24. bölüm · AŞKIN FRENGİ

KİLİDİ KAYBOLMUŞ KAPALI BİR KUTU

Rainbooks 💗

Dudaklarım gülümserken
Gözlerim ağlardı.
Altında kaldığım harabeler
Yalnız beni boğardı.

Ben öksüz değildim.
Annemsiz kimsesizdim.
Herkes bir çocuk görse de
Ben o yaşımda yetişkindim.

☀️

Bana göre her zaman herkesi tanıyabilirdim. İnsanlar kendi kişiliklerinden her zaman bir açık verirlerdi. Birini tanımak için önemli olan şey uzun zaman değildi. Gerçek ve samimi anlardı. Gerçek anlar yaşadığınız birini de kolayca tanıyabilirdiniz. Ben öyle yeni tanıştığım ve samimiyetine güvendiğim birine bile hemen ısınırdım. Hemen onunla kaynaşmaya çalışırdım.

Kendi yaptığım bir sürü aktiviteye onu da çağırırdım. Tabi eskiden. Şimdi evden bile çıkamayan biri olarak kimseyle tanışmıyordum. Oysa eskiden çok kalabalık bir çevrem vardı.

Miran'ı bu zaman kadar tanıdığımı zannediyordum hatta belki de gözlerimi kaybettiğim güne kadar. Ama biz onunla hiç özel bir an yaşamamıştık. Hiç özel hayatımızı açmamıştık. Biz birbirimiz hakkında en fazla ne kadar çok şey biliyorduk ki? Tamam. Belki o benim hakkımda daha fazla şey biliyordu ama ben onun hakkında yok denecek kadar az bilgiye sahiptim. Hal böyleyken bazen ona nasıl tutulduğumu sorguluyordum. Ona nasıl aşık olduğumu, nasıl bir şeyler hissetmeye başladığımı.

Cevap basit gibiydi. Onu tanımasam da bakışlarında bir sıcaklık vardı. Gülüşlerinde samimiyet, sesin de merhamet. Bu yüzden ona tutulmuştum. Bu yüzden ona aşık olmuştum.

Ama hakkında böyle düşündüğüm adam bir özürü dahi fazla görmüştü.

Şimdi Miran buradaydı. Her ne kadar şuan buradan soyutlanmış olsa da.

Söyledikleri ve geçirdiği kriz sayesinde bir kez daha anlıyordum ki ben gercekten Miran'ı hiç tanımıyordum. Mesela şuan noluyordu ya da Miran ne yaşamıştı?

Miran'ın bir ailesi var mıydı?

Aklımdaki bu sorulara rağmen Şimdi düşünmenin sırası değildi. Miran az önceye göre sakinleşmişti. En azından artık sadece "hayır" diye mırıldanıyordu ve yanımda oturuyordu. Zihni burada değildi. Kalbi burada değildi.

Ruhu tamamen bir karanlığın içinde gibiydi.

Gök gürültüleri kesilmişti. Sadece şiddetli yağmurun sesleri geliyordu. Arada bir Miran'ın irkildiğini hissediyor şimşek çakmış olabileceğini düşünüyordum. Ne diyeceğimi ve ne yapacağımı bilmiyordum. Sadece onu elinden tutmuş kendime odaklamaya çalışarak biraz sakinleştirmiştim. Ona biraz sarılmıştım. Sonra da oturtmuştum. Sara yanımda olsaydı ondan fikir alabilirdim ama Sara'nın bir anda nereye kaybolduğunu anlamamıştım. Hem de gecenin bu saatinde. Miran mırıldanmaya devam ederken ben de ona su getirmek için kalktım. İlerlemeye başlayacağım sırada bileğime dolanan parmaklarını hissettim. "Bir şey mi isteyeceksin?" Cevap vermek yerine ayağa kalktığını ve bana sarıldığını hissettim.

Ancak daha önceki hiçbir sarılmamız gibi değildi. Miran kollarını öyle sıkı sarmıştı ki bedenime aramızda havanın geçeceği hiçbir boşluk yoktu. Başı boyun girintimdeydi. Nefesi boynumdaydı. Benim de kollarım yavaşça ona sarıldı. Sırtına yerleştirdiğim elimle yavaş yavaş okşadım sırtını teselli niyetine. Böyle kriz geçiren birinin yaşadığı şeyler için ne kadar teselli verilirdi bilmiyorum ama çabaladım. Saniyeler sonra sıkı sıkıya sarılmasının ardından hıçkırıklarını ve içli nefeslerini duydum.

