AŞİRET E GELİN kitap kapağı

2. bölüm / 11

AŞİRET E GELİN

2

Vaveyla Yazarı: İpoli İpoli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 2

Korhan Konağı’nın geniş salonunda iki aile karşılıklı oturuyordu. Masanın üzerinde duran kahveler çoktan soğumuş, herkesin dikkati Mahir Korhan’a çevrilmişti.
Mahir, bakışlarını önce oğlu Karan’a, ardından karşılarında oturan Rıza Soykan’a çevirdi.
“Allah’ın izniyle bugün çocuklarımızın yüzüklerini takalım, sözlerini keselim istiyoruz.” dedi. Ardından hafifçe gülümsedi. “Ama bizim gönlümüzden geçen yalnızca söz değil. Nişanla düğünü de bir an önce yapalım. Çocuklarımızın yuvasını kuralım.”
Zerda’nın kalbi sıkıştı.
Yanında oturan Karan, yüzünde en ufak bir tereddüt olmadan babasını dinliyordu. Sanki birazdan verilecek kararın kendi hayatıyla ilgili olduğundan değil de sıradan bir mesele konuşuluyormuş gibi sakindi.
Zerda ise ne yapacağını bilmiyordu.
Yavaşça başını çevirip abisi Eren’e baktı. Gözlerinde sessiz bir yardım isteği vardı.
Eren, kardeşinin bakışlarını yakalayınca kaşlarını çattı.
“Bir dakika.” dedi kararlı bir sesle. “Önce söz kesilsin. Nişanla düğün için acele etmeye gerek yok.”
Mahir, Eren’e döndü.
“Ne demek istiyorsun evlat?”
Eren, Zerda’nın elini tuttu.
“Benim nişanım bu hafta, düğünüm de bir ay sonra. Önce benim işim bitsin. Ondan sonra Zerda’nın nişanını da düğününü de konuşuruz.”
Zerda, abisinin elini biraz daha sıkı tuttu. İçinde bir nebze olsun rahatlama hissetmişti. Eren’in kendisini düşündüğünü biliyordu.
Rıza Soykan da söze girdi.
“Eren haklı. Zaten bu hafta nişanı var, bir ay sonra da düğünü olacak. Önce onun mürüvvetini görelim.” Ardından bakışlarını Karan’la Zerda arasında gezdirdi. “Bu arada çocuklar birbirlerini tanırlar. Sonra nişanlarını yapar, düğünlerini de uygun bir vakitte gerçekleştiririz.”
Karan’ın çenesi hafifçe kasıldı.
Zerda’nın kendisini tanımaya ihtiyacı olduğunu düşünecek değildi. Ona göre bu evlilik kararı çoktan verilmişti. Fakat Rıza’nın sözlerine karşı çıkmadı.
Yalnızca başını babasına çevirdi.
“Nasıl uygun görüyorsanız.” dedi soğukça.
Zerda, bu sözleri duyunca yeniden Karan’a baktı. Adamın yüzündeki ifadesizlik, içindeki huzursuzluğu daha da büyütüyordu.
Mahir başını salladı.
“Öyleyse bugün sözümüzü keselim. Yüzükler takılsın, gerisi zamanı gelince konuşulur.”
Rıza da onaylayınca salonda hazırlık başladı. Birkaç dakika sonra yüzükler getirildi. Aile büyükleri yerlerinden kalkarken Zerda’nın elleri buz kesmişti.
Eren, kulağına eğildi.
“Merak etme, Zerda. Ben yanındayım.”
Zerda cevap veremedi. Çünkü karşısında duran Karan, gözlerini bir an bile üzerinden çekmiyordu.
Karan elini uzattığında Zerda istemeye istemeye elini onun avucuna bıraktı.
Yüzükler parmaklarına takıldı. Kırmızı kurdele kesildi, büyükler hayırlı olsun dileklerini sıraladı.
Herkes mutluydu.
Herkes, iki ailenin yeni bir başlangıç yaptığını düşünüyordu.
Bir tek Zerda, parmağındaki yüzüğe bakarken kendi hayatının artık kendisine ait olmadığını hissediyordu.
Karan ise eğilip yalnızca onun duyabileceği kadar alçak bir sesle konuştu:
“Bundan sonra kaçacak bir yerin yok, Zerda Soykan.”
Zerda başını kaldırıp gözlerinin içine baktı.
“Yanılıyorsun, Karan Korhan. Aynı yüzüğü takmak, beni sana ait yapmaz.”
Karan’ın dudaklarında belli belirsiz, sert bir gülümseme belirdi.
“Bunu zaman gösterecek.”
Zerda elini avucundan çekti.
Ve o an, ikisi de bu evliliğin yalnızca iki ailenin birleşmesi olmayacağını anlamıştı.
Aradan Bi kaç gün geçmişti. Beklenilen gün gelmişti. Erenin nişanı.
Soykan Konağı o akşam ışıl ışıldı. Avlunun dört bir yanı süslenmiş, misafirler için uzun masalar hazırlanmıştı. Eren ile Deren’in nişanı için iki aile de günlerdir hazırlık yapıyordu.
Zerda, odasının aynasının karşısında durup son kez kendine baktı.
Üzerindeki kahverengi kısa elbise, zarif kesimiyle vücuduna oturuyordu. Saçlarını açık bırakmış, hafif bir makyajla yüzünü ön plana çıkarmıştı. Küçük küpelerini taktıktan sonra çantasını eline aldı.
Kapıyı açıp merdivenlerden aşağı inerken annesi Selma onu gördü.
“Maşallah benim kızıma. Pek güzel olmuşsun.”
Zerda gülümsedi.
“Teşekkür ederim anne.”
“Haydi bakalım, bu akşam abinin en mutlu günü. Suratını asmak yok.”
“Merak etme, anne. Abimin mutluluğunu bozacak değilim.”
Zerda, son günlerde yaşadığı sıkıntıları bir kenara bırakmaya çalışıyordu. En azından bu akşam Eren için mutlu olmak istiyordu.
Avluya çıktığında müzik çoktan başlamıştı. Misafirler sohbet ediyor, kadınlar kendi aralarında gülüşüyor, gençler pistin etrafında toplanıyordu.
Zerda, gözleriyle abisini aradı. Eren, Deren’in yanında durmuş gelen misafirlerle ilgileniyordu. Kardeşini görünce yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi.
“Gel buraya, küçük hanım!”
Zerda yanlarına gidip abisine sarıldı.
“Çok yakışmışsınız birbirinize.”
Eren kardeşinin alnına bir öpücük kondurdu.
“Sen de pek güzel olmuşsun. Ama dikkat et, bu akşam taliplerin çoğalmasın.”
Zerda gözlerini devirdi.
“Abi, başlama yine.”
Deren kahkaha attı.
“Eren, bırak kızı. Daha nişanımızın başında kaçıracaksın herkesi.”
Üçü birlikte gülerken avlunun girişinde bir hareketlilik oldu.
Korhan ailesi gelmişti.
En önde Mahir Korhan, yanında eşi Zühre ve oğulları yürüyordu. Karan ise siyah takım elbisesiyle ağır adımlarla ilerliyordu. Her zamanki gibi yüzünde sert, mesafeli bir ifade vardı.
İçeri girerken bakışları istemsizce Zerda’yı buldu.
Bir an duraksadı.
Kahverengi elbisenin içinde duran genç kadın, kalabalığın arasında hemen dikkat çekiyordu. Açık bıraktığı saçları omuzlarına dökülmüş, yüzünde abisinin nişanı için taşıdığı içten bir gülümseme vardı.
Karan birkaç saniye boyunca ona baktı.
Sonra bakışlarını çekip babasının yanına geçti.
Ona güzel olduğunu söyleyecek değildi. Hele bunu kendisine bile itiraf etmeye niyeti yoktu.
Zerda ise Karan’ın geldiğini fark etmişti. Yüzündeki gülümseme bir anlığına silinse de yeniden abisine döndü.
Bu gece onun gecesiydi.
Karan, babasıyla birlikte aile büyüklerinin yanına geçti. Bir süre sonra gençler pistin etrafında toplanmaya başladı. Müzik hızlanırken Zerda da Deren’in elinden tutup dans etmeye gitti.
Kahkahalar atıyor, arkadaşlarıyla eğleniyordu.
