmüştü belki de deniz havası çarpmıştı. Bilmiyordum.
Bildiğim bir şey varsa havale geçirebilecek kadar kötü olduğuydu.

Telaşla elimle yoklayarak yüzünü buldum yanaklarına değen ellerim orada da aynı sıcaklığı hisseti.

Bu iyi değildi. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Normalde yapabileceğim şeylerin hepsi şuan tamamen aklımdan uçup gitmişti.

Her şey birbirine girmişti ne düşüneceğimi ne yapacağımı bilemez haldeydim.

Biraz daha böyle hiçbir şey yapmadan durmaya devam edersem gerçekten de havale geçirecekti. Elimi çekeceğim anda onun elinin bileğimi kavradığını hissettim.

Elinin bileğime yaydığı sıcaklık bu kez rahatsız etti çünkü bedeni yanıyordu.

“Vira. Lütfen bana ceket ya da bir örtü getirir misin? Lütfen. Çok soğuk.” Ona acıyıp üzülmemeliydim değil mi? Ne hissetmem gerektiğini bilmiyordum ama tam da öyle yaptım.

Ona üzüldüm.

“Tamam tamam hemen getireceğim sen merak etme.” Kolumu elinden yavaşça çekerek kurtardım. Dediklerim tabi ki de küçük bir yalandı. Sadece onun beklemesi için küçük bir yalan.

Geriye birkaç adım atarak ondan uzaklaştığımı düşündüğümde yön algımı tamamen kaybetmiştim.
Ne tarafa gidecektim? Ne yapacaktım? Hepsini unutmuştum.

Hani kalbiniz kötü anlarda rahatsız edici bir hisle kendini hissettirerek atardı ya tam da o hissi yaşıyordum.

Soğuk bir şeyin göz pınarımı ıslattığını hissettim.
Ağlıyor muydum?

Ağladığımı fark edemeyecek kadar gergindim.
Sakın olmalıydım. Gerginliği bir kenara bırakmalı ve sakince bu olayın hakkından gelmeliydim. Gözlerimden akan yaşları sildim. Derin bir nefes aldım.

Düşünmeliydim sakince durup düşünmeliydim. Önce Sara’yı aramalıyım diye düşündüm. Yıllık izni henüz bitmemişti eğer işi yoksa gelirdi.
Bana yardımcı olurdu hem arabası da vardı. Miran’ı onunla hastaneye götürürdük. Bunun için önce telefonumu bulmam gerekiyordu ama onu da nereye koyduğumu bilmiyordum.

Matematik problemi çözermiş gibi tüm bu anın kontrolünü elime alma çabalarını yaşarken Miran’ın hapşırma sesi kendime gelmemi sağladı.
Sakin kalmalıydım ama düşünüp durmak da bana bir şey kazandırmazdı. Harekete geçmem gerekiyordu.

Telefonumu koltuğa bırakmış olabileceğimi düşünüyordum. Hemen Arkamı dönüp tekrardan koltuğa adımladım ve ellerimle koltuğu yokladım ancak bulamadım. Miran üzerine oturmuş olabilirdi. “Miran biraz yana kayar mısın?”

“Ama çok halsizim.” İnan ben de senin kadar halsizim.

“tamam ben yardım edeyim.” Miran’ın kollarını bularak iki kolundan tutup bedenini biraz yana kaydırmayı denedim ama çok başarılı olduğumu zannetmiyordum. “Ceket getirmedin mi? Çok soğuk burası getirsen olmaz mı?” kendi halinin farkında değildi. “getireceğim sen önce biraz kay şöyle.” Tekrardan onu yana doğru biraz kaydırmayı denediğimde bu sefer bana yardımcı olarak biraz yana kaydı. Elimle tekrar koltuğu yokladığımda telefonumu bulmamın sevinci ile doldum.
Telefonu açıp sesli yönlendirmesi ile Sara’yı aradım. Çok geçmeden açtı.

Ona fırsat vermeden konuştum. “Sara nasılsın diye soracak durumda değilim hemen gelmen gerekiyor sana ihtiyacım var müsait misin?” tek nefeste her şeyi söylemiştim. “Bir saniye Vira ne oluyor sen iyi misin sana mı bir şey ol...” derken ses kesildi. Adını kaç kez seslensem de bir cevap gelmedi. Telefonun şarjının bittiğini de böylece anlamıştım.
Yine de Sara’nın geleceğini düşünerek kendimi rahatlatmaya çalıştım.