Miran hıçkıra hıçkıra ağlıyordu kollarımda.

O an sarsıldım. Az önce de ağlıyordu ama böyle kollarımda içli ağlayışı beni darmaduman etti. Beni üzen adamın üzülmesiyle hayallerin üzerine çöken harabe bir ev gibi çöktü üzerime hüzün. Onun şiddetli ağlayaşının yanında benim de gözlerimden yavaş yavaş sessiz gözyaşları akmaya başladı.

Ellerimden biri sırtından saçlarına çıktı. Karışmış saçlarının arasına daldırdım elimi. Yıllardır ilk aşık olduğum zamanlarda bile en büyük isteğim olan şeyi yaptım. Ellerimi saçlarının arasına sokup okşadım yavaşça. Yumuşacıktı saçları. Yıllar önceki hayallerime burada kavuştum ama sevdiğim adam kollarımda yıkılırken.

Saçlarını okşamaya başlamamla daha çok şiddetlendi ağlayışı.

Sarsılan sert bedenine sırtındaki kolumu daha sıkı sardım düşmemek için. Elim saçını okşamaya devam ederken onun belli belirsiz ağlamayla karışık sözlerini dinledim. "Son kez okşamıştı saçlarımı." Ne dediğini anlamadım ama dediği şey onu daha çok yaraladı.

Bir an yere yığılacağını sanıp saclarımdaki elini geri sırtına sardım. "Buradayim." Dedim. "Yanındayım."

Hiçbir şey demedi. Zaten diyecek hali de yoktu. Bir süre öylece ağlamaya devam etti. Hiç ses etmedim. Ağlamasına izin verdim. Onun böyle ağlaması benim kalbimde kor bir ateş değil soğukluğun kavuruculuğunu hissetmeme neden olmuştu. Ağır bir yutkunmayla geçirmeye çalışmıştım boğazımdaki yumruyu. Yine de pek başarılı olamamıştım.

Bir süre sonra yağmur sesleri biraz daha sakin gelmeye başladığında onun da ağlayışı biraz daha sakinleşmiş kolları biraz daha gevşemişti.

Güçlü sandığınız her insan güçlü olmayabilirdi ve sağlam sandığınız her duvar aslında en çökmeye müsait olan duvar olabilirdi.

Miran'ın kolları yavaşça bedenimden çekildi. Ağlaması durulmuştu. Yine de ağlamasından kalan o ağlamaklı, çatallı sesi ve durulan ağlamasından geriye son kalan içli nefesleriyle konuştu. "Teşekkür ederim." Bunu o kadar sakin ve mahcup söylemişti ki. Az önce kriz geçiren o değil gibiydi. Bu zamana kadar yüzsüz gibi davranan o değil gibiydi...

"Sorun değil. Otur hadi. Sana su getireyim." Bir şey demedi ama oturduğunu biliyordum. Az önceki anın etkisi hala üzerimdeydi.

Miran yıkılmıştı ve ben altında kalmıştım. Miran ağlamıştı ve ben gözyaşlarında boğulmuştum. Miran ağlarken bana tutunmuştu ve ben o tutunma ile darmaduman olmuştum.

Odadan çıktıktan sonra sessiz adımlarla yerini bildiğim amerikan mutfağa adımladım. Herkes uyuyor olmalıydı. Herkes uyuyordan kasıtlarım köpeklerimdi.

"Vira?" Bir anda seslenen Sara ile yerimde adeta sıçradım. Belki biraz abartmışım ama irkildim. Elimi hızlı atan kalbime koydum. "Sara?"

"Uyumadın mı sen?"
"Ben uyumadım da sen neredeydin."

"Çatı katından ses gelince kontrol etmeye çıkmıştım ben. Sen neden uyumadın?"

