1. bölüm / 11
AŞİRET E GELİN1
Bölümler 11Şu an: 1
- 1 11.187 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 21.178 kelime
- 3 3947 kelime
- 4 4891 kelime
- 5 51.162 kelime
- 6 63.161 kelime
- 7 71.414 kelime
- 8 81.484 kelime
- 9 91.212 kelime
- 10 101.430 kelime
- 11 111.003 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah güneşi Diyarbakır'ın taş evlerinin üzerine usulca düşerken Soykan Konağı'nın geniş avlusunda hareketlilik başlamıştı. Mutfaktan gelen taze ekmek kokusu, demlenen çayın buharına karışıyordu.
Avlunun ortasındaki şadırvandan dökülen suyun sesi, konağın sabah sessizliğini bölüyordu. Hizmetliler kahvaltı sofrasını hazırlarken evin büyükleri günün meselelerini konuşmaya başlamıştı.
Zerda Soykan ise odasının penceresinden dışarıyı seyrediyordu. Uzaktan gelen çarşı seslerini dinliyor, bu şehrin sokaklarında özgürce yürümeyi hayal ediyordu.
Ama onun bilmediği bir şey vardı.
Diyarbakır'ın öteki ucundaki Korhan Konağı'nda, sert bakışları ve keskin öfkesiyle tanınan Karan Korhan'ın hayatı da değişmek üzereydi.
İki aile arasında yıllardır süren husumet, iki gencin kaderini aynı noktada buluşturacaktı.
Bir tarafta kendi hayatını yaşamak isteyen Zerda Soykan, diğer tarafta her şeyin kendi sözünden ibaret olduğunu düşünen Karan Korhan…
Ve ikisinin de henüz bilmediği o gerçek: Bu evlilik yalnızca iki ailenin kaderini değil, iki kalbin bütün dünyasını değiştirecekti.
Diyarbakır’ın sabah güneşi, Soykan Konağı’nın yüksek pencerelerinden içeri süzülürken konağın içinde alışılmış bir telaş vardı. Avluda çalışanlar bir o yana bir bu yana koşturuyor, mutfaktan gelen kahvaltı kokuları taş duvarlara siniyordu.
Soykan Konağı, yıllardır ayakta duran köklü bir ailenin gücünü ve geçmişini taşıyordu. Fakat o duvarların ardında yalnızca zenginlik ve ihtişam yoktu. Yıllardır dinmeyen bir husumet, iki ailenin de hayatına gölge düşürüyordu.
Zerda Soykan ise bütün bunlardan uzak, kendi hayatını yaşamak isteyen genç bir kadındı.
Yirmi iki yaşındaydı. Güzelliğiyle dikkat çeken, inatçı, gururlu ve kimsenin kendisi adına karar vermesine tahammül edemeyen biriydi. Babasının otoritesine alışmıştı ama bu, her dediğini sorgusuz sualsiz kabul edeceği anlamına gelmiyordu.
O sabah odasının kapısını açıp dışarı çıktığında aklında tek bir şey vardı: Deren.
Abisinin eşiyle buluşacak, biraz gezip tozacak, mümkünse konağın ağır havasından birkaç saatliğine uzaklaşacaktı.
Merdivenlerden inmeye başladı. Bir eli korkulukta, diğer eli telefonundaydı. Deren'e mesaj yazarken son basamağa yaklaşmıştı ki aşağıdan gelen erkek sesleri dikkatini çekti.
Başını kaldırdı.
Ve olduğu yerde durdu.
Salonun ortasında, babasının karşısında duran bir adam vardı.
Uzun boylu, geniş omuzlu, siyah gömleğinin kolları bileklerine kadar kıvrılmıştı. Yüzündeki sert ifade, bakışlarındaki soğuklukla birleşince bulunduğu ortama kendiliğinden hükmeden adamlardan biri olduğu anlaşılıyordu.
Adam da başını kaldırdı.
Göz göze geldiler.
Zerda, daha önce hiç görmediği bu adamın bakışlarında tuhaf bir sertlik gördü. Sanki karşısındaki insanı birkaç saniyede tartıp biçmeye alışmıştı. Yüzünde en ufak bir tebessüm yoktu.
Adamın bakışları Zerda'nın yüzünde bir an durdu.
Karan Korhan.
