AŞİRET E GELİN kitap kapağı

8. bölüm / 11

AŞİRET E GELİN

8

Vaveyla Yazarı: İpoli İpoli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 8

Soykan Konağı'nın geniş avlusu o akşam ışıklarla süslenmiş, taş duvarların önüne renkli minderler yerleştirilmişti. Uzun sofralar yöresel yemeklerle donatılmış, avlunun bir köşesinde yerini alan saz ekibi geceye hazırlanmıştı. Eren ile Deren'in kınasından önce düzenlenen sıra gecesi için iki aile de konağa gelmişti.
Zerda, bordo elbisesinin eteklerini düzelterek avlunun kenarındaki minderlere oturdu. Önündeki küçük masadan bir bardak çay aldı ve rahatça arkasına yaslandı. Bu gece tek istediği, kimseyle uğraşmadan abisinin mutluluğunu izlemekti.
Biraz ileride Eren, arkadaşlarıyla şakalaşıyordu.
"Ula, yarın benim kınam var. Bu gece beni üzmeyin, ne istiyorsanız söyleyin!"
Arkadaşlarından biri kahkaha attı.
"Sen önce Deren'e sor bakalım, yarından sonra bu kadar rahat konuşabilecek misin?"
Eren elini havaya kaldırdı.
"Benim evde sözüm geçer!"
Tam karşısında oturan Rıza gülerek araya girdi.
"Hele bir evlen de görelim kimin sözü geçiyor!"
Avludakiler kahkahaya boğuldu. Eren, babasına dönüp itiraz edecek olduysa da söyleyecek söz bulamadı.
Zerda, çayından bir yudum alırken abisinin hâline gülmeye başladı. Eren onu fark edince parmağını kardeşine doğrulttu.
"Sen de gül bakalım! Yarın bir gün senin başına gelince ben de böyle güleceğim."
Zerda, masum bir ifadeyle omuz silkti.
"Ben ne yaptım abi? Kendin söyledin, biz de dinliyoruz."
"Senin dilin de kendin gibi!"
Zerda kahkahasını tutamadı.
"Allah seni bildiği gibi yapsın!"
Deren, kadınların oturduğu taraftan onları izlerken gülümseyerek Zerda'nın yanına geldi. Elinde küçük bir tabak vardı. Zerda'nın yanına oturup tabağı masaya bıraktı.
"Abin bu gece de kendini rezil etmeden duramayacak galiba."
Zerda başını iki yana salladı.
"Eren abi olduğu sürece bu konakta sıkılmamız mümkün değil."
"Yarın kınada da böyle yaparsa hiç şaşırmayacağım."
"Yarın daha beterini yapar. Sen şimdiden kendini hazırla."
İkisi gülüşürken saz ekibinden birinin sesi duyuldu.
"Haydi ağalar, bu gece türkü dinlemeye geldik! İsteyen eşlik etsin, isteyen de halaya kalksın!"
Bağlamanın sesi avluya yayıldı. Büyükler kendi aralarında sohbete devam ederken gençler müziğe eşlik etmeye başladı.
Eren, Deren'in elinden tutarak ayağa kalktı.
"Hanımefendi, benimle bir halay çeker misiniz?"
Deren gülerek ayağa kalktı.
"Seninle çekmemek mümkün mü?"
Eren onu avlunun ortasına götürdü. Birkaç arkadaşı da onlara katılınca halay halkası oluştu.
Zerda, minderinde oturmaya devam etti. Çayını masaya bırakıp abisini izledi. Eren, halayın başında kendinden emin adımlar atarken bir yandan da etrafındakilere takılıyordu. Bir ara ayağı ritmi şaşırınca yanındaki arkadaşı omzuna vurdu.
"Ula Eren, daha evlenmeden ayağın birbirine dolandı!"
Eren hiç istifini bozmadı.
"Ben ritmi değil, sizi deniyorum. Bakalım kim ayak uydurabilecek!"
Zerda gülmekten başını öne eğdi. Gözlerinden yaş gelecek kadar gülüyordu.
Tam o sırada Karan, babasıyla yaptığı sohbeti bitirip avlunun diğer tarafından geçti. Bakışları, kahkahalarla gülen Zerda'ya takıldı.
Zerda'nın yüzündeki o rahat ifadeyi daha önce pek görmemişti. Kendisine karşı her zaman mesafeli duran genç kadın, abisini izlerken bambaşka görünüyordu.
Karan, avlunun kenarındaki boş mindere oturdu. Yanına gelen Firaz, abisinin baktığı yöne göz gezdirip hafifçe sırıttı.
"Ne oldu abi, türküleri mi beğenmedin?"
Karan gözlerini Zerda'dan ayırmadı.
"Gayet güzel."
Firaz onun bakışlarını takip edince ne demek istediğini anladı ama sesini çıkarmadı. Bir süre sonra Zerda başını çevirdiğinde Karan'ı karşısında otururken gördü.
