YİĞİT VE DİĞERLERİ kitap kapağı

9. bölüm / 11

8.0

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 8.0

POV Yiğit,
Evden ayrıldığımdan beri artarda sürekli sigara içiyordum. Cebimdeki paketin içi git gide boşalıyordu. Son bir veya iki dal kalmış olmalıydı. Karanlıkta durmadan yürüyordum. Sıkılmış, bunalmış bir ruh halindeydim. Mutsuzdum. Duvarların üzerime geldiğini söylemiştim Ekim’e. Doğruydu. Göğsümde oksijen vardı. Ama nefes alamıyordum. İnsanları kendime inandırmak için gerekli çabayı göstermek bile zor geliyordu. Bana inanmalarını sağlasam ne değişecekti ki hem? Bir şey yaptığım yoktu. Kitabı kapağına göre yargılamak tam da, insanların şu anda bana karşı yaptığı şey olmalıydı. Aptalca bir sebepten ötürü hayatım neredeyse alt üst olmuştu. Herkes şüpheyle yaklaşıyor, benden ürküyordu.
Telefonumdan saati kontrol ettim epeyce yürüdükten sonra. Geç olmuştu, ama pek de umurumda olduğu söylenemezdi. Whatsapp’a girdim telefonumdan. Bu, bir mesaj bekleme ya da mesaj atma için değildi. Otomatik bir refleksten farksızdı aslında. Ve yine “arşivlenenler” kısmındaki 1 yazısı oradaydı. Asla eksik olmazdı zaten. Açıp bakmaya bile gerek görmüyordum çoğunlukla. Deli kız, sürekli yazacak bir şeyler buluyordu. Şu ara aramaları bile sıklaşmıştı. Engellememe ramak kalmıştı. Biliyordum, buna da üzülecekti, yine pes etmeyecekti. Yüz yüze geldiğimizde bu engelin sebebini soracaktı, anlamayacaktı çünkü asla. Aldığım oksijen göğsümü doldurmaya yetmiyormuş gibi geliyordu şu aralar. Sebeplerinden biri de, kesinlikle bu kızdı. Başımda tantana yapacak yeterince kız vardı zaten, Ekim hepsine bedeldi. Kız kardeşim vardı zaten, hatta arada sırada Selen ve Hayal de bu işe soyunuyordu. Yani başım yeterince kalabalıktı. O ise sapığım gibi sürekli burnumun dibindeydi.
Mesajının ne olduğuna bile bakmadan çıktım uygulamadan. Başka önemli bir şey yoktu zaten. Yolun karşı tarafına geçerek, mavi tabelalı tekel bayiye girdim. İki paket sigara aldıktan sonra çıktım. Yolun ilerleyen kısmı, ucuz gece kulüplerinin olduğu, kalitesiz ama zaman zaman eğlenceli olma potansiyeli de taşıyan bir mekanlarla doluydu. Buraya gelenlerin amaçları ortak olurdu çünkü genelde. Bu da işleri kolaylaştırırdı.
İlerledim ve yan yana sıralanmış 3-4 dükkandan, benim en sevdiğim olan, pembe neon tabelalı mekana girdim. Buradakiler artık sima olarak da olsa tanıyordu beni. Bazıları ile gerçekten tanışıyordum, bazıları ise sadece aşinalıktı. Yalnızca bu bile bana daha rahat hissettiriyordu aslında. Yeterliydi.
Barın önüne oturup içecek bir şey istedim. İnsanlar dans ediyordu, bana göre ise epey zevksizce bir aktiviteydi tanımadığım insanlarla sıkıcı danslar etmek. Yerimde oturmayı bin defa yeğlerdim. Bir sigara yaktım ve kalabalığa bakmaya başladım.
Bir şeyler içerken parmaklarımın arasındaki sigara hariç her şey değişiyordu, zamanın nasıl geçtiğini anlamlandıramıyordum bile. 40 dakikadan fazladır burada oturuyor olmalıydım. Birkaç kızla sohbet etmiştim. Bana hoş kelimeler ediyorlardı, bazıları dizime, bazıları omzuma dokunuyordu. Ama gece hala sıkıcıydı. Bir saati geride bıraktıktan sonra yanımdaki kızın, normalden uzun kaldığını fark ettim. Çok ilgi çekici bir sohbetim yoktu. Aşırı yakışıklı değildim, onu tavlamaya da çalışmıyordum. Sadece boşluğu seyrediyor ve sorduğu soruları geçiştiriyordum.