Neden olacak demek istedim. Miran kafayı yedi Miran delirdi demek istedim. Bunun yerine sadece "Miran yine kriz geçirdi." Diyebildim. İkimizde de aynı anda derin bir nefes verme ihtiyacı duyduk. "Bilirsin Miran'ı sevmem ama onun da yaşadığı kötü şeyler olduğu belli."

Onaylayarak başımı salladım "en azından şuan daha sakin. Ona su getirmeye gelmiştim."
"Dur ben vereyim"

Olduğum yerde durup onun suyu vermesini bekledim. Çok uzun sürmeyen bir süre içerisinde suyu doldurup tuttuğu elime bıraktı. "Götürebilecek misin? Ben de götürebilirim istersen." Götürebilirdim. Miran'ın çok daha iyi olduğunu anladığım ana kadar yanında olmak istiyordum. "Götürürüm. Sen benim odama geçip uyu istersen."

"İhtiyacın olursa çağır." Dedi ve uzaklaşan adımlarını duydum. Ben de tekrar odaya döndüm. Odaya girdiğimde Miran'ın oturduğunu hatırladığım tarafa yöneldim ve ayağına yanlışlıkla bastığımı hissettiğimde hızla ayağımı çekip suyu uzattım. "Pardon" demeyi de ihmal etmedim.

Mahcup özrüme bir şey demedi ama su için tekrar az önceki gibi teşekkür etti. Suyu aldığında ben de bu sefer karşı koltuğa oturdum. "Daha iyi misin?"
"Iyiyim. Sayende."

Aslında pek bir şey yapmamıştım. Yani evet tamam teselli etmiş sakinleştirmiştim. "Biraz uyusan iyi olur. Çok hırpaladın kendini."

"Burada duracak mısın?"

Doğruydu. Ben burada dururken nasıl yatabilirdi ki. Ayağa kalktım hemen "ben çıkıyordum zaten."

"Hayır." Dedi sesi telaşlıydı. "Öyle demek istemedim. Yani... biraz kalsan olmaz mı? Ben uyuyana kadar en azından." Hala yağmur sesleri hafif hafif devam ediyordu. Yanında kalmam icin sorduğunu tahmin etmediğim için afallamıştım. "Tabi. Buradayım merak etme."

Tekrar yerime oturdum. Kıpırdanma sesi saniyeler içinde geldi. Uzanmış olmalıydı. Sessizce bekledim.

Yağmur yağışını ve yağmasını her zaman sevmiştim. Bana göre çok romantikti. Hatta bana göre yağmur altında sevdiğinizle beraber kahkalarla gülüp koşmak, dans etmek bile çok eğlenceliydi. Lakin Miran için kesinlikle öyle değildi.

Yağmur Miran'ın en büyük kabusu gibiydi. Yağmur Miran'ın üzerine çöken, karanlıklarda insanları huzursuz eden bir canavar gibiydi.

Bunları düşünürken zaman ilerledi.

Zaten hep amansızca akıp giderdi.

Miran'ın uyuyup uyumadığını anlamak için nefes alışverişlerini dinlerken sesiyle beni cevaplamış bulundu. "Çok şey istiyorum belki ama." Dedi. Sesi kararsızlık içerisindeydi. Sanki diyeceği şeyi söyleyip söylememek arasında ince bir çizgideydi. Az önceki yaşadığı anlardan kalan dumura uğramış sesi de yerli yerindeydi.

Biraz durup devam etti. "Biraz yanıma uzanır mısın? Dokunmam gerçekten. Sadece biraz burada olduğunu hissetsem olur mu?"

Hayır demem gereken bir istek dahaydı. Ama nasıl Hayır derdim ki? Ne kadar yıkıldığına şahit olup o acı çeken sesini duyduktan sonra ve bedenime sarılan çaresiz kollarını hatırlayınca nasıl Hayır derdim. Nasıl görmezden gelirdim.

O benim nefret ettiğim adamdı. O benim aşık olduğum adamdı.

"Peki."

Ağzımdan tek bir kelime çıkabildi. Çünkü onunla yan yana yatmak benim en imkansız hayallerimden biriydi. Ama şimdi en imkansız dediğim şeyi o benden istiyordu.