Gülümsemesi biraz azaldı ama yüzünü ekşitmedi. Başını hafifçe eğerek selam verir gibi yaptı, ardından yeniden abisine döndü.
Karan bu küçük hareketi fark etmişti.
Ne bir konuşma başlatmaya çalıştı ne de yanına gitti. Sadece oturduğu yerden geceyi izledi.
Bir süre sonra Eren halaydan ayrılıp ter içinde Zerda'nın yanına geldi. Kendini mindere bırakarak kardeşinin çayından bir yudum aldı.
Zerda şaşkınlıkla bardağa baktı.
"Abi, o benim çayım!"
Eren hiç aldırmadı.
"Kardeşinin çayı kardeşinin abisinin çayıdır."
"Ne güzel dünya! Her şey senin olsun zaten."
Eren kolunu kardeşinin omzuna attı.
"Sen de benim ol, yeter."
Zerda gülümseyerek başını abisinin omzuna yasladı.
"Ben zaten hep senin kardeşinim."
Eren'in yüzündeki şakacı ifade yumuşadı. Kardeşinin saçlarını okşayıp alnına bir öpücük kondurdu.
"İyi ki varsın, güzelim."
Zerda başını kaldırıp ona baktı.
"Sen de iyi ki varsın, abi."
Karan, uzaktan bu manzarayı izlerken sessiz kaldı. Eren'in Zerda'ya olan düşkünlüğünü anlamak zor değildi. Genç kadın, abisinin yanında kendini güvende hissediyor; hiçbir şey düşünmeden gülebiliyordu.
Karan'ın aklından tek bir düşünce geçti.
Bir gün benim yanımda da böyle rahat gülebilecek mi?
O sırada saz ekibi yeni bir türküye başladı. Eren yeniden ayağa kalkıp arkadaşlarının yanına koştu. Zerda da arkasından seslendi.
"Abi, bu sefer düşersen seni kaldırmaya gelmem!"
Eren uzaktan el salladı.
"Sen merak etme, ben düşmem!"
Daha birkaç adım atmıştı ki halaydaki arkadaşının omzuna çarptı. Zerda yeniden kahkahaya boğuldu.
Karan, gözlerini ondan ayırmadan hafifçe gülümsedi.
Sıra gecesi bütün neşesiyle devam ederken Zerda, önündeki boş çay bardağını fark edip yerinden kalktı. Abisi Eren, arkadaşlarıyla halayın başında eğleniyordu. Zerda onların hâline gülümseyerek konağa doğru yürüdü.
Mutfağa girdiğinde tezgâhtaki çaydanlığa uzandı. Bardağına çay doldurmak üzereyken arkasından gelen sesle başını çevirdi.
"Tek başına ne yapıyorsun burada, güzelim?"
Eren'in arkadaşlarından biri kapıdan içeri girmişti. Zerda onu tanıyordu ama aralarında bir samimiyet yoktu.
"Çay alıyorum. Görmüyor musun?"
Genç adam gülerek birkaç adım yaklaştı.
"Vallahi şu güzel yüzünle insanın aklını alıyorsun. Bir de gülümseyiversen ne olur?"
Zerda, çaydanlığı yerine bıraktı.
"Sen işine bak. Benim seninle konuşacak bir şeyim yok."
"Niye böyle tersliyorsun? Güzelim dedik, suç mu işledik?"
"Ben sana benimle böyle konuşma dedim mi, demedim mi?"
Zerda bardağını eline alıp mutfaktan çıkmak istedi. Ancak genç adam önüne geçerek kolundan tuttu.
"Bir dakika, hemen nereye? İki laf ediyoruz şurada."
Zerda, kolunu sertçe çekip kurtardı. Yüzündeki öfke bir anda belirginleşti. Elini kaldırıp parmaklarındaki yüzükleri gösterdi.
"Bunlar süs değil! Benden uzak dur. Benden uzak durmazsan ciğerini söker, eline veririm!"
Genç adam önce Zerda'nın eline, sonra yüzüne baktı. Ardından kahkaha attı.
"Ula, sen ciddi misin? Ne yapacaksın, yüzüklerinle mi döveceksin beni?"
Zerda'nın gözleri öfkeyle parladı.
"Sen benim kim olduğumu bilmiyorsun galiba."
"Gayet iyi biliyorum. Karan Korhan'ın nişanlısısın." Adam alaycı bir gülümsemeyle başını eğdi. "Ama ortada nikâh yok, güzelim. Nişan bozulur, olur biter. Ben kabul ederim, benim açımdan sıkıntı yok."
Zerda'nın yüzündeki ifade buz kesti.
"Sen ne biçim bir adamsın?"
"Ne var? Biraz hoşuma gittin diye suçlu mu oldum?"
Zerda daha fazla dayanamadı. Elini kaldırıp adama tokat atmak üzereyken—
"Zerda!"
Kapıdan gelen sert sesle ikisi de başını çevirdi.
Karan kapıda duruyordu. Yüzündeki öfke, alışılmış soğukkanlılığını bile gölgede bırakmıştı. Bakışları önce Zerda'nın havada kalan eline, sonra kolunu tutmuş olan adama kaydı.
Bir an boyunca mutfakta çıt çıkmadı.
Karan, gözlerini Zerda'ya çevirdi.
"Sen çık."
