YİĞİT VE DİĞERLERİ kitap kapağı

6. bölüm / 11

5.0

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 5.0

Bartu kalkıp dışarı doğru gitti bir zaman sonra. Buralardaki bir tekel bayiye gitmişti. Kahve alacağını söyledi. Biraz daha zaman geçince Emre yeniden telefonuna sarıldı. Yalnız kaldığım birkaç dakikalık arada, kapıdan içeri Rüzgar girdi. Telaşlı gibiydi. Çok yorgun gözüküyordu. Gözleri koridor boyunca gezindi. Bir elimi kaldırarak dikkatini çektim, tam da başka bir yöne gidecekken. Yanıma geldi. Eğilip hafifçe sarıldı ben yerimden kalkmadan. Halimi hatırımı sordu. Benim bir şeyim yoktu, ama Yiğit’in içerde olduğu süre ilerledikçe geriliyordum.
Telefonu kapatıp yanımıza gelen Emre de oturdu bekleme sandalyelerinden birine. Zaten neredeyse sandalyelerle bütünleşmiştik. İki saatten fazladır buradaydık. Rüzgar ise sandalyesine olabildiğince yayılmıştı. İmkanı olsa burada uyuyacak gibiydi.
Bartu elinde bir poşetle karakola girdi yeniden. Başta yanımızda oturan Rüzgar’ı anlamlandıramasa da, sonradan kendisi için aldığı kahveyi ona verdi. Teneke kutulardaki kahveleri bize birer birer dağıttıktan sonra, poşetten benim için aldığı çubuk krakeri çıkarttı. Gülümseyerek teşekkür ettim. Sonra bende kahvemi ona verdim. Bu saatte kahve içmek mantıklı bir seçenekmiş gibi gözükmüyordu. Başta reddetse de, gerçekten istemediğimi söyledim. Başka bir zaman yeniden ısmarlama sözü vererek kabul etti sonra. Yiğit’ten sonra böyle erkeklerin çevremde bulunmasına alışık değildim. Gülümsediğimi gördü, ama aslında ben buna gülüyordum. Krakerden yemeye başladım sessizce.
“Oğlum kızın evi, ta anasının gözündeymiş lan! Bunu niye kimse söylemedi bana? 40 dakika yürüdük, ölüyordum! Hem de bu tişörtle!”
Üzerindeki ceketin fermuarını açtı yarıya kadar tek hamlede. Üzerinde hala aynı tişört vardı. Onu bununlayken dikkate almak zordu. Onun tarzını yansıttığı doğruydu, ama sokakta bunu giyen birini görsem muhtemelen yolumu değiştirirdim.
“Neredeymiş ki evi?”
“Salla ya, cidden! Düşündükçe sinir oluyorum! Dolmuşa falan bindirseydik keşke. Taksi parasını bile ben öderdim oğlum! 1 saattir yürüyorum.”
Rüzgar’ın gelmesiyle biraz daha ortam şenlenmişti. İlkokuldan beri arkadaştık onunla. Sevdiğim ve koşulsuz güvendiğim biriydi Rüzgar. Kendimi daha rahat hissetmeye başlamıştım o kapıdan girdiği anda sanki. Ama hala bu bekleyiş sonsuz geliyordu. Saatler geçmişti, ama sanki birkaç gündür buradaymışım gibiydi.
Emre özür dileyerek yanımızdan ayrıldı. Selen konusunda içinin rahat olmadığı her halinden anlaşılıyordu. Kızları evde tek bırakmak da içine sinmemiş olmalıydı. Bizim için bir mahsuru olmadığını söylesek de, defalarca kez özür diledi. Muhtemelen Yiğit de takmayacaktı kafasına. Herhangi bir şey olduğunda haber vereceğimiz konusunda defalarca kez söz verdik son olarak.
“Kanka Hayal’e söylesene, ben onu alırım geçerken. Beklesin beni.”
Emre başıyla onayladı Rüzgar’ı ve hızlı adımlarla yanımızdan ayrıldı. Kuzeni olan Bartu ise hala yanımızdaydı. Birbirimizi daha yeni yeni tanıyorduk, bu davranışı yanlış değildi elbette, ancak Rüzgar ile yalnız kalsak muhtemelen çok daha rahat hissederdim, diye düşündüm. Bunu belli etmedim tabii, ancak sonra Rüzgar sesli şekilde aklımdan geçenleri okudu.
