9. bölüm · VATAN VE SEVDA YOLUNDA

9.

Doğa

Satır arası yorum yapmayı ve yıldıza basmayı unutmayıın!
İyi okumalarr.

🎀

"Yaşlanıp öyle kol kola yürüyelim mi?
Ne güzel yaşlanırsın sen."

Bütün ömrüm seninle geçsin, birlikte yaşlanalım, Biricik Sevdam.

Türkiye/Silopi
Doğa Özyiğit

Çalan alarmımla birlikte yatakta dikeldim. Uyanmama gerek yoktu, zaten hiç uyumamıştım. Tüm gece düşünmekten uyuyamamıştım.

Düşünmüştüm, Batur'u düşünmüştüm, kız kardeşini düşünmüştüm. Geçmişini düşünmüştüm. Yaşadığı şeyleri düşünmüştüm. Sadece onu düşünmüştüm tüm gece.

Yorgunlukla yataktan çıkarak aynanın önüne geçtim. Kızarmış gözler ve şişmiş gözaltlarım. Saçımı topuz yapıp banyoya ilerledim. Esneyerek banyoya girip ihtiyaçlarımı gidererek odama döndüm. Üstümü değiştirip yatağımı toplayarak saçımı yaptım.

Gece eve gelir gelmez kendimi duşa atıp sonra da bu güne hazır olması gereken bir kaç dersi hazırlamıştım. Tüm geceyse düşünmekten uyuyamamıştım. Niye bu kadar düşünüyordum? Niye bu kadar önemsiyordum? Niye her şeyini öğrenmek istiyordum? Kafamda deli sorular vardı geceden beri.

Odamdan çıkıp mutfağa geçtim. Ocağın altını açıp çaydanlığı suyla doldurarak kaynamaya bıraktım. Dolabın önüne geçerek kahvaltılıkları çıkararak tezgaha dizip küçük küçük tostlar yapmaya başladım. Küçüklüğümüzden beri bu tostları yapıyordum. Annem öğretmişti, öğren kızım bir gün ben olmazsam abinle birlikte yaparsınız derdi hep.

Büyüdüm anne, 23 yaşıma geldim, çalışıyorum ama hiç abimle bu tostları yapma fırsatım olmadı. Ekmekleri hazırlayıp tost makinesine koydum. Kızardıktan sonra hepsini çıkarıp teker teker tabağa dizdim.

"Günaydın."

"Günaydın abi." Mutfağa geçerek direkt yeşil zeytinlere daldı. Zeytini yiyip çekirdeği kafama fırlatınca, "Ya abi yapma!" diye cırladım.

"Niye kardeşim değil misin?"

"Zorbalaman mı gerek kardeşinim diye?"

"Evet." Sabır dileyerek önüme döndüm.

"29 değil de 9 yaşındasın sanki! Sana birisini bulsam da eversem!"

Ocağın önüne geçerek çaydanlığın altını kapattı. 2 bardak çıkararak her ikisine de çay doldurdu. Bardakları alıp masaya oturduğunda, bende tost makinesini fişten çıkarıp tabağı alarak masaya geçtim.

"Benim sevgililikle falan uğraşacak vaktim yok. Vatanım bana yeter." Kısa bir sessizlik oldu. Mutfakta sadece abimin çayı höpürdetmesi ve tostların ısırdıkça çıkan çıtırtısının sesi vardı.

Yüzüme dikkatlice bakıp, "Gözlerin niye kızarmış? Uyumadın mı?"

"Uyku tutmadı," deyip tabağıma döndüm.

"Çelik komutan," derin bir nefes alıp çayımdan bir yudum alarak, "Onun kız kardeşi mi var?"

"Vardı."

"Ne oldu peki?"

Gözü, sanki eskiyi hatırlamış gibi uzaklara daldı, "Bunu benim sana anlatmam doğru olmaz, hem nereden çıktı bu?"

"Dün gece, hava almak için dışarı çıktığımda o da oradaydı, gökyüzüne bakıp çok özlediğini söylüyordu."