Aklıma gelen şey ile telefonu bir köşeye bıraktım ve merdivenlere yöneldim. Merdivenlerden hızlıca çıkmaya başladığımda görme engelli kaldığımdan beri ilk defa korkmadan merdivenlerden çıkabildiğimi fark ettim.

Sonunda odama vardığımda nasıl bir tişört olduğunu bile bilmediğim tişörtü aldım ve odamdaki banyoya giderek ıslattım. Tekrardan hızlıca aşağı indiğimde hızlı yürüdüğüm için tökezledim ve yeri boyladım.

Ağlamam için bu kadarı yeterliydi. Zaten gözyaşlarımı tutmaya çalışıyordum bu da tuzu biberi olmuştu.

Acınası bir haldeydim. Hiçbir şey yapamıyor hiçbir şeyi halledemiyordum. Göremiyordum. İnsanın en önemli duyularından birine sahip değildim.
Eskiden olsa her şeyi kendim hallederdim.
Çünkü öyle yetişmiş bir çocuktum.
Annem olmazdı babam olmazdı çoğu şeyimi kendim hallederdim. Elimden bir çok iş gelirdi bu sayede. Hatta birçok durumda ben hallederim kızı olmuştum hep ama artık değildim.
Artık işe yaramazın tekiydim sadece.
Bu çaresizlikten tüm bunlardan karanlıktan ve her şeyden kaçmam gerekiyordu.

Kaçarsam belki unuturdum. Unutursam belki mutlu olurdum.

Yine de vazgeçmedim. Kalktım ayağa tekrar adımladım Miran’a doğru. Yanına geldiğimi çarptığım koltuk ile anladım. “Miran üzerini çıkaralım hadi.”

“Beni yatağa mı atacaksın?” yutkundum. Üstüme iyilik sağlıktı. Hiç benim yapacağım türden bir şey değildi. Bu adam ne diyordu yahu? “Hayır tabi ki Miran ateşin var o yüzden.” Ateşi olan Miran ayrı bir salak oluyordu.

“Ama ben üşüyorum. Biliyorum beni sevmiyorsun ama yine de sarılırsan ısınırım belki.” Sözleri kalbimin sızlamasına aynı zamanda da ona sinirlenmeme sebep oldu. Onu sevmiyor değildim sadece kırgın ve kızgındım bunun nedenini de en iyi kendisi biliyor olmalıydı. Yine de ona sarılmayacaktım.

O an her gün bana açıklama yapmaya geleceğini düşünüp beklerken üşüdüğüm kadar üşüsün istedim.

Benim kayıplarıma bir bir sebep olduğu anlarda üşüdüğüm kadar üşüsün istedim.
Annem öldüğünde onu son kez görmememin soğukluğunda üşüdüğüm kadar üşüsün istedim.
Belki ilk defa böyle bir şey düşündüm. Bana bu kadar kötü şeyler yaşatmışken yine de aklımı böyle kötü düşüncelerle doldurduğumdan utandım. Yine de sevdiğim biri hakkında böyle kötü şeyler düşündüğüm için utandım.

“Sarılmak istemiyorsan sorun değil. Ceket getirir misin o zaman?” onu dinlemedim. Zaten kendi kendine sayıklıyor gibi konuşuyordu. Tişörtünün uçlarını buldum ve çıkarmak için kaldırdım. “Üşüyorum yapma.” Derin nefes aldım. Çocuk gibi mızmızlanıyordu bir an önce ateşinin düşmesini istiyordum. “Miran hadi doğrul biraz da çıkarabileyim.” Ofladı ama yine de hareketlendiğini hissettim.

Sonunda tişörtünü çıkardığında ıslattığım tişörtünü alarak vücuduna dokundurdum. Dokundurmamla beraber bedenin titrediği hissettim. “Çok soğukk.” Onu dinlemeyerek tişörtü dokundurmaya devam ettim.

Tişörtü dokundururken parmaklarımın uçları onun sert karnına ve göğsüne değiyor hatta arada sırada baklavalarının çizgilerini hissediyordu.
Buna odaklanmamam gerekiyordu ve ben de öyle yaptım. Şuan hayal etmem gereken Miran’ın iri ve yapılı bedeni değildi. “Vira beni sevmiyor musun yoksa nefret mi ediyorsun?”

