7. bölüm / 11
ZAMANIN RENGİ6.Bölüm
Bölümler 11Şu an: 6.Bölüm
Nefesim boğazıma tıkandı. Titreyen ellerime baktım. Cebimde ne bir kağıt parçası vardı ne de elime geçirebileceğim bir kalem... Gerçek dünyadayken yastığımın altına sakladığım, o sarımsı sayfalarına sığındığım çizgili defter geride kalmıştı. Artık kelimelerin ardına gizlenebileceğim bir sayfa yoktu önümde.
"Defterim..." dedim, sesim pürüzlü ve çaresiz bir fısıltı olarak çıktı. "Yanımda hiçbir şey yok..."
Poyraz’ın yüzündeki o alaycı gülüş yavaşça söndü. Kaşları hafifçe çatıldı.
"Defterin yoksa," dedi Karahan arkadan, adımlarını ağır ağır bana doğru atarak. Sesi gecenin ayazı gibi pürüzsüz ve dondurucuydu. "Kalemin de yok demektir. Bu da demek oluyor ki bu dünyada kuralları sen yazmıyorsun, biz koyuyoruz."
Sırtımı soğuk deri koltuğa biraz daha yasladım. Gözlerimden akan yaşlar yanaklarımı yakıyordu ama o titremenin arasından içimde ani bir öfke patladı. Haklıydılar; burası artık masamın başı değildi ama onları adım adım oluşturan bendim.
Gözlerimi silip Poyraz’a ve Karahan’a baktım.
"Deftere gerek yok," dedim, sesimdeki titremeyi bastırmaya çalışarak. "Sizin kim olduğunuzu, neyden korktuğunuzu, kimseden sakladığınız o sırları ben buraya..." elimi şakaklarıma götürdüm, "...zihnime yazdım. Buradan çıkmak için bir kağıda ihtiyacım yok. Sizin bilmediğiniz, sadece benim bildiğim şeylerle oynayacağım."
Poyraz’ın yüzündeki o eğlenen ifade tamamen yok oldu. Karahan olduğu yerde duraksadı. Tam o sırada koridordan Miran’ın o ağır, kaba adım sesleri tekrar duyulmaya başladı. Koridordaki her adım, odanın içindeki dondurucu gerilimi daha da tırmandırıyordu.
Poyraz bir anlığına kararsızca kapıya doğru baktı ama Karahan... Karahan'ın gözlerindeki o dondurucu soğukluk yerini aniden katıksız, vahşi bir öfkeye bıraktı.
Zihnime yazdığımı söylediğim o tek bir cümle, o gizemli ve kimseden sakladıklarını iddia ettiğim şeyler Karahan'ın içindeki şalteri attırmaya yetmişti. Benim tehlikeli bir bilinmeyen olmama, kendilerine karşı bir tehdit oluşturmama daha fazla tahammül edemezdi.
Ağır, devasa adımlarla üzerime yürüdü. Yüzünde ne bir tereddüt vardı ne de en ufak bir acıma...
Daha ne olduğunu anlayamadan, Karahan'ın buz gibi, iri eli bir sarmaşık gibi boğazıma kapandı.
Beni oturduğum deri koltuğa sertçe bastırdı. Parmakları gırtlağımı bir cenderenin içine alır gibi büktü. Boğazımdaki baskı o kadar şiddetliydi ki nefes borum anında tıkandı; ciğerlerimde kalan son oksijen damlası acı bir hırıltıyla dudaklarımdan döküldü.
"Karahan! N'apıyorsun lan?!" diye bağırdı Poyraz, öne doğru bir adım atarak. "Dur bir dakika!"
Ama Karahan onu duymuyordu bile. Eğildi, damarları şişmiş yüzünü yüzüme iyice yaklaştırdı. Gözlerinde sadece kapkaranlık bir nefret vardı.
"Çok konuştun," diye fısıldadı Karahan, gırtlağımı daha da sıkarak. Sesi kemik sızlatan bir soğukluktaydı. "Neyi bildiğin, neyi zihnine yazdığın umurumda değil... Ölüler sır tutamaz yazar hanım. Nefes alamadığında o zihnindeki hikayelerin ne işe yaradığını göreceğiz."
Gözlerim yuvalarından fırlayacak gibi oldu. Görüşüm kararmaya, odadaki loş ışık kenarlardan itibaren siyah bir leke gibi büzülmeye başladı. Ellerim çaresizce, reflekse dayalı bir çabayla Karahan'ın boğazımı sıkan demir gibi bileklerine yapıştı. Tırnaklarımı etine geçirmeye çalıştım ama adam bir santim bile kımıldamadı.
Göğsüm patlayacak gibi yanıyordu. Dudaklarımdan sadece boğuk bir hırıltı çıkıyordu: "N-nefes..."
Tam o anda odanın ağır ahşap kapısı sertçe duvara çarparak açıldı.
Miran eşikte belirdi. Bakışları doğrudan Karahan'ın boğazımı sıkan eline ve morarmaya başlayan yüzüme kaydı.
Bir saniye bile tereddüt etmeden öne doğru üç dev adım attı.
"Karahan! Bırak lan kızı!"
Miran, gür sesiyle odayı inletirken Karahan’ın bileğini kavradı ve adamı sertçe geriye doğru savurdu. Karahan istemeye istemeye beni bıraktı.
Boğazımdaki baskı birden kalkınca dizlerimin üzerine düşüp derin, yırtıcı bir nefes çektim. Ciğerlerime dolan hava boğazımı bıçak gibi kesti; acı içinde öksürmeye, göğsümü tutarak doğrulamaya çalıştım. Gözlerimden yaşlar süzülüyor, görüşüm yavaş yavaş yerine geliyordu.
Karahan öfkeyle Miran’a döndü: "Görmüyor musun Miran? Ajan mı delinin teki mi belli değil, aklınca kafamızı karıştırıyor! Bitirelim işini gitsin!"
"Saçmalama Karahan!" dedi Miran, sesi buz gibi ve kesin bir otoriteyle çınladı. "Daha işimiz var bu kızla. Bu işin aslını astarını anlamadan, olayı çözmeden bu kızı öldürmek yok!"
Miran yavaşça eğilip yerde nefes almaya çalışan bana baktı. Bakışlarındaki o soğuk hesapçılık, Karahan’ın vahşi öfkesinden çok daha korkutucuydu. Ardından başını çevirip kenarda duran Poyraz’a emretti:
"Poyraz! Al bunu, yukarıdaki boş odalardan birine yerleştir. Kapıyı da üzerine kilitle. Kılına zarar gelmeyecek, anlaşıldı mı?"
Poyraz, elini ensesine atıp "Tamamdır abi, hallediyorum," dedi. Bana doğru yaklaştı, kolumdan tutup nazik olmaya çalışarak ama sıkı bir kavrayışla beni ayağa kaldırdı. "Hadi bakalım deli Şimdilik kellen gövdende kaldı. Yürü yukarı.
Helllooo bölüm nasıldı "
Bölüm etkileşimi