Uzun, sarı saçları olan tatlı bir kız gibiydi. Renkli tırnakları ve minik bir burnu vardı. Güzel sayılabilirdi belki. Bacak bacak üstüne atmıştı karşımda. Tozpembe dar elbisesini, eteklerinden aşağı çekiyordu arada. Bir şeyler anlatıyor, bazı cümlelerinin sonuna yapay, bazılarınınkine ise geçekten içten kahkahalar serpiştiriyordu. Konuşurken ellerini kullanıyor, arada değişik hareketler ve mimikler yapıyordu. Konuşmaya asla adapte olamıyordum. Hafif sisli bir yerden dünyayı izliyordum sanki, ama kız hala burada, benimle oturuyordu.
Gece sinir bozucu bir hal almaya başladığında, karşımdaki sandalyesinin altından tuttum ve hızlı bir hareketle sandalyesini sandalyeme yaklaştırdım. Çıplak bacakları benimkilere değerken gözlerine baktım. Ne diyeceğini bilememiş gibi bir tavrı vardı. İçeceğinden bir yudum aldı. Simli, acayip renkli bir şeyler vardı bardağında. Dışardan da göründüğü gibi, aslında hiçbir şeyle gerçekten ilgilenmiyordum. Fazlasıyla yüzeyseldim. Onun vereceği tepkiyi gözlemlemek için bir adım daha attım gecikmeden. Bundan sonrası pek de mühim değildi. Sonraki fasıla geçebilirdik hızlıca. Buna vereceği tepkiye bağlıydı.
Bir kolumu beline doladım ve hafifçe kendime çektim. Gözleri gözlerime değdiğinde, dudaklarının hafif kıvrılışını bir yeşil ışık olarak algıladım. Belki 15 dakika bile sürmemişti. Bardan birlikte çıktık. Üzerimdeki ceketi omzuna vermiştim. Elim hala belinden kavrıyordu. Dışarısı soğuktu. Muhtemelen saat ilerlemişti epeyce. Hala umurumda olduğunu söyleyemezdim aslında.
Evine geldiğimizde yalnızca holün ışıkları açıktı. Kapısı açık olan odaya girdik. Gülüşme sesleri geliyordu sürekli olarak. Ben ise sohbetine dahil olamıyordum. Bir nevi kendi kendine konuşuyordu. Saçlarını yana aldı ve elbisesinin fermuarını açmam için arkasını döndü. İnce fermuarı kızın belinin altına kadar indirdiğimde, bir adım uzaklaştı ve elbiseyi ayaklarına kadar indirdi. Kaşlarımın ucu hafifçe oynamıştı yalnız.
20 dakika kadar takıldık sanırım. Yatağın kenarında öylece oturmuştum. Sigara içiyordum. Kız duş alıyordu. Adı bile aklımda değildi. Önemsediğim şey bu olmadığındandı belki de, emin değildim.
Telefonuma bildirim geldiğinde elime aldım. Bu Ekim’in mesajıydı. Hızlıca cevapladım. Ondan olmasa pek de umursamazdım muhtemelen. Beni merak ettiğini ve umursadığını açıkça görebiliyordum. Bu bir yandan hoştu, diğer yandan da o hep böyleydi. Belki de beni merak eden tek kişiydi hayatımda. Bazen gereksiz gelse de bunun onun kişiliğinin bir parçası olduğundan haberim vardı ve ona bu yüzden kendini suçlu hissettirmek istemiyordum. Bunu bir miktar yapmış olabilirdim. Hiçbir şey bilmiyordum.
