6. bölüm / 11
AŞİRET E GELİN6
Bölümler 11Şu an: 6
- 1 11.187 kelime
- 2 21.178 kelime
- 3 3947 kelime
- 4 4891 kelime
- 5 51.162 kelime
- 6 63.161 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 71.414 kelime
- 8 81.484 kelime
- 9 91.212 kelime
- 10 101.430 kelime
- 11 111.003 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Soykan Konağı o akşam hiç olmadığı kadar kalabalıktı.
Avlunun dört bir yanı ışıklarla süslenmiş, büyük salonun ortasına krem ve beyaz çiçeklerle donatılmış bir nişan masası hazırlanmıştı. Kristal avizeler tavandan ışık saçıyor, masaların üzerindeki küçük mumlar salona sıcak bir hava katıyordu. Gelen misafirlerin konuşmaları, tebrikleri ve fonda çalan hafif müzik birbirine karışıyordu.
Bu gece iki düşman ailenin çocukları aynı yüzüğü takacaktı.
Kimine göre bu nişan, yıllardır süren kan davasının sona ermesi için atılan en önemli adımdı. Kimine göre iki ailenin geleceğini birleştirecek büyük bir karardı.
Fakat kimse, o yüzüklerin takılacağı iki insanın yüreğinde neler olup bittiğini bilmiyordu.
Özellikle de Zerda'nın…
Zerda, odasının boy aynasının karşısında hareketsiz duruyordu.
Üzerinde krem rengi, saten bir nişanlık vardı. İnce askıları omuzlarına zarifçe oturuyor, göğüs kısmındaki taş işlemeleri ışık vurdukça parlıyordu. Saten kumaş belinden aşağıya doğru dökülüyor, her hareketinde hafifçe dalgalanıyordu. Saçları özenle hazırlanmış, birkaç tutam yüzünün iki yanına bırakılmıştı. Makyajı yüzündeki doğal güzelliği ortaya çıkarıyordu.
Güzel görünüyordu.
Hem de öyle böyle değil.
Ama aynadaki görüntüsüne bakan genç kadının yüzünde mutluluktan eser yoktu.
Gözlerini nişanlığına indirdi. Parmaklarını kumaşın üzerinde gezdirdi. Birkaç gün önce bu geceyi düşünmek bile istemiyordu. Şimdiyse kendi odasında, kendi evinde, istemediği bir adamla nişanlanmak için hazırlanmıştı.
İnsan bazen kendi hayatının içinde bile yabancı gibi hissedebilirdi.
Zerda tam da böyle hissediyordu.
Kapı hafifçe tıklatıldı.
Ardından annesi Selma içeri girdi. Kızını aynanın karşısında görünce bir an duraksadı.
“Maşallah, benim güzel kızıma bak.”
Zerda annesinin aynadaki yansımasına baktı. Dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi ama gözleri yine eski ifadesine döndü.
“Güzel olmuş mu anne?”
Selma kızının yanına geldi, omzuna düşen saç tutamını düzeltti.
“Çok güzel olmuşsun kızım. Bu gece herkes sana bakacak.”
Zerda bakışlarını yeniden elbisesine çevirdi.
“Keşke mesele güzel görünmek olsaydı.”
Selma'nın yüzündeki gülümseme yavaşça silindi. Kızının ne demek istediğini biliyordu. Onun bu evliliği gönülden kabul etmediğini, yalnızca babasının kararına boyun eğdiğini de biliyordu.
“Zamanla her şey yoluna girer belki,” dedi usulca.
Zerda derin bir nefes aldı.
“Belki, anne. Ama ben bu gece ne hissedeceğimi bile bilmiyorum.”
Selma kızının ellerini tuttu.
“Ne hissedersen hisset, kendini üzme. Bu gece senin de hayatında bir dönüm noktası.”
Zerda cevap vermedi.
Çünkü annesine söyleyemediği bir şey vardı.
O, hayatında yeni bir sayfa açmıyordu.
Sadece başkalarının onun adına yazdığı bir hikâyenin içine giriyordu.
Salonun diğer ucunda Karan, babası Mahir'in yanında duruyordu.