Bugün hayat hayallerimin içeride olduğu o odanın kapısını bana aralıyordu ama bana bunu yaparken Miran'a da acı çektirmeyi unutmuyordu.

Ayağa kalkıp yanına ilerledim. Ben yanına ilerlerken "dur" diye seslendi. Öyle deyince ben de olduğum yerde kaldım. Belki de vazgeçmişti. Belki de ne yaptığının farkına varmıştı. Ancak bunların hiçbirinin olmadığını göstererek ekledi. "Sığmayız. Koltuğu açayım."

Onaylarcasına mırıldandım. Bir dakikadan az bir süre geçti ve koltuğun açıldığını anlayacağım sesi duydum. Ardından da Miran'ın tekrar yatıp kıpırdandığını belli eden sesleri. Yanına yatmak isteyen tarafımın yanında beni sonuna kadar engelleyen diğer tarafım adımlarımı yere sabitledi. Elim sert bir yumruk halini aldı. Biz yan yana gelmesi vebalı iki kişiydik. Aynı bulaşıcı bir hastalık olan frengi hastalığı gibi. Az önceki anları düşündüm. Ne kadar çaresiz ne kadar yalnız bir tohum parçası gibi ıssız olduğunu hatırladım.

Adımlarım koltuğa doğru kendiliğinden ilerledi.

Ellerimle yoklayarak koltuğa ulaştığımı teyit ettim ve oturdum. Ardından yavaşça uzandım. Hızlanan kalbime ulaşıp onu durdurma isteğiyle dolup taşan elimi karnımda birleştirdim. Ben düz yatarken onun bana doğru yattığını yanağıma değen ve orayı ikimizinde hayatının gerçekleri olan acılar gibi yakan nefesinden anlıyordum. Benim nefeslerim her ne kadar sakin durmaya çalışsam da titrekti.

Yıllardır hayal ettiğim şey bugün Miran'ın acıları sayesinde can buluyordu.

Her ne zaman hayallerimden biri gerçekleşse acı gelip kuruluyordu öncesinde ya da ardında.

Zaten hep Miran ile ilgili hayallerimde böyle oluyordu bu.

Diğer hayallerime zaten veda etmek zorunda kalmıştım.
Aslında zorunda değildim ama onlar Alin'in hayalleriydi. Vira'nın değil. Belki de hayallerimi bıraktığım için çok güçsüzdüm ve belki de Vira'ya hakkı olan yeni hayaller kuramadığım için çok bencildim.

Derin bir nefes aldım. Ne bunlara ne de Miran'la beraber yatmamıza odaklanmamaya çalıştım. Sadece Miran'ın birilerini yanında hissetmeye ihtiyacı olduğu düşüncesini kendime tekrar ettim. Dakikalar sonra Miran'ın uyuduğunu yine düzene giren nefeslerinden anladım. Kısa süre aralıklarla kabuslar görerek uyandı. Birinde ağlayarak, birinde sayıklayarak, birinde sadece hızlı nefeslerle. Ama her birinde onun yanındaydım. Ve her birinde onun tekrar uyumasına yardım ettim. En sonunda sabahın erken saatleri olduğunda ve Miran uyandığı kabus sonrası benim saçlarını okşamamla uyuduğunda ellerim saçlarında ben de uyuyakalmıştım.

☀️

MİRAN

Hayata karşı çok kabuklu olduğunuzda ve duvarlarınızı en net şekilde çizdiğinizde insanlar ya sizin hiç derdiniz olmadığını zannederdi ya da her şeyi kaldırabileceğiniz kadar güçlü olduğunuzu. Oysa siz ne yüreği onca acıyı kaldırabilecek kadar güçlü ne de hiçbir derdi olmayacak bir insan kadar yaşamsız olurdunuz. Tek hatanız kendinizi güçlü göstermek olurdu. Tek hatanız insanlara sizin zayıf noktanızı bilmelerine izin verecek fırsatı vermemeniz olurdu.

Kendimi öyle kabuklar içine sarmış öyle sert duvarlarla sarmış öyle görünmez ve farklı biri yapmıştım ki. Derdim yoktu. Tasam yoktu. Mutluydum. Her şey çok iyiydi.

Dışarıdan gören insanlar için.

