2. bölüm / 15
Anti-socialBölüm 2 - hydra tarafından seçilmiş olan
Bölümler 15Şu an: Bölüm 2 - hydra tarafından seçilmiş olan
- 1 Bölüm 1 - her şeyin başlangıcı581 kelime
- 2 Bölüm 2 - hydra tarafından seçilmiş olan689 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Bölüm 3 - ilk av395 kelime
- 4 Bölüm 4 - Anti- hero doğdu605 kelime
- 5 Bölüm 5738 kelime
- 6 Bölüm 6646 kelime
- 7 Bölüm 7822 kelime
- 8 Bölüm 8639 kelime
- 9 Bölüm 9502 kelime
- 10 Bölüm 10655 kelime
- 11 Bölüm 11753 kelime
- 12 Bölüm 12533 kelime
- 13 Bölüm 13663 kelime
- 14 Bölüm 14818 kelime
- 15 5 like üstü gelirse devam edecektir12 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kafamda yavaşça büyüyen bir zonklama vardı. Uyuyordum, ya da uyuduğumu sanıyordum. Ama bu sıradan bir uyku değildi. Rüyada olduğumdan emindim, fakat bu rüya tüm gerçeklikten daha yoğun, daha sarsıcıydı. Karanlık bir boşluğun içindeydim; etrafımda ne bir ses ne de bir ışık vardı. Sadece o ağrı, beynimi sanki parçalara ayıracakmış gibi zonklayan bir his…
Bir anda, zihnimde yoğun bir baskı hissettim. Beni çekip çıkaran, ruhumu sardığı gibi benden alan, karanlık bir güce kapıldım. Kendimi bilmediğim bir yere, ama sanki beni çağıran varlığa doğru çekiliyormuş gibi hissettim. Öyle bir güçtü ki iradem bile yok olmuştu, tamamen onun kontrolüne girmiştim. Korkuyordum, ama bu korkunun bile ötesinde, daha derin bir şey vardı içimde… bir çaresizlik. Karşı koyamadığım, kaçamadığım bir zorlayıcı güç.
Derin bir nefes almak istedim ama nefesim kesildi. Karanlığın içinden beliren devasa, yılan gibi kıvrılan bir siluet gördüm. Gözleri derin bir kırmızı ile parıldıyordu; sanki en karanlık sırları gözlerimde okuyordu. O an içimde kim olduğumu bile unuttum; bu varlığın karşısında ben yalnızca… hiçtim.
“Sen, Ken… beni duyabiliyor musun?” dedi, sesi yankılanarak, tıpkı başımın içinde çatlayan bir gök gürültüsü gibi. “Ben Hydra… kadim tanrılardan biriyim. Binlerce yıl boyunca uyuyan bir güç… Şimdi seni çağırdım, çünkü bu dünyada artık sıradan bir insan değilsin.”
Bir an için bile düşünemedim, sadece ona baktım. Hydra’nın devasa bedenini, her bir başının farklı bir yöne baktığını gördüm. Altı başı vardı, ve her biri farklı bir ruh hali yansıtıyordu: öfke, keder, alay, huzur, bilgi ve açgözlülük. Her biri beni tek bir yürekle izliyor, irademi yok sayarak beni kendine çekiyordu.
“Beni neden çağırdın?” dedim, sesim titrek ve zayıftı. Hiç böyle korktuğumu hatırlamıyordum. Ama yine de, neden burada olduğumu bilmek istedim.
Hydra, kafalarından birini yavaşça öne eğdi ve bana baktı. “Dünya, artık tanrıların oyun sahası. Bazı tanrılar eğlence arıyor, bazıları hükmetmek, bazıları ise yok etmek. Fakat ben… gücümü paylaşmak istiyorum. Senin gibi özel insanlarla bir sözleşme yapmak için geldim. Bu dünyada güç arzulayanların peşine düştüm.”
