ASIRLIK AŞKIM kitap kapağı

4. bölüm / 11

ASIRLIK AŞKIM

BÖLÜM 4: İki Saatlik Sessizlik

Vaveyla Yazarı: G D Ş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: BÖLÜM 4: İki Saatlik Sessizlik

BÖLÜM 4:
İKİ SAATLİK SESSİZLİK

Pazar sabahının ilk ışıkları, gizli odanın pencerelerinden içeri süzülürken Sihra gözlerini yavaşça araladı. Odanın içindeki o derin sessizliğin ortasında bakışları hemen yan taraftaki koltuğa kaydı. Akın, üzerinde battaniyesiyle, bacaklarını uzatmış ve kollarını göğsünde bağdaş yapmış bir halde orada uyuyordu. Sihra, onun bu korumacı ve rahatsız pozisyondaki halini görünce içinden tarif edemediği bir sıcaklığın geçtiğini hissetti. Yataktan parmak uçlarına basarak, hiç ses çıkarmamaya özen göstererek sessizce kalktı. Lavaboya gidip elini yüzünü yıkadı; ancak vücuduna aniden tekrardan o hastalığın getirdiği ağır yorgunluk çökünce geri yatağa dönmek zorunda kaldı. Yatağa uzanıp yan döndü ve yorgun gözlerle koltukta uyuyan Akın’a doğru bakmaya başladı. Onu sessizce, dikkatle izliyordu.
Kısa bir süre sonra Akın da gözlerini yavaşça açtı ve bakışları doğrudan yatakta kendisine bakan Sihra’ya odaklandı. Sihra, adamın uyandığını görmesine rağmen gözlerini ondan ayırmadı; Akın da aynı şekilde kızın gözlerinin içine baktı. Bir süre, pazar sabahının o dingin sessizliğinde hiçbir şey demeden, sadece birbirlerinin gözlerinde kaybolarak o şekilde baktılar. İkisi de konuşmadı. Odanın havasını kaplayan şey, kelimelere dökülmeyen huzurlu ve yoğun bir andı.
Nihayet Akın üzerindeki battaniyeyi kenara çekerek ayağa kalktı. Adımlarını yatağa doğru yöneltip Sihra’nın yattığı yerin kenarına oturdu. Elini uzatıp kızın alnına yerleştirdi, ateşini kontrol etti. Ateşinin tamamen düşmüş olduğunu ve teninin normal sıcaklığına döndüğünü fark edince yüzündeki gerginlik yerini büyük bir rahatlamaya bıraktı.
"Daha iyi misin?" diye sordu, ses tonundaki o centilmen merakla.
Sihra, yatağın içinde hafifçe kıpırdanarak yorgun bir ses tonuyla, "Sen uyurken bir lavaboya kalktım," diye fısıldadı. "Ama vücuduma ani bir ağırlık çökünce yatağa geçtim geri."
Akın, onun bu halsizliğini görerek hemen ayağa kalktı. "Bekle, sana bir şeyler hazırlayacağım şimdi," dedi. Lavaboya geçip elini yüzünü yıkadıktan sonra, gizli odanın küçük mutfak tezgahında Sihra için bir şeyler hazırlamaya koyuldu. İşini bitirince yatağa döndü, Sihra’yı yatak başlığına doğru oturur pozisyona getirdi ve hazırladığı tepsiyi yatağın üzerine bıraktı. Tıpkı dün yaptığı gibi, yatağın kenarına oturup yemeği elleriyle ona yedirmeye başladı.
Sihra, hayatı boyunca böyle karşılıksız bir ilgiye ve şefkate alışık olmadığı için içten içe büyük bir mahcubiyet yaşadı. Birkaç lokmanın ardından, "Teşekkür ederim, baktığınız için bana gerçekten," dedi ve daha fazla yük olmak istemeyerek çatalla kaşığı ellerinin arasına aldı. "Ben hallederim," diyerek kendi yemeye başladı. Utancından yanaklarının hafifçe kızardığını hissedince, bu yoğun atmosferi dağıtmak için aceleyle konuyu değiştirmeye çalıştı. Başını tabaktan kaldırıp, "Akın Bey, kahvaltımı ettikten sonra ben gitsem iyi olur. Size minnettarım, daha fazla yük olmak istemiyorum" demek mecburiyetinde hissetti.
Akın, kızın bu tavrı karşısında; yüzünde yumuşak, son derece ilgili bir ifade belirdi. "Olmaz öyle ben bırakırım seni," dedi, sesindeki o sakin ve korumacı tınıyı koruyarak. Sihra kafasını sallayıp onaylamakla yetindi sadece…
Sihra kahvaltısını bitirdikten sonra yataktan kalktı. Akın'ın onun için banyoya bıraktığı, yıkanmış ve tamamen temizlenmiş olan kendi kıyafetlerini üzerine geçirdi. Ressam şapkasını da başına taktıktan sonra gizli odadan çıktılar. Binadan ayrılıp Akın’ın arabasına bindiler ve KYK yurdunun yolunu tuttular. Markanın ofisi ile Sihra’nın kaldığı yurt arasındaki mesafenin yaklaşık iki saat sürdüğünü ikisi de biliyordu. Arabanın içindeki o kapalı alanda, yol boyunca ilerlerken Akın, yan koltuğunda oturan bu gizemli kızı daha yakından tanımak istedi. İçinde, bugüne kadar hiçbir kadına karşı beslemediği kadar büyük bir merak uyanmıştı.
Akın direksiyonu kırarken, yan gözle Sihra’ya baktı ve şakayla karışık hafif bir gülümsemeyle, "Anlat bakalım, hasta olmadan önce neler yapıyordun?" diye sordu.