Büyük bir soruydu. Cevap ikisine değildi ama onun bunu bilmesine gerek yoktu. Gözlerimin katiline onu hala sevdiğimi söyleyecek değildim. Bunun yerine onu sevmediğimi düşünmesini istedim. En azından onu hala sevecek kadar aciz olduğumu düşünmesini istemiyordum.

“Seni sevmiyorum.” Kelimeler dudaklarımdan hızlıca çıktı. Duraksarsam o kelimeleri sarf edemeyeceğimi biliyordum. Bu yüzden en hızlı şekilde çıkarmıştım kelimeleri dışarı. “Hiç mi?” boğazıma bir yumru oturmuştu. Hala onun bedenine dokundurmaya devam ettiğim tişörtünü daha sıkı tutmaya başlamıştım. “Hiç” dedim. Hiç demekle yetindim.
Ona ne kadar aşık olduğumu ve ne olursa olsun bu durumdan bir adım öteye gidemediğimi söylemedim. Tek bir kelimeyle konuştum ve sonrasında sustum.

Islak tişörtü onun üzerinde bırakırken Amerikan mutfağa adımladım. Elimle yoklayarak ilaçların olduğu çekmeceyi buldum ve bir süre ateş düşürücü hapı bulmaya çalıştım.

İlaçların üzerindeki kabartmalı yazılar bir çoğuna gereksiz ve saçma gelebilirdi ama dünya üzerinde daha gerekli bir şey daha yoktu.
Görmeyen biri için çok değerlilerdi. Hala görebilen biri için ise manasız.

İlacı en sonunda bulup küçük uğraşlar ile su doldurdum ve tekrar yanına döndüm. “Hadi bunları iç.”

“Vira.” Artık sussaydı keşke.

“Hadi Miran al ve iç.” Gerginliğim azalmıştı. Yerine Miran'a dediklerimin boşluğu yerleşmişti. “Beni sevmiyorsan niye iyileşeyim diye uğraşıyorsun?” Büyük ihtimalle ateşliyken ne kendi söylediklerini ne de benim söylediklerimi hatırlamayacaktı. Yine de mantıklı bir soruydu.

“Çünkü sen bir askersin. Vatanımızın her daim askerlerine ihtiyacı var. Seni iyileştirebilme şansım varken iyileştiremezsem bu vatana bir can borcum olur.” Sustu bu sefer elimdeki bardağı ve ilacı aldığını hissettim. İçtikten sonra ise bana geri verdi.
Ben de tişörtü dokundurmaya devam ettim ama böyle olacak gibi değildi. “Miran hadi seni duşa sokmam gerekiyor.” Bunu dememle beraber gülmeye başladı. Ateş hiç yaramamıştı iyice delirmişti. “Beni çıplak görmek için mi yapıyorsun?”
Sorduğu soru kalbime oturdu. Duraksamama neden oldu. Göremiyordum ki ben. Ateşliyken bile damarıma basmanın bir yolunu buluyordu.
“Miran ben göremiyorum.”

“Ben...” dedi ve sustu. Zaten sarhoş gibi zorla konuşuyordu. Daha fazla konuşmasa iyiydi.
Miran ya konuşmuyordu ya da konuşup sadece zehir akıtıyordu dilinden.

“Hadi kalk duşa götüreyim seni.” Kalktı. Bende kolunu bulup tutarak kolunun altına girdim ve ona destek oldum.

Ağır bedenini yavaş yavaş götürürken daha şimdiden yorulmuştum. Merdivenlerin olduğunu bildiğim tarafa adımlarımı yönlendirdim. Biraz zor olsa da yukarı çıkarmayı başarmıştım. Benim için büyük bir başarı olmuştu.

Onu yine babamın odasına götürmüştüm. Babamın odasına girip bir yanılmadan sonra banyonun kapısını bulmuştum. Banyoya girdiğimde suyu açtım. Suyun başta ısınması sonra soğuması gerekiyordu ama öyle olmadı.