“Kanka sen de gidebilirsin bu arada, kendini zorunda hissetme yani. Yiğit takmaz böyle şeyleri zaten, bak rahatına. Beklemen gerekmiyor.”
“Etik olarak başladığım işi bitirme taraftarıyım. Çıksın arkadaşınız, giderim bende.”
Rüzgar, kahvede okey oynayan amcalar gibi, başını salladı çocuğa doğru. Ne kadar zorba biri olduğunu bilmemden ötürü, onun bu hareketi beni şaşırtmıştı. Eminim Yiğit ile bir araya gelince haftalarca dalgasını geçeceklerdi, ortada hiçbir sebep olmamasına rağmen hem de. Huylarıydı…
Yeni bir kapı açılma sesi daha duyulduğuna umutsuz ama doğal olarak meraklıydım. Gözlerimi çevirdiğimde Yiğit’i görmemle daha da meraklandım. Kalp atışlarım hızlandı. Ayağa kalktım hemen. Rüzgar ise benden önce davranıp yanına gitti. İki elini omuzlarına koydu çocuğun. Bu arada Yiğit, bir şeyi bekliyor gibiydi. Birkaç adım yaklaşınca, odadaki polisin bir şey anlattığını ve Yiğit’in de onu dinlemekte olduğunu duydum.
“Yeniden çağırırlarsa da, dediğim gibi zaten, kimliğini alıp gelirsin kardeşim.”
Başını sallayıp onayladı Yiğit. “Eyvallah abi. Hadi iyi mesailer.”
Merakla onu izliyordum. Odadan çıkıp kapıyı arkasından kapattı. Sanırım Rüzgar benden de meraklıydı, sabırsızlanıyor gibi bir hali vardı. Sorularını ardı ardına sıralıyordu. “Naptın, ne oldu? Suçsuz olduğunu ispatladın değil mi?” Gözlerini kıstı Yiğit küçümsemeyle. Bir elini göğsüne koydu sonra Rüzgar’ın ve hafifçe itti. Koridorun sonuna doğru yürüyorduk bu sırada. Rüzgar sustu ve bir adım geri çekildi. “Başımı şişirdi zaten, sabahtan beri. Bide siz başlamayın.”
Bu arada çıkarttığım ceketimi yeniden giyiyordum. Koluma dokunmasıyla irkildim. Baktığımda, kimliğini uzattığını gördüm. Zaten telefonu da cüzdanı da bendeydi. Geri istemek yerine kimliğini de vermişti şimdi.
Etrafına bakındı bir anlığına. Ardından bakışları çocuğun üzerinde sabitlendi. Tek kaşının ucu havaya kalktı yavaşça ve sordu. “Senin kuzen gitti mi?”
Başını salladı büyük bir ciddiyetle Bartu. “Evet, Hayal ve Selen daha fazla yalnız kalsın istemedi.”
Rüzgar’a doğru hafifçe döndürdü bedenini, ardından kısık sesle söyledi. “Gey işte.”
Emre’ye haber vermek için telefonunu çıkartmış olan Rüzgar, bu espriye yarım bir gülümsemeyle karşılık verdi. Diğer elinde de kahvesi vardı hala. Bana uzattı. “Tutsana şunu bir canım.”
Elindeki kahveyi devraldım. Ancak hızlı davranıp benden aldı Yiğit. Ardından kafasına dikti. Rüzgar bu arada aramayı yapmış, telefonu kulağına götürmüştü. Karakoldan çıkarken Bartu konuştu. “Sana da aldım, al bunu iç.”
Küçümseyici bir bakışla çocuğun elindeki kahveye uzandı Yiğit. Birkaç saniye inceledi. Ardından bana uzattı teneke kutudaki soğuk kahveyi. “Ben Latte içmiyorum biliyor musun, Ekim içer bunu ama.” Bartu, sorun olmadığını ifade etti mimikleriyle.
Yolun karşı tarafına doğur geçerken Rüzgar kahvesini geri aldı. Telefonu kapatmıştı. Yiğit ortaya bir soru attı. “Nereye gidiyoruz?”