Görünmez olmanız için insanların sizi görememesine ihtiyacınız yoktu. Bambaşka biri olarak da aslında zaten kendinizi kimseye göstermiyor oluyordunuz.

Bu gerçek her yüzüme çarptığında ve her aklıma bu söz düştüğünde sadece öylece duruyor ve duruyordum. Ne düşünüyordum ne bakıyordum ne de duyuyordum. Kendini hayatın tüm duygularına kapayan bir insan haline geliyordum yalnızca.

Dün o anları yaşarken ne kriz geçirdiğimin farkındaydım ne bağırdığımın ne de ağladığımın. Aklım yerinde değildi. Bedenimdeki her bir parçam benim yetkim dışında hareket ediyordu. Sonra Vira'nın sesini uzaklardan duymuştum. Yakındı ama sesi bir o kadar uzaktan geliyordu. Onun sesini duyduğumda farkına vardım her şeyin. Yine de kendime hakim olamadım.

O beni sakinleştirirken bile ne olup ne bittiğinin çok farkında değildim. Sadece bedenim kalmıştı. Bir de acıyan kalbim. Hep böyle oluyordu. Her seferinde.

Tek farkında olarak yaptığım şey Vira'ya sarılmamdı. Ona sarılmıştım ve içimde olan sel birer birer atmıştı kendini dışarı. Gözyaşlarım bir facia gibi akmışlardı yanaklarımdan. O ise bana karşılık vermişti. O zaman kalbimdeki acı biraz daha durulmuştu. Ta ki elleri annemin o gün son kez okşadığı saçlarımı bulana kadar.

Gece kaç kez kabus görmüştüm kaç kez aynı anları kafamda tekrar ve tekrar yaşamıştım bilmiyordum. Her kabus aynıydı. Babam. Annem. Gök gürültüleri. Şimşekler. Çığlıklar. Gözyaşları.

Son gördüğüm kabusla nefes nefese uyanmıştım. Alnımda hissettiğim terleri elimin tersiyle silecekken bir el hissettim başımda. Viranın eli. Ne ara elini saçıma koyduğunu hatırlamıyordum ama saçımı okşadığı bazı anlar parça parça aklımdaydı. Yüzüne baktım. Pencereden süzülen gün ışığı ile parlayan sarı saçları yüzüne yapışmıştı. Dudakları hafif bir şekilde büzülmüş yanakları odanın ısısından kızarmıştı. Dudaklarım ufak bir şekilde kıvrıldı. Yüzüne yaklaşan elim yavaşça yapışan saçlarını yüzünden çekti ve yüzünü ortaya çıkardı. Güneş bu sefer beyaz tenine vurdu. Saçıyla aynı renkteki kirpikleri beyaz tenine yaprakların toprağa düşürdüğüne benzer bir gölge düşürüyordu. Ona bakarken dudaklarım bir süre o kıvrılmış halinde kalmaya devam etti. Deniz kızı gibiydi.

Varolmayan bir canlı kadar güzel.

Çünkü varolmayanı en güzel şekilde hayal edebilirdiniz.

Dudaklarım eski düz çizgi halini alırken yavaşça yataktan kalktım. Biraz kıpırdandı ama uyanmadı. Geç uyumuş olmalıydı. Onu bir türlü uyutmamıştım. Ayrıca odada bir koku vardı. Buram buram ciğerlerime dolan tatlı şekerli bir koku. Vira'nın kokusu. İçimdeki fırtınanın biraz daha dinmesini sağlıyordu bu koku. Hatta üstüme bile sinmiş gibiydi zira çok yakından geliyordu koku. O kadar yakın mı uyumuştuk?

Ona son kez bakıp uyandırmamaya çalışarak odadan çıktım. Sara'nın kahvaltı hazırladığını gördüm. Sessizce yanına ilerleyip kendime su doldurdum. Bakışlarını hissetsem de yere bakmaktan başka bir şey yapmadım. Düşündüğüm ve hissettiğim hiçbir şey yoktu. Delirmiş gibi hissediyordum. Tüm bedenim ve tüm hücrelerim uyuşmuş gibiydi. Suyumu içip bardağı tezgaha koydum. Koltuklardan birine ilerleyecekken "iyi misin?" Sorusu ile kendimi sorguladım. Omuz silkmekle yetindim. "Daha iyiyim." Diyebildim. Ama onun soruları bitmiş gibi duurmuyordu. "Vira? Vira ile mi uyudunuz?"