Üzerinde siyah, kusursuz kesimli bir takım elbise vardı. Beyaz gömleğinin yakası düzgünce kapatılmış, siyah kravatı özenle bağlanmıştı. Her zamanki gibi dik duruyor, çevresindeki insanları sakin bakışlarla dinliyordu.
Yüzünde ne heyecan ne de telaş vardı.
Karan Korhan, hayatı boyunca önemli kararların içinde bulunmuştu. Ailesinin sorumluluklarını taşımayı, gerektiğinde öfkesini bastırmayı ve hislerini belli etmemeyi çok iyi öğrenmişti.
Bu nişan da onun gözünde verilmiş bir kararın sonucuydu.
Zerda'nın kendisini istemediğini biliyordu. İlk karşılaşmalarından beri genç kadının kendisine karşı ördüğü duvarı görüyordu. Onunla konuşmaya çalıştığında aldığı soğuk cevapları, gözlerindeki öfkeyi ve her fırsatta aralarına mesafe koymasını unutmamıştı.
Ama artık öfkeli değildi.
Zerda'nın her sözünü kendisine karşı bir meydan okuma gibi görmeyi bırakmıştı. Onun kendisini istememesine kızıp durmanın bir anlamı olmadığını anlamıştı. Bu evliliğin nasıl olacağı zamanla belli olacaktı.
Karan, Zerda'ya karşı bir şey hissetmiyordu.
En azından kendi içinde bunu böyle kabul ediyordu.
Onun güzelliği dikkatini çekebilirdi. Bakışları bir an üzerinde durabilirdi. Fakat bunlar başka bir şeydi. Karan için bu gece, ailelerin huzurunda gerçekleşecek bir nişandan ibaretti.
Mahir oğlunun omzuna dokundu.
“Hazır mısın?”
Karan başını babasına çevirdi.
“Hazırım.”
“Bu gece önemli. İki aile de gözünü size çevirmiş durumda.”
“Biliyorum baba.”
Mahir oğlunun yüzünü inceledi.
“Zerda'yla aranızda sorun istemiyorum. Kızın sana karşı mesafeli olduğunu biliyorum ama sen de artık öfkelenip her şeyi büyütme.”
Karan'ın çenesi hafifçe gerildi. Sonra sakin bir sesle cevap verdi.
“Öfkeli değilim baba. Herkes kendi yoluna bakacak.”
Mahir bu cevaptan sonra başka bir şey söylemedi.
Tam o sırada salonun girişine doğru bir hareketlilik başladı.
Müzik biraz kısıldı. Misafirlerin konuşmaları yavaşladı. Bakışlar aynı noktaya çevrildi.
Zerda geliyordu.
Zerda, babası Rıza'nın yanında merdivenlerden aşağıya indiğinde kalabalığın içindeki uğultu bir anlığına azaldı.
Krem rengi saten nişanlığı ışıkların altında parlıyordu. Göğüs kısmındaki taş işlemeler her adımında ışığı yakalıyor, zarif askıları omuzlarını ortaya çıkarıyordu. Başını dik tutmaya çalışıyordu ama kalbi göğsünde hızlı hızlı atıyordu.
Bu kadar insanın önünde olmak değildi onu geren.
Birazdan elini tutacak adamın kim olduğu ve o elin artık herkesin gözünde kendisine ait sayılacak olmasıydı.
Bakışları salonu taradı.
Ve Karan'ı gördü.
Siyah takım elbisesiyle salonun ortasında duruyordu. Yüzünde belirgin bir ifade yoktu. Zerda'yı gördüğünde bakışları birkaç saniyeliğine üzerinde kaldı.
Güzelliğini fark etmemesi mümkün değildi.
Ancak yüzünde hayranlıkla karışık bir gülümseme oluşmadı. Sadece baktı, sonra bakışlarını Zerda'nın yüzüne kaldırdı.
Zerda onun kendisini süzdüğünü hissedince gözlerini kaçırdı.
İçinden bir an önce bu gecenin bitmesini diledi.
Rıza, kızının elini tutarak Karan'ın yanına getirdi. Mahir de onlara doğru ilerledi. İki baba birbirlerine kısa bir selam verdikten sonra Rıza, kızının elini Karan'a uzattı.
“Allah tamamına erdirsin,” dedi.