Sessiz kalmayı seçiyordum her defasında. Sanki rastgele bir kafeden çıkmışız gibi davranıyorlardı. Erkekliğin doğasında mı vardı bilmiyorum ama hepsinin keyfi son derece yerindeydi. Ya da en azından öyle gözüküyordu. Ne olmuştu? Nasıl sonuçlanmıştı? Henüz olayın bile ne olduğunu bilmiyorduk, ve Yiğit de söylememek için direniyordu. Sinirlenmiştim, şuan belli etmeyecek olsam da, hepsine gıcık olmuştum. Baş başa kalmış olsak illa öğrenirdim ne olduğunu. Gerekirse Yiğit’i darlayarak, gerekirse gıcık edip zorla söyleyerek, ama buradayken bu zordu. Başta yalnız olmadığımız için mutluydum oysa ki, durum nasıl buraya evirilmişti? Gözlerimi devirmemek için zor durdum.
“Kanka Emrelere gidelim istersen, öğlene doğru gelirmiş annesi falan.”
Başıyla onayladı Yiğit. Sonra yoldun karşısından gelen dolmuşa elini kaldırdı. Ve bindik. İki kişilik yer vardı, dördümüz ayakta dururken Yiğit başıyla işaret etti bana oturmamı. Zaten aylardır oturuyormuşum gibi hissediyordum ama yine de oturdum. Yanımdaki koltuğu işaret ettim sonra. “Otursanıza biriniz.”
Yiğit başını geri attı reddetmek için, ardından saçlarını düzeltti. Bende Rüzgar’a söyledim. Sadece ben otururken tuhaf hissediyordum çünkü. “Yok, Bartu otursun işte!” Rüzgar’ın cümlesi ile Bartu hareketlendi ve yanıma oturdu. Rüzgar’a bakmaya devam ederken, Yiğit’in mırıldandığını duydum. Rüzgar’a bakıyordu o da. Ne dediğini duymasam da bakışları gayet açıklayıcıydı. 2-3 asır önceden kalma bir babaya benziyor ve öyleymiş gibi davranıyordu Yiğit bana karşı zaten. Onun öz kardeşi olmadığım için mutluydum. Bana önem verdiği için bunu yaptığını düşünsek bile, bu tutucu tavrı işine geldiğinde var olup, işine gelmediğinde yeniden yok oluyordu. Beni gıcık ediyordu bu da. Örneğin gece saat 9’dan sonra dışarı tek başıma çıkmamı hoş karşılamıyordu onunlayken, havanın kararmasını güvenli bulmamasıydı gerekçe de. Onların evin çevresinde çok köpek olduğu için bunu çok sorun etmiyordum onlarda kalırken. Ama sigarası bittiğinde tehlike falan kalmıyordu. Gidip ona yenisini almam için dakikalarca beni ikna etmeye çalışıyordu.
Emrelerin evine gelene dek sessiz sayılırdık. Rüzgar ve Yiğit kendi arasında konuşuyordu daha çok aslında. Bende cam kenarında olduğum için çok dahil olamıyordum. Yiğit’in delici bakışlarını gördüğü için miydi bilmiyorum ama Bartu da son derece sessizdi. Oturduğundan beri konuşmamıştık tek kelime bile. Camdan dışarı bakıyordum bende. Evin arka sokağındaki caddede dolmuşu durdurup indiğimizde, sonunda ikisinin muhabbetine katılacak kadar yakındım.
“Ama mesela şu da var, o itler çağırılırsa benden bilecekler. Ha, beni bağlar mı, bağlamaz. Da, niye böyle olsun ki?”
“Haklısın kanka da, hakkın yeniyor yani. Onu bir söyleyeyim, o orospu çocukları evde yatıyorlardır şimdi. Sen aslında onlara itimat etmeyecektin de işte…”
“Yani bana pek bir şey olmadı, bu işler falan uzamazsa okeyim ben. Onlar kendi götünü kurtarmaya çalışacak!”
Kaşlarımı çatmış onları pür dikkat dinliyordum. Fakat bu da anlamam için yetmiyordu. Konunun başını kaçırdığım için, sonrasını anlamam da zorlaşıyordu. Araya girip sormam gerekti.
“O çocuklar kim ki?”
Yiğit bana döndü. Rüzgar ise cevap verip vermeyeceğini anlamak ister gibi Yiğit’e bakıyordu. Beklenmedik şekilde cevap verdi. Ben de şaşkındım, bu beklenmedikti.
“Platin sarı bir kız var ya, acayip makyajlar yapıyor. Hani çapraz sınıfta, onun manitası. Bir de arkadaşı onun işte. Göt ve don gibi dolaşıyorlar, illa tanırsın. Kız hatta geçen sene o herifle aldatmıştı bu çocuğu, sonra noldu bilmiyorum da, gene sevgililer.”