Ekim’in üzülmesi tuhaf şekilde beni de üzüyordu. İnsanlara çok değer veren birisi değildim. Pek önemsemezdim birçok şeyi. Ama o değişikti, yani onun için söyleyemezdim diğer insanlar için söylediğim şeyleri. Hep vardı ne de olsa. Belki de buydu biraz, ona olan özensiz davranışlarımın sebebi. Yanımda olmasına alışmış olmam yani…
Birkaç dakika mesajlaştık. Normalde mesajlaşmaktan keyif almazdım. Yalnızca Ekim için buna tahammül edebilirdim belki de. O bir istisnaydı. Herhangi bir çaba göstermesem de yanımdaydı. Şimdi de uyuyacağına haber vermek için yazmıştı. Yine merak etmişti gerçekte, ama merak ettiği için yazdığını söylemiyordu. Klasikti bu da, anlamıştım…
Onunla mesajlaşmam da bittiğinde, bir şey yapmadan boşluğu izlemeye devam ettim. Banyonun kapısı açılıp, sarışın kız üzerinde bornozla gözüktüğünde ayaklandım. O bunu, bir beğenme veya kendisine bir ilgi belirtisi olarak algılamış olsa da, ben gitmek için çıkmasını beklemiştim. Zaten beni, ceketim dahil, giyinmiş gördüğünde hafif şaşırmış gibiydi, ama bir şey dememişti.
“Hoşuna gitmedi mi?”
Mimiksiz bir suratla baktım. Bu ondan kaynaklı değildi, bilemiyordum. Mutsuzdum. Bu klasik bir duygu haline gelmişti benim için neredeyse. Hangi kızla konuşursam konuşayım, kiminle yatarsam yatayım, iyi hissedemiyordum. Tatmin olmamıştım. Duygusal anlamda boşlukta gibiydim.
“Bilmiyorum, yine de sağ ol. Sadece gitmek istiyorum.”
İfadesi yüzünde asılı kaldı. Bir şey diyecekti ama ne diyeceğini bilemiyor gibiydi de. Bunu fırsat bilerek yanından ayrıldım. İstikamet olarak biraz tersti buralar evime. Yine uzun uzun yürüdüm.
Saat iki buçuğu geçmişti eve geldiğimde. Sessiz olmak için özellikle çaba göstererek çevirdim kapıdaki anahtarı bile. Salona girdim önce. İçerisi patlamış mısır kokuyordu. Ekim’in beni dinlemesi ve gerçekten kız gecesi yapma fikrini ciddiye alıp uygulaması beni biraz güldürmüştü. Onları oyalamak ve başımdan savmak için söylemiştim yalnızca, ve gerçekten de yapmışlardı. Şimdi ise, iki karşılıklı koltukta yatıyorlardı.
Kısık gelen bir konuşma sesi vardı odada. Lambalar kapalıydı, yalnızca laptopun ekranı ışık yayıyordu içeriye. Bir filmin oynamakta olduğunu gördüm. Muhtemelen kapatmadan uyuyakalmışlardı. Ya da bir sonraki film otomatik olarak açılmıştı. Önce Ekim’in laptopunu kapattım. Sonra ise sorumluluk sahibi bir abiymişim gibi, Yüksel’i kucaklayıp yatağına götürdüm. Odası hemen benimkinin yanındaydı. Sıra Ekim’e geldiğinde ise biraz düşünceliydim. Babamın sözleri gelmişti yeniden aklıma. Gerçekten de odama onun için bir yatak almak mantıklıydı. Düşününce, sürekli bizde kalıyordu. Benim yatağımda yattığında ben yerde ya da salonda yatıyordum. Ben yatağımda yatınca da ona yer kalmıyordu, aynı şekilde yerde ya da salonda yatması gerekiyordu. Başta komik gelse de, iyi bir fikir olduğu ortadaydı. Bu öneriyi kabul etmeye karar verdim.
Babama mesaj atıp ona göre hareket etmeyi düşündüm. Geleceği saati sordum ona. Eğer öğlene doğru gelecekse, Ekim’i burada bırakacaktım. Erken döneceğini söylerse de, alıp odamda yatıracaktım. Cevap gelene dek salonda oturdum ve telefonumla ilgilendim. Yaklaşık on dakikanın sonunda, saat 8 gibi işten döneceğini söyleyen bir mesaj attı.
Gece çalışması bir yandan iyi, diğer yandan da kötüydü. Evde çoğunlukla aynı saatlerde bulunmuyorduk. Sabahları uyuyor oluyordu, geceleri ise çalışıyordu. Ancak akşam 2-3 saat aynı ortamda bulunabiliyorduk o işe gitmeden önce. Benim için pek sorun olmasa da ailece çok zaman geçiremeyişimizin Yüksel’i etkilediğinden emindim. Farkındaydım elbette ki, ama elimden bir şey gelmiyordu maalesef.