Zerda nefes nefese kalmıştı. Elini yavaşça indirdi ama yerinden kıpırdamadı.
"Karan, bu adam—"
Karan'ın sesi bir kez daha yükseldi.
"Zerda, dışarı çık dedim."
Zerda dişlerini sıktı. Adama öfkeyle bir bakış attıktan sonra Karan'ın yanından geçerek mutfaktan çıktı.
Karan, genç adamla baş başa kaldığında kapıyı arkasından kapattı.
Yüzündeki ifade değişmemişti.
"Şimdi seninle konuşacağız."
Karan, mutfak kapısını arkasından kapattığında adamın yüzündeki alaycı gülümseme hâlâ silinmemişti. Tezgâha yaslanıp kollarını göğsünde birleştirdi.
"Ne oldu Korhan? Sen de mi nişanlının gönlünü çelmeye geldin?"
Karan'ın çenesi kasıldı. Adamın karşısına ağır adımlarla ilerledi.
"Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin?"
Adam umursamazca omuz silkti.
"Alt tarafı iki laf ettik. Bu kadar büyütmeye gerek yok."
"İki laf mı?" Karan'ın sesi buz gibiydi. "Kadının istemediğini bile bile kolundan tutuyorsun, bir de yüzsüz yüzsüz karşısında dikiliyorsun. Sen kendini ne sanıyorsun?"
"Senin karın bile değil daha."
Karan'ın sabrı o anda tükendi.
"o kadın benim karım olacak benim Yüzüğümü taşıyor"
Bi yumruk geçirdi.
"Bir daha Zerda'nın adını ağzına alırken iki kere düşüneceksin!"
Sözünü bitirir bitirmez yumruğunu adamın yüzüne geçirdi. Adam geriye sendeleyip tezgâha çarptı, elini yüzüne götürdü. Karan ise bir adım daha yaklaşıp gömleğinin yakasından tuttu.
"Bu sana ilk ve son uyarım. Zerda'dan uzak duracaksın. Onu bir daha rahatsız ettiğini duyarsam, karşında beni bulursun. O zaman böyle konuşarak kurtulamazsın. Anladın mı?"
Adam, Karan'ın sert bakışları karşısında yutkundu. Az önceki küstah tavrından eser kalmamıştı.
"Tamam, tamam. Bir daha yaklaşmam."
Karan yakasını bıraktı.
"Şimdi defol git!"
Adam mutfaktan başını öne eğerek çıkarken Karan birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Yumruğunu sıktı, sonra derin bir nefes alıp yüzündeki öfkeyi bastırmaya çalıştı. Ardından kapıyı açıp salona döndü.
Zerda, biraz önce oturduğu yere yeniden yerleşmişti. Sıra gecesinin ezgileri konağın geniş salonunu dolduruyor, erkeklerin kahkahaları müziğe karışıyordu. Herkes eğleniyor, sohbet ediyor, önlerindeki çayları yudumluyordu.
Ama Zerda'nın aklı mutfakta kalmıştı.
Karan içeride adama ne yapıyordu? Acaba kavga mı etmişlerdi? Ya o adam yeniden karşısına çıkarsa?
Parmaklarını birbirine geçirip durdu. Bir ara başını kaldırarak mutfak kapısına baktı. Tam o sırada kapı açıldı.
Karan içeri girdi.
Yüzü her zamanki gibi sertti. Hiçbir şey olmamışçasına kalabalığın arasından geçip Zerda'nın yanına geldi ve boş yere oturdu.
Zerda göz ucuyla ona baktı ama bir şey sormadı. Merakını belli etmek istemiyordu.
Karan, etraftakilerin kendi sohbetlerine daldığından emin olunca Zerda'ya doğru eğildi. Sesini yalnızca onun duyabileceği kadar alçalttı.
"Her şeyi duydum ve gördüm. Sen eğlenmene bak, senlik bir durum yok."
Zerda bir an ona döndü. Karan'ın yüzünde öfkenin izleri hâlâ duruyordu ama sesinde Zerda'ya karşı en ufak bir suçlama yoktu.
Genç kadın onun gözlerine birkaç saniye baktı. İçindeki gerginlik yavaşça dağıldı. Karan'ın kendisini sorguya çekmesini, hesap sormasını ya da başına gelenlerden dolayı onu suçlamasını beklemişti.
Ama Karan yalnızca ne olduğunu bildiğini söylemişti.
Zerda'nın dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme belirdi.
Hiçbir şey söylemeden yeniden önüne döndü. Önündeki çay bardağını eline alırken yüzündeki gülümsemeyi saklamaya çalıştı.
Karan, onun bu sessiz tepkisini fark etti. Bir süre Zerda'ya baktıktan sonra bakışlarını salona çevirdi.
Zerda ise ilk kez o gece, içindeki huzursuzluğun yerini hafif bir rahatlamaya bıraktığını hissetti.
Bunu Karan'a belli etmeye hiç niyeti yoktu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.