Mahir başını salladı.
“Allah utandırmasın.”
Karan, Zerda'ya döndü ve elini uzattı.
Zerda bir an tereddüt etti.
Önlerinde onlarca insan vardı. Aileleri, akrabaları, dostları… Hepsi bu hareketi bekliyordu. Elini geri çekemezdi. En azından bu gece, babasının karşısında yeni bir tartışma çıkarmayacaktı.
Parmaklarını Karan'ın avucuna bıraktı.
Karan elini kavradı.
Ne fazla sıkı tuttu ne de gereğinden fazla gevşek. Sadece insanların önünde olması gerektiği kadar.
Fakat Zerda'nın eli soğuktu.
Karan bunu fark etti. Başını ona doğru hafifçe eğdi.
“Rahat ol,” diye alçak sesle söyledi. “Kimseye bir şey kanıtlamak zorunda değilsin.”
Zerda şaşkınlıkla ona baktı.
Karan'ın yüzünde alay yoktu. Onu utandırmak ya da kızdırmak ister gibi de görünmüyordu. Sesi sakindi.
Zerda'nın içindeki gerginlik bir anlığına başka bir duyguya dönüştü: şaşkınlığa.
Çünkü Karan'dan böyle bir söz beklemiyordu.
“Rahatım,” diye karşılık verdi kısık sesle.
Karan başını hafifçe salladı.
“Peki.”
Sonra ellerini ayırmadan salonun ortasına doğru ilerlediler.
İlk kez el ele yürüyorlardı.
Birbirlerini tanımayan iki yabancı gibi değil, hayatlarını birleştirmeye karar vermiş iki insan gibi görünmeleri bekleniyordu. Misafirler gülümsüyor, bazıları onları tebrik etmek için başını sallıyordu.
Zerda ise Karan'ın elini hissediyor, kendi adımlarını kontrol etmeye çalışıyordu.
Karan'ın yanında yürürken yüzüne sahte bir mutluluk yerleştirmedi. Gülümsemek gelmiyordu içinden. Yalnızca başını dik tuttu ve bakışlarını önünde tuttu.
Karan da onu zorlamadı.
Elini tutarken ona yaklaşmaya çalışmadı. Herkesin önünde nişanlısı rolünü oynuyor olsa da Zerda'nın rahatsızlığını görmezden gelmedi.
Birlikte nişan masasına vardılar.
Ve o an, ikisi de aynı şeyi düşündü.
Bu gece geri alınamayacak bir adım atılıyordu.
Yüzükler getirildiğinde salondaki herkes masanın çevresinde toplandı.
Aile büyüklerinden biri yüzüklerin bulunduğu tepsiyi aldı. Rıza ile Mahir yan yana dururken Zerda ve Karan karşı karşıya geçti.
Zerda'nın kalbi yeniden hızlandı.
Birazdan parmağına takılacak yüzük, onun istemediği bir hayatın simgesi olacaktı. İçinden elini geri çekmek geçti. Bir anlığına babasına baktı.
Rıza'nın yüzünde kararlı bir ifade vardı.
Zerda, babasının kendisine söylediği sözleri hatırladı. Ailesinin geleceğini, Eren'i ve bu kararın arkasındaki bütün baskıyı düşündü.
Sonra gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Karan onun yüzündeki değişimi fark etti.
“İyi misin?” diye sordu, kimsenin duyamayacağı kadar alçak bir sesle.
Zerda gözlerini açtı.
“iyiyim.”
Karan daha fazla üstelemedi.
Yüzükler parmaklarına takıldı. Kırmızı kurdele kesildiğinde salondan alkışlar yükseldi.
“Allah mesut etsin!”
“Bir yastıkta kocasınlar!”
“İki aileye de hayırlı olsun!”
Zerda dudaklarını belli belirsiz kıpırdatarak teşekkür etti. Karan ise başıyla selam verdi.
Kameralar onlara çevrildi.
“Biraz yaklaşın,” dedi fotoğraf çeken kişi. “Güzel bir fotoğraf alalım.”
Zerda olduğu yerde kaldı.
Karan ona baktı, sonra aralarındaki mesafeyi yalnızca fotoğraf çekilmelerine yetecek kadar azalttı. Zerda'nın omzuna elini koymadı. Onu kendisine çekmedi.