"Buse, çok güzel bir kızdı, sana da çok benziyordu. Çelik seni ilk gördüğünde Buse'ye çok benziyor dedi. O yüzden seni Çelik'ten uzak tutmaya çalıştım. Bakma öyle umursamaz davranmasına, duygularını çok iyi gizler." Yutkundum. Nefes alamadım. Dün gece hayatıma sana benzeyen birisi girdi dediği kişi bendim..

"Ben çantamı alayım, çıkalım." Başını olumlu anlamda sallayıp çayını içti. Ayağa kalkıp odama ilerledim. Aynanın önüne geçip derin nefesler aldım. Kendimi birazcıkta olsa sakinleştirip paltomu ve çantamı alarak odadan çıktım.

Bu arada da abim mutfağı toparlamış, bulaşıkları makinaya dizmişti. Kapının önüne gelip paltomu ardından da siyah botlarımı giydim. O da gelip botlarını giyince kapıyı açtı ve evden çıktık. Hava yağmurluydu, evden arabaya geçene kadar bile ıslanmıştım.

"Hava çok yağmurlu, gelip alırsın beni."

Arabayı çalıştırdığında, "Gelemem, işim var bu gün. Kendin gelirsin."

"Ben nasıl geleyim bu havada!"

"Ben nasıl ki bu havada antrenman yapıyorsam, sen gayette eve gelirsin, Doğa."

"Sor bakalım senin bağışıklık sisteminle benim bağışıklık sistemim aynı mı? Direkt hasta olurum!" Arabayı okulun önünde durdurduğunda yüzüme döndü, "Çıkmazdan 10 dakika önce ara beni, işim olmazsa gelmeye çalışırım, olmadı bizimlerden birisine söylerim gelip alır seni."

"Peki abiciğim." Gülümseyip yanağına öpücük bırakıp arabadan indim. Hızlı adımlarla okula girdim, girdiğim gibi de hapşurmaya başladım.

Doğruca kantine ilerledim. Sıcak bir kahve kendime gelmemi sağlardı belki. Kolumdaki saate baktım, ilk dersimin başlamasına 25 dakika vardı. Kantinden kahve alıp masaların birisine geçtim. Telefonumu çantamdan çıkarıp sosyal medyada gezmeye başladım. Önümde bir hareketlilik hissedince başımı kaldırdım. Bulut hoca.. Sal beni be adam.

Yapmacık bir şekilde gülümseyip, "Günaydın hocam."

"Günaydın Doğa hanımcığım."

Elini masanın üstündeki elime değdirince elimi geri çektim. Sadece konuşmaya çalışmasını anlarım, ama olur olmadık ellerime dokunması, elimdekileri alıp ben taşırım siz yorulmayın demesi cidden rahatsız ediciydi.

Takıntılı mısın adam, siktir git diyesim geliyor bazen. Ama ben hanımefendi kişiliğimden çıkmayacağım.

"Buyurun hocam, bir şey mi vardı?"

"Alışabildiniz mi oku-" cümlesinin devamını getirmesine izin vermeden lafını böldüm.

"Bakın hocam, 3 aydır geldim. Alıştım evet çok iyi alıştım. Her Allah'ın günü gelip bana Alıştınız mı diye sormayın, artık bunaldım bu bir. İkincisi, bir daha eşyalarıma ve ya ellerime dokunursanız, polise şikayet etmekten hiç çekinmem." Elindeki kağıtlarımı alarak ayağa kalktım.

Tekrar gülümseyip kahvemi de alarak, "İyi dersler," deyip kantinden çıktım.

İlk dersim 6. sınıflaraydı. Kendi sınıfıma. Doğruca ikinci kata çıkıp 6/C sınıfına ilerledim. Sınıfa girer girmez büyük bir gürültüyle karşılaşınca şaşırmadan edemedim. Normalde sakin bir sınıflardı.

"Çocuklar ne oluyor?" Masama geçip kağıtlarımı masaya bıraktım. Hepsi sakinleşip yerlerine geçince Esin ayağa kalktı.

"Öğretmenim, bu gün Leyla'nın doğum günü. Bizde ona hediye almıştık." Leyla'nın sırasının önüne geçip kendisine kocaman sarıldım. "Doğum günün kutlu olsun o zaman Leyla."

