2. bölüm / 9
ZAMANIN RENGİ1.Bölüm
Bölümler 9Şu an: 1.Bölüm
Benim adım Zeliş. 17 yaşındayım.
Yıllardır bu yüksek gri duvarların, demir ranzaların ve koridorlarında soğuk rüzgarların estiği yetimhanenin bir parçasıyım. Burası insanı kimsesizliğiyle büyüten bir yer. Kimsenin kimseye tam anlamıyla sarılamadığı, her gecenin aynı sessizlikle kapandığı bir çatı altı...
İnsanlar beni hep "sessiz", "kendi halinde" ya da "mesafeli" sanır. Haklılar da. Çünkü bu duvarların arasında var olabilmenin tek yolu, göze batmamaktır. Kendime ait tek bir köşem var: Yatakhaneanin en arkasındaki ranzam ve yastığımın altına sakladığım çizgili defterim.
Gerçek dünyada ne tutunacak bir ailem vardı ne de beni karşılıksız sevecek dostlarım. Yetimhanedeki arkadaşlıklar bile bir süre sonra yalan oluyordu; herkes günü kurtarmanın, başını belaya sokmamanın peşindeydi.
Ben de kendi ailemi, kendi dostlarımı kağıt üzerinde yazmaya başladım.
Geceleri herkes uyuduğunda, yorganı başıma çekip küçük el fenerimi yakardım. O an bu soğuk yetimhane odası silinir, yerini bambaşka bir dünyaya bırakırdı. Kalemim kağıda dokunduğu an, sokakların tozuyla yoğrulmuş, birbirine ölesiye sadık o adamların arasında bulurdum kendimi.
Şehrin en zengin ama bir o kadar acımasız mafya lideri Miran; soğuk ve gururlu... Sokaklarda büyümüş, kavgada en öne atılan ama neşesini hiç kaybetmeyen gözü pek serseri Poyraz... Ve her şeyi önceden sezen o sakin zeka Karahan...
Onlar benim hiç sahip olamadığım ağabeylerim, sırtımı yaslayamadığım ailem, beni bu dünyadaki yalnızlığımdan koruyan hayali muhafızlarımdı.
O gece yetimhanede yine o tanıdık, ağır sessizlik vardı. Koridordan arada bir belletmenin topuk sesleri yankılanıyor, ardından tekrar o ürkütücü sessizlik çöküyordu. Ranzamın üzerinde bağdaş kurup yorganı başıma kadar çektim. Avucumun içindeki küçük el fenerinin sarımsı ışığı, çizgili defterimin yıpranmış sayfalarını aydınlattı.
Siyah tükenmez kalemimin kapağını açtım. Ucunu kağıda bastırdığım an, yetimhanenin o rutubetli kokusu genzimden silindi.
Ben o defterde sadece adamları hayal etmemiştim ben ; kendime baştan aşağı bir sığınak inşa etmiştim. Zihnimdeki o şehirde, İstanbul’un en karanlık, en lüks ama bir o kadar da tehlikeli sokaklarında saat gece yarısını çoktan geçmişti.
Miran, yüksek bir rezidansın kırkıncı katındaki camdan dışarıya, yağmurun altında ışıldayan şehre bakıyordu. Elindeki kehribar tespihi ağır ağır çevirirken yüzünde en ufak bir duygu kırıntısı bile yoktu. O, yetimhanedeki soğuk duvarların tam aksine, gücün ve sarsılmazlığın simgesiydi. Kimse ona dokunamazdı, kimse onu kimsesiz bırakamazdı.
Kapı çalınmadan açıldı. İçeri giren tabii ki Poyraz’dı. Deri ceketinin yakaları ıslanmış, saçları alnına yapışmıştı ama o umursamaz, belalı gülüşü yine yüzündeydi. "Patron," dedi çakmağını cebinden çıkarıp kapağını şık diye açarken. "Aşağıda çocuklar hazır. Sokaklarda fısıltılar dolaşıyor, raconu bozmaya çalışan birkaç serseri türemiş."
Miran arkasını dönmedi bile. "Karahan ne diyor?" diye sordu, sesi kış rüzgarından daha soğuktu.
Gölge gibi kapının kenarında beliren Karahan adımlarını bile hissettirmeden içeri girdi. Siyah boğazlı kazağı, keskin bakışlarıyla her zamanki gibi fırtına öncesi sessizlik gibiydi. "Tuzak olduğunu biliyoruz," dedi sakince. "Ama gitmezsek geri adım attığımızı sanırlar. Bizim kuralımız belli: Birimiz geri çekilirse, hepimiz düşeriz."
Bu cümleyi yazarken parmaklarım titredi. Birimiz geri çekilirse, hepimiz düşeriz.
Ben bu cümleyi yazmıştım çünkü yetimhanede bir gün hastalanıp ranzamdan kalkamadığımda, kimse dönüp arkasına bakmamıştı. Ama benim yazdığım bu karanlık adamlar, birbirleri için kurşunun önüne atılırlardı. Onların dünyasında paranın, silahların ve gücün ötesinde tek bir kutsal şey vardı: Sarsılmaz bir sadakat.
Poyraz cebinden çıkardığı sigarayı yakıp dumanını havaya savururken sırıttı. "O zaman bu gece o sokaklara kimin hükmettiğini yeniden hatırlatıyoruz."
Miran yavaşça döndü, masanın üzerindeki siyah ceketini giydi. Bıçak gibi keskin bakışlarını Karahan ve Poyraz'ın üzerinde gezdirdi. Onlar sadece bir mafya ya da sokak çetesi değildi; onlar sokağın yetim bıraktığı ama birbirine kenetlenerek devleştiği üç öz kardeş gibiydi.
Defterimin sayfasına bir satır daha ekledim:
Onlar karanlığın içinden geldiler. Kaybedecek bir şeyleri yoktu, çünkü birbirlerinden başka hiçbir şeyleri yoktu."
Bölüm etkileşimi