Fotoğraf çekildiğinde ikisi de objektife baktı.
Fotoğrafta yan yana duran iki genç vardı. Güzel bir nişanlık giyen genç kadın ve siyah takım elbiseli adam…
Dışarıdan bakan biri, bu fotoğrafın arkasındaki gerçeği anlayamazdı.
Çünkü bazı mutsuzluklar insanın yüzüne hemen yansımazdı.
Nişan töreninin ardından müzik yeniden yükseldi.
Misafirler tebrik etmek için sıraya girdi. Zerda her gelenin elini sıktı, iyi dileklerini dinledi. Birkaç kadın nişanlığını övdü, bazıları güzelliğini konuştu.
“Çok yakışmışsınız birbirinize,” dedi yaşlı bir akraba.
Zerda'nın yüzünde kısa bir gülümseme belirdi.
“Teşekkür ederim.”
Karan, yanında sessizce duruyordu. Tebrikleri sakinlikle kabul ediyor, arada bir misafirlerin sorularına cevap veriyordu. Zerda'nın ne kadar yorulduğunu fark ettiğinde ona bir bardak su uzattı.
“Al.”
Zerda bardağa baktı, ardından Karan'a.
“Sağ ol.”
Suyu aldı.
Aralarında başka bir konuşma geçmedi.
Ama bu sessizlik, önceki karşılaşmalarındaki gibi öfkeyle dolu değildi. Karan artık Zerda'nın her soğuk tavrına karşılık vermeye çalışmıyordu. Zerda da onun kendisine laf söylemesini bekleyerek tetikte durmuyordu.
Yine de aralarındaki mesafe yerli yerindeydi.
Bir süre sonra müziğin ritmi değişti. Daha yavaş, daha romantik bir ezgi salona yayıldı.
Misafirlerden biri gülerek seslendi:
“E hadi bakalım! Nişanlılar ilk danslarını etsin!”
Birkaç kişi alkışlamaya başladı.
Zerda'nın elindeki su bardağına daha sıkı sarıldığını Karan fark etti.
Kadınlardan biri gülümseyerek, “Karan, nişanlını dansa kaldırmayacak mısın?” diye sordu.
Karan önce kadına, sonra Zerda'ya baktı.
Zerda'nın yüzündeki gerginliği görebiliyordu.
Bir an için onu bu kalabalığın önünde dans etmeye zorlamamayı düşündü. Fakat dans etmeyi reddederlerse herkesin dikkatini üzerlerine çekeceklerini de biliyordu.
Elini Zerda'ya uzattı.
“Dans edelim mi?”
Sesi ne buyurgandı ne de fazla yumuşak.
Zerda uzatılan ele baktı.
Hayatında ilk kez bir erkekle böyle bir dansa kalkacaktı. Üstelik bu erkek, nişanlandığı ve çok yakında kocası olacak adamdı.
İçinde heyecan yoktu.
Yalnızca huzursuzluk ve ne yapacağını bilememenin verdiği sıkıntı vardı.
Ama herkes onlara bakıyordu.
Zerda elini uzattı.
“Olur.”
Karan onun elini tuttu ve salonun ortasına doğru yürüdüler.
Müzik ağır ağır devam ederken Karan bir elini Zerda'nın elinde tuttu, diğerini ise beline koymadan önce duraksadı.
Zerda'nın yüzüne baktı.
“Belinden tutmamı istemiyorsan tutmam,” dedi alçak sesle.
Zerda bu kez gerçekten şaşırdı.
Karan'ın kendisini rahatsız edecek bir hareket yapmasını beklemişti. Belki de herkesin önünde nişanlısı olduğunu göstermek için kendisine fazla yaklaşacağını düşünmüştü.
Ama o, karar vermesi için kendisine alan bırakıyordu.
Zerda gözlerini kısa bir süre ondan kaçırdı.
“Dans etmek için tutabilirsin.”
Karan başını salladı ve elini beline, aralarında rahatça mesafe kalacak şekilde yerleştirdi.
Sonra ilk adımı attı.
Zerda onu takip etmeye çalıştı.