Yirmi dört yaşında, Korhan ailesinin genç varisi. Öfkesiyle, sertliğiyle ve kimseye boyun eğmeyen karakteriyle tanınan bir adam.
Zerda onun kim olduğunu bilmiyordu.
Yalnızca yabancı bir adamla bakıştığını biliyordu.
Kaşlarını hafifçe çattı. Yabancının kendisini baştan aşağı süzen bakışlarından hoşlanmamıştı. Çenesini kaldırıp bakışlarını çekti. Sanki karşısında duran adamın kim olduğu umurunda bile değildi.
Merdivenlerden inmeye devam etti.
Salondaki erkeklerin yanından geçerken abisi Eren'e döndü.
“Abi, ben Deren'in yanına gidiyorum. Akşama kadar gelmem belki.”
Eren, kardeşine baktı.
“Daha kahvaltı etmedin, Zerda.”
“Deren'le yerim.”
“Bari babana haber ver.”
Zerda, babasının karşısında duran yabancıya kısa bir bakış attıktan sonra yeniden abisine döndü.
“Sonra konuşuruz.”
Çantasını omzuna taktı, kapıya yöneldi. Birkaç saniye sonra ağır konağın kapısı arkasından kapandı.
Gidişiyle salona kısa bir sessizlik çöktü.
Karan'ın bakışları bir süre kapıda kaldı.
Eren bunu fark etmişti.
“Tanıştırmadık,” dedi, sesinde hafif bir merak vardı. “Kardeşim Zerda.”
Karan bakışlarını kapıdan çekip Eren'e çevirdi.
“Anladım.”
Tek kelime.
Ne bir soru ne de bir yorum.
Ama Mahir Korhan, oğlunun az önceki bakışını gözden kaçırmamıştı. Karan'ın yüzündeki ifadeyi çocukluğundan beri tanıyordu. Yine de bu sabah oğlunun aklından ne geçtiğini çözmek kolay değildi.
Rıza Soykan, misafirlerini salondaki oturma grubuna davet etti.
“Buyurun, oturalım. Bu kadar yolu yalnızca bir kahve içmek için gelmediğinizi biliyorum, Mahir Bey.”
Mahir Korhan ağır adımlarla koltuğa oturdu. Karan da babasının yanındaki yerini aldı. Eren, babasının işaretiyle karşılarına geçti.
Mahir, ellerini dizlerinin üzerinde birleştirerek söze girdi.
“Rıza, biz bu topraklarda büyüdük. Babalarımızın, dedelerimizin yaşadığı meseleleri dinleyerek yetiştik. Yıllardır süren bu husumet yüzünden iki aile de yeterince bedel ödedi.”
Rıza'nın yüzündeki ifade ciddileşti.
“Geçmişi unutmak kolay değil, Mahir Bey.”
“Unutalım demiyorum. Ama geçmişin, çocuklarımızın geleceğini de esir almasına izin vermeyelim.”
Karan sessizce oturuyordu. Babasının bu görüşmeyi neden istediğini biliyordu ama henüz asıl meseleye gelinmemişti.
Mahir, Rıza'nın gözlerinin içine baktı.
“İki aile arasında yıllardır süren bu meseleye artık bir son vermek istiyorum. Aramızdaki bağın yalnızca sözlerden ibaret kalmasını istemiyorum. Yarın bir anlaşmazlık çıktığında bozulacak bir barış değil, iki tarafın da arkasında duracağı sağlam bir birliktelik kurmak istiyorum.”
Rıza düşünceli bir ifadeyle başını salladı.
“Nasıl bir birliktelikten söz ediyorsunuz?”
Mahir, hiç tereddüt etmeden cevap verdi.
“Bir evlilikten.”
Salondaki hava bir anda değişti.
Eren'in kaşları çatılırken Rıza'nın bakışları Mahir'in yüzünde sabitlendi.
Mahir devam etti.
“Senin kızın Zerda ile benim oğlum Karan'ı evlendirelim. İki aile arasında kurulacak bu bağla yıllardır uzayıp giden husumeti bitirelim. Çocuklarımızın geleceğini geçmişin hatalarına kurban etmeyelim.”
Eren yerinde doğruldu.
“Babamın ve sizin aranızdaki meseleleri anlıyorum ama Zerda'nın hayatından söz ediyoruz.”
Mahir, Eren'e döndü.
