ZAMANIN RENGİ kitap kapağı

6. bölüm / 9

ZAMANIN RENGİ

5.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Ümmühan Gönültaş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 5.Bölüm

Etrafı bir anda ağır, dondurucu bir sessizlik kapladı.
Odadaki havanın ritmi bile değişmişti sanki. Dışarıda bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun ahşap pencerelere vuran tıpırtıları, duvardaki eski saatin tik-tak sesleri ve Miran'ın parmakları arasında dönen kehribar tespihin kuru tıkırtısı... Hepsi birbirine karışıyordu. Şehrin o uğultulu gürültüsü, bu odanın kapısının ardında kalmıştı.
Miran ağır adımlarla bana doğru yürüdü. Boynunun solundaki o küçük ameliyat izi, loş ışıkta daha da belirgindi. Karahan kenara çekildi; Poyraz ise elindeki çakmağı cebine atıp dikkatle patronunu izlemeye başladı.
Miran tam karşımda durdu. Üzerime çöken heybetli gölgesiyle eğilip beni incelemeye başladı.
Gözleri ilk önce ellerime takıldı. Bakımsız, soğuktan morarmış, yetimhanenin sert sabun kokusunun sinmiş olduğu narin parmaklarıma baktı. Kıyafetlerime kaydı bakışları; üzerimdeki o eski, bol kazak, dizleri aşınmış pantolon... Ne bu sokağın şık giyimli kadınlarına benziyordum ne de barlara takılan o sıradan kızlara.
Üzerimde ne bir takı vardı, ne bir çanta, ne de pahalı bir parfüm kokusu. Sadece yağmur, çamur ve katıksız bir çaresizlik kokuyordum.
Miran keskin, alıcı gözlerle ruhumu okumak ister gibi gözlerimin en derinine baktı. Yüzündeki kaslar sertleşti.
"Ellerinde nasır yok," diye mırıldandı alçak, buz gibi bir sesle. "Sokak çocuğu değilsin. Üzerinde markalı tek bir eşya yok, zengin züppesi de değilsin. Polise benzemiyorsun, polis dediğin korkusunu gizlemek için çabalar; senin gözlerinde ise saf bir dehşet var."
Doğrulup Karahan ve Poyraz’a döndü. Sesi odadaki o sessizliği bir cam gibi kırdı:
"Aramıza gönderilmiş bir ajan olmasın bu?"
Poyraz tek kaşını kaldırdı, "Harbi mi diyorsun abi? Bu yaşta, bu tipte ajan mı olur gözünü seveyim? Sokakta buz gibi asfalta sızmış duruyordu."
Karşı taraftakiler artık çocukları, kadınları kullanıyor Poyraz, unuttun mu?" dedi Miran, arkasını dönüp pencereye doğru yürürken. Dışarıdaki karanlık ve yağmurlu şehre baktı. "Üzerinde ne kimlik var ne bir eşya. 'Hatırlamıyorum' ayağına yatıyor. Tam da içeri sızdırmak isteyecekleri türden görünmez bir tip."
Karahan adımlarını bana doğru attı. Soğuk elleriyle çenemi tutup başımı yukarı kaldırdı, yüzümü ışığa doğru çevirdi: "Doğru söylüyor. Fazla temiz, fazla sessiz. Masum görünüşünün arkasında bizi dinleyen bir göz, bir kulak olma ihtimali yüksek."
Nefesim boğazımda düğümlendi. Bedenim tir tir titriyordu. Beni polis ajanı sanıyorlardı! Kendi yarattığım, kağıda döktüğüm bu acımasız adamlar, şimdi beni bir tehdit olarak görüyor, infazımı kurguluyorlardı.
"Ben... Ben ajan değilim," diye fısıldayabildim zorlukla. "Sizi dinlemiyorum... Yemin ederim hiçbir şey hatırlamıyorum...
diye haykırdım, sesim o büyük odanın duvarlarında yankılandı. "Ne ajanıyım ne de başka bir şey! Bilmiyorum... Buraya nasıl düştüm, neden buradayım bilmiyorum!"
Miran yavaşça pencere kenarındanki Deri koltuğun arkasına geçip ellerini cebine soktu. Gözlerini üzerime dikmiş, en küçük bir yalan yakalamaya çalışıyordu.
Toplandıkları o kısa sessizliği, titreyen ve artık ne kaybettiğini umursayan bir sesle bozdum:
"Bitti sizin..." dedim, nefes nefese. "Ben dedim yani... Sizi ben... Ben mi? Her şey aynıydı benim. Ben sizin hayal... Sizin hayal kitaptaki karakterleriniz..."
Odadaki hava bir anda buz kesti.
Poyraz cebinden çıkardığı çakmağı havada öylece dondurdu. Karahan’ın çenemi tutan parmakları aniden gevşedi, sanki dokunduğu şey zehirli bir yılanmış gibi geri çekildi. Miran’ın yüzündeki o sert, sorgulayan ifade yerini tamamen karanlık, tehlikeli bir sessizliğe bıraktı.