Sarılmamız sonlanınca yanaklarnın kızardığını görünce güldüm, "Teşekkür ederim öğretmenim," gülümseyip masama döndüğümde Leyla, "Arkadaşlarımı da çağırdım, eğer müsaitseniz akşam doğum günüme siz de gelir misiniz?"

"Mutlaka geleceğim. Ama güzel, birlikte eğleneceğimiz oyunlar bekliyorum Leyla." Gözleri sevinçle gülerken yerine oturdu, "Tamamdır öğretmenim."

"Leyla'nın doğum günü şerefine ders işlemesek mi öğretmenim?"

"Üzgünüm ama bu gün yazılı yapacağız, Mert." Her biri ayrı bir mırıltı çıkardığında test kitabımı çıkardım.

"Hadi hadi kapatalım defter kitapları." Yarı ders işleyerek, yarı da ingilizce şarkılar söyleyerek dersimizi tamamladık. İlk dersim bittiğinde, eşyalarımı toparlayıp öğretmenler odasına doğru ilerledim.

Paltomu oturacağım sandalyenin arkasına asıp sandalyeye oturdum. Telefonumun çalmasıyla çantamdan çıkardım.

"Oo, Toprak beyefendiler sonunda aramayı akıl edebilmiş." Alayla konuştuğumda güldü.

"Zamanım oluyor sanki, okuldan geliyorum kursa geçiyorum tüm gün Fizik çalıştırmak kolay değil kızım."

"Ben sana Fizik okuma zor dedim."

"Seviyorum ben Allah Allah."

"Sustum." Zilin çalmasıyla oflayarak saatime baktım. Hemen de bitsin zaten tenefüs.

"Topram ben kapatıyorum derse gireceğim."

"Benim 2 dersim boş kudur."

"Toprak, kapat," diyerek cevap vermesine izin vermeden telefonu kapattım. Çantamı alarak koşar adım 7. sınıfa ilerledim. Sınıfa girdiğim gibi derse başladık.

Bol bol dersimin olduğu bir günün sonunda, çıkmama 15 dakika kala abimi aradım.

Telefonu açar açmaz cilveyle konuşmaya başladım, "Abiciğim, canım abim, biricik abim."

"İşim var," diyerek telefonu yüzüme kapattı. Bi' dinleseydin adam! Telefonuma gelen bildirimle mesajlara girdim.

Abim; Hava çok yağmurlu kendin gelme, Çelik'e söyledim gelecek. Gerekli gereksiz sorular sorma izin gününde onu da rahatsız ettim.

Siz; Tamamdıır.

Havanın yağmurlu olmasına bu kadar sevineceğim aklıma gelmezdi. Tabii ki de sorular soracaktım. Öğrenmem gereken gerçekler var. Tabii kendisinin ağzını bıçak açarsa.

Zilin çalmasıyla çantamı ve paltomu alarak sınıftan çıktım. Çıkışa doğru ilerlerken arabalara bakıyordum, bakıyordum da hangisi onun arabasıydı bilmiyordum ki. Ben öylece etrafa bakarken omzumda bir el hissettim. Refleks olarak bileğinden tutup çevirdim, arkamı döndüğümde elin sahibi Çelik komutandı..

Hemen elini bıraktığımda teslim oluyormuş gibi ellerini havaya kaldırdı.

"Sakin."

"Özür dilerim, refleks olarak, alışkanlık."

"Önemli değil, asıl ben özür dilerim." Başımı salladığımda, dışarı doğru yürümeye başlayınca peşinden gittim. Arabasının önüne gelince arka koltuğa geçtim.

"Öne geçseydin."

"Yok teşekkür ederim." Başını salladığında kapıyı kapattı, sürücü koltuğuna geçti.

"İzin gününmüş galiba, rahatsız ettim seni de." Arabayı çalıştırıp birikintilerle dolu yolda sürmeye başladığında, "Önemli değil, zaten tektim evde."

"Rica etsem, hediye alabileceğim bir mağazada durdurabilir misiniz?"