İlk birkaç saniye ikisi de ne yapacağını bilemedi. Zerda'nın ayakları müziğin ritmine uymakta zorlanıyor, Karan'ın hareketleri ise alışkın olmadığı için biraz ölçülü kalıyordu.
Birbirlerinin yüzüne baktılar.
Zerda hemen gözlerini kaçırdı.
Karan hafifçe başını eğdi.
“Daha önce hiç dans etmedin mi?”
“Ettim.”
“Benimle etmiyorsun ama.”
Zerda kaşlarını çattı.
“İlk kez seninle ediyorum. Bu kadarını biliyorsun zaten.”
Karan birkaç saniye sustu. Sonra dudaklarının kenarında belli belirsiz bir kıpırtı oluştu.
“Doğru.”
Zerda onun kendisiyle dalga geçmesini bekledi ama Karan başka bir şey söylemedi.
Adımlarını yavaşlattı, böylece Zerda'nın müziğe ayak uydurması kolaylaştı. Onu kendisine doğru çekmedi. Dansı gösterişe çevirmeye çalışmadı. Sadece müziğin ritmine göre hareket etti.
Zerda bir ara ayağını yanlış yere bastı.
“Pardon,” diye mırıldandı.
Karan sakin bir sesle cevap verdi:
“Bir şey olmadı.”
“Yanlış bastım.”
“Fark ettim.”
Zerda ona ters ters baktı.
“Dalga mı geçiyorsun?”
“Hayır.”
“Öyle söyledin.”
Karan'ın yüzü ciddiyetini korudu.
“Zerda, yanlış bastın diye kimse seni yargılamayacak. Dans ediyoruz sadece.”
Zerda cevap vermedi.
Bir süre sonra adımları düzene girdi. Müzik ikisinin etrafında akarken, salonun ortasında yavaşça dönmeye başladılar.
İlk defa bu kadar yakındılar.
Zerda, Karan'ın yüzündeki ifadeyi incelememeye çalışsa da gözleri ara sıra ona kayıyordu. Karan'ın bakışlarında kendisine karşı bir hayranlık ya da sevgi aramıyordu. Daha çok, bu adamın kendisi hakkında ne düşündüğünü anlamaya çalışıyordu.
Karan ise Zerda'yı anlamaya çalışmakla uğraşmıyordu.
Onun öfkesini, inatçılığını ve kendisine karşı olan mesafesini artık değiştirmeye çalışmayacaktı. Zerda'nın kalbini kazanmak gibi bir düşüncesi yoktu. En azından şu an için…
Bu evlilik gerçekleşecekti.
Bundan sonra aynı ortamları paylaşacak, aynı sofralara oturacak, aynı ailenin içinde bulunacaklardı. Karan, Zerda'yı kendisine âşık etmeye çalışmak yerine bu evliliğin getireceği sorumlulukları yerine getirmeyi düşünüyordu.
Belki zamanla birbirlerine alışırlardı.
Belki de hiçbir zaman alışamazlardı.
Şimdilik bunun cevabını aramaya niyeti yoktu.
Müzik devam ederken Zerda'nın bakışları bir anlığına Karan'ın gözlerine takıldı.
Karan'ın gözleri koyuydu, ifadesi sakindi. Onu öfkelendiren o sert bakışlar bu gece yoktu. Fakat bu sakinlik Zerda'nın içinde bir rahatlama yaratırken aynı zamanda onu huzursuz da ediyordu.
Çünkü Karan'ın öfkeli olması, kendisine karşı nasıl davranacağını tahmin etmesini kolaylaştırıyordu.
Şimdiyse karşısında ne düşündüğünü belli etmeyen bir adam vardı.
“Bana neden öyle bakıyorsun?” diye sordu Zerda sonunda.
Karan bakışlarını çekmedi.
“Nasıl bakıyorum?”
“Sanki bir şey düşünüyormuşsun gibi.”
“Düşünüyorum.”
Zerda'nın yüzü gerildi.
“Ne düşünüyorsun?”
Karan birkaç saniye sessiz kaldı.
“Bu dansın ne zaman biteceğini.”
Zerda bir an ne diyeceğini bilemedi.