"Ne saçmalıyor bu lan?" dedi Poyraz, boğuk bir sesle. Bakışlarını Miran ile Karahan arasında gezdirirdi. "Tırveyi yemiş bu. Kafası yerinde değil abicim, kız iyice delirmiş."
Ama Miran konuşmadı. Gözlerini benden bir saniye bile ayırmadan, yavaş adımlarla önüme kadar geldi. Diz çöktü. Göz hizama indiğinde, o buz gibi ve keskin bakışları ruhumu delip geçiyordu.
"Ne dedin sen?" diye fısıldadı Miran. Sesi o kadar alçaktı ki odadaki çıt sesini bile bastırıyordu. "Kitap mı? Karakterler mi? Tekrar et bakalım ne dediğini."
Titriyordum ama duramıyordum. Kendi yazdığım, satır satır kafamda kurduğum o adam, şimdi tam karşımda, elini uzatsa dokunabileceğim kadar yakındı bana.
"Siz gerçek değilsiniz..." dedim, gözyaşlarımın arasından ona bakarak. "Sizi ben yarattım... O bardağı, bu odayı, Poyraz'ın çakmağını, senin boynundaki o izi... Hepsini ben yazdım! Sizin hiçbir şeyiniz yok... Siz sadece benim kafamın içindeki kurgulardınız! Buralara nasıl düştüm, bu cehenneme nasıl geldim bilmiyorum ama her şey aynı... Tıpkı yazdığım gibi..."
Odadaki kimse nefes almıyordu sanki.
Poyraz arkada yutkundu, Karahan ise tehlikeli bir şekilde elini beline doğru götürdü. Bir insan zihni, enkaz altındayken ancak bu kadar uzağa, bu kadar ağır bir deliğe düşebilirdi onlara göre.
Miran uzun süre yüzüme baktı. Gözlerinde ne bir öfke ne de bir şaşkınlık vardı; sadece insanı donduran bir soğukluk vardı. Yavaşça ayağa kalktı, üzerindeki ceketin düğmesini ilikledi ve kapıya doğru yürürken arkasındakilere emir veren o buz gibi sesini salona bıraktı:
"Bırakın konuşsun. Kafayı sıyırmış ya da güzelce beyni yıkanmış bir tip bu. Ama bunu adamakıllı konuşturmanın elbet bir yolu var."
Miran’ın o ağır, pürüzsüz adımları koridorda yankılanıp uzaklaşırken odadaki o ölümcül sessizliği bozan ilk şey Poyraz’ın kahkahası oldu.
Poyraz önce hafifçe kıkırdadı, ardından dayanamayıp eliyle dizine vurarak kocaman bir kahkaha patlattı. "Aynen abicim ya!" dedi neşeyle. cebinden çıkardığı gümüş çakmağını parmaklarının arasında döndürüp şık diye kapağını açtı. "Hallederiz biz, merak etme sen!"
Poyraz bana doğru birkaç adım atıp tam karşımdaki sehpanın üzerine sorumsuzca tünedi. Yüzünde o belalı, matrak ama bir o kadar da tehlikeli gülüşü vardı.
"Ulan kızım..." dedi gülerek, çakmağın alevini gözlerimin önünde bir kez parlatıp kapatırken. "Demek biz kitap karakteriyiz ha? Demek beni sen yazdın? Ya desene şöyle! Ben de diyorum bu yakışıklılık, bu karizma nereden geliyor... Sen yazdıysan helal olsun valla, kalemin dert görmesin!"
"Poyraz," dedi Karahan arkadan, buz gibi bir uyarı tonuyla. "Geyik yapmayı kes."
"Ama Karahan, bıraksana abi!" diye arkasına dönüp sırrı çözmüş gibi ellerini iki yana açtı Poyraz. "Kız bizi mürekkeple çizmiş işte! Duymadın mı? Bak bakayım bana, canlı gibi duruyor muyum oradan? Nefes falan alıyor muyum yoksa sayfanın arkasında mürekkep mi lekelendi?"
Tekrar bana döndü, yüzündeki eğlenen ifade biraz daha alaycı bir hal aldı. Eğilip yüzüme iyice yaklaştı:
"Şimdi söylesene 'yazar hanım'...Madem biz senin kafanın içindeki hayaletleriz, madem hiç yaşamıyoruz... Söyle bakalım, bu hikayenin devamında bana ne yazacaksın? Ya da daha önemlisi, Miran birazdan içeri elinde o konuşturma aletleriyle girdiğinde, seni bu 'kurgudan' kurtaracak bir mucize yazdın mı o kafanın içine?"
Nefesim boğazımda tıkandı. Ben onlara gerçeği haykırmıştım ama onlar için ben sadece aklını yitirmiş, saçmalayan zavallı bir kızdan ibarettim. Kendi yarattığım karakterlerin alay konusu olmuştum.
Poyraz ayağa kalktı, çakmağını cebine attı ve yüzündeki o eğlenen maskeyi birden düşürüp gözlerimin içine baktı:
"Hadi bakalım şansını dene burdan nasıl çıkacaksın …

Hömmmmm bölüm nasıldı?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

34okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.