Bir şey demedim. Aklımdan binlerce düşünce geçti; bu, bir oyun muydu? Yoksa yalnızca bir rüya mıydı? Hayır, gerçek olduğuna eminim. Hydra’nın devasa varlığı önümdeydi, onun bakışları, ruhumun en derin köşelerine işliyordu. Kaçamayacağım bir gerçeklikti bu.
“Seçilmiş kişilerle bu gece antlaşmalar yapılacak,” diye devam etti Hydra. “Bazıları güçlü tanrılarla, bazıları zayıf tanrılarla bağ kuracak. Ama sen… senin içindeki güç, seni sıradan bir tanrı değil, benim gibi bir tanrıya layık kılıyor.” Başka bir kafasını yaklaştırdı; gözleri ateş gibi yanıyordu. “Bu antlaşmayı kabul edersen, seni kendi gücümle donatacağım. Dünyayı hem yok edebilir, hem de kurtarabilirsin. Ama unutma… bu güç sadece benim irademi yansıtacak. Sen, benim temsilcim olacaksın.”
Bir an için düşündüm. Bütün hayatım boyunca yalnız, başıboş hissetmiştim. Kimsenin bilmediği, anlaşılmayan, bir kenara itilmiş biri olarak. Ama şimdi, önümde böylesine kudretli bir tanrı bana gücünü sunuyordu. Kabul edersem… sıradan biri olmaktan çıkacaktım. Artık kimse beni göz ardı edemezdi, içimdeki boşluğu, bastırılmış öfkeyi nihayet kullanabilecektim.
“Peki ya kabul etmezsem?” diye sordum, gözlerim onun gözlerinden kaçarken.
Hydra’nın alaycı bir gülümsemesi, o devasa başında belirdi. “Kabul etmezsen… sıradan bir hayat sürersin. Herkes gibi basit, güçsüz bir varlık olarak. Ama senin kaderin bu değil, Ken. Sen sıradan bir kaderin ötesinde doğmuşsun. Bu nedenle seni çağırdım.”
Bir an gözlerimi kapattım. Kafamın içinde yankılanan sözleri düşünmeye çalıştım. Karar verip vermediğimi bilmiyordum, ama dudaklarımdan dökülen kelimeleri kontrol edemedim: “Kabul ediyorum.”
Hydra’nın yüzünde memnuniyetle parıldayan bir ifade belirdi. “O halde, Ken… artık sen ve ben, tek bir bütünüz. Gücüm sana ait, fakat iradem seninle olacak. Bunu unutma.”
Kelimeleri zihnimde yankılanırken, birden etrafımdaki dünya titremeye başladı. Kendimi bir kez daha çekilirken hissettim; Hydra’nın bakışları önümde sönükleşiyor, görüntüsü yavaşça kayboluyordu. Karanlığın içinde yalnız başıma, yeniden hiçliğe dönüyordum. Ama artık farklıydım. Bir parçam değişmişti.
Gözlerimi açtığımda, odamdaki yatağımdaydım. Ellerim titriyordu; kalbim çılgınca atıyordu. Bir rüyadan daha fazlasıydı bu. Artık sıradan bir insan değildim; içimde, Hydra’nın gücünü hissediyordum. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum, ama bir şeyden emindim… artık her şey, hiç olmadığı kadar karmaşık ve tehlikeliydi.
O gece, dünyanın dört bir yanındaki bazı insanlar da benim gibi çağrılar aldı. Kimi güçlü tanrılarla, kimi daha küçük tanrılarla antlaşmalar yaptı. Kıyamet oyunları başlamıştı ve ben, bu oyunların bir parçasıydım. Ama bu sadece başlangıçtı. Önümde nasıl bir kader olduğunu bilmiyordum; tek bildiğim, artık geçmişimdeki o yalnız, sıradan çocuk olmadığım. Şimdi, önümde karanlık ve karmaşık bir yol uzanıyordu.
Bölüm etkileşimi