Ardından istemsizce gözlerini kırpıştırdı. Karan'ın bunu ciddi bir ifadeyle söylemesi, cevabın içinde hafif bir alay varmış gibi hissettirmişti.
“Demek sen de bitmesini bekliyorsun.”
“Evet.”
“Güzel. En azından bir konuda anlaşmışız.”
Karan başını hafifçe salladı.
“Öyle görünüyor.”
Zerda ilk defa o akşam kendisini biraz daha rahat hissetti. Bu, Karan'a karşı yumuşadığı anlamına gelmiyordu. Sadece onunla kavga etmek zorunda olmadığı birkaç dakikanın mümkün olduğunu görüyordu.
Karan da bunu fark etti.
Fakat Zerda'nın yüzündeki o küçük değişimi görünce içinde bir şey kıpırdamadı. Onun kendisine gülümsemesini beklemiyordu. Bu kısa konuşmayı bir yakınlaşma olarak görmüyordu.
Sadece dans ediyorlardı.
Ve dans bitince her şey kaldığı yerden devam edecekti.
Müziğin son notaları salona yayıldığında Karan elini Zerda'nın belinden çekti. Diğer elini de yavaşça bıraktı.
“Bitti,” dedi.
Zerda başını salladı.
“Evet.”
Karan onu masaların bulunduğu tarafa doğru götürdü. İnsanlar alkışlıyor, bazıları gülümseyerek onlara bakıyordu. Zerda'nın yüzünde yine ölçülü bir ifade vardı.
Karan ise hiçbir şey olmamış gibi sakin görünüyordu.
İlk dansları bitmişti.
Birbirlerine yaklaşmamışlardı.
Birbirlerini tanımamışlardı.
Sadece kalabalığın önünde el ele durmuş, birkaç dakika aynı müziğin ritmine uymuşlardı.
Karan'la yaptığı dansın ardından Zerda, kalabalığın arasından geçerek abisi Eren'in yanına gitti. Yüzündeki gerginlik biraz olsun azalmıştı. En azından abisinin yanında kendisi gibi olabiliyordu.
Eren, kardeşini görünce gülümsedi.
“Güzelim benim, bu gece de bütün gözleri üzerine toplamışsın.”
Zerda gözlerini devirdi.
“Abi, bir de sen başlama.”
Eren kahkaha attı.
“Ne yapayım? Kardeşim büyümüş, nişanlanmış. İnsan duygulanıyor.”
Zerda'nın gülümsemesi biraz soldu. Eren bunu fark edince sesini yumuşattı.
“İyi misin sen?”
Zerda abisinin koluna girdi.
“Sen yanımdayken iyiyim.”
Eren kardeşinin başına hafifçe dokundu.
“Ben hep yanındayım, bunu sakın unutma.”
Tam o sırada müzik değişti. Hareketli bir türkü salonu doldururken Eren elini kardeşine uzattı.
“Haydi bakalım, bir de abinin hakkını ver. Bu gece seninle dans etmeden seni bırakmam.”
Zerda ilk kez içten bir gülümsemeyle abisine baktı.
“Peki, ama ayağıma basarsan seni affetmem.”
“Benim gibi usta bir dansçıya bunu mu söylüyorsun?”
“Sen mi usta dansçısın?”
Eren cevap vermek yerine kardeşinin elini tuttu ve onu salonun ortasına çekti.
Zerda, abisinin karşısında durduğunda yüzündeki bütün o yapay ifadeler kayboldu. Eren elini tutup müziğin ritmine göre dönünce genç kadın kahkahasını tutamadı.
“Abi, yavaş!”
“Daha başlamadık bile!”
Eren kardeşini bir kez daha döndürdü. Zerda'nın krem rengi saten nişanlığı ışıkların altında dalgalanırken yüzündeki gülümseme salonun diğer ucundan bile fark ediliyordu.
Karan, Mahir'in yanında durduğu yerden onlara baktı.
Zerda'nın kendisiyle dans ederken ne kadar mesafeli olduğunu hatırladı. O sırada genç kadın tek kelimeyi bile gereğinden fazla söylememiş, gözlerini çoğunlukla kaçırmıştı. Şimdi ise abisinin yanında kahkahalarla gülüyordu.