Direkt soğuk su akmaya başladı. Oysa evdeki her muslukta dediğim gibi olurdu. Bu da mı bozuldu acaba diye düşünmeden edemedim.
Test etmek için sıcak suyun akması gereken tarafı açtım ama soğuk su akmaya devam etti.
Demek bozulmuştu. Miran da soğuk su ile duş almış olmalıydı. Bu yüzden ateşi çıkmış olabilirdi.
Soğuk su akmaya devam ederken Miran’ı suyun altına soktum. Tabi ki kendim de onunla beraber suyun altına girmiş olmuştum. Onu göremiyordum ama soğuk suyun iyi gelmesini umuyordum.
“Dondumm” çocuk gibi mızmızlanması normalde komik gelebilirdi ama gelmedi. Bir süre öylece bekledik ve sonra suyu kapatım. Miran’ın elini omzumda hissetmemle elim öylece kaldı.
“Vira aşık olduğun kişi kimdi?” Hala saçma sapan sorular soruyordu ve sesi hala aynı geliyordu. Bana bunu neden soruyordu. Ateşli olmasına yordum yine. Dediğini umursamadan onu banyodan çıkardım ve tek elimle önümü yoklayarak babamın yatağını bulup onu yatağa oturttum. Ben de yatağa oturduğumda hareketlenmeye onun yatağa uzandığını anladım.

Sessizlikle dolu bir yarım saat geçti ve on kereden fazla kontrol ettim ateşini ama düşmedi. 1 saat geçti düşmedi. Elim onun tenindeyken ve ateşini kontrol ederken artık hüngür hüngür ağlıyordum.
Becerememiştim. Bir şeyin üstesinden gelmemiştim.

Gerçek bir işe yaramaz ve beceriksizdim. Hala ateşi vardı ve benim yapabileceğim şeyler tükenmişti.
Çaresizliğin zirvesindeydim.

Kendimi hiç bu kadar hapsolmuş hissetmemiştim ama bugün çaresizliğe hapsolduğumu anlamıştım.
Vira çaresizdi. Elinden gelen her şeyi yapıyordu ama olmuyordu.

Gözyaşlarım arttı. Kalbimde bir toprak tabakası vardı. Her seferinde gözyaşlarımla ıslanıp heyelan oluşturuyorlardı. Hissettiğimin tanımı buydu.
Annem geldi aklıma. O olsa bana sarılırdı sakinleştirirdi yardım ederdi ama yoktu ki.
Annem yoktu. Babam yoktu. Ailem yoktu. Kardeşim zaten hiç var olmamıştı.

Annem ölmüştü. Babam beni sevmiyordu. Ailem yok olmuştu.

Ben bir hiçtim. Hiçten daha hiç. Belki de hiç olamayacak kadar hiç.

Yerimde sallandığımı ve yatağın örtüsünü sıktığımı sonradan fark ettim. Gözyaşlarım yüzümün tamamını ıslatmıştı neredeyse.
Yalnızdım. Aklımda da kalbimde de dünyada da yalnızdım.

Hep de yalnız olacaktım.

Hiçbir şey beni yalnız hissetmekten kurtarmayacaktı.

Kaderimin bu olmasını istemiyordum. Böyle işe yaramaz biri olmak istemiyordum hayatım boyunca. Hayatın dolu dolu yaşanması gerektiğini düşünürdüm ben hep. Öyle olmalıydı. Öyle yaşamalıydım. Bir işe yaramalıydım.

Ama olmuyordu. Elimden hiçbir şey gelmiyor görmeden çoğu şeyi yapamıyordum. Artık gerçekten de karanlığa hapsolduğumu biliyordum.
Karanlığın beni içine çektiğini artık daha iyi biliyordum.

☀️

MERHABALARRR EFENDİMMMM. Öncelikle tabiki sizden özür dilemek istiyorum çünkü sözümü tutamadım. Benim de hesaba katmadığım ve beklemediğim bazı olaylar yüzünden bölüm atamadım. Kusura bakmayın. Bir daha böyle bir şey yaşanmaması için elimden geleni yapacağım. Sizce bölüm nasıldı? Benim yazarken en çok keyif aldığım ve en üzüldüğüm bölüm olabilirdi. Hatta ağladım biraz. Siz de ağladınız mı? Sizden her zamanki gibi yorumlarınızı ve oylarınızı rica ediyorum.
Sonra yine görüşmek üzere.

Kendi değerinizin farkına varmayı unutmayın. Seviliyorsunuz🫶🏻.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

24okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…