Ekim 8’e kadar uyanmamış olurdu muhtemelen okul olmasaydı. Ama yarın okula gidecektik. 8 gibi kalkmamız gerekiyordu bu yüzden de. Babam her ne kadar onun burada yatmasını önemsemeyecek olsa da, Ekim’in bundan haz etmeyeceğini biliyordum. Daha rahat hissetmesi için odama götürmeye karar verdim. Bir yandan kendi içimde seçmeye çalışıyordum onu nereye yatıracağımı.
Bir yanım onun, ben yatağımdayken yerde yatmasını hoş karşılamıyorken, diğer yanım da, onun yeni tanıştığım biri olmadığının sürekli olarak altını çiziyordu. Ona sorsaydım, o da bana yatağımda yatabileceğimi söylerdi. Sorun etmeyeceğini biliyordum. Yalnızca, kendi içimde daha mantıklı olanı arıyordum.
İnsanları pek sevmezdim, ayıp, hoş değil, ya da insanlar ne der, tarzı replikler ise tamamıyla umurum dışıydı. Şuanda önemsediğim şey ise kendimce doğru olanı yapmaktı. Yüzlerce kez o yerde yatarken ben yatağımda yatmıştım belki, yüzlerce kez de tam tersi yaşanmıştı. Peki ya az sonra hangisi yaşanacaktı?
Derin bir nefes verdim ayaklanırken. İçimden geleni yapacaktım. Önce yüzüne baktım bir süre. Rahatlamış gözükmekten çok, hafif gergin gibiydi, ya da en azından mimikleri buna işaret ediyordu. Kaşları biraz çatıktı. Günlük hayatında çok kullandığı bir ifadeydi bu, dolayısıyla kesinlikle alışkındım buna.
Kaldırmadan hemen önce, telefonumu yüzüne yaklaştırıp uyurken bir fotoğrafını çektim hızlıca. Böylece sabah ona gösterebilirdim.
Telefonu pantolonumun arka cebine koyduktan sonra bir elimi dizlerinin altından, diğer elimi de belinin biraz daha üzerinden bir yerden geçirdim ve yavaşça koltuktan ayırdım. Yüksel ile neredeyse aynı gibilerdi. Zaten şu ara biraz zayıf gözüküyordu gözüme de. Yarışmasının yaklaşıyor oluşu, stres seviyesini artırıyordu. Ve Ekim de stresliyken hiçbir şey yiyip içmiyordu. Bu beni sinir etse de, elimden çoğu zaman için gelen bir şey olmuyordu. Bana kalırsa bu günlerde de kilo vermişti. Onu koridorun sonuna kadar taşıdım. Pek zor değildi.
Yatağıma yatırdığımda hafifçe gözlerini hareket ettirdi. Onu bırakırken bir eliyle omzumdan tutundu, hala uyuyor olmalıydı. Bu da bir refleksti sanırım. Bıraktıktan sonra hafifçe geri çekildiğim sırada eli hafifçe kaydı omuzumdan. Tutup yavaşça yanına koydum. Yorganımı üzerine örttüm ve dudaklarına kadar gelen kahverengi saçlarını çektim yüzünden. Sonra yeniden salona gittim. Telefonunun koltukta kaldığını onu alırken görmüştüm çünkü. Alıp cebime koydum.
Odaya geldiğimde de üzerimi değiştirdim. Pantolonumu çıkartırken cebimdeki telefonları bilgisayar masamın üzerine koydum. Ekim’in telefonunun ekranını açıp saate baktım. 3’e gelmek üzereydi. Yatağın hemen yanına, yere serdiğim bir başka yorganın üzerine yattığımda, başımda şiddetli sayılabilecek bir ağrı vardı. Çok sigara içtiğimin farkındaydım. Normal karşılayarak gözlerimi kapattım. Biraz sancılı ve sıkıcı bir süreç olsa da, uykuya daldığımda aklımdaki şey, yarın okulda yaşanacak muhtemel hadiselerdi. Hatta bununla alakalı bir rüya bile görmüştüm. Saçma ama o an için gerçekçiydi. Hoşuma gitmemişti. Bunu düşünmemeye ve dinlenmiş olarak uyanmaya çalıştım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…