Karan, avlunun diğer tarafında Mahir’le konuşuyordu. Ancak konuşmanın ortasında gözüne takılan bir şey dikkatini dağıttı.
Zerda’nın yakınında duran genç adamlardan biri ona bir şey söylemiş, Zerda da kibarca gülümseyerek karşılık vermişti.
Ardından başka biri yanlarından geçerken Zerda’ya dönüp bakmıştı.
Karan'ın kaşları hafifçe çatıldı.
Bir süre sonra üçüncü bir adamın bakışlarının da Zerda'nın üzerinde gezindiğini gördü.
Elindeki çay bardağını masaya bıraktı.
Rahatsız olmuştu.
Hem de hiç hoşuna gitmeyecek kadar.
Ama bu his kıskançlık değildi. En azından Karan kendine böyle söylüyordu. Zerda artık onun sözlüsüydü. İki ailenin önünde yüzük takılmış, bu evliliğin kararı verilmişti. İnsanların ona öyle rahatça bakmaları Karan'ın hoşuna gitmiyordu.
Bakışlarını Zerda'dan ayırmadan yanındaki kardeşi Firaz'a seslendi.
“Şu herif kim?”
Firaz, abisinin baktığı yöne döndü.
“Hangisi?”
“Kahverengi gömlekli olan.”
“Ha, o mu? Soykanların bir tanıdığı galiba. Niye sordun?”
Karan çenesini sıktı.
“Bir şey sormak yasak mı?”
Firaz sırıttı.
“Yok ağabey, ne haddime. Ama gözlerini kızdan ayırmıyorsun.”
Karan, kardeşine öyle bir bakış attı ki Firaz gülümsemesini hemen gizledi.
“Saçmalama.”
“Peki, ağabey.”
Firaz uzaklaşırken Karan yeniden Zerda'ya baktı.
Tam o sırada Zerda da başını çevirip onunla göz göze geldi.
Karan'ın sert bakışlarını görünce Zerda'nın kaşları çatıldı. Ne yaptığını anlamamıştı. Birkaç saniye boyunca birbirlerine baktılar.
Sonra Zerda dudaklarının kenarında alaycı bir gülümsemeyle başını çevirdi ve dansına devam etti.
Karan'ın çenesi yeniden kasıldı.
Kendisini umursamıyordu. Üstelik bunu herkesin gözü önünde yapmaktan da çekinmiyordu.
Bir süre sonra Zerda pistten ayrılıp su almak için masaya yöneldi. Tam bardağına uzanmıştı ki arkasından gelen tok sesle irkildi.
“Eğleniyorsun galiba.”
Zerda arkasını döndü.
Karşısında Karan duruyordu.
“Evet,” dedi sakince. “Abimin nişanı. Eğlenmemde bir sakınca mı var?”
Karan'ın gözleri kısa bir an elbisesinde gezindi, ardından yüzüne çıktı.
“Yok.”
“Öyleyse?”
Karan bir adım yaklaştı.
“Etrafındaki insanlar biraz fazla ilgili.”
Zerda önce anlamadı. Ardından yüzündeki ifade değişti.
“Ne olmuş? Bana bakıyorlar diye hesap mı vereceğim sana?”
Karan'ın bakışları sertleşti.
“Ben sana hesap ver demedim.”
“Ama laf sokuyorsun.”
“Yalnızca gördüğümü söylüyorum.”
Zerda bardağını eline alıp bir yudum su içti.
“Görmek istemiyorsan başka tarafa bakabilirsin.”
Karan sustu.
Zerda çantasını omzuna yerleştirip yanından geçmek üzere döndü. Ancak birkaç adım sonra durdu ve başını hafifçe ona çevirdi.
“Bir de şunu unutma, Karan Korhan. Bu yüzük senin her şeye karışabileceğin anlamına gelmiyor.”
Karan cevap vermedi.
Zerda başını dik tutarak Deren'in yanına döndü.
Karan ise olduğu yerde kaldı. Bakışları yeniden genç kadını bulduğunda içindeki o tuhaf huzursuzluk hâlâ geçmemişti.
Kendi kendine bunun kıskançlık olmadığını tekrarladı.
Ama gözleri, Zerda'nın etrafında dolaşan her bakışı fark etmeye devam ediyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

23okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.