Sihra, onun bu sempatik sorusuna karşılık vererek hafifçe gülümsedi. "Yani genel olarak üniversite, staj için işte sizin şirkete başlamıştım. Siz de görüyorsunuz, daha ilk günümde hasta oldum."
Akın, yoldan gözünü ayırmadan gülümsedi. " Okur böyle şeyler. Ama gerçekten bana ilkleri yaşattın. Ben daha önce kimseyle bu şekilde ilgilenmiştim! İlk kez bir kadının ateşini düşürdüm, hastayken başında bekledim." Kısa bir sessizliğin ardından ses tonuna daha ciddi ama samimi bir hava katarak ekledi: "Neyse, konusu açılmışken bir şey daha belirtmek istiyorum. O uyuduğun oda meselesi aramızda kalırsa sevinirim. Çünkü şirkette orayı açıkçası kimse bilmiyor. Benim dışımda oraya adım atan tek kişi de sensin."
Sihra, mahçup bir ifadeyle başını sallayarak, "Tabii ki de kimseye söylemem, zaten anlatmayı düşünmüyordum," diye yanıt verdi.
Akın, içindeki o anlamlandıramadığı yoğun ilgiyi ve özel alakayı biraz kurumsal bir kibarlıkla örtmeye çalışarak, "Teşekkür edilecek bir şey yok, kim olsa aynı şeyi yapardı," diyerek durumu kıvırmaya çalıştı. Elbette Akın merhametli ve iyi bir insandı, yardıma ihtiyacı olan birine sırtını dönmezdi; ancak Sihra’ya karşı hissettiği şey sadece basit bir yardımcı olmak değildi. İçinde hem büyük bir çekim hem de çözmek istediği derin bir merak barındırıyordu.
Arabayı şehrin caddelerinde sürmeye devam ederken, sohbeti ilerletmek için, "İstanbul’da mı yaşıyorsun, yoksa başka bir ilden mi geldin? Neden KYK yurdunda kalıyorsun?" gibi sorular sordu.
Akın için bunlar sıradan, ufak tefek tanışma sorularıydı; ancak yan koltukta oturan Sihra için bu kelimeler, hayatının en derin ve anlatılması en zor sayfalarını aralayacak soruların başlangıcıydı. İnsanlar ona "Nereden geldin, ailen nerede?" gibi sorular sorduğunda, herkesin tek bir kelimeyle kolayca vereceği cevaplar Sihra’nın dünyasında devasa bir ağırlığa dönüşüyordu. Sihra, yetiştirme yurdunda büyümüş olmaktan hiçbir zaman utanmamıştı. Aksine, orada çok güzel anılar biriktirmiş, hala bağını koparmadığı çok değerli arkadaşlıklar edinmişti ve geçmişiyle gurur duyuyordu. Fakat hayatını, o duvarların arkasındaki yalnızlığını insanlara anlatmayı pek sevmediği halde, maalesef çoğunlukla bu durumla karşılaşmak ve açıklama yapmak zorunda kalıyordu.
Sihra hemen cevap vermedi. Bakışlarını arabanın yan camına çevirip dışarıyı izlerken derin bir sessizliğe gömüldü. Söylese mi söylemese mi diye içinden tarttı. Artık o yurttan çıkmıştı, orası geçmişte kalmıştı ama bu etiket bir gölge gibi her zaman üzerine yapışıyordu: "Yetiştirme yurdunda mı büyüdün?" Bir insanın çocukken annesi ya da babası vefat ettiğinde, bu durum bir yerden sonra onun ana etiketi olmaktan çıkabiliyordu; fakat yetiştirme yurdu, bir insan elli yaşına da gelse bir türlü üzerine yapışan o etiket olmaktan çıkamıyordu.
Akın, kızın aniden sessizleştiğini ve bakışlarının uzaklara daldığını fark etti. Sorduğu sorunun onu rahatsız ettiğini ya da üzerine gitmemesi gereken hassas bir noktaya değdiğini sezerek centilmence diretmedi. O da sustu ve arabadaki sessizliğe saygı gösterdi. Yolun kalan kısmında atmosferdeki o ağır havayı dağıtmak için elini uzatıp radyoyu açtı.
Radyoda, eski ve hüzünlü bir melodi olan "Göçmen Kızı" şarkısı çalmaya başladı.
"Ben bir göçmen kızı gördüm Tuna yolunda..." diye yükseldi ses hoparlörlerden.
Bu şarkı, Sihra’nın dünyasında çok derin ve özel bir anlam taşıyordu. Şarkının her bir kelimesi, ona kendi hayatını ve içindeki o gururlu duruşu hatırlatıyordu. Sihra, başını cama yaslamış bir halde hatıraların tozlu sayfalarına doğru derin bir yolculuğa çıkmışken, arabanın içini dolduran o naif melodi, Sihra'nın kulağının arkasında tüm çıplaklığıyla çalmaya devam ediyordu:
"Ben bir göçmen kızı gördüm
Tuna boyunda
Elinde bir deste gül var
Hasret koynunda...
Doğru söyle göçmen kızı annen var mıdır?
Ne annem var ne babam var Kalmışım öksüz...
Sen bir öksüz ben bir garip alayım seni alayım da gurbet elde sarayım seni..."

Akın, direksiyonu tutarken sessizce yan koltuğa, şarkının sözleri arasında gözleri dolan ama dik duruşundan milim ödün vermeyen Sihra’nın yüzüne baktı. Kızın bu gizemli sessizliği ve şarkının arabanın içine bıraktığı o hüzünlü büyü, aralarındaki o yoğun çekimin üzerine adeta asırlık bir mühür gibi kazındı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

197okunma 101beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.