ZAMANIN RENGİ kitap kapağı

8. bölüm / 9

ZAMANIN RENGİ

7.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Ümmühan Gönültaş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 7.Bölüm

Poyraz beni yukarıdaki odaya çıkarıp kapıyı üzerime kilitlediğinde, o kilit sesinin yankısı zihnimde hiç susmadı.
Aradan tam iki gün geçti.
İki gün boyunca o soğuk, kasvetli odada tek başıma kaldım. Zaman kavramını yitirdim, gündüz ile gece birbirine karıştı. İlk saatlerde bir kaçış yolu aramak, kapıyı zorlamak, pencerelerden dışarı bakmak mümkündü belki... Ama geçen her saatle birlikte zihnimdeki surlar birer birer çöktü.
Gerçekten delirmeye başlamıştım.
Çünkü bu yaşadıklarıma akıl ermiyordu. Karşımdaki insanlar birer et ve kemik yığını değildi sadece; onlar benim yalnız gecelerimde, odamın köşesinde hayal gücümle beslediğim canavarlardı. Karahan’ın o acımasız soğukluğu, Miran’ın mesafeli ve katı otoritesi, Poyraz’ın hüznünü alaycı gülüşünün arkasına saklayan o matrak tavrı... Hepsini ben yazmıştım. Onlar benim kalemimden çıkan; dünyaya karşı sert, köklerinden yaralı, kendi içlerine kapanık ve kimseye güvenmeyen adamlardı.
Şimdi ise kendi yarattığım o kapkaranlık adamların hapishanesinde, çaresizce büzülmüş oturuyordum.
Odanın köşesindeki eski koltuğa dizlerimi göğsüme çekerek sığındım. İki gündür ne kapıyı çalan Poyraz’a tek bir kelime etmiştim ne de getirilen yemeğe dokunmuştum. Çenemi dizlerime dayamış, boş gözlerle ahşap zemindeki çizgilere bakıyordum.
Ben yazar falan değildim ki...
Sırtımı soğuk duvara biraz daha yaslayıp dizlerime daha sıkı sarıldım. Gerçek, zihnimin içinde acı bir tokat gibi patlıyordu artık. Ben hiçbir zaman oturup baştan sona bir kitap yazmamıştım. Bir roman kurgulamamıştım, harika bir dünya tasarlamamıştım. Benim yaptığım tek şey, kendi halimde kafamın içinde hikayeler uydurmaktı.
Yetimhanenin o soğuk, nefessiz odasında yalnızlıktan boğulduğumda, canım çok yandığında ya da çaresiz hissettiğimde zihnime sığınırdım. Elime bir defter geçerse birkaç satır karalardım, geçmezse sadece kafamda kurar, saatlerce o hayallerle duvarlara bakardım.
O deftere yazdıklarım bile bir kitap değildi ki... Hepsini kopuk kopuk, paramparça atıştırmıştım sayfalara. Bir gün canım çok yandığında Miran’ın o ulaşılmaz, katı otoritesini sığınak yapıp birkaç cümle yazmıştım. Aylar sonra yetimhanedeki baskı canıma tak ettiğinde Karahan’ın o acımasız sertliğini karalamıştım. Başka bir gün, yalnızlığıma bir parça gırgır katmak istediğimde Poyraz’ın alaycı gülüşünü eklemiştim o sarımsı sayfalara.
Hiçbiri birleşmiyordu. Hiçbiri bir bütün oluşturmuyordu. Ortada bir kitap, mantıklı bir kurgu yoktu; sadece benim darmadağın ruh halimin, yalnızlığımın kağıda dökülmüş kırıntıları vardı.
"Ben yazar değilim..." diye fısıldadım bomboş odaya doğru. Sesim pürüzlüydü, kendi kulağıma bile yabancı geliyordu.
Ben sadece aklını kendi hayallerinde kaybetmiş, çaresizliğini uydurduğu hikayelerle örtmeye çalışan zavallı bir kızdım. Ama en acısı, en korkunç olanı şuydu:
Kafamın içinde sadece parçalar halinde var olan adamlar , şimdi kapının arkasında kanlı canlı nefes alıyorlardı.

Biliyorum kısa oldu sadece kendi kurguladığım satırları hemen yazıp paylaşıyorum 🌸🌸🌸

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

24okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.