Bunu böyle açık ve birden soracağı aklıma gelmezdi ama sormuştu işte. Ne diyeceğimi bilemedim. Zaten karışık olan kafamla böyle soruları cevaplamak biraz şeydi...

Zor.

Göz göze geldik. Sara bana öyle bir baktı ki bu bir uyarıydı farkındaydım. Sadece onaylamak için başımı sallayabildim ve oturdum. Yeri izlemeye başladım. Benim çok sık yaptığım bir aktiviteydi. Alışıktım. Sessizlik kalbime sivri bir iğne batırıyordu. Hissedememek ve düşünmemek beni boğuyordu. Gerçekten deliriyordum. Kulağımda annemin çığlıkları uğulduyordu.
Ellerimi yumruk yaptım. Eğer yapmasaydım kulaklarıma bastırır kulaklarımdan kan gelene kadar öyle tutardım. Çok şükür ki kendime hakim olabildim.

Dakikalar sonra kolumda ıslak bir şey hissederek bakışlarımın yönünü değiştirdim. Vira'nın köpeği geceyi gördüm. Kim bilir ne kadardır yanımdaydı da yeni fark ediyordum. Onu yavaşça kucağıma alıp tüylerini okşamaya başladım.

Beyaz tüyleri siyah gözleri vardı.

Gece değil ama bir ay gibiydi.

Yumuşacıktı tüyleri.

Başına bir öpücük kondurdum. Bundan hoşlandı. Boynumu yaladı. Ayağı için onu tekrardan veterinere götürmemiz gerekiyordu. Bunu başka bir arkadaşımdan rica etmeyi düşünüyordum. Fazlasıyla görevimden uzaklaşmıştım.

Gece yavaşça kucağıma kıvrılmıştı. Onu gördüğümde aklıma kendi köpeğim geliyordu.
Onu uzun zamandır görmemiştim. Göreve başladığımdan beri. Gece'yi severken aslında onu ne kadar da özlediğimi fark ettim. Aç mıydı? Susuz muydu? Gerçi aç olamazdı. Askeriyeden arkadaşımla aynı evde kalıyorduk. Araları iyiydi. O hep mamasını koyardı. Zaten göreve gitseydi de bana haber verirdi.

Gece'yi sevmeye dalmışken adım sesleri ile arkama baktım. Vira uyanmıştı. Üstü başı karışmış saçları düzgündü ama biraz karışmıştı. Arka bahçenin cam kapısından vuran ışık yine ona gelmişti. Bu sefer ki yeşil gözlerine.

Telaşlı bir hali vardı. Neye bu kadar telaşlanmıştı. "Miran?" Benim için mi korkmuştu?

Benim için niye korksundu. Benim ki de laftı.

"Günaydın." Dedim aynı zamanda burada olduğumu cevaplayarak. Rahatladığını gördüm. Telaşlı bedeninin rahatlamasını gözlerimle gördüm. Koltuğa doğru yürüdü. Sanki görüyor gibiydi. Gören bana rağmen yolları daha iyi buluyor takılmadan ilerliyor hissediyordu.

Görmek için gözlerine ihtiyaç duymuyordu.

Boş olan yeri biliyormuş gibi oturdu hemen. Ellerini çok yaptığı gibi parmaklarını birbirine geçirerek dizlerine koydu. Ona tekrar teşekkür etmek istedim. Unutturup tekrar uyumamı sağladığı her bir kabusum için tekrar ve tekrar ona teşekkür etmek istedim. Öyle de yaptım.

"Teşekkür ederim Vira. Her şey için." Sesim oldukça mahcuptu. Çünkü ben mahcuptum. Mahcuptum Çünkü ben delirmiştim. Bir şey demesini bekledim ama çoğu zaman olduğu gibi cevapsız kaldı. Sadece o yüzündeki belli belirsiz memnun ifadeyi gördüm. Bir anlıktı.

"Vira elini yüzünü yıka da kahvaltıya geçelim."