Başını saladığında dikiz aynasından bana baktı. Bir kaç dakikanın ardından arabayı durdurduğunda camdan dışarıya baktım. Küçük bir mağazaydı ama istediğimi bulabileceğim bir yerdi.

"Yardım etmemi ister misin?"

"Olur." Kapıyı açıp arabadan indiğimde yağmur dinmemiş, daha da şiddetlenmişti. Hemen mağazadan içeri girdiğimde, o da peşimden geldi. Tekrar hapşurmaya başladığımda yanımda durdu.

"İyi misin?" Başımı olumlu anlamda salladığımda raflara baktım. Çelik komutan da içerideki adamla konuşuyordu.

"Oo, komutanım hoş geldiniz."

"Hoş bulduk Kamil abi."

"Hangi rüzgar attı seni buraya, uğramazdın hiç?"

"Hediyelik eşya bakacakmışta," deyip beni gösterdi. Hafifçe gülümsediğimde tekrar rafa yöneldim. Kar küresi mi alsam acaba?

"Hanım kızımız kim?"

"Ateş komutanın kız kardeşi." Sesi soğuk, aynı zamanda özlemle çıkmıştı. Acaba sormasaya mıydım.

"Bir şey seçebildin mi?" Tam yanımda durduğunda raflara baktı.

"Kar küreleri güzel aslında."

"Kime alıyorsun ki?"

"Öğrencimin bu gün doğum günüsüymüş, beni de davet etti. Hediyesiz gidemem." İki kar küresini elime alıp kendisine gösterdim. Birisi, pembe, içinde balerin figürü olan, sesli ve ışıklı kar küresiydi. Diğerinin içinde kış tasvir edilmişti, çatısı karla kaplı, etrafında küçük yeşil üstü beyaz ağaçlar vardı.

"Sence hangisi?"

"Kız mı erkek mi?"

"Kız."

Pembe olan kar küresini eline alıp ışığını ve sesini açtı, sağına soluna bakıp, "Bu daha güzel bence, tabii sen bilirsin."

"Bence de." Işığını ve sesini kapatıp kar küresini bana uzatınca elinden alıp kutusuna koyarak kasaya geçtim.

"Hediye paketi olsun mu?"

"Lütfen." Kadın kutuyu eline alıp etrafını sararken cüzdanımdan kartımı çıkardım. Kutuyla işi bitince ödemeyi yaptım ve birlikte mağazadan çıkıp hızlıca arabaya geçtik.

"Doruk'un işi uzun sürer bu gün, hava da iyi değil, istersen bırakırım seni akşam."

"Yani iyi olur aslında ama izin gününü bana kullanmanı istemem." Arabayı çalıştırdığında, "Başka kime kullanacağım," diye fısıldadı.

"Numaramı vereyim istersen, akşam yazarsın gelip alırım seni, hapşuruyorsun sabaha grip olursun."

"Tamam," deyip telefonumu çıkardım. Numarasnı söylediğinde kaydettim. Kendisine de mesaj attım ki, benim numaram ona düşsün.

"Tamamdır," deyip cama döndüm.

Kısa bir sessizliğin ardından, "Batur'du değil mi adın?" dediğimde gözleri kocaman açılıp arkaya döndü.

"Sen nereden biliyorsun?"

"Dün gece kendin söyledin, sarhoştun hatırlamıyorsun." Önüne dönüp eve doğru sürmeye başladı.

"Buse, kız kardeşin, ona ne oldu?"

Derin bir nefes alıp, "Kardeşimin adını bir daha ağzına alma." Kelimeleri teker teker, heceleyerek söylemesi ve bunu soğuk sesle söylemesi ürkmeme neden olmuştu.

"Dün duydum da, sormak istedim, özür dilerim."

"Sorma." Arkama yaslandığımda başımı tekrar cama çevirdim.

Bir şey olmuştu, ağır bir şeyler olmuştu. Tersleyecekti beni sürekli bu konuda orası kesin. Kardeşi onun için çok değerli olmalıydı. Ama ne olmuştu, neler yaşamıştı hepsini öğrenmek istiyorum. Sadece merak değildi, sevgiydi bence bu.