Karan'ın yüzünde belirgin bir ifade oluşmadı. İçinde kıskançlık ya da öfke de yoktu. Yalnızca Zerda'nın kendisiyle başka, ailesiyle başka biri olduğunu fark etti.
Demek ki Zerda gülümsemeyi biliyordu. Sadece onun yanında gülümsemek istemiyordu.
Eren, kardeşinin elini bırakıp alkışlarla ona eşlik etti. Zerda da gülerek abisinin hareketlerini taklit etti. Birkaç akrabaları onlara katılınca dans daha da neşelendi.
Bir süre sonra Eren, Zerda'yı kendisine doğru çekip alnına bir öpücük kondurdu.
“Benim küçük kız kardeşim,” dedi gururla.
Zerda'nın gözleri dolacak gibi oldu ama gülümsemesini bozmadı.
“Büyüdüm artık abi.”
“Benim gözümde hep o küçük kızsın.”
Zerda başını abisinin omzuna yasladı. Müziğin ve kalabalığın içinde birkaç saniyeliğine her şeyi unuttu. Nişanı, yüzüğü, istemediği evliliği…
Eren'in yanında yalnızca Zerda'ydı.
Karan ise uzaktan onları izlemeyi sürdürdü. Biraz sonra bakışlarını çevirip yanındaki misafirin konuşmasına karşılık verdi.
Bu dansın kendisi için bir anlamı yoktu.
Zerda'nın kiminle gülüp kiminle dans edeceği de onu ilgilendirmiyordu.
En azından Karan, o gece kendine böyle söylüyordu.
Gecenin ilerleyen saatlerinde misafirler yemek masalarına geçti.
Zerda, annesinin yanında oturuyordu. Karan ise Mahir'in ve babasının yakınında, karşı taraftaki masadaydı. Arada bir göz göze gelseler de konuşmuyorlardı.
Zerda'nın parmağındaki yüzük ışık vurdukça parlıyordu.
Genç kadın zaman zaman gözlerini yüzüğüne indiriyor, ardından elini masanın altına çekiyordu. O küçük halka, gecenin başından beri kendisine verilen kararın ağırlığını hatırlatıyordu.
Yanındaki Selma kızının kulağına eğildi.
“Biraz olsun rahatladın mı?”
Zerda önündeki tabağa baktı.
“Bilmiyorum anne.”
“Dans ettiniz. Karan da sana karşı sakin davrandı.”
Zerda dudaklarını birbirine bastırdı.
“Bana kötü davranmadı diye mutlu olmam mı gerekiyor?”
Selma sustu.
Zerda hemen annesini kırdığını fark ederek sesini yumuşattı.
“Öyle demek istemedim. Sadece… Bu evliliği ben istemedim anne. Bu gece herkes çok mutlu görünüyor. Bir tek ben ne hissetmem gerektiğini bile bilmiyorum.”
Selma kızının elini tuttu.
“Ne hissetmen gerektiğini kimse söyleyemez kızım.”
Zerda annesine baktı.
“Keşke bunu herkes bilseydi.”
Karan, gecenin sonunda misafirleri uğurlarken Zerda'nın yanına geldi.
Genç kadın artık yorulmuştu. Ayakları nişanlığın içinde ağrıyor, yüzündeki gülümsemeyi korumak giderek zorlaşıyordu.
Karan bunu fark etti.
“Yoruldun mu?”
Zerda ona baktı.
“Biraz.”
“İstersen yukarı çıkabilirsin. Burada durmak zorunda değilsin.”
Zerda bir an sessiz kaldı.
“Sen kalmayacak mısın?”
“Misafirler gidince ben de giderim.”
Zerda başını salladı.
“Peki.”
Tam dönüp gitmek üzereyken Karan yeniden konuştu.
“Zerda.”
Genç kadın durdu.
“Efendim?”
Karan'ın bakışları bir anlığına elindeki yüzüğe kaydı. Sonra tekrar yüzüne çıktı.
“Bu gece için teşekkür etmene gerek yok. Ben de bu nişanın içindeyim. Senin gibi benim de yapmam gereken şeyler var.”
Zerda, onun ne demek istediğini anlamaya çalıştı.