“Haklısın evlat. Bu kararın ağırlığını biliyorum. Fakat iki aileyi bir araya getirecek bir adım atılmazsa aynı sorunların yeniden yaşanmasından korkuyorum.”
Rıza ise susuyordu.
Aklından kızının yüzü geçti. Zerda'nın inatçı bakışlarını, kendi kararlarını verme arzusunu, istemediği bir şeye zorlandığında nasıl karşısına dikildiğini biliyordu.
Fakat bir yanda da yıllardır taşıdığı aile sorumluluğu vardı.
“Zerda daha önce Karan'la karşılaşmadı bile,” dedi sonunda.
Mahir başını salladı.
“Biliyorum. Karan da kızını tanımıyor. Ama insanlar bazen aileleri için bir araya gelir, zamanla birbirlerini tanırlar.”
Karan, babasının sözleri boyunca tek kelime etmemişti.
Rıza bu kez doğrudan ona baktı.
“Sen ne düşünüyorsun, Karan?”
Karan sırtını koltuğa yasladı. Yüzündeki sert ifade değişmedi.
“Babam bu kararı ailemizin geleceği için doğru buluyorsa benim itirazım yok.”
Eren, onun bu kadar kolay cevap vermesine şaşırmıştı.
“Bir insanla evleneceksin. Üstelik hiç tanımadığın biriyle. Bu kadar kolay mı senin için?”
Karan'ın gözleri Eren'e döndü.
“Benim için mesele kolaylık değil. Verilen kararın arkasında durabilmek.”
Sesi sakindi ama sözlerinin altında sert bir kararlılık vardı.
Rıza, önündeki sehpanın üzerinde duran çay bardağına uzandı. Bir süre düşündükten sonra Mahir'e baktı.
“Bu evlilik meselesini değerlendireceğim. Ancak Zerda'yla konuşmam gerekiyor.”
Mahir, beklediği cevabın tamamını alamamış olsa da başını salladı.
“Elbette. Ben de senden hemen bir cevap beklemiyorum. Yalnızca niyetimin ciddi olduğunu bilmeni istedim.”
İki adamın bakışları buluştu.
Yıllardır çözülemeyen bir mesele, tek bir evlilik teklifiyle başka bir yola girmek üzereydi.
Fakat o evlilikte adı geçen genç kadın, henüz kendisi için nasıl bir karar verildiğinden habersizdi.
Zerda Soykan, o sabah hayatının yönünü değiştirecek bir kararın alındığını bilmiyordu.
Karan Korhan ise henüz o kararın nasıl bir fırtına koparacağını düşünmüyordu.
İki yabancı, aynı kaderin içine doğru ilerliyordu.
Ve Diyarbakır'ın kadim taş sokaklarında, iki ailenin geçmişinden doğan yeni bir hikâye başlıyordu.
Bir aşiretin kızı… Bir aşiretin oğlu… Ve ikisinin de henüz haberi olmayan bir evlilik.
Rıza derin bir nefes aldı.
“Karan Korhan'la evleneceksin.”
Zerda duyduklarına inanamadı. “Ne diyorsun sen? Tanımadığım bir adamla mı evleneceğim? Ben bunu kabul etmiyorum!”
“Bu evlilik iki aile arasındaki husumeti bitirecek.”
“Ben sizin anlaşmalarınız için hayatımı feda etmek zorunda değilim!”
Rıza ayağa kalktı, kızının gözlerinin içine baktı.
“Ya bu evliliği kabul edersin ya da Eren'in kanı dökülür, Zerda!”
Zerda'nın yüzündeki öfke bir anda silindi.
“Abime dokunamazlar…”
“Bu husumetin nerelere varacağını ikimiz de biliyoruz. Kardeşinin başına bir şey gelmesini istemiyorsan kararını ver.”
Zerda'nın gözleri doldu. Abisi, onun dünyadaki en kıymetli insanlarından biriydi. Kendi mutluluğundan vazgeçebilirdi ama Eren'i kaybetmeyi göze alamazdı.
Başını önüne eğdi.
“Peki baba,” diye fısıldadı. “Kabul ediyorum.”
Rıza rahat bir nefes aldı. Zerda ise gözyaşlarını belli etmemek için yüzünü çevirdi.
Karan Korhan'la evlenecekti. Ama bu evlilikte kalbi olmayacaktı.
Bölüm etkileşimi