Bahsettiği kişileri yakinen tanımamakla birlikte, az çok biliyordum. Sürekli karşı karşıya geldiğimiz insanlardandı. Fakat benim için yine oturmamıştı. Kimdi bunlar, ve olayla ne alakaları vardı?
“Tamam ne yapmışlar, onların olayı mıymış bu?”
“Ya, benim kıza bulaşıyorlar, bilmem ne dedi bu it. Başka sınıftan bu dedikleri çocuk da, onun gözünü korkutalım, falan. Sonra işte…”
“Ekim boş ver kanka, uzun iş işte de, Yiğit yapmaz öyle işler.”
Rüzgar araya girdiğinde aniden yükseldim. Sonunda öğrenmeme ramak kalmışken, şuan durdurmanın sırası mıydı?
“Ya sen bir dursana! Ne olmuş sonra?”
“O kadar yani işte. Benim üzerime kaldı da, çok bir şey yapmadım ben.”
Başımı geriye attım ve öfkeyle soludum. Bağırmaya başladığımda Emrelerin evin de içinde bulunduğu sokağa yeni girmiştik. Birkaç dakikalık yürüme mesafemiz kalmıştı.
“Siz her şeyi bilirken iyi, niye benim haberim olmuyor? Anlatın artık da bilelim! Gecenin köründen beri karakoldayız, ne olduğunu bile bilmiyoruz, beni çıldırtmayın Rüzgar! Ve Yiğit sen de, adam gibi anlatın şu olayı artık!”
Rüzgar yüzüne yine o her zamanki, ben ne alaka abi, ifadesini takınırken Yiğit ifadesizdi. İlk konuşan da o oldu zaten.
“Tamam, geçelim bir eve de. Konuşuruz…”
Gerçek anlamda öfkelenmiştim ki, Bartu’nun adımı söylediğini duydum. Eliyle yolun kenarını işaret ediyordu. Dikkatim dağıldı ve ona baktım.
“Bu muydu, senin, adı karamel, dediğin kedi?”
Bir anlık şokla durdum, ben ne diyordum, o ne yapıyordu. Her ne kadar sinirli olsam da, ona sinirli olmadığımı kendime hatırlatarak başımı salladım ve kısaca cevapladım.
“Hmm, buydu.”
İlerlerken adımlarını hızlandırdı ve erkeklerle arama girdi. Yan yana yürüyorduk ve ben artık en sondaydım. Ardından ses tonunu alçaltarak konuştu.
“Sakin ol sen, herkesin sinirleri gergin. Az sonra herkes birlikteyken anlatır.”
Sakinleşmeye çalışmaktan ziyade, hakkımı savunmak için, yeniden konuşmaya başladım. Omuzlarımı hafifçe kaldırdım ve yine yüksek bir tonda anlatmaya başladım.
“Biz burada eşekbaşı falan mıyız? Neden adam yerine konmuyoruz acaba?”
Kaşları havaya kalktı ve paniğe benzer bir tonda hafifçe omzuma dokundu, Yiğit ve Rüzgar’ın bakışlarının eş zamanlı olarak bana dönmesinden sonra. “Marketten çikolata da almıştım. Bak buna, böyle çikolata sever misin?”
Sesimdeki öfke belirgin şekilde belli olurken çikolatayı aldım. Hala dövecek gibi konuşuyordum. “Severim!”
Bunun üzerine, haklı olduğumu belirterek konuşmaya başladı. “Biraz gerginsin sen sanırım. Yani evet haklısın, biliyorum da, sakin ol.”
Evin kapısından girdik hızlı adımlarla, bizi karşılayan Emre’nin sorularıydı bu defa da bizi sıkboğaz eden.
“Ya mesaj atıyorum cevap vermiyorsunuz, Yiğit seni 2-3 kez aradım. İnsan bir haber verir! Nerde kaldınız? Niye bu kadar sürdü? Komple bitti işiniz herhalde ama demi?”
Rüzgar onu aramıştı ama açıklaması yeterli gelmemi olacaktı ki, Yiğit’i de aramıştı. İçimden hafifçe güldüm. Benden fazlasını biliyordu fakat yeterli değildi. Peki ya ben ne yapsaydım? Bunu boş verdim ve nefes aldım. Pantolonumun arka cebinden Yiğit’in telefonunu çıkarıp baktım. Ardından sesli şekilde cevap verdim neden açmadığımızı belirtir şekilde.
“Sessizdeymiş.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…