Vira Sara'yı Onaylayarak kalktı ve yanımızdan ayrıldı. Ben hala yerimde otururken Sara bu sefer bana seslendi "e hadi gelsene." Başımı sallayarak reddettim. "Ben yemeyeceğim."

"Neden"
"Canım istemiyor. Sağol."

Üstelemedi. Masaya oturup kendine bir çay koydu ve Vira'yı beklemeye başladı. Kucağımda uyuyan Gece gibi ben de uyuyakalmıştım kısa süre sonra.

Gece boyu beni uyutmayan kabuslarımın sonucuydu.

☀️

Bir çığlık sesi yükseldi yakınlardan. Annemin sesiydi. Biliyordum. Gözlerimi yavaşça açtım. Etrafa baktım. Nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Etrafım bomboş bir arazi. Kimse yok. Sadece sesler var. Yalvarma sesleri. Ağlama sesleri. Çığlık sesleri.

Koşuyorum.

Gözlerimle etrafı arıyorum.

Kimse yok.

Ben gittikçe sesler uzaklaşıyor. Dizlerim titriyor. Gözlerimden birbir gözyaşları dökülüyor. Bir ses geliyor. Gök gürüldüyor. Gözlerimi sıkıca yumuyorum. Koşmaya devam ediyorum. Hiçbir şey yok. Kimse yok. Bulamıyorum. Arıyorum ama ne annemi görüyorum. Ne de baba demeye bin şahit isteyen adamı. Titrediğimi hissederek kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum. Hayır sakinleşemiyorum.

Düşüyorum. Kalkmaya çalışıyorum kalkamıyorum. En sonunda kalkıyorum ve tekrardan yere kapaklanıyorum bu böyle devam ediyor. Sanki bir döngüdryim. Kapana kısılmışım. Sonsuzluk içinde kaybolmuşum.

Kan görüyorum. Sonunda kalkabiliyorum. Gördüğüm kana dogru ilerliyorum. Çığlıkların kesildiğini fark ediyorum.

☀️

VİRA

uyuyakaldığı koltukta tir tirtitreyerek kabus gören Miran'a baktım. Aynı zamanda Sara da benimle beraber o bakıyordu. Ona anlam veremese de ben gece boyu onun kabuslarıyla yüzleştiğim için daha aşinaydım. Hemen oturduğum yerden kalkıp yanına gittim. Bedenini dürtmeye başladım. "Miran" ismini sürekli yinelerken bir anda gözlerini açtı.

Cin görmüş gibi yüzüme baktı. Yüzündeki o ifade yavaş yavaş dağılırken etrafa bakıp nerede olduğunu iyice teyit etti. Kalbim paramparça parça oldu. Bana o kadar şey olmuşken hiçbiri kalbimi bu kadar acıtmamıştı.

"İyiyim." Diye mırıldandı. İyi gibi gözükmüyordu. Hatta hiç iyi gözükmüyordu. Bunu ona söylemedim. "İstersen bir yüzünü yıka." Yüzünde yine o donuk ifade vardı. Başını sallayıp banyoya ilerledi. Sara da onun arkasından bakarken şok olmuş bir haldeydi. "Düşündüğümden çok daha kötü şeyler yaşamış." Haklıydı. Öyleydi. Dünden beri aklımda olan şeyi bu sefer dışımdan geçirdim. "Bu yeni bir şey değil Sara. Daha önce de bunu yaşamış olmalı. Acaba hiç psikoloğa gitti mi?"

"Eğer gitmediyse büyük hata yapmış olur."
"Babamı arar mısın?"
"Neden?"

"Ara hadi." Diye üsteledim yalnızca.

Anlamasa da ikiletmedi. Arayıp verdi telefonu bana. Telefon çaldı çaldı ve çaldı. Açmayacak sandım. Çünkü çoğu zaman açamazdı. Telefonu son çalışınca actı.

"Sara? Vira iyi mi?" Umurunda mıydım acaba?

Şuan konunun ben değil Miran olduğunu kendime hatırlatıp bu sorularımı sonraya bıraktım. "Miran." Dedim. "Hiç psikolojik destek aldı mı, bir bilgin var mı?"

Sessizlik.

☀️