Karan devam etti:
“Senden benden hoşlanmanı ya da bu evliliğe sevinmeni beklemiyorum. Bunu ikimiz de biliyoruz. Ama bundan sonra her şeyi bir kavgaya çevirmek zorunda da değiliz.”
Zerda'nın yüzündeki ifade değişmedi.
“Ben seninle kavga etmek istemiyorum, Karan. Sadece hayatıma karışmanı istemiyorum.”
Karan bu kez itiraz etmedi.
“Anladım.”
“Gerçekten anladın mı?”
“Evet.”
Zerda gözlerini onun yüzünde gezdirdi. Öfke aradı, bir çıkışma bekledi. Fakat Karan'ın yüzünde yalnızca sakinlik vardı.
“Peki,” dedi sonunda.
Ardından arkasını dönerek merdivenlere yöneldi.
Karan onun uzaklaşmasını izledi ama peşinden gitmedi.
Zerda birkaç basamak çıktıktan sonra bir an durdu. Başını çevirip aşağıya baktı.
Karan çoktan misafirlerden biriyle konuşmaya başlamıştı.
Ne arkasından bakıyordu ne de onu durdurmaya çalışıyordu.
Zerda bakışlarını çekti ve odasına çıktı.
Kapıyı kapatır kapatmaz sırtını kapıya yasladı. Derin bir nefes aldı, ardından elini kaldırıp parmağındaki yüzüğe baktı.
O gece nişanlanmıştı.
İlk kez bir erkekle dans etmişti.
İlk kez Karan'ın elini bu kadar uzun süre tutmuştu.
Ama kalbinde değişen hiçbir şey yoktu.
Karan'a karşı hissettiği öfke hâlâ oradaydı; yalnızca bu gece, o öfkenin karşısında yeni bir kavga çıkmamıştı.
Zerda yüzüğü çıkarmaya yeltendi. Parmaklarının arasında bir an tuttu. Sonra babasının vereceği tepkiyi düşünerek elini indirdi.
Yüzüğü yeniden parmağında bıraktı.
“Bir nişan yüzüğü,” diye fısıldadı kendi kendine. “Bütün hayatımı değiştirecekmiş gibi…”
Gözleri doldu ama ağlamadı.
Henüz değil.
Karan ise aşağıda son misafirleri uğurladıktan sonra avluya çıktı.
Gece serinlemişti. Konağın ışıkları hâlâ yanıyor, içeriden hafif müzik sesleri geliyordu. Ceketinin düğmesini açtı, derin bir nefes aldı.
Bu gece geride kalmıştı.
Zerda'yla nişanlanmıştı. Yüzük takmış, onunla el ele yürümüş, ilk dansını etmişti.
Ama Karan'ın içinde ne büyük bir sevinç vardı ne de romantik bir heyecan.
Zerda'nın güzel olduğunu inkâr etmiyordu. Onunla aynı salonda dururken dikkatini çektiğini de…
Fakat güzellik başka, duygu başkaydı.
Karan, Zerda'ya karşı bir şey hissetmiyordu. Onun kendisini istememesi artık öfkesini kabartmıyordu. Bu evlilikten ne beklediğini biliyor, Zerda'nın da kendi sınırlarını korumak istediğini anlıyordu.
Bundan sonra onu zorlamayacaktı.
Ne sevgisini isteyecekti ne de kendisine karşı değişmesini bekleyecekti.
Evlilik yapılacaktı. Aileler istediklerini elde etmişti.
Gerisi zamanla belli olacaktı
Karan son kez konağın aydınlık pencerelerine baktı. Zerda'nın hangi odada olduğunu biliyordu ama başını o tarafa çevirmedi.
Ardından ceketini düzeltti ve içeri girdi.
O gece iki yabancı nişanlanmıştı.
Biri istemediği bir hayatın içine adım atmıştı.
Diğeri ise öfkesini geride bırakmış, fakat kalbinde o kadına yer açmamıştı.
Zerda, Karan'ın karısı olmaya doğru ilerliyordu. Karan ise Zerda'nın kocası olacaktı. Ama ikisinin arasında henüz ne sevgi vardı ne de güven.
Ve o gece takılan yüzükler, onları birbirine bağlamış olsa da aralarındaki mesafeyi kapatmaya yetmemişti.
Bölüm etkileşimi
